DEPREM VE DEPREMİN YAPILARA ETKİLERİ

👤Sena Çam Bahçeşehir Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Kosrat Mohammed Bahçeşehir Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Yrd. Doç. Dr. Gökhan Gelişen Bahçeşehir Üniversitesi Yapı İşletmesi Anabilim Dalı Koordinatörü

Giriş
Yeryüzünde depremin en sık görüldüğü alan Pasifik su çevresi (Pasifik ateş hattı)’dır. İkinci kuşak ise Akdeniz himalaya deprem kuşağıdır. Dünyada depremin en az oldugu alanlar ise İskandinav ülkeleri (İsveç, Norveç, Sibirya, ABD, Finlandiya, Brezilyanın doğusu, Kuzey Afrika, Avustralya)’dır. Ülkemiz Alp Himalaya dağ kuşağında yer aldığından ülkemizde de depremler sık görülür.
Yeryüzünde meydana gelen depremlerin % 68’i bu kuşakta meydana gelmektedir. İkinci bir kuşak, Avrupa ve Asya arasında uzanmaktadır. Yeryüzündeki depremlerin %21’i bu kuşakta meydana gelmektedir. Üçüncü kuşak ise Atlas okyanusunun ortasındaki sırtlar boyunca uzanmaktadır. Meydana gelen depremlerin %11 ‘i bu kuşak boyunca görülmektedir.

Dünya’da her yıl 150 000 deprem olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bunların büyük bir bölümü o kadar hafiftir ki insanlar hissedemez. Bunları sadece sismograflar kaydedebilmektedir. Her yıl 20 ile 50 arasında ciddi can ve mal kaybına yol açan deprem gerçekleşmektedir. Dünya’da depremlerin en az etkili olduğu yerler ise eski kara kütlelerinin bulunduğu Kanada, Kuzey Avrupa, Sibirya, Arabistan Yarımadası gibi bölgelerdir. Hindistan ve Türkiye Dünya’daki depremlerin % 21’inin görüldüğü Asya ile Avrupa arasındaki deprem kuşağında, Şili ise depremlerin %68’inin görüldüğü Büyük Okyanus’u çevreleyen deprem kuşağında yer alır. Ancak Danimarka eski kara kütlelerinin üzerinde bulunduğundan, Danimarka’da depremlerin etkili olduğundan söz edillir.
Deprem Riskinin En Çok Olduğu Bölgeler
1-Japonya
2-Çin Halk Cumhuriyeti
3-İran
4-Türkiye
5-Pakistan
6-Asya kıtasının özellikle güney kısımları
7-Amerika kıtasının batı kıyıları(Güney Amerika’da Şili)
Deprem binaları mutlaka yıkar ve insanların ölümüne sebep olur diye bir kaide yoktur. Tarihi yapıların depreme karşı güvenilir olması asırlar öncesi mühendislik hizmetinin daha bilinçli olduğunu kanıtlamaktadır.
İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’u etkileyen en büyük deprem 1509 yılında olmuştur. İzmit Çatalca arasını boydan boya kıran deprem çok büyük enerjinin açığa çıkmasına ve kıyamet koptuğu sanılacak kadar büyük bir tahribatın meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu denli büyük deprem etkisine maruz kalan Dikili Taş ve Dikili Duvar ayakta kalabilmiştir. Depremde Dikili Taş’ı yıkılmaktan koruyan mucize değil mühendislik bilgisidir. Depremin yıkamadığı binalardan söz edildiğinde, Erzincan’da bulunan Devlet Demir Yolları Gar Binası’ndan da bahsetmek gerekir. Erzincan Gar Binası 1932 yılında inşa edilmiştir. 1939 yılında Erzincan “8” büyüklüğünde depremle sarsılmış ve tüm Erzincan yerle bir olmuş, sadece Erzincan Gar Binası depremden hasar almamıştır. Küçük sayılabilecek bir deprem olan 1992 Erzincan depreminde çok önemli binaların yıkılmış olması basit bir açıklama ile geçiştirilemez. Deprem sonrasında yazılan raporlar ve depremle ilgili görüntülü kayıtlar eşliğinde belirtilen tespitler ve önerilen fikirler esas itibarı ile betona yeteri kadar çimento konulmayışı ve kolon sarılma bölgesinde gerekli etriyenin bulunmayışı üzerinde yoğunlaşmaktadır. 1999 Adapazarı ve sonrasında olan depremlerde yıkılan binaların ve oluşan can ve mal kaybı itibara alındığında, özellikle, Bingöl ve Afyon depremlerindeki göçen binaların göçme biçimleri incelendiğinde, depremde oluşan hasarların esas sebebi üzerinde daha ciddi çalışmalar yapılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Kiriş kolon taşıyıcı çerçeve arasını dolduran duvarların, bina davranışı üzerine etkisini belirlemek amacına yönelik çok sayıda deneysel çalışma yapılmış ve dolgu duvarların bina davranışını önemli derecede etkileyen bir parametre olduğu saptanmıştır. Deprem sonrası oluşan hasar durumları da deneysel bulguları desteklemektedir.
Binaların depremde hasar görmesinin zeminden kaynaklanan bir durum olduğu ve depreme karşı binanın güvende olup olmadığına binanın statik sisteminden ziyade zeminin sağlam olması ön plana çekilmektedir. Bazı kişilere göre zemin iyi ise deprem binayı yıkamaz. Zemin çok sağlam değilse bina yapmak doğru olmaz gibi bir şablon ortaya konulmaktadır. Zemin koşulu binanın projelendirilmesinde önemli bir parametredir. Ana kayanın üzerindeki tabakaların cinsi binanın depremde maruz kalacağı etkiyi artırabilir. Yumuşak zeminlerde etkinin arttığı bilinen bir gerçektir. Yumuşak zemin üzerine bina yapılmaz denemez, önemli olan zemin koşullarının belirlenmesi ve proje safhasında gereğinin yapılmasıdır. Yani, zemin durumuna göre deprem etkisi belirlenmeli ve belirlenen etkiye göre gerekli emniyet sağlanmalıdır.

