Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

ENDER ÖZATAY: STRATEJİMİZİN EN ÖNEMLİ AYAĞINI DİJİTALLEŞME OLUŞTURUYOR

“İnşaat sektörünün veri kaynağı haline gelip, bu veri kaynağı vasıtasıyla sektörün verimliliğini artırmayı amaçlayan şirketimiz, faaliyetlerini 150 yıl daha sürdürülebilmek için üç ana strateji belirledi. Bunların ilki ve en önemlisi dijitalleşme, ikincisi bütün proseslerimizin iyileştirilmesi, üçüncüsü ise, dünya genelinde inşaat sektörünün diğer alanlardan daha hızlı büyüdüğünü alanlara yatırımdır.”

Hemen hemen tüm ülkelerde faaliyet gösteren Doka’nın global arenadaki yeri ve Türkiye’deki yapılanması hakkında bilgi verir misiniz?
Ender Özatay: İskele-kalıp sektöründe 152 yıldır faaliyet gösteren Doka, bu alanda dünyanın ilk firmalarından biridir. Türkiye’de ise 1999 yılından beri faaliyet gösteren, oldukça eski bir firmayız ve inşaat sektörüne çok uzun yıllardır hizmet ediyoruz. Doka Türkiye, Avusturya’ya bağlı olarak Türkiye’nin yanı sıra; Azerbaycan Türkmenistan, Özbekistan, Kafkaslar, Orta Asya ülkeleri ve Irak’tan sorumlu. Bütün bu bölgelerdeki operasyonları Türkiye’den yürütüyoruz. Çok yerleşik ve çok güçlü sermayeli bir şirketiz. 180 milyon TL tamamı ödenmiş sermayemiz var. Bu da şirketimizin Türkiye’ye duyduğu güvenin ve Türkiye pazarına olan inancının bir göstergesidir… İnşaat sadece Türkiye’de değil tüm dünyada güçlü çıkışların ve güçlü düşüşlerin yaşanabildiği bir sektör. Çünkü yatırım çok hassas, ekonomik gidişattan ve konjonktürden çok kolay etkilenerek hızlı düşüşlerle ya da artışlarla karşılaşabiliyorsunuz. Örneğin şu an Almanya gibi Batı Avrupa ülkelerinde euro bazında çift haneli büyümeler yakalanıyor, ancak 2008-2009 dönemlerinde çift haneli küçülmeler yaşanmıştı. Türkiye için de aynı şey geçerli. Bizim buradaki şansımız, sadece Türkiye’den değil diğer ülkelerden de sorumlu olmak. Dolayısıyla bu ülkelerden birinde bir şekilde işler hep iyi gitti; bir yıl Türkiye, bir yıl Azerbaycan, bir yıl Irak iyi oldu. Bu anlamda toplam faydamız hiçbir zaman düşmedi.

ENDER ÖZATAY
DOKA KALIP İSKELE GENEL MÜDÜRÜ

FARKI, EN GÜVENLİ VE EN HIZLI KALIP SİSTEMLERİYLE YARATIYORUZ

Sunduğunuz çözümler ne tür avantajlar sağlıyor? Doka sektörde farkı ne tür adımlarla yakalıyor?
Her şeyden önce, en güvenilir kalıp firmalarından birisi olduğumuzu düşünüyoruz. İşimizi titizlikle ve çok iyi yapıyoruz. Doka, sektördeki farkını en güvenli ve en hızlı kalıp sistemlerini sunarak yakalıyor. Bir terzinin kumaşı titizlikle hazırlaması, işlemesi gibi kalıp projelerimizi hazırlıyoruz, birbirinin kopyası ürünler sunmuyoruz. Gerçekten de projeye özgü iş yapmaya çalışıyoruz. Bu birincisi. İkinci farkımız ise, ürettiğimiz kalıp ve iskele sistemlerinin şantiyede en hızlı şekilde kurulup sökülebilir özellikle olmasıdır. Bu da belki ilk yatırım maliyeti olarak yüksek, ama işletme maliyeti olarak düşük bir kalıp ve iskele yatımı ortaya çıkarıyor. Zaten kullanıcılar sadece ilk yatırım bedellerine baksalardı, piyasada olmazdık diye düşünüyoruz. Biz üç iş modeli ile çalışıyoruz. Birincisi, ürünü satıyoruz ve aramızdaki ticaret orada bitiyor. İkincisi, belli bir süre için ürün kiralanabiliyor. Üçüncüsü ise, belli bir kullanım süresi sonunda ürünün  geri satın alınabilmesi. Burada da örneğin, ürün 1 yıl kullanılacaksa baştan bir anlaşma yapıyor, satış bedelimizi belirliyor, 12 ay sonra da ürünün geri alım bedelini belirliyoruz. Yani firmanın kalıp ile işi bittiğinde devam etmek istemiyorsa ürünü geri alıyoruz. Bu biraz sermayenin gücüyle ilgili bir şey, ama biz ürünümüzü her zaman geri alıp yeni projelerde kullanıyoruz.

