Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

GALATAPORT İSTANBUL’DA FARKLI İNŞAAT TEKNİKLERİ KULLANILDI

“Galataport İstanbul, dünyanın birçok coğrafyasında farklı inşaat projeleri için kullanılmış tekniklerin hemen hemen hepsinin kullanıldığı bir proje oldu. Dünyada ilk defa bir terminal operasyonu yeraltına alınıyor. Çalışmalarımızı kurgularken hem sürdürülebilirliği sağlamak hem de tarihi binaları korumak planlarımızın merkezindeydi. Tüm süreçlerde çevreye olan etkileri minimize etmek ve ayak izini azaltmak sadık kaldığımız öncelikli kriterler arasındaydı. Ayrıca LEED ve BREEAM sertifikaları için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Dünyanın en önemli destinasyon projelerinden biri olan Galataport İstanbul projesinde şu an inşaatın ne kadarlık bir kısmı tamamlandı?

Galataport İstanbul’da çalışmalarımız planlandığı şekilde bütün hızıyla devam ediyor. Artık son düzlüğe girmiş bulunuyoruz. İnşaatın yaklaşık yüzde 70’i tamamlanmış durumda.

ALİ PUSAT / GALATAPORT İSTANBUL PROJE YÖNETİMİ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI

DÜNYADA İLK DEFA BİR TERMİNAL OPERASYONU YERALTINA ALINIYOR

Galataport İstanbul’da benzer projelere örnek olabilecek ne gibi farklı inşaat çalışmaları hayata geçirildi?

Galataport İstanbul, dünyanın birçok değişik coğrafyasında pek çok farklı inşaat projesi için kullanılmış tekniklerin hemen hemen hepsinin kullanıldığı bir proje oldu diyebiliriz. Dünyada ilk defa bir terminal operasyonu yeraltına alınıyor. Bunun olmasını sağlamak içinse, gemi geldiğinde kalkarak gemi yolcularının indiği ve terminal alanına giden rampalara ulaşımlarının sağlandığı 10 metre genişliğinde geçici gümrüklü bir alanı oluşturan kapak sistemi, rıhtım boyunca uzanacak. Bu sayede gemi varken gümrüklü alan, gemi yokken serbest yürüyüş alanı oluşmasını sağlayan bu kapak sistemini, projemiz tarafından geliştirilen bir buluş olarak nitelendirilebiliriz. İnşaata özel çalışmalardan bahsedecek olursak, proje alanımızda bulunan tarihi Tophane Saat Kulesi zaman içinde yapılan dolgular sonucu 1.5 metre kadar toprağa gömülmüştü ve şakülünden kayarak yatık bir vaziyette durmaktaydı. Saat Kulesi’ni proje rekreasyon alanında hak ettiği görünürlüğe ulaştırmak adına, altına yerleştirilen krikolar vasıtasıyla hem 1.5° olan eğimi düzeltildi hem de 1.89 metre yukarı kaldırılarak nihai proje kotuna ulaştı. Projenin inşai olarak en büyük güçlüğü, bu kadar teknolojik bir yapıyı deniz seviyesinin altında yapmaktı. Deniz seviyesinin 16 metre altında bu inşaatı yapabilmek için inşa ettiğimiz rıhtım yapısı adeta bütün Marmara Denizi’ni tutan bir baraj niteliğinde. 1.2 metre genişliğinde ortalama 30-35 metre derinliğinde oluşturulan bu duvarlar, projemizde toplam Karaköy dâhil 55.378 metrekare olarak teşkil edildi. Bu bildiğimiz kadarıyla ülkemizde bir proje kapsamında yapılan en büyük diyafram duvar imalatı. Bunun yanında, zemin iyileştirme ve iksa faaliyetleri kapsamında; jet grout, vibro flotasyon, vibro replacement, fore kazık, sıralı kazık, ankraj, baret, tube -e- manchett, dywidag, mini kazık gibi pek çok teknik bir arada kullanıldı. Proje bir zemin mekaniği laboratuvarı hüviyetinde ilerliyor. Uygulanan zemin ıslahı tekniklerinin çeşitliliği ise, proje alanımızı adeta bir zemin mekaniği laboratuvarı haline getirdi. İnşaat sırasında gerek yurtiçinden gerek yurtdışından, öğrenciler ve öğretim görevlileri üniversitelerde öğrendikleri yöntemlerin uygulamalarının hepsini birden görme imkânı buldular. Bütün bu imalatların Türk mühendisler tarafından yönetilmiş olması da ayrı bir gurur kaynağı. Bunun yanında proje kapsamında bulunan tarihi binalardaki restorasyon faaliyetlerini de büyük bir titizlikle sürdürüyoruz. Çinili Han’ın cephesindeki çiniler tek tek numaralandırılıp elden geçirilip restore ediliyor. Ayrıca binalarımızda 1.000’e yakın sensör ile sıra dışı hareketler olup olmadığını anlık olarak takip ediyor, herhangi bir anormallikte süratle müdahale ediyoruz.

