Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

NACİ GÖRÜR: İSTANBUL’DA DERHAL DEPREM ODAKLI KENTSEL DÖNÜŞÜM BAŞLATILMALI

“Deprem konusunda bugüne kadar yapmış olduğumuz hazırlıklar maalesef masa başı tedbirleri oldu, henüz ciddi olarak sahaya inemedik. Marmara Bölgesi’nde 7’den büyük bir deprem olacak, bu da yaklaşık 1 milyon 600 bin binanın olduğu İstanbul’a çok ciddi zararlar verir. Kent, tüm bileşenleri ile elden geçirilmeli, yaşam alanları mümkün olduğunca deprem güvenli hale getirilmeli ve deprem odaklı kentsel dönüşüm başlatılmalı.”

Marmara Bölgesi’nde 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan depremin üzerinden 20 yıl geçti. Geçen bu sürede sizce hem Marmara Bölgesi hem de Türkiye deprem konusunda nasıl bir yol aldı? Bu bağlamda 26 Eylül’de yaşanan depremi de değerlendirdiğinizde toplum olarak bu tür afetlere karşı sizce ne durumdayız?
Geçen yirmi yılda maalesef fazla bir yol almış olduğumuzu söyleyemem. Halen daha tüm kentlerimizde “Deprem Tehlike Analizi”, “Risk Analizi”, “Zarar Azaltma Çalışmaları” tam anlamıyla yapılmadı. Buna deprem bekleyen İstanbul da dâhil. 26 Eylül 2019 Depremi de bu düşünceyi doğruladı. Bu görece küçük depremde bile Marmara Bölgesi’nde iletişim çöktü, çok sayıda bina ağır hasar aldı, hatta daha önce güçlendirilmiş bazı okul ve resmi binalar kullanılamaz hale geldi. Bugüne kadar yapmış olduğumuz hazırlıklar maalesef “masa başı tedbirleri” oldu. Hâlâ ciddi olarak sahaya inemedik. Özet olarak, büyük bir depreme henüz hazır değiliz.

MARMARA BÖLGESİ’NDE 7’DEN BÜYÜK BİR DEPREM OLACAK

Geçmişten bugüne yaşanan büyük depremlerin karakteristik özellikleri Marmara Bölgesi için beklenen depreme dair bize ne tür işaretler veriyor?
Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) üzerinde geçmişte pek çok büyük deprem yaşandı. Örneğin 1939 Erzincan Depremi, 1942 Niksar-Erbaa, 1943 Tosya, 1944 Bolu-Gerede, 1953 Yenice-Gönen, 1957 Abant, 1967 Adapazarı, 1999 Gölcük ve Düzce depremleri. Bunların hemen hemen hepsi 7’den büyük depremlerdir. KAFZ doğudan itibaren kırılmaya başlamış ve depremleri batıya doğru taşıyarak Marmara’ya gelmiştir. Yakında bu bölge de kırılacaktır ve deniz dibindeki fay kollarının kırılma durumuna göre bölgede yine 7’den büyük bir deprem olacaktır.

Bugüne dek bölgede yaşanan depremlere ilişkin yaptığınız çalışmalarda elde edilen verilere göre Marmara için beklenen depremin büyüklüğü, süresi, tarihi, vb. konulara ilişkin neler söylersiniz?
1999 yılından beri Gölcük ve Düzce Depremlerinin, Marmara Denizi’nin altındaki arazi kabuğunu yüklediğini ve burada 1999 tarihinden itibaren 30 yıl içerisinde her an deprem olma olasılığının yüzde 50’nin üzerinde olduğunu söylüyoruz. Yaptığımız çalışmalarda KAFZ’nin Kumburgaz kolu ile (Orta Marmara Çukurluğu – Çekmece Gölleri açıkları) Adalar kolunun (Adaların güneyi) kilitlendiği ve sürekli stres biriktirdiği görülmüştür. Muhtemelen ilk kırılacak olan Kumburgaz Fayı olacaktır. Bu fay kırıldığında olasılıkla en az 7.2 büyüklüğünde bir deprem oluşturacaktır. Adalar Fayı en fazla 6’lar mertebesinde deprem oluşturabilir. İkisinin aynı anda kırılması, kuşkusuz depremin büyüklüğünü daha da artıracaktır. Bilindiği gibi Gölcük depremi 7.4 büyüklüğünde idi ve yaklaşık 40-45 saniye sürmüştü.  

26 Eylül 2019 tarihinde İstanbul’da yaşanan 5.8 büyüklüğündeki depremin yapısı hakkında bilgi verir misiniz? Bu depremi bağımsız mı yoksa beklenen büyük depremin öncüsü olarak mı okumak gerekir?
26 Eylül Depremi, KAFZ’nin Kumburgaz kolunun batı ucunda olmuştur. Küçük bir deprem sayılır, ancak konumu itibarıyla sıkıntılı bir depremdir. Daha önce söylediğim gibi, Marmara’da beklediğimiz büyük depremin ilk önce Kumburgaz Fayı’nın kırılmasına bağlı olarak gerçekleşeceğini düşünmekteyiz. 26 Eylül Depremi bu fayın batı ucunda olunca endişelerimiz arttı. Bu deprem Kumburgaz Fayı’nda da hareketin başladığını göstermektedir. Muhtemelen 26 Eylül Depremi, Kumburgaz Fayı’nı daha fazla yüklemiş ve beklenen Marmara Depremini öne çekmiş olabilir.