Zemin koşullarının tetkik edilerek gerekli iyileştirme ve tedbir alınmadan yapılan yapıların depremde devrildiği, çökerek zemine gömüldüğü ve daha birçok hasarlara yol açtığı deprem sonrasında ortaya çıkan gerçeklerdir. Zeminler doğal olarak uygun değilse iyileştirilemez anlayışına da katılmak mümkün değildir. Yabancı firma tarafından İstanbul’da yapılan Dolma Bahçe Sarayı, adı üstünde dolma zemin üzerine inşa edilmiştir. Dolgu zemin üzerine ve denize sıfır konumda saray yapabilen mühendis Adapazarı, Fethiye, İstanbul gibi şehirlerdeki gevşek zemin koşullarında da gerekeni yaparak depreme karşı emniyetli binalar yapabilir. Bina altındaki zemin suyunun seviyesinin düşürülmesi deprem sırasında aşırı çökmelerin oluşmasını ve zemin emniyet gerilmesinin azalmasını önleyici bir tedbirdir. Başka bir deyişle, bir temel altındaki zeminin asgari kalınlıkta sıkışmış olması ve su hareketinin engellenebilir olması deprem sırasında zeminin üst yapıyı tutabilme şansını artırmaktadır. Bu temel prensipten hareket edilerek, bir binanın yakınında kuyular açılırsa yer altı su seviyesi düşecektir. Yer altı suyu seviyesinin düşürülmesi bina yükü altında üst tarafın sıkışmasına sebep olacaktır. Yani, yer altı su seviyesinin düşürülmesi halinde binanın oturduğu zemin tabakasının üstten itibaren sıkışmasına ve daha sağlam zemin tabakasının oluşmasına sebep olacaktır. Sonuç olarak Depreme karşı emniyeti sağlamak amacı ile kiriş kolon boyutlarının büyütülmesi mühendislik örneği olamaz. Önemli olan depremin yapılara aktardığı etkileri gerçekçi olarak algılamak ve ekonomik çözümler üreterek depreme karşı başarı sağlayacak taşıyıcı sistemi belirlemektir.

