Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ŞEHİR HASTANESİ PROJESİNİ USTALIK ESERİMİZ OLARAK GÖRÜYORUZ

“İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi, Rönesans’ın yaptığı en büyük şehir hastanesi olacak. Başakşehir’den önce tamamladığımız ve işletmeye açtığımız dört hastanemiz daha var. Bütün bu hastanelerdeki tecrübelerimizi Başakşehir’e yansıtmaya çalıştık. Bu nedenle sadece İstanbul’un değil, tüm bölgenin sağlık ihtiyaçlarına çözüm olmayı hedefleyerek İstanbul’u ve Türkiye’yi sağlıkta merkez haline getirmeyi planlayan bu projeyi ustalık eserimiz olarak görüyoruz. “Dünyanın En Büyük Sismik İzolatörlü Binası” unvanına sahip hastanede, deprem anında dahi sağlık hizmetleri kesintisiz verilirken, en kritik ameliyatlara devam edilebilecek.”

Farklı alanlardaki yatırımları ile öne çıkan Rönesans Holding’in kuruluş amacına ve genel şirket yapılanmasına dair bilgi verir misiniz? Rönesans, 1993 yılında Rusya St. Petersburg’da kuruldu. Bugün, dünyanın 28 ülkesinde, 64 milletten, 75 bini aşkın çalışanıyla -52 ve +50 dereceye kadar zorlu iklim koşullarına sahip farklı coğrafi bölgelerde ana müteahhit ve yatırımcı olarak hizmet veriyor. 2019’da dünyanın en büyük müteahhitlik şirketlerinin sıralandığı ENR listesinde 33’üncü sırada bulunan Rönesans, Avrupa’nın en büyükleri arasında ise 9’uncu sırada yer alıyor. Rönesans Holding; kurduğu veya katıldığı şirketlerin iş alanlarındaki başarılarını artırmak üzere sürekliliğini sağlamak, yönetimlerinde ileri organizasyon tekniği ile verimliliği yükseltmek, kendinin ve şirketlerin öz kaynaklarını birlikte değerlendirerek girişimlere daha güçlü şekilde yöneltmek ve tek başına veya başka kişilerle belirli alanlara doğrudan yatırımlar yapmak amacını gütmektedir. 2018 yıl sonu itibarıyla 5 milyar dolar global ciro ve 8,4 milyar dolar aktif büyüklüğe sahip olan Rönesans Holding’in hedefi, orta vadede inşaat sektöründe dünyanın en büyük ilk 10 kuruluşu arasında yer almaktır.

OZAN GÜZEL
İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ŞEHİR HASTANESİ PROJE KOORDİNATÖRÜ

RÖNESANS, KAMU-ÖZEL İŞ BİRLİĞİ MODELİYLE HAYATA GEÇİRİLEN ŞEHİR HASTANELERİ ALANININ EN BÜYÜK OYUNCUSU

Rönesans Holding’in ülkeler ve sektörler bazında yurtiçinde ve yurtdışında nasıl bir faaliyet çeşitliliği var? Sağlık yatırımları alanında bugüne dek hangi projeleri hayata geçirdiniz?
İnşaat, gayrimenkul geliştirme, endüstri ve sağlık, Rönesans’ın ana faaliyet alanlarının başında geliyor. Grup son yıllarda portföyünü, nitelik ve lokasyon anlamında dengeli şekilde çeşitlendirmeye özen gösteriyor. Öyle ki portföy; endüstri, ağır sanayi tesisleri, altyapı projeleri, imalat sanayi tesisleri, kimyasal ve ilaç üretim tesisleri, yiyecek ve içecek işleme tesisleri, otomotiv ve makine fabrikaları, devlet binaları ve enerji santrallerinden alışveriş merkezleri, ofisler, oteller, konutlar ve karma yapılara kadar uzanıyor. Şu an Türkiye, Rusya, Hollanda, Kazakistan, Türkmenistan, Cezayir gibi ülkelerin de aralarında bulunduğu 28 farklı ülkede faaliyet gösterilmekte. Uzun vadeli kamu-özel sektör ortaklıkları da gündemde. Rönesans, bugün Kamu-Özel İş Birliği Modeli ile hayata geçirilen şehir hastaneleri alanının en büyük oyuncusu konumunda. Kontratı imzalanan projelerin toplam yatak kapasitesi 9.500. Bu kapsamda inşaatı tamamlanan Yozgat, Adana, Elazığ ve Bursa şehir hastanelerinde çağdaş ve son teknoloji ürünü ekipmanlar ile hasta kabulüne başlanmıştır. Türkiye’de Kamu-Özel İşbirliği Modeli ile hayata geçirilen ilk hastane olan Yozgat Şehir Hastanesi 2017 yılı başından itibaren hizmet vermektedir. İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi, inşaatına devam ettiğimiz ve Haziran 2020’de hasta kabulüne geçmeyi planladığımız bir projemiz. Bitirmiş olduğumuz hastane projelerindeki bilgi birikimi ve deneyimi yansıtarak ülkemize değerli bir proje kazandıracak olmanın heyecanını yaşıyoruz.