Türkiye dâhil, Doka Türkiye’nin sorumlu olduğu bölgelerde nasıl bir hareketlilik var? Şu an hangi ülke ve bölgelerde çalışmalarınız devam ediyor?
2017, 2016 ve 2015 yıllarında iç pazar ön plana çıkmıştı. Pazardaki büyüme çok hızlanmıştı, fakat 2018 yılı yazından sonra iç pazarda küçülme başladı. Örneğin sadece 2019 yılı çimento sektöründeki küçülme yüzde 44. Bu da iskele-kalıp sektörünü iç pazarda yüzde 50-60 oranında küçülttü. Fakat yurtdışı pazarlarda yaptığımız çok önemli işler mevcut. Örneğin Kazakistan’da otel projelerimiz var. Yanı sıra Özbekistan’da Orta Asya’nın en yüksek binasını ve Azerbaycan’ın en büyük ve en önemli projelerinden biri olan Port Bakü’yü yapıyoruz. Irak’ta hem Irak devletinin çok önemli projeleri hem de özel yatırımın hayata geçirdiği, o coğrafyanın en büyük alışveriş merkezi var. Bu saydıklarımın hepsi devam eden projeler. Bir kısmı bu yıl, bir kısmı da seneye tamamlanacak. Bu coğrafyalarda işler Türkiye’ye göre biraz daha iyi durumda.

İŞÇİNİN GÜVENLE ÇALIŞABİLECEĞİ BİR ORTAMIN OLUŞTURULMASI ÖNCELİK

Güvenlik ve hızın ön plana çıktığı, çok riskli bir alanda faaliyet gösteriyorsunuz. Doka olarak güvenlik ve hız dengesinin sağlanması için neler yapıyorsunuz?
Güvenlik ve hız dengesinin sağlanması için en başta işçinin güvenle çalışabileceği bir ortamın oluşturulması gerekir. Kalıbı sökerken ve takarken çalıştığı ortamın güvenli olması lazım. Örneğin yüksekte çalışıyorsa yapının etrafı koruma perdesiyle çevrilmeli ya da beton dökümü esnasında kolon kalıbının üstüne çıkıp çalışacak işçinin, üzerinde duracağı platform ve kenarlarında kenar koruma ekipmanları olmalıdır. Otomatik tırmanır kalıplar için otomatik durma ya da beklenmedik durumlarda acil önlemleri devreye sokacak bir takım elektronik tedbirlerimiz var, onların oluşturulması gerekli. Bir köprü yapıyorsak köprüdeki tüm yüklerin taşınabileceğinden emin olmalıyız. Örneğin hiç beklemeyeceğiniz bir şekilde, aslında sanat yapılarında en büyük yük, rüzgâr yükleridir. Hiç öngörülmeyen rüzgâr yükleri, bizi zorlayan ve hesapta en büyük yeri tutan yüklerdir. Ya da çok katlı yapılarda, otomatik tırmanır kalıplarda ve koruma perdelerinde de bütün yük hesaplarımızı en yüksek rüzgâr yüküne göre yaparız. Belki 10 ya da 50 yılda bir ve beş dakika esebilecek bir rüzgâra göre kalıp tasarlanıyor ve gerektirdiği şekilde işlem yapılıyor. Bizim, alabileceğimiz en yüksek yüklere göre dizayn yapmak gibi prensibimiz var. Şirketimizin kabul ettiği emniyet katsayıları da diğer firmalardan daha yüksek. Yani ürün 100 yük taşıyabilecekse biz bunu emniyet katsayımıza bölüp, çok daha az yük taşıyacağını öngörerek hesap yapıyoruz.

