Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

İZODER: DEPREME DAYANIKLI YAPILAR, UZMAN UYGULAMALAR VE KALİTELİ MALZEME İLE İNŞA EDİLİR

“Yalıtımla ilgili yasal düzenlemeler noktasında henüz AB ülkeleri seviyesinde değiliz. Gelişmiş ülkeler sıfır enerjili konutlar, çevre dostu pasif evler gibi konseptlere yönelmiş durumda. Türkiye’deki binaların tümü, yönetmelik ve standartlara uygun yalıtım uygulamaları ile daha az enerji harcayıp fosil yakıt tüketimini azaltan ısı yalıtımlı, çevre dostu bir yapıya kavuşturulmalı. Ülke olarak güvenli ve kaliteli yapılaşma bilinciyle hareket etmeli, su yalıtımına sahip binalarla depreme hazırlanmalıyız.”

Isı, su, ses ve yangın yalıtımı konusunda çeyrek asrı aşkın süredir çalışmalar yapan İZODER, faaliyetlerine başladığı günden bu yana nasıl bir yol kat etti? Ülke olarak yalıtım konusunda ne durumdayız?Bina ve tesisatlarda yapılan ısı, su, ses ve yangın yalıtımı gibi dört hayati konuyu ele alan Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER) olarak, 26 yıl önce çıktığımız yolculuğumuzda; sektörümüzde standartları oluşturmak ve ülke genelinde yalıtım bilincini yaygınlaştırmak amacıyla, güçlü adımlarla ilerliyoruz. Ülke olarak güvenli ve sağlıklı yapılara kavuşmak için yönetmelik ve standartlara uygun olacak yalıtım uygulamalarını yapmamız gerekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 12 Eylül’de açıkladığı ‘Kentsel Dönüşüm Eylem Planı’, ülkemizde uygulanan yalıtım mevzuatlarının AB ülkeleri ile aynı seviyeye getirilmesi hususunda önemli bir fırsat olarak kullanılmalıdır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıkladığı ‘2017 Yılı Enerji Dengesi’ raporuna göre, ülkemizde 2017’deki enerji tüketimi 2016 yılına göre %6,8 oranında artarak yaklaşık 111,5 milyon TEP olarak gerçekleşti. Sektörlere göre enerji tüketimi incelendiğinde konutu ve hizmeti içeren bina sektörü yaklaşık %32’lik bir payla öne çıkıyor. 2017’de sektörel enerji tüketimindeki en büyük artış ise %17’lik oranla konut sektöründe yaşandı. Tüketimdeki bu artış, enerjisinin %75,7’sini ithal eden ülkemizde enerji ithalatının da artmasını beraberinde getirdi. TÜİK verilerine göre 2016’da yaklaşık 27,2 milyar doları bulan enerji ithalatı, 2017’de yaklaşık %37 artarak 37,2 milyar dolar, 2018’de ise daha da artarak yaklaşık 43 milyar dolar oldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıkladığı yeni eylem planı çerçevesinde her yıl 300 bin konutun mevcut mevzuatlara uygun olarak yalıtılması durumunda sağlanacak yıllık enerji tasarrufu ısıtma için yaklaşık 97,5 milyon metreküp doğalgaz ve soğutma için yaklaşık 314 milyon kWh elektrik enerjisine karşılık geliyor. Isıtma ve soğutma birlikte değerlendirildiğinde elde edilecek tasarruf miktarı yaklaşık 220 bin ton eşdeğeri petrol (TEP) seviyesindedir. Petrol fiyatları üzerinden değerlendirildiğinde elde edilebilecek verimliliğin sağladığı yıllık ekonomik büyüklük ortalama 425 milyon TL/yıl mertebesindedir. Dolayısıyla 5 yıllık bir süre içerisinde 6 milyar TL’nin üzerinde tasarruf edilmesi söz konusudur. Ülke olarak konutlarımızda ısıtma ve soğutma amaçlı kullandığımız enerjinin yarısını israf ediyoruz. Oysa konutlarda gerçek tasarruf yalıtımla başlar. Son zamlarla daha da artan doğalgaz faturasını %50 azaltmanın tek yolu, yaşadığımız binalara ısı yalıtımı uygulaması yaptırmaktır. Yeni eylem planında, binalarda enerji verimliliğini sağlayan en önemli unsurlardan biri olan ısı yalıtımının teşvik edilmesi hem toplumumuz hem de sektörümüz adına çok önemli bir gelişmedir. Çünkü Türkiye’de binalarda kullandığımız enerji miktarı, toplam tükettiğimiz enerjinin çok önemli bir kısmına ulaşmış durumda. Dolayısıyla yalıtımın hepimizi ilgilendiren ciddi bir boyutu var. Alacağımız ısı yalıtımı önlemleriyle bu savurganlığın önüne geçmemiz mümkün.