DÜNYA ÜZERİNDE EN ÇOK DEPREM OLAN BÖLGE
JAPONYA

Japonya’nın Kuzey Doğusundaki Tohoku Bölgesi açıklarında kıyıdan 130 km uzakta 11 Mart 2011 tarihinde Greenwich saati ile 05:46’da (yerel saatle 14:46) 9.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Deprem merkezi 38.322°N, 142.369°E koordinatlarında olup odak derinliği 24 km’dir. Japonya Meteoroloji Ajansı tarafından Taiheiyou olarak isimlendirilen deprem, Japonya’nın Kuzey doğu kentlerinde hasara yol açmış, deprem merkezinden 350 km güneydeki başkent Tokyo’da da şiddetli hissedilmiştir. Deprem sonrası, derin denizde 15 metreden yüksek genlikte ve yaklaşık 1 saat periyodunda oluşan tsunami dalgaları en yakın kıyıya yaklaşık 25 dakikada ulaşmıştır. Japonya açıklarında gerçekleşen bu deprem, yeryüzünde bugüne kadar kayda geçmiş en büyük beş depremden birisidir. Japonya’daki yapıların bu çok büyük deprem karşısında oldukça başarılı bir sınav verdiğini, yapısal hasarın ve buna bağlı can kaybının oldukça düşük bir düzeyde kaldığını gösteriyor. Televizyondaki görüntüler ve görgü tanıklarının ifadelerinden, yapılarda önemli ötelenmeler oluştuğunu, ama aşırı bir hasar oluşmadığını söylemek mümkün. Bu bağlamda, Japonya’da yapıların deprem güvenli yapılar olduğu söylenebilir. Büyük depremden bir hafta kadar önce yine Japonya’da gerçekleşen 7,2 veya 7,3 büyüklüğündeki deprem bu düşünceyi doğrulamaktadır. Can kaybı olmaksızın ve kayda değer bir yapısal hasar görülmeksizin atlatılan bu deprem, sıradan bir doğa olayı olarak, yalnızca birkaç gün haber bültenlerinde yer bulabilmişti.

Dikkat edilirse, önemsenmeden geçiştirilen bu depremin büyüklüğü, ülkemizin karabasanı olan ve gerçekleştiğinde büyük bir felakete yol açacağı, elli binler düzeyinde can kaybı oluşturacağı bilinen olası İstanbul depreminin olası büyüklüğü kadardır. Yılda yaklaşık 1000 deprem yaşanan Japonya’da binaların ayakta kalmasının sırrı, 1995’te 6 bin kişinin ölümüne yol açan Kobe Depremi’nin ardından çıkarılan katı inşaat yönetmeliğinde yatıyor.
Bu felaketten sonra binaları koruyacak teknolojiler geliştirmek için milyarlarca dolar harcayan ve eski binaları da güçlendiren Japonya, inşaat mühendisliğinde dünya lideri haline geldi. Japonya’nın inşaat yönetmeliği alçak, orta yükseklikteki ve yüksek binalara ayrı kurallar ile koruma sistemleri getiriyor. Üç ve daha az katlı binalarda güçlendirilmiş duvarlar ve temele belli bir kalınlıkta levhalar yerleştirilmesi şartları aranıyor. 3.5 metreye kadar olan orta yükseklikteki binalarda çok daha gelişmiş mühendislik yöntemleri uygulanırken, gökdelenler ülkenin en üst düzey inşaat mühendisleri tarafından geliştirilen yenilikçi teknolojilerle korunuyor. Japonya’da binalarda kullanılan sistemlerin başında, binalarla yeryüzünün bağlantısını kesen taban izolasyonu teknikleri geliyor. Bu sistemde, binanın temeline genellikle kauçuktan yapılan tamponlar yerleştiriliyor ve bunlar binanın titremek yerine sallanmasını sağlıyor. Binanın iskeletine yerleştirilen silindir şeklindeki hidrolik teller sayesinde de, bina sallanma sırasında temeli ile birlikte hareket ediyor ve böylece yıkım önleniyor. Orta ve yüksek binalarda ayrıca duvarların içinde boşluk bırakılarak metal plakalar yerleştiriliyor. Bu plakalar sarsıntıyı yayarak binanın tüm bölümlerinin aynı anda hareket etmesini sağlıyor. Orta yükseklikteki binaların temelinde teflon kancalar da kullanılıyor. Normal şartlar altında bina ağırlığı sayesinde zeminin üzerinde sabit duruyor. Bir deprem olduğunda ise bina, bu kancalar sayesinde zeminle birlikte kayıyor, sarsıntı bitince de tekrar yerine oturuyor.