Sektörde geleneksel yöntemlerin tercih edilme oranı nedir?
Geleneksel yöntemlerin tercih edilme oranı tamamen ülkedeki kişi başı milli gelirle ilgili. Kişi başı milli gelir artarsa insanlar endüstriyel kalıp için sermaye ayırabiliyor ve kalıp alıyorlar. Kişi başı milli gelir düşüyorsa sermayeleri olmadığı için geleneksel yöntemleri tercih ediyorlar. 2008 öncesinde endüstriyel sistemlerin pazar payı yüzde 60-65’lere kadar çıkmıştı. Şu an yüzde 40’lara kadar düştüğünü söyleyebilirim. Yani bu durum sermaye birikimiyle ilgili. Herkes endüstriyel kalıp diye bir şey olduğunu biliyor. Eğer bir yerde geleneksel kara kalıp görüyorsunuz, bunun en büyük sebebi işi yapan kişinin kalıba ayıracak parasının olmamasıdır. Kalıba ayıracak parası olsa kimse kara kalıpla uğraşmaz.

SON 6-7 YILDA İŞ GÜVENLİĞİ ALANINDA DEVRİM OLDU

İş sağlığı ve güvenliği konusunda ülkemizin geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz?
Bence bu alanda son 6-7 yılda devrim oldu. En basitinden 5 yıl öncesine kadar dış cepheler ahşap iskele ile yapılırdı. Ahşap iskele kullanımı yasaklandı, artık kullanılmıyor. Herkes endüstriyel iskele sistemine döndü. Yüksekte çalışanlar için güvenlikle ilgili çok önemli zorunluluklar getirildi. Buna herkes uymaya çalışıyor. Mesleğe başladığım yıllarda rahatlıkla baretsiz ya da iş güvenliği ayakkabısız bir şantiyeye girebilirdik. Şu an 100 şantiyenin 99’unda böyle bir şey mümkün değil. Çok büyük atılımlar yapıldı. Biz Umdasch Group’a bağlı bir firmayız. Şirketimizin sahibi Bay Umdasch üçüncü nesilden ve Avusturya’da yaşıyor. Kendisi bir şantiyemizi ziyareti sırasında, bütün güvenlik önlemlerinin Avrupa’daki gibi olduğunu ve şaşırdığı ifade etmişti. Ben de aynı şekilde, ülkemizde endüstriyel kalıp kullanılan yerlerde iş güvenliğinin oldukça ilerlediğini düşünüyorum. Evet, yapılacak daha çok şey var, ama sorunlar hep geleneksel kalıp kullanılan alanlarda, endüstriyel kalıp kullanılan alanlarda iş kazalarının sayısının oldukça düşük olduğunu görüyoruz.

ÇOK FAZLA İNŞAAT FİRMASININ OLMASI SEKTÖRÜN EN BÜYÜK SORUNU

İskele-kalıp sektöründe karşılaşılan en büyük sorunlar sizce nelerdir?Ülkemizde 100 binin üzerinde inşaat firması var. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde bu sayı 5-6 bin civarında. Sektördeki en büyük sorun, çok fazla inşaat firmasının olmasıdır. Firmalar arasındaki rekabet yoğun olunca yapılan işin kalitesi de düşünüyor. Bu birinci sorun. İkincisi, çok düşük fiyatlara aldığı için işi yapacak kişinin; kalıba, iskeleye, kule vince veya daha kaliteli malzemeye ayıracak parasının olmamasıdır. Bu durumda işi alan en ucuz şekilde tamamlamaya çalışıyor. Bu da iş güvenliği, yapı güvenliği ya da denetim sorunları olarak karşımıza çıkıyor. İnşaat firması sayısının çok yüksek olması, sektöre çok kolay girilebilmesi ve inşaat yapabilmesi, bence sektörün en büyük sorunlarıdır.