LEVENT PELESEN
İZODER Yönetim Kurulu Başkanı


SU YALITIMI YÖNETMELİĞİNE UYMAYAN BİNALARA RUHSAT VERİLMEYECEK

Deprem kuşağında yer alan ülkemizde, can ve mal güvenliğini sağlayabilmek için alınması gereken en temel önlemlerin başında, uzun ömürlü ve depreme dayanıklı binalar inşa etmek geliyor. İnşaat sektörünün büyük bir eksikliği giderilerek, binalara dayanıklılık, kalite ve konfor kazandıracak ‘Binalarda Su Yalıtımı Yönetmeliği’ 1 Haziran 2018 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, destek ve girişimlerimizle mevzuattaki eksikleri gidermek üzere hazırlanan yeni yönetmelikle su yalıtımının yeni binalarda uygulanması zorunlu hale getirildi. Yeni yapılan binalarda yönetmelikte öngörülen esaslara uyulmadığının tespit edilmesi hâlinde, bu eksiklikler giderilinceye kadar binaya yapı kullanma izin belgesi verilmeyecek.

SES YALITIMI, GÜRÜLTÜNÜN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN KORUR

Kentsel Dönüşüm Eylem Planı konforlu ve sağlıklı binalarda yaşamak için çok önemli bir fırsat sunuyor. Günümüzde binalarda en önemli sorunlardan biri de gürültü. Ses yalıtımı, içinde yaşadığımız konutlara hitap eden ve toplumu direkt ilgilendiren, çok önemli bir konu. Bugün yaşamımızın her alanında, farkında olmadan gürültüye maruz kalıyor ve bu durumun olumsuz etkilerini daha fazla hissediyoruz. Gelişmiş ülkelerde bu konuda yüksek hassasiyet var, çünkü ses yalıtımı, çağdaş yaşam standartlarının oluşmasına katkı sağlıyor. Binaların Gürültüye Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik, 1 Haziran 2018’de yürürlüğe girdi.Böylece yeni yönetmelikle, ses yalıtımının yeni binalarda uygulanması zorunlu hale getirildi. Yeni düzenlemeyle, şehir hayatının en büyük sorunlarından biri olan gürültü kirliliğine karşı binalarda kullanılan yalıtım sistemlerinin teknik kuralları belirlendi. Yönetmelik, yapı içinde oluşan TV, müzik, konuşma gibi komşu hacimlerden iletilen gürültülerin yanı sıra, darbe sesleri, mekanik sistem ve servis ekipmanlarının gürültülerinin kontrol altına alınmasına yönelik önlemleri içeriyor. Yönetmeliğe göre, artık binalarda konuşma gibi doğrudan bitişik odalara iletilen sesin bu mekanlarda yaşayanları olumsuz etkilememesi için ilave önlemler alınacak. Mekanları ayıran duvarlar ses geçişini en aza indirecek şekilde yapılacak. Aynı şekilde, konut içinde yürüme gibi darbeyle yayılan sesin iletimini ve gürültü oluşturmasını engellemek için döşemeler belirli koşulları sağlayacak. Tesisattan kaynaklanan gürültü ve titreşimlerin yanı sıra yapı elemanları vasıtasıyla iletilen seslerin miktarını azaltmak için de binada duvar, döşeme, pencere gibi unsurlar belirlenirken malzemelerin ses yalıtım özelliği dikkate alınacak. Yönetmelik, okul, hastane gibi halkın yoğun olarak bulunduğu binaları da kapsıyor.