Çok yüksek binaların depreme dayanıklı olabilmesi için hayati olan şart da aşırı esneklik. Bu nedenle gökdelenlerde daha gelişmiş sistemler kullanılıyor, çoğu kez de birçok teknik bir arada uygulanıyor. Japonya’daki gökdelenler deprem anında iki yöne doğru en az 3 metre gidip geliyor. Yüksek binalarda uygulanan en gelişmiş yöntem temelde tampon olarak sıvıların kullanılması. Tokyo’nun en yüksek binalarından biri olan 240 metrelik Roppongi Hills Mori Tower’da, petrolle doldurulmuş tamponlar kullanıldı. Bu sistemde, petrol deprem sırasında sallantının aksi yönüne doğru akarak şiddetini azaltıyor.

ÜLKEMİZDE OLAN BÜYÜK DEPREMLER
MARMARA DEPREMİ

17 Ağustos 1999, saat 03:02’de merkezi Kocaeli-Gölcük olan, Richter 7.4 şiddetinde büyük bir deprem yaşadık. Deprem tüm Marmara Bölgesinde, Ankara ve İzmir’e kadar Türkiye’nin geniş bir alanında hissedildi; ancak Kocaeli, Adapazarı, Gölcük, Yalova ve çevrelerinde büyük çapta can kaybı ve hasara neden oldu.
15,000 ölü, on binlerce yaralı, binlerce tamamen yerle bir olmuş bina/konut, on binlerce hasarlı yapı ve yüzbinlerce evsiz insan. 

VAN DEPREMİ
Ekim 2011 Van Depremi: 23 Ekim 2011 günü Türkiye saati ile 13:41’de Van’da meydana gelen ve 25 saniye süren deprem. Depremin merkez üssü Van’a 17 kilometre uzaklıktaki Tabanlı köyüdür. Yapılan değerlendirmelerde depremin büyüklüğü; Kandilli Rasathanesi tarafından Richter ölçeğine göre 6.6Mw, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu tarafından ise 7.2 Mw olarak duyuruldu. Kandilli Rasathanesi’nden daha sonra yapılan açıklamada, deprem şiddetinin merkez üssünde 9 olduğu belirtildi ve depremin moment büyüklüğü 7.2 Mw olarak düzeltildi. Deprem, Ulusal Kuvvetli Yer Hareketi Gözlem Ağı’na bağlı 22 istasyon tarafından kaydedildi. Hakkâri, Ağrı, Iğdır, Erzurum, Kars, Muş, Bitlis, Siirt, Batman, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa gibi çevre illerde, İran ve Kuzey Irak’ta da hissedilen depremde binalar yıkıldı, elektrik ve telefon hatları kesildi. Richter ölçeğine göre 7.2Mw büyüklüğündeki deprem, Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu’da meydana gelen en büyük depremlerden biri olarak kayıtlara geçti.