KARAKÖY’ÜN RUHUNUN, BU RUHU OLUŞTURAN ESNAFIN, İŞLETMELERİN AYAKTA KALMASI ÖNEMLİ

Projeniz şehrin tam ortasında yürütülüyor. Çevreye verdiğiniz gürültü ve görüntü/toz kirliliğini nasıl yönettiniz?

Projemizin hafriyat çalışması da uzun süren değerlendirmeler sonrasında daha önceden ilgili otoritelerce belirlenmiş alanların kullanılması çerçevesinde yürütüldü ve şu aşamada neredeyse tamamlanmış durumda. Çevresel hassasiyetler gözetilerek yapılan bu planlamada sahadan çıkan kamyonların temizliğinden, komşu işletmelerin cam temizliğine kadar alan çevresindeki rahatsızlığı minimize edecek pek çok çalışma yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Kurucu üyesi olduğumuz Karaköy Koruma ve Güzelleştirme Derneği bu açıdan büyük önem taşıyor. Galataport İstanbul, Karaköy’ün devamı niteliğinde olacak. Karaköy’ün ruhunun, bu ruhu oluşturan esnafın, işletmelerin ayakta kalması bizler için de önem taşıyor. Dernek kapsamında yerel küçük işletmelerden büyük uluslararası zincirlere kadar pek çok üye var. Dolayısıyla Karaköy için hep birlikte fikir üretebildiğimiz, bir araya geldiğimiz bir platformunun parçasıyız. Ayrıca projenin başından bu yana yürüttüğümüz bir paydaş katılım ve takip programımız var. Projemizin tüm paydaşlarıyla yakın temas halindeyiz ki, bunların başında komşularımız geliyor. Komşularımız yaşanılan herhangi bir rahatsızlıkta direkt ekiplerimizle iletişime geçiyorlar ve koordineli bir şekilde süreçleri iyileştiriyoruz.

ÇEVREYE ETKİYİ MİNİMİZE ETMEK VE AYAK İZİNİ AZALTMAK ÖNCELİKLİ KRİTERLER ARASINDA

Enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik konularında projenin çevre politikasına dair bilgi verir misiniz? Bu alana dönük ne tür yatırımlar yapıyorsunuz? Enerji anlamında tasarruflu bir proje denilebilir mi?

Galataport İstanbul olarak şehrin merkezinde, 1.2 km’lik bir sahil şeridinde, toplam 400 bin metrekarelik bir inşaat sahasında çalışıyoruz. Az önce ifade ettiğim gibi, bu alanda bir inşaat sahasında düşünebileceğiniz hemen hemen tüm teknikleri kullandığımızı söylemek mümkün. Tüm bu çalışmaları kurgularken bir yandan sürdürülebilirliği sağlamak bir yandan da tarihi binaları korumak planlamalarımızın merkezinde oldu. Gerek inşaat öncesinde ve tüm inşaat sürecinde gerekse de yapıların işletme ömrü boyunca çevreye olan etkilerini minimize etmek ve ayak izini azaltmak, projenin sadık kaldığı en öncelikli kriterler arasında yer aldı. Bu kapsamda projenin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) süreci, 2015 yılında olumlu olarak tamamlandı. Devam eden inşaat sürecinde, yapılan her imalatın ÇED’e uygunluğu sıkı bir şekilde kontrol ediliyor ve tüm uygulama ekibi bu konuda hassasiyet gösteriyor. ÇED kapsamında yapılan çevresel izleme ve kontroller, projenin inşaat süreci boyunca da devam edecek. Projenin çevreye etkilerini sürekli olarak izlemek için 3 aylık periyotlarda, deniz suyu kalitesi, partikül madde ölçümü, çöken toz ölçümü ve gürültü izleme çalışması yapıyoruz. Sonuçları değerlendirerek tüm önlemleri alıyoruz. Liman hizmetinden ve inşaat faaliyetlerinden kaynaklanabilecek petrol ve diğer zararlı maddelerin sebep olabileceği deniz çevresi kirlenmesine karşı deniz kirliliği acil müdahale danışmanıyla çalışıyoruz. Ayrıca yolcu gemilerine yakıt ikmali sırasında petrol bariyeri serme zorunluluğunu uygulayan ilk liman Galataport İstanbul Kruvaziyer Limanı’dır.