İBB’NİN İRADE VE SÖYLEMİ DEVAM EDER VE DESTEK GÖRÜRSE İSTANBUL DEPREME HAZIRLANABİLİR

Geçtiğimiz günlerde İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, Deprem Seferberlik Planı’nı İBB meclisinde paylaştı. Bu planın kent için sizce önemi nedir? Beklenen büyük deprem öncesinde planın devreye alınması bu alanda ne tür kazanımlar sağlar?
İBB Başkanı Sayın İmamoğlu’nun söylemleri ve Deprem Seferberliği başlatması ilk kez bu afetin ciddi olarak algılandığını göstermektedir. Genellikle yetkililer her türlü tedbirin alındığını veya alınmakta olduğunu söylerler. Hâlbuki İmamoğlu, gerçekçi olarak eksikliklerden söz edip çare arıyor. Eğer bu irade ve söylem devam eder ve toplu bir destek görürse İstanbul depreme hazırlanabilir.

DEPREM UZMANI PROF. DR. NACİ GÖRÜR

İstanbul başta olmak üzere, Marmara Bölgesi’nin en fazla hangi noktalarını beklenen büyük deprem açısından risk altında görüyorsunuz? 
Bir yerin depremden ne kadar etkileneceği genellikle o yerin; jeolojik yapısına, zemininin özelliklerine, deprem kaynağına olan uzaklığına ve oradaki yapıların iyi bir mühendislik hizmeti görüp görmediklerine bağlıdır. Buradan yola çıkılarak bir genelleme yapılınca kıyıların daha fazla etkileneceği söylenebilir. Ayrıca Avrupa Yakası’nın Çekmece taraflarının jeoloji ve zemin bakımından daha sorunlu olduğu bilinir. Boğazın Asya Yakası zemin bakımından Avrupa Yakası’na göre daha olumludur. Asya Yakası’nda Kartal-Maltepe arasında bir zayıflık zonu söz konusudur.

512 BİN KİŞİ CİDDİ BİR RİSK ALTINDA

Mevcut durumumuzda büyüklüğü 7’nin üzerinde bir depremin gerçekleşmesi, İstanbul ve Marmara açısından nasıl bir tablo ortaya çıkarır, en kötü senaryo sizce nedir?
7’nin üzerinde bir deprem İstanbul’a çok ciddi zararlar verir. Yapı stokunun yüzde 60’ından fazlasının gecekondu mantığıyla yapılmış ve yeterli düzeyde mühendislik hizmeti almamış olduğu göz önünde bulundurulursa yıkımın boyutu kendiliğinden ortaya çıkar. İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 600 bin bina mevcuttur. Bu stokun sadece yüzde 1’inde can kaybı ve ağır mal hasarının görüleceği düşünülse bile tablo vahimdir. Yüzde 1’lik miktar 16 bin binaya denk gelir. Her bir binayı ortalama 4 kat ve her katta 2 daire hesabıyla değerlendirsek 128 bin daire ortaya çıkar. Her daireye de 4 kişi yerleştirseniz 512 bin kişinin ciddi bir risk altında kalabileceğini görürsünüz.

Bina-zemin ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, zemin özellikleri depremin yıkıcılığı açısından nasıl bir role sahip?
Hem zeminin hem de binanın niteliği, oranın depremde ne şiddette etkileneceğini belirler. Sağlam ve kayalık zeminlerde bina çok fazla ve uzun süre sarsılmaz çünkü deprem dalgaları o tür zeminlerden hızla geçer ve gider. Eğer bina da projesine uygun olarak, iyi bir işçilik ve malzemeyle yapılmış ise o bölgede ciddi bir hasar görülmez. Ancak eğer zemin kötüyse (suya doygun gevşek kum, kil, silt, vb.) bu durumda deprem dalgaları o bölgede daha fazla oyalanır ve bir bakıma bölgeyi daha fazla sallar (zemin büyütmesi). Bu tür zeminlerde bina zemine uygun bir temele oturtulmuş ise elbette ki ayakta kalır, ama öyle yapılmamışsa ağır hasar görebilir.