MATERYAL VE İNCELEMELER
Zemin İncelemesi
Van, Erçek ve Muradiye gibi yerleşim alanlarının çoğu, zayıf nitelikli zeminlerde yer alan yerleşim alanları depremden en çok etkilenen alanları oluşturmuşlardır. Yeraltı su seviyesi ise yüzeye oldukça yakındır. Kum çökellerinin yer aldığı ve yeraltı su seviyesinin yüksek olduğu Erciş  İnönü Mahallesinde sıvılaşma kaynaklı yanal yayılmalar gözlenmiştir. Yer altı su seviyesinin yüzeye çok yakın olduğu, düşük eğimli ince kumlu zemin profilinde yaklaşık 300 m boyunca yanal yayılma gözlemlenmiştir. Alaköy’de zemin sıvılaşması görüldüğü belirtilmektedir. Bina temelleri incelendiğinde çoğunluğunun genç çökeller üzerine bodrum kat yapılmadan inşa edildiği görülmüştür. Arazi gözlemlerinde, bina temel sistemlerinin genelde tekil temel ve sürekli temel  şeklinde olduğu görülmüştür. Yüksek sismisiteye sahip bu bölgede, yapıların genç çökeller üzerinde yerleşmiş olması ve yeraltı su seviyesinin yüksek olmasının da etkisiyle düşük temel taşıma gücüne sahip olduğu açıktır. . Bu sebeple bina temel sistemleri düzenlenirken projede olduğu halde çoğu yerde düzenlenmemiş olan bodrum kat yapımına dikkat edilmesi gerekmektedir. Sonuçlardan da anlaşılacağı gibi taşıma gücü yetersiz olan zeminlerde gerekli tasarımları yapmadığımız gibi yaptığımız yapıların uygulamalarda fazlasıyla hatalıdır.

Malzeme İncelemesi
Deprem sonrası yapılarda kullanılan malzemeleri incelediğimizde bu yıkımın tesadüf olmadığı görülmüştür. Yapıların yapımında kullanılan malzemeler hem kalite açısından hem de uygulama açısından çok yetersizdir. Bu malzemelerin bu kadar kötü olmasını hem ekonomik şartlara hem de uygulamayı yapan kişilerin yeterli eğitime sahip olmamalarına bağlayabiliriz. Enkazda ve hasar gören yapılarda yapılan inceleme ve tespitler aşağıda verilmiştir; Betonarme yapılarda, özellikle göçen binalarda hazır beton yerine  şantiyede geleneksel yöntemlerle üretilen kalitesiz beton kullanılmıştır.
Betonarme yapılarda genellikle düz inşaat çeliğinin kullanıldığı nervürlü inşaat çeliği kullanılan bazı yapılarda ise etriye olarak düz inşaat çeliğinin tercih edildiği, etriye kancalarının 135° yerine 90° büküldüğü tespit edilmiştir.
Beton üretiminde uygun granülometride, boyut ve biçimde agrega kullanılmadığı, maksimum dane çapı yaklaşık 70‐80 mm olan tüvenan agrega kullanıldığı, agrega dağılımının homojen olmadığı görülmüştür. Donatı aralıklarının sık, agrega maksimum dane çapının büyük olması nedeni ile betonun yerine iyi yerleştirilemediği ve betonda büyük boşluklar oluştuğu tespit edilmiştir. Kil oranı ve suyun yüksek, dozajın oldukça düşük, agrega‐çimento hamuru aderansının yetersiz olduğu, bunun sonucu olarak betonda kırılmanın agrega‐çimento hamuru arayüzünde, betonarmede ise beton ile donatı arayüzünde sıyrılma şeklinde gerçekleştiği görülmüştür. Yığma yapılarda taşıyıcı duvarlarda briket veya kerpicin kullanıldığı tespit edilmiştir.  İstenen standartlarda ve uygun koşullarda imal edilmeyen, zayıf mekanik özelliklere sahip bu malzemelerin kullanılması özellikle kırsal kesimde büyük hasara neden olmuştur.

