Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

KUBİLAY TÜFEKÇİ: DÜNYA ÇAPINDA REKABET EDECEK GÜCE VE POTANSİYELE SAHİBİZ

“Türk üreticileri, dünyada ekol olmuş, sektöre öncülük etmiş firmaların ya da ülkelerin üretim kalitelerine ve potansiyellerine oldukça yaklaşmış durumda. İskele-kalıp sektöründe kullanılan sistemlerimizin pek çoğu modüler, çoklu veya farklı projelere uygulanabilir nitelikte. İskele-kalıp sektörünün tek çatı kuruluşu olarak yaptığımız tüm çalışmalar, bu alanda gerekli bilinç düzeyini yerleştirmek ve tüm paydaşlarımızla sektörü yukarı taşımak amacımızla şekilleniyor.”

İskele-kalıp sektörünün tek çatı kuruluşu olan İKSD’nin kuruluş amacından başlayarak faaliyetlerinin çerçevesini çizer misiniz?
Kubilay Tüfekçi: Derneğimiz, özellikle TSE’nin sektörümüzle ilgili Avrupa standartlarını uyarlamaya başlamasıyla doğdu. Eş zamanlı olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının da çalışmaları vardı. Bakanlık, özellikle şantiyelerde sıfır kaza ortamının sağlanması açısından bir dönem çok önemli çalışmalar yaptı. TSE ve Bakanlığın konuya dâhil olmasının ardından, bir dernek çatısı altında isteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı iletmemizin daha sağlıklı olacağı söylendi. Sektörümüzde de bir derneğin kurulması fikri zaten vardı. Nihayetinde çalışmalar neticelendi ve derneğimiz 2017yılında kuruldu. 17 üye ile başladık, şu an 23 üyemiz var. İlk kurulduğunda yerli üreticilerin oluşturduğu bir dernek havasındaydık, tüzüğümüz o yönde oluşmuştu, ancak Türkiye’de faaliyet gösteren dünyada sektöre yön veren firmaların da aramızda olmasının faydalı olacağı düşüncesiyle tüzüğümüzde gerekli düzenlemeleri yaptık. Bugün, dünyanın sayılı firmaları arasında kabul edilen, hem iskele hem kalıp sektöründe lider uluslararası firmaları da üyelerimiz arasına katmış olduk. Türkiye’nin önde gelen, sektöre yön veren yerli firmaları da üyelerimiz arasındadır. Derneğimizin hem nitelik hem nicelik açısından sektörü temsil eden tek çatı kuruluş olduğunu söyleyebiliriz. Bebeklik aşamasında olsak da dernek olarak iyi bir yolda ilerlediğimizi düşünüyoruz. Üçüncü yılımıza gireceğimiz mart ayında genel kurulumuz olacak. Belki yeni bir yönetim oluşur, çalışmalar daha da olgunlaşır. Dernek olarak amacımız; sektörü belli bir noktaya taşıyabilmek, gerekli bilinç düzeyini yerleştirmek, sonrasında da tüm paydaşlarımızla birlikte sektörümüzü yukarıya taşıyabilmektir. Meslek Lisesi öğrencileri ve üniversiteli mühendis adaylarının, henüz okul yıllarında kalıpla tanışması ve şantiyeye hazır şekilde gitmeleri de derneğimizin amaçları arasında. Bu nedenle daha atılacak çok adım, gidilmesi gereken çok yolumuz var. Bu bilinçle ve gayretle çalışmalarımıza devam ediyoruz.