YANGIN YALITIMI CAN VE MAL GÜVENLİĞİNİ SAĞLIYOR

Türkiye’de meydana gelen yangınlarda çok fazla can ve mal kaybı yaşanması, yangından nasıl korunacağımız ve kurtulacağımız konusunda acil önlem almamız gerektiğini gösteriyor. Yangın yalıtımı, yangınlarda oluşan yüksek sıcaklık ve dumanın zararlı etkilerinin sınırlandırılmasına yönelik, can ve mal güvenliğini sağlayıcı yapısal önlemlerdir. Yangın çıktığında en hızlı en güvenli şekilde yangın mahallinin terk edilmesini sağlayacak önlemlerin alınması gerekiyor. Binaların niteliğine ve kullanım amacına bağlı olarak farklı sürelerde (30 ila 180 dakika aralığında tahliye için zaman kazandırmaktadır) koruma önlemlerinin alınması mevzuatlarca bir zorunluluk olarak tanımlanmıştır. Binada yaşayanların en kısa sürede ve en güvenli şekilde dışarı çıkmasını sağlayacak tüm bu uygulamaları ‘Yangından Korunma Önlemleri’ olarak adlandırıyoruz. Yapısal olarak alınması gereken yalıtım önlemleriyle yangın söndürme, algılama, uyarı gibi yangın anında devreye giren aktif önlemler birlikte düşünülmeli. Yangının zararlı etkilerinin sınırlandırılması ve güvenli kaçış bölgelerinin oluşturulması amacıyla yapılan bölümlerin duvarlarına, tavanına ve döşemesine yalıtım uygulanarak, bu kısımlara alev ve dumanın ulaşması engellenmelidir. Sonuç olarak binalarımızda yapılacak ısı, su, ses ve yangın yalıtımı uygulamaları toplum olarak güvenli, sağlıklı ve konforlu yapılara kavuşmamızı sağlayacaktır.

SUYA MARUZ KALAN BİNA TAŞIMA KAPASİTESİNİ KAYBEDİYOR

Silivri açıklarında yaşanan deprem, yapılarda özellikle su yalıtımını da gündeme getirdi. Yapılarda doğru su yalıtımı nasıl bir öneme sahip? Su yalıtımı olmayan binalar ne tür risklerle karşı karşıya?
26 Eylül’de meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki deprem, İstanbul’un tüm bölgelerinde ciddi ölçüde hissedildi ve paniğe yol açtı. Yatılım sektörünün çatı örgütü olarak, deprem gerçeği ve yalıtım konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeyi görev edindik. Türkiye’de güvenli ve nitelikli binaların sayısının hızla artırılması gerekmektedir. Ülke olarak depremle yaşamayı öğrenmeli, güvenli ve kaliteli yapılaşma bilinciyle hareket etmeliyiz. Deprem kuşağında yer alan ülkemizde korkmak yerine, yapıyı oluşturan ana elemanlar demir ve betonu kullanım ömrü boyunca koruyan su yalıtımına sahip binalarla depreme hazırlanmalıyız. Betonarme yapı sistemlerinin en çok etkilendikleri noktalardan biri suya karşı hassasiyetleridir. Yapılarımıza suyun nüfuz etmesi durumunda, taşıyıcı elemanlarda bulunan demir donatılar korozyona maruz kalarak paslanıyor, binaların ömrü ve dayanıklılığı azalıyor. 17 Ağustos Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucu, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmesi de su yalıtımının önemini ortaya koyuyor. Herhangi bir yoldan binaya sızan su, oksijen ve beton içerisinde farklı kimyasal içeriğe sahip maddelerle kimyasal tepkimeye girerek paslanmaya, yani korozyona neden oluyor. Korozyon sonucunda binanın betonarmeden teşkil edilen taşıyıcı sistemi zayıflayarak, taşıma kapasitesini kaybediyor. Korozyonu engellemenin yolu ise yalıtımdır. Binanın yağış, kullanım veya yer altı kaynaklar gibi doğrudan suya maruz kalan çatı, temel, ıslak hacim gibi bölgelerinde su yalıtımı, halk arasında terleme olarak bilinen yoğuşmayı önlemek için ise ısı yalıtımı doğru ve eksiksiz şekilde yapılmalıdır.