PROJE, İSTANBUL’U VE TÜRKİYE’Yİ SAĞLIKTA MERKEZ HALİNE GETİRMEYİ PLANLIYOR

İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi projesi ile Rönesans Holding sağlık alanındaki yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Öncelikle projeyi genel hatlarıyla tanıtır mısınız? Hangi hedefler doğrultusunda, nasıl bir hayal ile yola çıkıldı?
İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi projesi, Rönesans Sağlık Yatırım ve Japon Sojitz ortaklığı ile Kamu-Özel İş Birliği Modeli kapsamında yapılan Türkiye’nin en büyük 3’üncü sağlık yatırım projesi. Toplam 1 milyon metrekare kapalı alana sahip İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi, 2.354 yatak kapasiteli Ana Hastane, 200 yatak kapasiteli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ve 128 yatak kapasiteli Psikiyatri Hastanesi’nden oluşuyor. Proje sadece İstanbul’un değil, tüm bölgenin sağlık ihtiyaçlarına çözüm olmayı hedefleyerek İstanbul’u ve Türkiye’yi sağlıkta merkez haline getirmeyi planlıyor. Biz projeyi hayata geçirirken ilk olarak böyle bir projenin altından kalkabilecek bir tasarım ekibi oluşturmayı hedefledik. Bu amaçla, hastane tasarımı konusunda dünyanın önde gelen tasarımcı firmaları ile görüşmeler yaptık. Projemizde, konsept çalışmalarına başlamadan önce, yönetimimizin de desteğiyle bize ilave maliyet getirmesine rağmen projeyi daha sağlıklı kılacağına inandığımız bazı kritik kararlarımız oldu. Bunların başında, arazinin batısı ve doğusu arasında yaklaşık 60 metreyi bulan kot farkını dengeleyecek bir çözüm üretmek gelmekteydi. Böylesine bir kot farkı, bu büyüklükte bir hastanenin çözümünü olumsuz etkileyen bir konuydu. Yapılan çalışmalarda, arazinin doğusu 10’ar metrelik 3 sıra toprakarme duvar ile yaklaşık 30 metre yükseltildi, batısı ise yaklaşık 15 metre kazılarak düz bir platform oluşturuldu. Bu sayede doğu-batı arasındaki kot farkı 15 metreye kadar inmiş oldu. Bir diğer önemli karar ise, arazinin içinden geçen ve kampüsü tam ortadan ikiye bölen bir doğalgaz hattı ve bu hattın üzerindeki yoldu. İnşaat aşamasının başında lojistik koordinasyon açısından büyük sıkıntılar yaratabilecek bu durumun çözülmesi amacıyla, İstanbul’un yaklaşık üçte birini besleyen bu hattı, ilgili mercilerle koordinasyon içerisinde, yaklaşık 2 kilometrelik ilave bir hat yapılmak suretiyle arazi dışına deplase ettik. Bununla birlikte, arazi etrafını çevreleyen bütün yolların kotları ve araziye giriş-çıkış noktalarını da yeniden irdeleyerek, hastane ulaşım hatları ve yolları daha efektif bir projede yeniden düzenlendi. Benzer şekilde, arazinin tam ortasında bulunan metro istasyonunun projelerini de İBB’nin ilgili mercileriyle koordinasyon kurarak, tasarladığımız projeye uygun olacak şekilde revize etmelerini sağladık. Konsept proje çalışmalarıyla birlikte, arazideki zemin durumunu da analiz etmeye başladık ve özellikle arazinin güney kısmında atık niteliğinde dolgu alanları olduğunu gördük. Bu konu, binaları araziye konumlandırırken bizi yönlendiren faktörlerin başında geliyor. Bunun yanında hem kampüsün yakın çevresi hem de İstanbul ölçeğinde, proje alanına yaklaşım yoğunlukları trafik danışmanlarımız ile irdelendi ve kampüse giriş-çıkış noktaları, binaların vaziyet planındaki konumları, metro istasyonu bağlantısı gibi pek çok konu koordine edilerek bir mastır plan oluşturuldu.