KUBİLAY TÜFEKÇİ
İSKELE KALIP SANAYİCİLERİ DERNEĞİ (İKSD) YÖNETİM KURULU BAŞKANI

DERNEĞİN, SEKTÖRE VERECEĞİ BİR HİKÂYESİ OLSUN İSTİYORUZ

Akın Alıkçıoğlu: Güvenli, hızlı, kaliteli inşaat projelerinin önemli tedarikçisi iskele-kalıp, sektörün gizli kahramanı gibi. Bunu sektör paydaşlarıyla yaptığımız toplantı ve görüşmelerde de görüyoruz. Çok güzel çalışmalar, yurtiçinde ve yurtdışında büyük projeler yapılıyor. Bu nedenle sektörün değerinin ve öneminin daha fazla ön plana çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. İnşaat mühendisleri, inşaat mühendisliği bölümü öğrencileri ve meslek lisesi öğrencileri önemli paydaşlarımız. Üniversitelerle ve meslek odalarıyla yaptığımız toplantılarda, şantiyedeki inşaat mühendislerinin iskele ve kalıp ile ilgili bilgilerinin yeterli olmadığını, okullarla yaptığımız toplantılarda, inşaat mühendisi adayı öğrencilerinin sektörle ilgili hem müfredatta derslerinin olmadığını hem de bilgi sahibi olabilecekleri bir ortamlarının bulunmadığını gördük. Bu kapsamda; Boğaziçi Üniversitesinde, Yıldız Teknik Üniversitesinde, İstanbul Teknik Üniversitesinde, ODTÜ’de, Gaziantep’te lisans ve yüksek lisans öğrencilerine yönelik sunumlar yaptık. İskele-kalıp sektörünün dinamikleriyle ilgili mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak çalışmalarda bulunduk. Ankara’da ve İstanbul’da inşaat mühendisleri odalarıyla birlikte 20’li yaşlardan 70 yaşına kadar farklı tecrübelerdeki inşaat mühendislerine, mesleki gelişim seminerleri verdik. Meslek liselerinde, İskele-kalıp konusu müfredatta betonarmenin içerisinde. Bu noktada Bahçelievler Kaymakamlığı ve İl Milli Eğitimiyle birlikte iskele-kalıpla ilgili bölümü, müfredatta kuvvetlendirmeye ve güncelleştirmeye yönelik bir işbirliği protokolü hazırladık. Bahçelievler Türk Telekom Meslek Lisesinden ve sektör uzmanlarımızdan bir çalışma grubu oluşturduk. Önce fabrikada iskele ve kalıpla ilgili okul öğretmenlerine eğitimler verdik. Dernek ve sektör oyuncuları olarak, okul laboratuvarlarında güncel teknolojilere uygun ürünlerin görülebileceği bir ortam hazırlayacağız. 2021’de ilk öğrencilerimiz eğitime başlamış olacak. Amacımız, eğitmenlerin güncel sektör bilgilerini ve dinamiklerini bilmesi ve öğrencilere aktarması. Olabiliyorsa bir sonraki adımda, Türkiye’nin bütün meslek okullarında, meslek liselerinde sektörümüzün güncel müfredatının okutulması. Üniversitelerle ortak çalışmalarımız da devam ediyor. İskele-kalıp için mesleğin ortak paydaşlığı anlamında teknik dokümanların hazırlanması ve sektöre ilişkin ortak dil oluşturulması amacıyla komiteler kurduk. Sektörün öncü kuruluşlarının uzmanlarıyla ve yöneticileriyle birlikte belli bir aşamaya geldik ve bunu akademik işbirliğiyle taçlandırmak istiyoruz. Türkiye’nin büyük ve öncü üniversiteleriyle işbirliklerimizi sürdüreceğiz. Yaptığımız çalışmalar gerçekten emek, kan, gözyaşı içeriyor. Kalıpla ilgili yaptığımız teknik dokümantasyon çalışmalarında hem Türkçesini hem İngilizcesini hem de tanımını hazırladığımız 150 tane terminoloji çıkardık. Tek başına bu bölüm bile akademik bir çalışma. Mesleki jargonun oluşması ve yerleşmesi adına çok önemli adım. Bir terim üzerine saatlerce konuşuldu. Ortak aklı kuvvetlendiren, değerli çalışmalar yapıyoruz. Paydaşlarımızın ve üyelerimizin farkındalıklarını geliştirmek amacıyla farklı konularda bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. En son sigorta firmalarıyla bir araya gelerek, mesleki sorumluluk, ürün mesuliyet sigortası, alacak sigortası, tahsilat gibi konularda toplantılar yaptık, sigorta sektörü uzmanlarına dernek üyelerimize sunumlar yaptırdık. Zira sektörde denetim ve standardizasyonun yanında en önemli sorun, tahsilat. Bu konulara yönelik farkındalığı artırmaya çalışıyoruz. Ekonomistleri davet edip, yerel ve global ekonominin gidişatı ile ilgili bir vizyon oluşturmayı amaçlıyoruz. Yanı sıra üyesi olduğumuz İMSAD’ın komitelerine aktif destek olup, orada da işbirliği geliştiriyoruz. Genç bir derneğiz ama bu çalışmalar, özellikle ortak mesleki jargonun oluşturulması, 20-30 yıllık sektörel derneklerde henüz yapılmış değil. Olayın başından temeli sağlam tutmaya önem veriyor, derneğin sektöre verebileceği bir hikâyesi olsun istiyoruz.