Dijitalleşme yatırımlarına ağırlık verdiğinizi biliyoruz. 2020 hedefleri bağlamında dijitalleşmenin ne tür yeniliklerini göreceğiz Doka’da?
Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Değişen ve gelişen teknoloji günümüzde bazı şirketleri ya da işleri geliştirmek yerine kökünden ortadan kaldırabilecek hızda ilerliyor. Örneğin filmli fotoğraf makinesi yapan firmalar bir anda kapandı. Kalıp-iskele sektörünü tamamen ortadan kaldırabilecek bir teknoloji gelebilir mi gelemez mi bu sorunun cevabını kimse bilmiyor. Biraz daha açalım; yapı malzemesi olarak betonun yerini başka bir şey alırsa günün birinde belki kalıba hiç ihtiyacımız olmayabilir. Şirketimizin sahiplerinin; “Biz 150 yıllık bir şirketiz ve 150 yıl daha ayakta kalmak istiyoruz” şeklinde bir deklarasyonları var. Bu doğrultuda da şu an bütün yatırımlarını ve kazançlarını dijitalleşmeye yatırıyorlar. Bunu bir risk sermayesi olarak da düşünebilirsiniz. Belki 10 tane ürün geliştirilecek, 9 tanesi çöpe atılacak, 1 tanesi tutacak ya da tutmayacak. Şu an bunu biz de bilmiyoruz, ama sürekli yeni ürün geliştirilmesi için çalışmalar devam ediyor.

SEKTÖRÜN VERİ KAYNAĞI HALİNE GELİP, BU KAYNAK İLE VERİMLİLİĞİ ARTIRMAYI AMAÇLIYORUZ

Dijital ürünler kimi işlerin daha hızlı yapabilmesini ya da daha hızlı veri kullanılabilmesini sağlıyor. Aslında şirketimiz, inşaat sektörünün veri kaynağı haline gelip, bu veri kaynağı vasıtasıyla sektörün verimliliğini artırmayı amaçlıyor. Çünkü sektörümüz yüzde 40 verimlilikle çalışıyor. Bu, her şeyi iki kere yaptığınız anlamına geliyor. Bauma Fuarı’nda lansmanını yaptığımız, özellikle proje yönetimine destek olabilecek Doka Contact önemli dijital ürünlerimizden bir tanesi. Burada her kalıbın üzerinde bir sensör bulunuyor. Bu sensörler; kalıbın nerede olduğu, gün içinde kaç kere kullanıldığı, kaç metre yükseltildiği, kaç metre yatay yer değiştirdiği, içine beton dökülüp dökülmediği gibi tüm bilgileri gösteriyor. Bu sayede kaç kişilik bir ekibin bu kalıbı kullandığının datasını işleyebiliyoruz. Bu bize, “daha fazla işçi ihtiyacı var mı, yoksa elimizdeki işçi verimsiz mi?” sorusunun cevabını veriyor. İkinci faydası ise, örneğin sahada bin metrekare kalıp var, ancak “bu iş için gerçekten bin metrekareye mi ihtiyaç var, daha az ya da fazla kalıpla bu iş yapılabilir mi?” sorusuna ilişkin data sağlamasıdır. İki firma bunu Avusturya’da test ediyor. İki yıl önce satışa sunduğumuz, içindeki sensörler aracılığıyla kalıp sökme zamanını tespit etme imkânı sunan Concremote ürünümüz ise, kalıbın daha hızlı sökülebilmesi ya da daha fazla bekletilmesi yönünde data elde etmeye imkân tanıyor. Concremote, şu an Irak’ta en çok tercih edilen ürün haline geldi. Sıcak havada kalıbın ne zaman söküleceğini tahmin etmek çok zor, dolayısıyla şantiyelerde şu an bu ürünümüz kullanılıyor. Aslında geliştirdiğimiz ürünlerin hepsi bir datayı elde edip, işlemek üzere kuruldu. Bunların dışında, şantiyelere uzaktan kalıp eğitmenliği de veriyoruz. Örneğin proje kalfasının taktığı VR gözlüğü ile Doka ofisinden yönlendirme yapabiliyoruz. Bu sadece Doka’da var. Öte yandan fiziksel ürünlerle ilgili devam eden geliştirme çalışmalarını da bu yıl içinde duyuracağız. Dolayısıyla şirketimiz, faaliyetlerini bir 150 yıl daha sürdürülebilmek için belirlediği öncelikli üç ana strateji üzerinden çalışmalarını sürdürüyor. Bunların ilki ve en önemlisi dijitalleşme, ikincisi bütün proseslerimizin iyileştirilmesi, üçüncüsü ise, dünya genelinde inşaat sektörünün diğer alanlardan daha hızlı büyüdüğünü öngördüğü bölgelere ve ülkelerine yatırımdır.