MEHMET BAYTAN
RÖNESANS MEDİKAL İNŞAAT A.Ş. MİMARİ DİZAYN DİREKTÖRÜ

DİĞER HASTANELERDEN FARKLI BİR KONSEPT GELİŞTİRDİK

Bu sürece paralel olarak mimari konsept çalışmalarına da başladık. Yatak kapasitesinin yaklaşık yüzde 88’ini içerecek olan ve 6 ayrı dal hastanesinden oluşan ana hastane kütlesinin tasarımı bizim için en önemli konulardan biriydi. Konsept mimarlarımızla birlikte çalışarak, Türkiye’de Kamu-Özel İş Birliği Modeli ile yapılan diğer hastanelerden farklı bir konsept geliştirdik. Bu konsept değişikliği bizce bu büyüklükte bir hastane için kritik ve atılması gereken büyük bir adımdı. Tasarımdaki hayalimiz, böylesine büyük bir yapıda öncelikle hasta konforunu artırmak, yapının büyüklüğüne rağmen bölümler arasındaki geçişleri kısaltarak hasta ve personel dolaşımını kolaylaştırmak, bununla birlikte personel verimliliğini sağlamaktı. Buna ulaşabilmek için poliklinik hastası ve refakatçisi ile yatan hasta ziyaretçisi gibi hastane trafiğinin büyük kısmını oluşturan kullanıcı tipini, özellikle yatan hasta trafiğinden tamamen ayırdık. Dolayısıyla yatan hastayı herhangi bir işlem için radyoloji, ameliyathane, endoskopi gibi bir teşhis/tedavi departmanına taşırken, bu hastayı saydığım diğer kullanıcılarla kesinlikle karşılaştırmıyoruz. Bununla birlikte, yatan hastanın bu departmanlara transferindeki mesafeyi de minimuma indiriyoruz. Yatan hastanın konforu açısından bu çok önemli bir konu. Aynı zamanda, medikal personelin departmanlar arasında kat edeceği mesafeyi de minimuma indiriyoruz. Bu da personel verimliliği açısından önemli. Bütün bu süreçleri Sağlık Bakanlığı’nın ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün ilgili birimleri ile koordineli şekilde, onların da görüş ve onaylarını alarak yürüttük ve yürütmeye devam ediyoruz.

GÜNDE EN AZ 30 BİN HASTAYA HİZMET VERİLMESİ HEDEFLENİYOR

Projenin yer alacağı bölgenin tercihi yapılırken nelere dikkat edildi? Arazi büyüklüğü, yatırım bedeli, hizmet verilecek hasta sayısı, yatak kapasitesi, faaliyete geçiş tarihi, yer alan bölümler ve sunulacak hizmet çeşitliliği üzerine bilgi paylaşır mısınız?
Projenin konumu, Sağlık Bakanlığı ilgili birimlerince bölgedeki yatak kapasitesi ihtiyaçları göz önünde bulundurularak belirleniyor. Bakanlık tarafından belirlenen arsa, yatak sayısı, medikal alanların tanımı da proje ihale döneminde bildiriliyor. Biz de belirlenen arsayı en iyi şekilde kullanacak ve ihtiyaçları en iyi şekilde karşılayacak çözümler üretiyoruz. Arazi büyüklüğü yaklaşık 789.000 metrekare. Toplam 2.682 yatak bulunuyor. Yatırım bedeli ihale dönemi itibarıyla 2,6 milyar TL. 1 milyon metrekarenin üzerinde bir kapalı alana sahip bu projede, 6 ayrı dal hastanesinden (Çocuk Hastanesi, Kadın Doğum Hastanesi, Genel Hastane, KVC Hastanesi, Ortopedi ve Nörolojik Bilimler Hastanesi ve Onkoloji Hastanesi) oluşan 2.354 yataklı bir Ana Hastane, 200 yataklı bir Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi (FTR) ve 128 yataklı bir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi hizmet verecek. Günlük en az 25.000 poliklinik hastasına ve 5.000 acil servis hastasına hizmet verilmesi hedefleniyor.

TESLİM TARİHİNDEN YAKLAŞIK BİR YIL ÖNCE FAALİYETE GEÇİRİLECEK

Hedefimiz, başta belirlenen proje teslim tarihinden yaklaşık 1 yıl önce, 2020 yılı Haziran ayı içerisinde bu büyük tesisi faaliyete geçirmek. Aslında her bir dal hastanesi, kendi başına çalışabilecek şekilde tasarlanmış ve departmanları buna göre kurgulanmış durumda. Örneğin, Onkoloji Hastanesi içerisinde radyasyon onkolojisi, nükleer tıp, iyotlu tedavi, kemoterapi gibi bir onkoloji hastanesinde olması gereken her türlü departman mevcut. Bütün hastanelerin ortak kullandığı departmanlardan en önemlisi ise, yaklaşık 30.000 metrekarelik bir alana yayılan acil servis. Bütün bu departmanlar da günümüz teknolojisine uygun, en üst düzey medikal ekipmanlarla donatılıyor. Dolayısıyla proje tamamlanıp hizmete girdiğinde tam teşekküllü bir sağlık tesisi olarak İstanbul ile buluşacak.