İKSD GENEL SEKRETERİ AKIN ALIKÇIOĞLU

BÜYÜK REKABETİ BELİRLEYENLER, ORTA AVRUPALI FİRMALAR

İskele-kalıp sektörünün gelişim sürecine dair bilgi verir misiniz? Sektörün en güçlü olduğu ülkeler hangileri?
Kubilay Tüfekçi: İskele-kalıp sektörü yıllar içerisinde evrilmiş ve gelişim göstermiş bir alan. 70-80’li yıllara gidersek, İngiliz ekolünden; SGB, RMD, GKN-Kwickform, gibi firmaların önde olduğunu görüyoruz, ancak 80’lerin ortasından sonra Avusturya ve Alman ekolünden firmalar devreye giriyor. Bu süreçte Orta Avrupa ekolünün, Alman ekolünün ön plana çıktığını, kalıpların kullanım şekli ve metodolojisi itibarıyla bu ekolün daha etkin kullanıldığını ve yaygınlaştığını ülkemizde de gözlemlemek mümkün. Bu dünya genelinde de böyle… Kıta Amerika’sında ise, beton ve betonarme yapılar biraz geride kalmış durumda. Amerika’nın gelişimine bakarsak, inşaat sektöründe çeliğin kullanımının çok daha önceleri başladığını görüyoruz. Köprülerden tutun da yüksek binalara kadar çelik yapılar ön planda. Amerika’da, Symons, Patent, Kanada kökenli Aluma Systems gibi büyük ve önde gelen kalıp firmaları var. Metodoloji olarak biraz daha İngilizler gibi dursa da Amerika’daki büyük projelerin Avrupa kökenli firmalar tarafından yönlendirildiğini de görüyoruz. Özellikle İspanya’nın Avrupa Birliğine girmesinden sonra orada büyüyen bir firmayı da gözlemledik. İspanyolca konuşulduğu için Latin Amerika’da hızlı büyüdüler. Daha sonra Kuzey Amerika’ya da sıçrayarak o bölgede bir gelişim kaydettiler. Bulunduğumuz coğrafyada büyük rekabeti belirleyenler, genelde Orta Avrupalı firmalardır. Dünyanın bu alandaki en büyük ilk üç firmasının cirosu, her biri için bir buçuk milyar euro civarındadır, ancak iskele-kalıp sektöründe daha farklı hesaplamalar da var. Örneğin Amerika’da, bazı Avrupa kökenli firmaların da sahibi olan, çatı şirket konumundaki bir firmanın cirosu 5 milyar dolar. Ancak burada sadece ürün satışı ve kiralaması değil, hizmet de işin içine girdiği için Amerikalı firmaların ciro skalasını bizimkilerle karşılaştırmak biraz yanlış olur. Bizim sektörümüzde üyemiz olan firmaların normal satış ve gelir düzenlerine baktığımızda, bunun kısmen satıştan, önemli bir kısmının kiralamadan geldiğini ve sektörün biraz da kiralamaya doğru evrildiğini görüyoruz. 90’larda Amerika yüzde 90, Avrupa yüzde 60-70’ler mertebesindeyken, bugün Avrupa yüzde 90 mertebesinde kiralama ile dönüyor olabilir. Türkiye’de de bu oranın hızla kiralamaya doğru yöneldiğini gözlemliyoruz. İskele ve kalıp sektöründe kiralamaya yönelik çalışmaların arttığını ve önümüzdeki yıllarda firmaların cirolarının daha çok kiralamadan gelmeye başladığını göreceğiz.