YAŞAM ALANLARI MÜMKÜN OLDUĞUNCA DEPREM GÜVENLİ HALE GETİRİLMELİ

Deprem ve bağlantılı konularla ilgili birçok farklı söylemle karşı karşıyayız. Toplum olarak bu konuda kafamız gerçekten karışık. Tüm bu fikirleri bir kenara bırakırsak depremle ilgili net olarak bilmemiz gereken hususlar hakkında bilgi verir misiniz?
Marmara Denizi’nde araştırma yapmış, gerçekten uluslararası nitelikte araştırma ve çalışmaların içerisinde olan, bu konularda yayın yapan ve akademik dünyanın içerisinde bulunan tüm bilim insanları deprem konusunda aşağı yukarı aynı söylemlerde bulunuyorlar. Onların söyledikleri de şu: Marmara Denizi’nin altında aktif bir fay zonu var. Bu zonun bir kısmı 1999 depremleriyle birlikte aşırı olarak stres yüklenmiştir. Belirli bir süre sonra kırılıp 7’nin üzerinde bir deprem üretecek ve stresini boşaltacaktır. Onun için dikkatli olun ve yaşam alanlarınızı mümkün olduğunca deprem güvenli hale getirin.

Richter ölçeği ile bir depremin büyüklüğü ve şiddeti arasındaki fark her depremde gündeme geliyor. Richter ölçeği nedir? Deprem sırasında ne kadar enerji açığa çıkar? Büyüklük mü yoksa şiddet mi temsil eder? Bu bağlamda Kandilli Rasathanesi ile AFAD’ın deprem verileri niçin birbirinden farklı oluyor?
Richter ölçeği bir depremden açığa çıkan enerjinin ölçüsüdür. Açığa çıkan enerji ne kadar fazla olursa deprem de o kadar büyük olur. Şiddet ise, depremde herhangi bir yerin ne kadar sarsılacağının ve hasar görebileceğinin ölçüsüdür. Dolayısıyla depremin büyüklüğü ile şiddeti farklı şeylerdir. Depremin büyüklüğü değişmez ama şiddeti yerden yere değişir. Örneğin Marmara’da olan bir depremin şiddeti sahillerde daha fazladır, ama içerlere doğru gidildikçe azalır. Şiddet genellikle yapılarda görülen hasarlara göre belirlenir. 7 büyüklüğünde bir deprem yaklaşık olarak 1 milyon 800 bin tonluk patlayıcıya eş değer bir enerji açığa çıkartır. Rasathanelerin deprem parametrelerini belirleme hassasiyetleri akademik personel ve donanımlarına göre değişir.

BİR KENTİ DEPREM GÜVENLİ YAPMAK İÇİN TÜM BİLEŞENLERİ ELDEN GEÇİRİLMELİ

Marmara özelinde ve Türkiye genelinde deprem gerçeği karşısında ivedilikle atılması gereken adımlar sizce nelerdir?
İstanbul ve tüm kentlerimizde derhal “deprem odaklı kentsel dönüşüm” başlatılmalıdır. Deprem odaklı kentsel dönüşüm asla sadece yapı stokunun iyileştirilmesine yönelik lüks konutların yapıldığı bir müteahhitlik projesi değildir. Bir kenti deprem güvenli yapmak için sadece yapı stokunu elden geçirmek yetmez. Kentin tüm bileşenleri elden geçirilmelidir. Kent bileşenleri şunlardır: yönetim, halk, alt yapı, yapı stoku, çevre ve ekonomi. Yönetim, afet ve risk yönetimini bilen eğitimli insanlardan oluşmalı, afeti yönetebilecek tüm donanıma sahip olmalı ve gerekli organizasyonları (toplanma alanları, geçici iskân, sağlık, beslenme, kurtarma ekipleri, itfaiye vb.) yapmış olmalıdır. Halk deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında doğru şeyleri yapabilecek şekilde eğitilmeli, bilinçlendirilmeli ve bilgilendirilmeli. Kentin tüm alt yapısı (içme suyu şebekesi, kanalizasyon şebekesi, doğal gaz şebekesi, iletişim şebekesi, arıtma tesisleri, barajlar, yollar, viyadükler, köprüler, tüneller, vb.) elden geçirilmeli ve beklenen depreme hazır hale getirilmelidir. Kentin tüm yapı stoku belirli yöntemlerle incelenmeli, sınıflanmalı ve en fazla şiddete maruz kalacak yerlerde olanlardan başlamak üzere gerekli takviye, tahliye ve yeniden yapım işlemlerine girişilmelidir. Deprem en büyük çevre felaketidir. Açığa çıkacak milyonlarca ton moloz, evsel ve sanayi atıklarının, atmosferi, toprağı, akarsuyu, gölü ve denizi kirletmemesi için şimdiden planlar yapılmalıdır. Deprem sonrası oluşabilecek çevre kirliliği özellikle insan hayatı bakımından en az deprem kadar tehlikelidir. Son olarak da ekonominin motoru olan sanayi tesisleri ve iş ve iş gücü kayıpları için önlem alınmalıdır. Unutmayalım ki Marmara Bölgesi, Türkiye’nin ekonomik olarak can damarıdır. Burada olabilecek bir ekonomik zafiyet sadece bu bölgeyi değil tüm ülkeyi etkileyecektir.