DEPREM ANINDA DAHİ EN KRİTİK AMELİYATLARA DEVAM EDİLEBİLECEK

İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi aynı zamanda dünyanın en büyük sismik izolatörlü binası olma özelliğine sahip. Bu özelliğin getirileri nelerdir? Proje inşa edilirken, ilk niteliğinde ne tür teknolojiler kullanıldı?
Başakşehir Şehir Hastanesi, yatak kapasitesi, büyüklüğü, en ileri Japon teknolojisine sahip inşai, medikal ekipmanları ve deprem izolatörlü tasarımıyla İstanbul gibi bir mega kentin sağlık ihtiyaçlarının büyük bir kısmına çözüm olmayı hedefliyor. 2 bin 68 adet “triple pendulum” çelik sismik izolatörle, “Dünyanın En Büyük Sismik İzolatörlü Binası” unvanına sahip olacak hastanede, deprem anında dahi sağlık hizmetleri kesintisiz verilirken, en kritik ameliyatlara devam edilebilecek.

Proje tamamlandığında kaç kişiye istihdam imkânı yaratılmış olacak?

Sadece inşaat sürecinde ayda ortalama 6 bin kişiye istihdam sağlayan hastane, ayrıca bölgedeki nitelikli istihdama da katkı sağlayacak. 4 bin 300 medikal personeli, 4 bin 50 hizmet personeli ve 810 yönetim personelini bünyesinde barındırmaya hazırlanan hastanede, yaklaşık 10 bin kişi istihdam edilecek. Kamunun üstlendiği medikal hizmetler dışında biz hastanede, 19 farklı hizmet sunacağız. Bunlar içinde; güvenlik, temizlik gibi hizmetler ve görüntüleme, sterilizasyon, laboratuvar gibi tıbbi destek hizmetleri mevcut.

DÜNYANIN SAYILI SAĞLIK KAMPÜSLERİ ARASINDA YERİNİ ALACAK

İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi, hangi özellikleriyle Türkiye’deki diğer sağlık yatırımlarından farklılaşıyor? Böylesi büyük ve kompleks bir projede çözüm ortaklarını seçerken nelere dikkat ettiniz?
Bu proje Türkiye’de Kamu-Özel İşbirliği Modeli ile ihalesi tamamlanmış projeler içinde finansal olarak en büyüğü. Aralarında Japon Devlet Bankası JBIC ve kredi verenlere sigorta sağlayan Japon devlet kuruluşu NEXI’nin de bulunduğu 9 farklı global finans kuruluşunun desteklediği hastane, 2020 yılında tamamlandığında dünyanın sayılı sağlık kampüsleri arasında yerini alacak. Ayrıca, konumu itibarıyla bu sağlık kompleksinden sağlık turizmi anlamında da beklenti büyük. Başakşehir, Küçükçekmece ve çevre bölgelerdeki yatak ihtiyacını önemli ölçüde kapatacak bir proje olacak. İstanbul Havalimanı ve kuzey çevre yoluna yakınlığı ve kolay bağlantısıyla da İstanbul’a büyük katkı sağlayacak bir proje olarak görüyoruz. Böylesi önemli bir projede çözüm ortaklarımızı seçerken biz de doğal olarak çok titiz davrandık. Japon finansal ortaklar ile çalışıyoruz. Proje ekibimizi de bu eşsiz projeye değer katacağına ve onu daha yukarılara taşıyacağına inandığımız firmalardan oluşturduk. Projedeki her türlü servis sağlayıcıyı da aynı bakış açısıyla seçmeye özen gösteriyoruz. Tedarik ve uygulama firmalarının seçiminde de daha önce benzer projelerde görev almış, tecrübeli, hızlı aksiyon alabilen firmalar seçiliyor. Şu an itibarıyla yüzde 70 ilerleme seviyesine gelen ve mevcutta yaklaşık 10.000 kişinin 7/24 çalıştığı projemiz, Türkiye inşaat sektörünün gurur duyacağı bir eser olacak.