115 ÜLKEYE İHRACAT YAPIYORUZ

Türkiye iskele-kalıp sektörü, ihracat kanalında ne tür gelişmeler gösteriyor? İhracat yaptığımız ülke sayısı kaça ulaştı?
Kubilay Tüfekçi: Yaptığımız anket ve araştırma çalışmalarının sonuçlarına göre, üyelerimizin ihracat yaptığı ülke sayısı 115. Ağırlıklı pazarlarımız Rusça konuşulan ülkeler ki, bunların arasında eski Türki Cumhuriyetler dediğimiz cumhuriyetler ağırlık kazanıyor. Yanı sıra Ortadoğu ve Körfez Bölgesi herkes için çok önemli bir pazar. Suudi Arabistan, Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt de önemli pazarlar. Kuzey Afrika’yı da unutmamak lazım. Cezayir’den Fas’a kadar kuvvetli olduğumuz, önemli projeler yaptığımız bir bölge var. Yavaş yavaş Afrika’nın geneline yayılmalar söz konusu. Kuzey Amerika’ya da ulaşmaya çalışan üye firmalarımızın olduğunu biliyoruz.

İskele-kalıp sektörü açısından 2019 yılı nasıl tamamlandı? Yeni döneme ilişkin ne tür gelişmeler yaşanacağını öngörüyorsunuz?
Kubilay Tüfekçi: Herkes için zor bir yıl olan 2019’un bizler için talihsiz iki yönü vardı. Genel ekonomik şartlar haricinde, 2019 Türkiye’de mega projelerin bittiği ya da tamamlanmaya başladığı bir yıldı. Havalimanımız ve büyük köprülerimiz tamamlanma evresine girdi. Devam eden büyük proje olarak 1915 Çanakkale Köprüsü var, ama 2019 mega projelerin tamamlanma eğiliminde olduğu ve sona doğru yaklaştığı bir yıldı. Tabii bu, iskele ve kalıp ya da inşaat sektöründe çalışan firmalar için ciro düşüşüne işaret ediyor. Onun haricinde genel ekonomik şartların zorlaşmasıyla esas sıkıntı konut sektöründe yaşandı. Konut sektörü, iskele-kalıp açısından sektörün tabanını oluşturan bir anlam ifade ediyor. Orada da yukarıdan ve aşağıdan sıkışmaların olması iskele-kalıp sektörünü zorlamaya başladı. Sektörümüzdeki firmalarda ciddi ciro düşüşleri yaşandığını tahmin ediyorum. Her şey bir domino etkisiyle ilerliyor; ekonominin daralması müteahhitlik sektörünü, müteahhitlik sektörünün sıkışması da iskele-kalıp sektörünü etkiledi. 2020 yılında da Türkiye açısından çok büyük bir fark olmayacağını öngörüyorum. Karamsar bakmak istemiyorum, 2019’dan daha iyi bir yıl olacağını umut ediyoruz, ama gelecek projeler veya yapılacak işler anlamında özellikle yurtiçi pazarına yönelik 2020 maalesef çok da umutlu baktığımız bir yıl değil. Konjonktürel olarak dünyada olumlu/olumsuz birtakım değişiklikler, gelişmeler var. Ticaret savaşları haliyle hepimizi etkiliyor. Amerika ile Çin’in çekişmesi arada bizim gibi ülkelere de yansıyor, ancak iş yaptığımız coğrafyalara baktığımızda 2020’de yapılmış ihaleler ve başlamak üzere olan projeler mevcut. Türkiye’den rahatlıkla uzanabildiğimiz mesafelerdeki ülkelerde, projeler itibarıyla bir umut var.