LEED VE BREEAM SERTİFİKALARI İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR

Galataport İstanbul liman sahası, yeni liman inşaatı için şirketimiz tarafından devralındığında sahanın altyapısının yetersiz olduğu tespit edilmişti ve ilk olarak atık su altyapısında ciddi iyileştirmeler gerçekleştirildi. Yeni yapıların tasarımı ve inşaatı sırasında, çevresel etkileri azaltılmış ve sağlıklı binalar yapılması hedeflendiğinden binalara Amerikan Yeşil Bina Sertifikası olan LEED ve İngiliz Yeşil Bina Sertifikası olan BREEAM alınması planlandı. Çalışmalarımızı bu doğrultuda yürütüyoruz. Bu kapsamda projemizin Salıpazarı ve Paket Postanesi binaları için LEED Gold sertifika seviyesi (>60/110), Peninsula Otel projesi için ise Breeam Excellent sertifika seviyesi (>%70) hedefliyoruz. Gerek Salıpazarı ve Paket Postanesi binaları gerekse Peninsula Otel binasında, eşdeğer bir binaya oranla minimum yüzde 45 su verimliliği sağlanacak şekilde çalışmalar yürütüyoruz. Her iki sertifikanın da ön koşulu, inşaat sahasında erozyon ve sediment kontrolü yapmaktır. Bu kapsamda sahadan çıkan hafriyat kamyonlarının temizliği, hem saha içindeki sedimentin saha dışına çıkmaması hem de saha dışındaki yolların kirletilerek çevre halkın negatif yönde etkilenmesinin önüne geçmek büyük önem taşıyor. Bu kapsamda sahadan çıkan hafriyat kamyonlarının üzeri çıkış yapmadan önce örtülmekte ve özellikle hafriyatın yoğun olarak saha dışına taşındığı dönemde kamyonların tekerlekleri ve gövdeleri saha çıkışında yıkanmaktadır. Buna ek olarak, saha çıkışında bulunan yol, arazözler ile sürekli sulanmakta ve süpürülmektedir. Yol temizliğinde kullanılan su ise, şebeke suyunun tüketilmemesi amacıyla denizden temin edilmektedir. Enerji verimliliği açısından Salıpazarı ve Paket Postanesi binalarında eşdeğer baz binaya oranla minimum yüzde 34 enerji verimliliği sağlanması hedeflenirken, otel binası için bu oran yüzde 48 olarak belirlenmiştir. Projede, atık yönetiminin doğru şekilde yapılabilmesi amacıyla Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında atık alanı oluşturulmuş ve bertaraf/geri dönüşüm için lisanslı firmalar ile anlaşmalar yapılmıştır. Atıkların geri dönüşüm ya da risk durumuna göre doğru bir şekilde ayrılması, saklanması ve bertarafa gönderilmesi konusunda sahada bulunan ekiplere sürekli bilgi ve eğitim verilmekte, gerekli denetimler yapılmaktadır. Galataport İstanbul olarak, 2019 itibarıyla Türkiye Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) üyesi olduk. Bazı atıkların geleneksel çözüm ile bertaraf edilmesindense Sürdürülebilir Kalkınma Derneği tarafından kurulmuş olan ve atıkların döngüsel ekonomiye dahil edilmesini sağlayan Materials Marketplace programına üyeliğimizi gerçekleştirdik. Çok yakın zamanda Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’ne de üye olduğumuzu eklemek isterim.