Yapısal İncelemeler:
Yapıları incelediğimizde yaptığımız yapıları tasarımlarından çok farklı kullandığımız bu yüzden de yapılara zarar verdiğimiz sonucu ortaya çıkmıştır. Van Yolu Erciş Van arasındaki ulaşımı sağlayan, yoğun bir trafik oluşan, değer olarak ilçenin en değerli ve merkezi yoludur. Ticari değerinden dolayı yapıların alt katları genel olarak farklı maksatlarla ticarethane olarak kullanılmaktadır. Bu binaların alt katlarının dükkân olması ve dolgu duvarların kaldırılması yumuşak kat oluşumuna sebep olmuş, göreli kat deplasmanları sebebi ile alt katlarda hasar oluşmasına veya yapının tamamen göçmesine neden olmuştur. Bazı kolonlarda ileri derecede akstan kayma gözlenmektedir. Bu durum kalıp işçiliğinin oldukça kötü olduğu sonucunu vermektedir. Düşey aksı tutmayan kolon veya perdelerin beklenen performansı göstermesi çok zordur. Bunlara ek olarak kirişlerin kolonlar kadar güçlü olduğu, güçlü kolon‐zayıf kiriş  ilkesine aykırı tasarım yapıldığı görülmektedir. Bu deprem sonrası hiç yıkılmayan küçük hasarlarla depremi atlatan yapılarımızda bulunmaktadır. Yıkılan yapıların hemen yanında hasar görmemiş veya duvar çatlakları olan betonarme altı katlı yapılar görülmektedir. Hasarsız yapılarda perde çerçeve taşıyıcı sistem kullanılmıştır. Dolgu duvarları henüz yapılmamış  yapıda taşıyıcı elemanlarda herhangi bir hasar gözlenmemiştir. Ayrıca bu yapıda kalkan duvarlar çatıya kadar uzanan kolonlara bağlanarak deprem esnasında devrilmesi engellenmiştir. Bu son paragrafta da gördüğümüz gibi eğer kurallar doğrultusunda işimizi yaparsak depremleri fazla etkilenmeden atlatabiliriz.