STANDARDİZASYONUN SAĞLANMASI VE BUNA GÖRE ÜRETİM YAPILMASI SON DERECE ÖNEMLİ

İskele-kalıp sektöründe ülkemizde kullanılan sistemleri nerede görüyorsunuz? Bu ürün ve sistemler hangi avantajlarıyla öne çıkıyor?
Kubilay Tüfekçi: Türkiye’de iskele ve kalıp sektörünü oldukça gelişkin. Dünyada ekol olmuş, öncülük etmiş firmaların ya da ülkelerin üretim kalitelerine ve potansiyellerine oldukça yaklaşmış durumdayız.

O çıtayı aşmış pek çok firmamız var Türkiye’de. Bu sebeple Türk üreticiler olarak dünyada rekabet edecek güce ve potansiyele eriştiğimizi düşünüyorum. Burada standardizasyonun önemi büyük. Türkiye’de Avrupa standartlarının uygulanmaya başlaması, bunun artık bir zorunluluk haline gelmesi, firmaların üretim kalitelerini ve ürünlerini bu standartlara uygun haline getirmesini sağladı. Standartlara uygun hale gelmeniz, Türkiye’de bazıları için bir zorluk gibi görülüyor. “Zaten zor satıyoruz, daha da pahalılaştık, ticaretimiz azalacak” şeklinde yanlış bir öngörü olsa da aslında standartlara uygun hale gelmek yurtdışındaki rekabet gücümüzü artırıyor. Çünkü o standartlar sayesinde artık Avrupa’da veya dünyanın çeşitli ülkelerinde kabul edilebilir bir ürün kalitesine ulaşıyorsunuz. Şirketlerin standartları içselleştirerek peşinden gitmesi, buna göre üretim yapması ve yeni ürün geliştirmesi son derece önemli. Bu ihracatın artırılabilmesi için önemli bir potansiyeli barındırıyor.

MODÜLER, ÇOKLU VEYA FARKLI PROJELERDE KULLANILABİLEN SİSTEMLER ÜZERİNE GİDİYORUZ

Kubilay Tüfekçi: İskele-kalıp sektöründe kullanılan sistemlerimizin pek çoğu modüler ve çoklu veya farklı projelere uygulanabilir sistemlerdir. Örneğin altyapı projelerinde kullanılan bir kalıp sistemini, bir bina projesinde de kullanabiliyoruz. Temel kalıbında kullanılan bir sistem, panel kalıba dönüştüğünde bir binanın kalıbı, kolunu veya perdesi olarak kullanılabiliyor. Bu sebeple sadece bir alana ya da her projeye ayrı ayrı sistem üretmek yerine daha global, daha modüler sistemler üzerine gidiyoruz. Öte yandan ülkedeki ya da pazarlarımızdaki projelerin niteliği de bu durumda belirleyici olabiliyor. Örneğin, Katar’da yakın zamana kadar sürekli altyapı projeleri yapılıyordu. Benzer bir örneği Dubai’de yaşadık. Dubai’de ilk yaptığımız projelerin hemen hemen hepsi altyapı projeleriydi. Bu projeler tamamlandığında, üst yapıya geçiliyor. Dubai’deki Jumeirah bölgesi yoktan var edilirken, arkasından gökdelenler yükseldi. Aynı şeyi Katar’da da gözlemliyoruz. Önemli metro ve yol projeleri yapıldı ve birçoğu artık tamamlanma aşamasında. Dünya Kupası’nın yaklaşmasıyla birlikte, binalar ve üst yapı projeleri ağırlık kazanmaya başladı. Tabii burada pazarı ve pazarın o anki durumunu, ihtiyaçlarını doğru şekilde öngörmek ve ona göre pozisyon almak çok önemli. Bu bakımdan firmaların sadece önlerindeki işe değil, potansiyel pazarlardaki işlere yönelik de gözlemlerde bulunmaları faydalı olur.