RÖNESANS’IN YAPTIĞI EN BÜYÜK ŞEHİR HASTANESİ

Referanslarınız arasındaki diğer sağlık yatırımlarını da değerlendirdiğinizde İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi şirketiniz açısından nasıl bir öneme sahip?
İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi, Rönesans’ın yaptığı en büyük şehir hastanesi olacak. Başakşehir’den önce tamamladığımız ve işletmeye açtığımız, Yozgat, Adana, Elazığ ve Bursa olmak üzere 4 hastanemiz daha var. Bütün bu hastanelerdeki tecrübelerimizi Başakşehir’e yansıtmaya çalıştık. Bu nedenle ustalık eserimiz olarak görüyoruz. İnşaat sektörü açısından baktığımızda da tek seferde ve 33 ay gibi kısa sürede 1 milyon metrekare kapalı alana sahip bu tip büyük projelerin yapılabilmesi, bitirildiği gün tüm sistemlerin çalışır vaziyette hasta kabulüne uygun bir duruma getirilebilmesini, ülkemize ve İstanbul gibi bir dünya şehrine böyle bir tesis kazandırabilmeyi çok önemsiyoruz. Bu tip projelerin bu kapsamda yapılabilirliğini hem bu hem de diğer projelerdeki yabancı ortaklarımıza göstermiş olmak; yurtdışı yatırımcıların takip ettiği ortamda yeni yatırım imkânları için sektörün de önünü açacaktır.

YEŞİL BİNA SERTİFİKASI ALMAYI HEDEFLİYORUZ

Proje hem yapım aşamasında hem de faaliyete geçtiğinde çevreye duyarlı yapım yöntemleri ve tasarımıyla ön plana çıkmış olacak. Yapım aşamasında mevcut zeminden çıkarılan toprak, proje sahası içerisinde kurulan konkasör tesisleri yardımıyla tekrar kullanıma uygun hale getirilmiş ve projenin geri dolgu ihtiyacının yüzde 80’i bu şekilde karşılanmıştır. Bu çözüm yöntemiyle ülkemizin önemli sorunlarından biri olan toprak kayıplarının da önüne geçmek adına bir adım atılmış, toprağın dışarı taşınması sırasında oluşabilecek tüm iş güvenliği ve trafik riskleri minimize edilmiş, yakıt tüketiminin düşürülmesiyle doğaya bırakılan zararlı atıkların azalması sağlanmıştır. Tasarım aşamasında yapının yeşil bina olmasını sağlayacak birçok tasarım unsuru kullanılmış, yeşil çatı ve peyzaj düzenlemelerine önem verilmiş ve işletme aşamasında kullanılacak solar enerji üniteleri kurulmuştur. Rönesans Sağlık Yatırım portföyünde yer alan, Yozgat, Adana, Elazığ ve Bursa şehir hastaneleri için alınan, Amerikan Yeşil Binalar Konseyi (USGBC) tarafından geliştirilmiş yeşil bina derecelendirme sistemlerinden birisi olan LEED sertifikasının, Başakşehir Şehir Hastanesi için de alınması amacıyla projeler geliştirilmektedir ve LEED GOLD Sertifikası alınması hedeflenmektedir. Bu anlamda da hem uluslararası alanda hem de ülkemiz için fark yaratacak bir proje hayata geçirilmektedir.

PROJE YÖNETİM SİSTEMLERİ VE YÖNETİM ANLAYIŞIYLA DA ÖN PLANA ÇIKIYOR

Projenin doğusundan ve daha önceki yıllarda dere yatağının yer değiştirilmesinden kaynaklı oluşan kötü zemin ve inşaat atıkları, proje süresince iyileştirmeye tabi tutulmuş, birçok atık bölgeden uzaklaştırılarak geri dönüşüm sistemlerine entegre edilmiştir. Bu proje, büyüklüğü ve 33 ay gibi kısa bir sürede bitirilme hedefi doğrultusunda; proje yönetim sistemleri ve diğer benzer büyüklükteki projelere öncü olabilecek yönetim anlayışıyla da ön plana çıkmaktadır. Bin kişiye yakın teknik personelin görev yaptığı, farklı disiplinlerde yüksek koordinasyon gerektiren; iş güvenliği, kalite, tedarik, insan ve zaman yönetimi konularında farklı bir anlayış ile yönetilen proje, kendi içinde farklı bölümlere ayrılmış bağımsız projeler şeklinde hedeflendirilip, üstte tek çatı altında konsolide edilen yalın yönetim tarzıyla fark yaramaktadır. Bu tip bir proje yönetim anlayışı, proje tamamlandığında; kendi içinde dinamizm getiren, çözüm odaklı, ortak paydada üst hedefe ulaşabilen yenilikçi insan kaynağını da sektöre sunacaktır.