Yalıtım maliyetleri konusundaki genel algı yüksek fiyatlı bir uygulama olduğu yönünde. Yalıtım gerçekten yüksek maliyetli bir işlem midir? Yeni yapılan bir binada ısı yalıtımının maliyeti, toplam maliyetin yüzde 2 ila 5’i kadardır. Isı yalıtımına yaptığımız yatırım yaklaşık %50 tasarruf sağlayarak en fazla 5 yılda kendini amorti etmektedir. 100 metrekarelik bir konutun yalıtım uygulamasının maliyeti ise, binanın özellikleri, dairenin cephe sayısı ve hangi ısı yalıtım levhasının uygulanacağı gibi unsurlara göre, 7 bin – 8 bin 500 TL  arasında değişmektedir. Makul bir maliyetle uygulanabilen ısı yalıtımı sayesinde, her mevsim sağlıklı, güvenli ve konforlu bir yaşam alanına sahip oluyoruz. Kentsel dönüşüm fırsatını iyi değerlendirerek, tüm binaları doğru yalıtım uygulamalarıyla inşa edersek, ülke ekonomimize her yıl milyarlarca dolarlık katkıda bulunabiliriz. Türkiye’deki binaları ısı yalıtımlı hale getirerek, ülkemizin toplam enerji faturasını yaklaşık %15 azaltmamız mümkün. Benzer şekilde su yalıtımı için de bina yapılırken doğru tasarlanarak uygulanmış detayların oldukça ekonomik olduğunu ifade etmek gerekiyor. Bina kaba maliyeti üzerinden maksimum %4-5 gibi rakamlarla yapıyı senelerce koruyacak, korozyon ve etkilerinden uzak tutacak çalışmalar gerçekleştirilebilir.

Yalıtım alanında ülkemizdeki durum dünyaya kıyasla nasıl? Sizce bu alanda ne tür adımlar atılmalı?
Türkiye, Avrupa kıtasında en hızlı büyüyen bina stokuna sahip ülkedir. AB’de neredeyse sıfır enerji binalara geçiş başlamışken, mevcut standartlarımıza baktığımızda ülkemizde halen bir metrekarelik bir alanın ısıtılması için harcanmasına izin verilen yıllık enerji miktarı, gelişmiş ülkelerin çok üzerindedir. Gelişmiş ülkelerde tanımlanmış U değerleri ile ülkemizde tavsiye edilen U değerlerini mukayese ettiğimizde, ülke olarak daha verimli çözümlere yönelmemiz gerektiğini görüyoruz. Türkiye’deki binaların tümünün, daha az enerji harcayan çevre dostu bir yapıya kavuşması öncelikli hedefimiz olmalı.