DENETİM, STANDARTLARIN OLUŞTURULMASI VE YERLEŞMESİ KADAR ÖNEMLİ

Sektörde standartların uygulanması ve sürdürülebilir hale getirilmesi için sizce neler yapılmalı?
Kubilay Tüfekçi: Öncelikle Türk müteahhitlik sektörünün, ENR 250’deki şirketler sıralamasında ikinci olduğunu ifade etmek lazım. Dünyanın en büyük 250 firması arasında en az 40-45 firmamız her zaman yer alıyor. O bakımdan güzel ve gurur verici bir tablomuz var. Müteahhitlik sektörünü besleyen bir sektör olduğumuz için onlarla paralel hareket ediyor olmamız ve yurtdışında aldıkları projelerde bir şekilde payımızın olması gerekiyor. Ama bu yeterli değil. İskele ve kalıp üreticilerimizin sadece Türk firmalarının yurtdışında yaptıkları projelerine değil, o ülkedeki diğer çok uluslu firmaların projeleri de için teklif verebilir ve iş yapabilir hale gelmesi çok önemli. O anlamda standartların yerleşmesinin, Türk iskele ve kalıp üreticilerinin dış pazarlarda önünü açacağını düşünüyorum. Tabii, standardizasyonun gelişmesinin ve yerleşmesinin yanı sıra denetimin de sağlanması şartıyla. Standartlar geliyor, yerleşiyor, devletimiz bunu sağlıyor. Bizler de standartlara uygun üretim yapmaya çalışıyoruz, ancak sektörde denetim yeterli olmadığı için kimi firmalar bu standartların etrafından dolaşıp, hak etmedikleri bir pazara ve kazanıma sahip oluyor. Standartları oluşturmak yetmiyor. Devlet tarafından mutlaka sıkı denetim yapılması gerekiyor.

DİJİTALLEŞMEYE DOĞRU CİDDİ ADIMLAR ATILIYOR

Teknolojik gelişmelerin ve dijitalleşmenin, sektör açısından önemine ilişkin neler söylemek istersiniz?
Kubilay Tüfekçi: Türkiye’de iskele ve kalıp sektörü 20-30 yıl öncesine göre çok farklı konumda. Gerçekten dünya kalitesine, dünyadaki sistemlerin seviyesine çok yaklaşmış durumdayız. Sanayinin, Endüstri 4.0’ın konuşulduğu bir çağda, maalesef inşaat sektörü verimlilik ve diğer uygulama hızları anlamında hâlâ geride kalmış bir sektör. Tabii, yapısı itibarıyla bu böyle. İnşaat pek çok disiplini barındıran, emek yoğun bir sektör. Bir fabrikadaki üretimi robotlaştırmak son derece kolay, fakat çok geniş bir sahada ve sadece bir kere yapılacak bir binayı o şekilde otomatikleştiremezsiniz. Öte yandan iskele ve kalıp sektöründe dijitalleşmeye doru ciddi adımlar atıldığını gözlemliyoruz. Geç kalmamak için bugünden gerekli önlemleri alıp, dijitalleşme dönüşümünü sektör olarak yakalamamız lazım.