SONUÇ VE TARTIŞMA
Depremde bina temeli, zemin hareketleri nedeni ile hızla titreşirken bina üst katları bu hıza ayak uyduramaz; bu nedenle özellikle alt kat kolonları bağlantı noktalarında büyük zorlanmalara maruz kalır ve kolonun bir yanı basınca maruz kalarak ezilirken diğer yanı da çekmeye maruz kalarak çatlar.
Ardından yapının üst katları bu hasar görmüş kolonların üzerine düşer. Kolon-kiriş ve döşeme birleşimleri kuvvetliyse, beton kaliteliyse, çelik donatı doğru yerleştirilmişse böyle büyük bir harekete karşı 1. kat kolonları dayanabilir. Ancak yapıda ve malzemede hatalar varsa 1. kat kolonları bu yüke direnemez ve ya tamamen parçalanır, ya da ezilme altında dışarıya doğru patlar. Eğer yapının bir üst katındaki kolonlar üzerlerine gelen yükü kaldıracak güçte ise üst katlar hasarsız olarak, sadece 1. kat tamamen çökmüş olarak kalır. Eğer üst kat kolonlarında ve malzemede hata varsa, sırası ile bütün kat kolonları aşağıdan yukarıya domino etkisiyle yıkılır. Deprem bölgelerinde, kolon-kiriş/döşeme birleşim yerlerinde etriyeler 10 cm veya hesapla elde edilecek daha küçük aralıklarla yerleştirilmelidir. Betonarme yapıların deprem anında yapı elemanları üzerine gelen enerjiyi söndürebilmesi/azaltabilmesi için yapının esnek (düktil) olacak şekilde tasarlanmasında büyük fayda vardır. Yapı elemanları esneyebilmeli, deplasman yapabilmeli, hatta belki ufak çatlamalar olabilir ancak kuvvetli bir deprem altında bile az hasarla depremi atlatabilmelidir. Bunu sağlamak için de yapı elemanlarının içinde uygun oranda çelik donatı kullanılır. Betonarme hesaplarında kullanılacak çelik donatının beton kesite göre maksimum bir oranı tanımlanmıştır. Bu oran aşılmadığı sürece beton ve çelik birlikte esnek davranış gösterir, deplasman yapar ancak tamamen yıkılmaz. Bu oran aşıldığında ise betonarme elemanlar birleşim yerlerinde aniden ayrılırlar ve kırılırlar. 
Yapıların hasar görmesine neden olan faktörler:
• Zemine uygun, yapıyı taşıyacak temelin doğru olarak tasarlanmaması
• Yapı malzemesi seçim hataları: beton yapımında deniz kumu kullanıldığı takdirde hem beton dayanımı düşük olur, hem de beton içindeki çelik donatı çubukları korozyona uğrayarak dayanımı azalır, beton ile birleşimi zayıflar. Düz çelik çubukların dayanımı ve betonla birleşimi, nervürlü (tırtıklı) çelik çubuklarına göre daha düşüktür.
• Yapı malzemesi kullanım hataları: Beton yapımı esnasında kullanılan çimento, çakıl, su oranları beton dayanımı açısından çok kritiktir.
• Yapı eleman birleşim hataları: Beton kolon ve kirişlere yerleştirilen çelik donatı oranları ve yerleştirme biçimi yapı dayanıklılığına direk olarak etki eder.
• Yapı projelendirme hataları: Deprem şartnamesine uygun olmayan projeler; deprem yükünü taşıyacak, kolonlar arasına yerleştirilecek, betonarme perde kolon/duvarların bulunmaması; resmi projeden farklı yapı elemanlarının eklenmesi: üst katlarda dışarı doğru çıkmalar, fazladan çıkılan katlar, taşıyıcı kolonların estetik veya mekân kazanma amacıyla kaldırılması.
• Bilinçsiz kişilerce sonradan yapı içinde yapılan tadilatlar: kolon, kiriş kaldırma, bodrumlarda mekân kazanma amacıyla temelde zemini kazma.
Deprem sonrası yapılarda kullanılan malzemeleri incelediğimizde yıkımların tesadüf olmadığı görülmüştür. Yapıların yapımında kullanılan malzemeler hem kalite açısından hem de uygulama açısından çok yetersizdir. Bu malzemelerin bu kadar kötü olmasını hem ekonomik şartlara hem de uygulamayı yapan kişilerin yeterli eğitime sahip olmamalarına bağlayabiliriz.  Betonarme yapılarda, özellikle göçen binalarda hazır beton yerine  şantiyede geleneksel yöntemlerle üretilen kalitesiz beton kullanılmıştır. Donatı aralıklarının sık, agrega maksimum dane çapının büyük olması nedeni ile betonun yerine iyi yerleştirilemediği ve betonda büyük boşluklar oluştuğu tespit edilmiştir.
Depremin yıkamadığı binalardan söz edildiğinde sonuç olarak depreme karşı emniyeti sağlamak amacı ile yönetmelikte verilen kurallara uyulmalı ve uygulamayı yapan kişilere gerekli eğitimler verilmelidir.

KAYNAKLAR
• Doç. Dr. Seyit Ali Kaplan Depremle Savaş Derneği Genel Başkanı İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi (Depremin Yıkamadığı Yapılar)
• Prof. Dr. Şükrü Ersoy (2013 Afet Raporu)
• YAYIN: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ekim_2011_Van_deprem  
• Ahmet KIZILKANAT Ali COŞAR Ali KOÇAK Deniz GÜNEY Murat E. SELÇUK Mustafa YILDIRIM (YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ  23 EKİM 2011 VAN DEPREMİ  TEKNİK İNCELEME RAPORU)
• Japonya’da meydana gelen deprem, tsunami ve nükleer patlamalar nedeniyle İnşaat Mühendisleri Odası tarafından yapılan değerlendirme. (17 Mart 2011)


Bahçeşehir Üniversitesi Yapı İşletmesi Yüksek Lisans programında alınan Mühendislikte Proje Yönetimi dersi kapsamında yapılmış olan bir makale çalışmasıdır. Bu çalışmada her hafta konuyla ilgili örnek makaleler okunmuş ve analizler yapılmıştır.