Türkiye’deki mevcut yapı stokunu da göz önünde bulundurursanız nasıl bir planlama ile ne tür bir yapılaşmaya gidilmeli?
Türkiye’de 2017 itibarıyla 9.1 milyon bina bulunmakta, bu yapıların yüzde 87’sini konut nitelikli binalar oluşturmaktadır. Hane sayısı ise 22 milyonun üzerindedir. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılacak, bireysel yalıtım yaptıran ve yeni yapılan verimli binalar dikkate alındığında yaklaşık 5.6 milyon konutun yalıtım ihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor. Ayrıca yılda yaklaşık 150 bin mevcut konutta ısı yalıtımı uygulaması gerçekleştiriliyor. Isı yalıtımı yönetmeliğinin devreye girmesi ve 2009 sonrası inşaatların asgari C sınıfı ve üzeri yalıtıma sahip olmasıyla konutlarda tüketilen enerji yüzde 68,7’den yüzde 59,9’a düştü. Kentsel dönüşüm sürecinde inşa edilen yeni binalarda yalıtım uygulamalarına öncelik verilmeye başlandığını görmek, hem yalıtım sektörü hem toplum adına sevindirici bir gelişme. Yönetmelikler tam anlamıyla uygulanmaya başlayıp denetim mekanizmaları etkili bir şekilde devreye girdiğinde ısı yalıtımı uygulamalarının vatandaşa, sektöre ve ülkemiz ekonomisine katkısı büyük olacak.

Çevreye duyarlı yapılaşma denildiğinde; ısı, su, ses ve yangın yalıtımı nasıl bir role sahip?
Sağlıklı, enerji verimli ve çevreye duyarlı yapıların, Türkiye’nin her yerinde yaygınlaşması gerekiyor. Standart ısı yalıtımı uygulamaları, fosil yakıt tüketiminin azalmasını sağlar. Bu nedenle yalıtım, binalarda enerji verimliliği çevresel sorunlar ile mücadelede en etkin uygulamadır. Isı yalıtımı ile kış mevsiminde ısıtma, yaz mevsiminde ise soğutmaya katkıda bulunarak enerji tasarrufu sağlanmasının yanı sıra, atmosfere yayılan sera gazlarının salınımında büyük oranda düşüş kaydediliyor. Ne kadar az fosil yakıt tüketirsek o seviyede karbon salımını azaltır, küresel ısınmaya karşı daha etkin rol alabiliriz. Son yıllarda sıklıkla kafa yorduğumuz, dünya genelinde üzerinde çalışılan, eylem planları hazırlanan sürdürülebilirlik konusu da yalıtım açısından çok önemli. Bu noktadan hareketle sürdürülebilir, tasarım sürelerince hizmet verebilen bina üretiminin en önemli parçaları arasında su ve ısı yalıtımı birlikte yer almaktadır. Kişisel konfor, sağlık ve güvenlik tarafından bakıldığında da bu ikiliye ses ve yangın yalıtımını ilave ederek modern dünyanın gereklilikleri daha net bir şekilde ortaya konulmaktadır.

GELİŞMİŞ ÜLKELER SIFIR ENERJİLİ KONUTLAR VE ÇEVRE DOSTU PASİF EVLER GİBİ KONSEPTLERE YÖNELİYOR

Kamu ve kamuoyu daha çok bilinçlendikçe, yalıtım uygulamaları binaların vazgeçilmez unsurları olarak gelişimini sürdürecektir. Mevcut mevzuatların etkin şekilde uygulanması ve denetlenmesi noktasında eksiklerimiz var, ancak eylem planlarının da katkısıyla, tüm yalıtım ürün gruplarını kaliteli malzeme ve uzman uygulamalarla gerçekleştirirsek, sağlıklı ve konforlu yapılara kavuşabiliriz. Bugün gelişmiş ülkeler sıfır enerjili konutlar, çevre dostu pasif evler gibi konseptlere yönelmiş durumda. AB ülkeleri yayımladıkları mevzuatlarla mevcut bina stoklarının enerji verimli hale getirilmesi için düşük faizli veya faizsiz uzun vadeli kredilendirme olanakları gibi teşvik mekanizmalarını hayata geçiriyor. Benzer şekilde, Türkiye’deki binaların tümü, daha az enerji harcayıp fosil yakıt tüketimini azaltan ısı yalıtımlı, çevre dostu bir yapıya kavuşturulmalı.