İş sağlığı ve güvenliği, sektörün en önemli konularının başında geliyor. Olası tehlikelerin yönetimi anlamında Türkiye’yi nerede görüyorsunuz?
Kubilay Tüfekçi: Endüstriyel kalıbın en büyük özelliği, şantiyelere kalite kazandırması, uygulamada hız sağlaması, işçilikte kazanımlar sunmasıdır, ama en büyük kazanımı iş güvenliği alanındadır. Bir projenin kimsenin burnu kanamadan tamamlanması en önemli ve en değerli şeydir. Derneğimiz kurulmadan önce, Bakanlık ve TSE bu konudaki çalışmalara başladığında Ankara TOBB binasında 250 kişinin katıldığı, Bakanlık yetkililerinin yer aldığı bir toplantı yapıldı. O toplantıda, bir Türk mühendisi olarak Türkiye’deki iş güvenliğinin Nepal’de yaptığımız projelerden daha aşağıda olduğunu söylemekten utanıyorum, cümlesini kurmak zorunda kalmıştım. Ülkemiz iş güvenliği alanında geçmiş yıllara kıyasla daha iyi bir noktada gelse de Ortadoğu’da yaptığımız projelerin halen gerisindeyiz. Yurtdışında bir proje yapacağımız zaman, nasıl yapılacağı ve doğruluğu çok sorgulanıyor, sonrasında imza atıyoruz. Sistemin belirttiğimiz şekilde kurulup kurulmadığını yerinde gözlemliyor, ona göre de gerekli onayları veriyoruz. Bunların hepsi bir sorumluluk silsilesi yüklüyor. Öyle kazalar biliyorum ki, kaza demek mümkün değil. Standartlara uymayan firmaların böyle bir kaygısı yok, biz de zaten denetimi bunun için istiyoruz. Bu olsun ki herkes işini doğru yapsın ve eşit şartlarda rekabet etsin. Denetim mekanizmanın işlemesi, devletin kurumlarını etkin çalıştırmasıyla mümkündür.

İKSD, İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ALANINDA BİRÇOK ETKİNLİK BAŞLATACAK

İş sağlığının ve güvenliğinin sağlanabilmesi için dernek olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Kubilay Tüfekçi: Bu konuda hem TSE hem de ilgili bakanlıklar ile çeşitli temaslar sağladık. Ancak üst üste gelen seçimler, dernek olarak son üç yıldaki şansızlığımız oldu. Seçimler nedeniyle yetkililerin de siyasilerin de önceliği haliyle farklıydı. Ancak girişimlerimizi aralıksız şekilde devam ettiriyoruz. Sistem oturup, mekanizma daha rahat çalışır hale geldiğinde, netice alacağımıza inanıyorum.

Akın Alıkçıoğlu: İş sağlığı ve güvenliği, sektörün en önemli misyonları arasında. İnşaat sektöründe her yıl on binlerce kaza oluyor. Bu kazalarda yaklaşık 500 insanımızı kaybediyoruz. Bunun yüzde 42’sini yüksekten düşerek ölme vakaları oluşturuyor. Bu vakalarda, standart dışı iskele kullanımı ve iş kültürünün eksikliği karşımıza çıkıyor. Dernek olarak, 2017 yılında İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü ile güvenli inşaat sempozyumlarında paydaş olarak yer aldık. 4 farklı ilimizde hem güvenli iskele kurulumu hem de konuyla ilgili sunumlar yaptık. Avrupa Birliğinin yaklaşık 25 milyon euroluk projeleri var. Bunun 6 milyon eurosu hibe ve riskli sektörlere yönelik. Çıkış madencilik sektörü, ama biz “Safe Scaffolding For Safe Life” fikrinden yola çıkarak AB projesine başvurduk ve final aşamasına geldik. Yaklaşık 200 bin euroluk projenin temel amacı; işçilerin, ailelerinin ve işverenlerin farkındalığını artıracak etkinlikler yapmak. Bu kapsamda 44 farklı etkinlik tasarladık. Projenin geçmesi halinde, 2020 sonu itibarıyla oldukça yoğun etkinlikler başlayacak. İş kazalarının önüne geçilmesi için bilinç düzeyini ve farkındalığı artırmak çok önemli. Buna yönelik İnşaat Mühendisleri Odası ile de sempozyumlar düzenliyoruz. Aslında tüm sektörler küçük küçük bu tür çalışmalar yapıyor. Hâlbuki güçleri birleştirip kamu nezdinde ulusal bir manifestoyla birlikte etki gücünü artıracak çalışmalar yapmak, her zaman için daha değer katıcı, daha hızlı ve etkindir. Dernek olarak üzerimize düşen misyonda, olabildiğince hassasiyet gösterip değer yaratmaya çalışıyoruz.

Yeni iskele-kalıp sistemlerinin ve geleneksel sistemlerin ülkemizdeki kullanım yaygınlığı ne aşamada?
Kubilay Tüfekçi: Yeni ya da geleneksel sistemlerin kullanım yaygınlığı maddi güç ve iş kültürüyle ilişkili. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu konuda yeni bir çalışma yapıyor. Kalıp sistemlerinin kullanımının disipline edilmesine yönelik bazı girişimler var. Örneğin, ahşap kalıp kullanımını 500 metrekarelik küçük projelerle sınırlamak gibi bir çalışma içinde olduklarını biliyoruz. Bu konuda derneğimizden görüş de alındı. Biz de yaptığımız çalışmalarla katkı sağlamaya çalıştık. Konuyla ilgili yakında bir tebliğ yayınlanmasını bekliyoruz. Bakanlığın bunu yapmaya başlaması ve tebliğ yayınlama hazırlığında olması çok olumlu bir çalışma. Can güvenliğine, doğru sistemlerin, doğru yerde kullanımına yönelik önemli bir kapı açacak diye düşünüyorum. Diğer bakanlıklar ya da ilgili konular da tebliğin kapsamına girerse etkisini çok daha fazla göreceğimizi düşünüyorum.

Akın Alıkçıoğlu: Gözlemlerimiz doğrultusunda sektörde yaklaşık yüzde 50 oranında kara kalıp, yüzde 50 oranında endüstriyel kalıp kullanımı var. Özellikle ülkenin batısında, daha çok büyük projelerde endüstriyel kalıp sistemleri kullanılıyor.

2021 YILINDA VERİMLİ, ETKİN, SES GETİRECEK BİR FUAR YAPACAĞIZ

İKSD olarak yeni döneme dair planlarınızda ve hedeflerinizde neler var?
Akın Alıkçıoğlu: Yurtiçi fuar sektörüne ve fuarlardan geri dönüşlere yönelik sektörün bir memnuniyetsizliği söz konusu. Dernek bünyesinde bir fuar komitesi kurduk. Tüm fuar firmalarıyla uzun süren hassas görüşmeler yapıp, beklentilerimizi yazılı olarak paylaştık. Nihayetinde uluslararası bir firmayla ortak çalışmalar için belli bir noktaya geldik. Derneğin tüm üyelerinin eşit şartlarda yararlanabileceği, ayrımsız bir süreç yönetiyoruz. Fuar firmasıyla ortak bir çalışma komitesi oluşturup, iskele-kalıp ihtisas fuarı lansmanıyla birlikte, hedef pazarları ve çalışma ilişkisini, sektör ve dernek üyelerinden alacağımız geri bildirimlerle destekleyerek verimli, etkin ve ses getirecek bir fuar yapılmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz. Girişimlerimiz, birincisi 2021 yılında ülkemizde yapılması hedeflenen fuarın kalıcı olması yönünde.

Kubilay Tüfekçi: Büyük firmalar, fuarlarda daha geniş yer aldıkları için pazarlık güçleri ve aldıkları geri bildirimler daha fazla. 50metrekare yer alan firma ile 500 metrekare alan firma arasında birim metrekare maliyeti anlamında, fuar şirketi açısından da anlaşılır bir fark var. Biz, büyüklerin avantajı küçüklerin dezavantajı olmasın istedik. Dernek olarak toplu bir metrekare üzerinden konuşalım ve aldığımız maksimum avantajı; büyük, küçük firma ve metrekare ayrımı olmadan herkese eşit paylaştıralım istedik. Dolayısıyla fuara daha küçük metrekareyle katılmak isteyen firmalar için ciddi bir avantaj olduğunu düşünüyoruz.