Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Yeni yeşil bina sertifikasyon sistemi: SEEB-TR

Kendinizi tanıtır mısınız?
[kutusol=4065]Prof. Dr. Sema ERGÖNÜL: Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü öğretim üyesiyim ve Mimarlık Fakültesi Dekan Yardımcısıyım. 2009 yılından beri de Yapı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (YUAM) Müdürü olarak görev yapıyorum. 2011 yılından beri de özellikle sürdürülebilir binalar üzerine çalışmalar içerisindeyim. Branş alanım ise proje yönetimi.

Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER: Mimarlık Fakültesi Yapı Fiziği ve Malzemesi Bilim Dalı’nda öğretim görevlisiyim. 2011 yılında Yapı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Müdür Yardımcısı oldum. Ana uzmanlık alanım pasif yangın güvenliği olmasına rağmen sürdürülebilirlik konusunda 1991 yılında İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesinde verilen Fiziksel Çevre Kontrolü dersi ile başlayan bir hikayem var. 2008’de buraya (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne) gelip çalışmalarıma burada devam ettim. 

Dr. Ümit ARPACIOĞLU: Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yapı Fiziği ve Malzemesi Bilim Dalı’nda öğretim görevlisiyim. Yangın güvenliği ana konum olmakla beraber, konfor ve gün ışığı konularında da çalışmalarım var.

Bu konuda bir sertifikasyon geliştirme fikri nereden çıktı?
Dr. Ümit ARPACIOĞLU:
2010’dan beri Fakültemiz’de yapılan “Green Age Sempozyumu” çalışmaları ile sürdürülebilirlik hikayemiz de başlıyor.
Prof. Dr. Sema ERGÖNÜL: Ümit’in de söylediği gibi, 2009 yılında sürdürülebilirlik, çevre bilinci ve yeşil binalar gibi konular ön plana çıkınca, ne yapabileceğimizi konuşur hale geldik. Uluslararası ‘GreenAge’ sempozyumunu düzenlemeye başladık ve ilki 2010 yılında gerçekleşti. Etkinliğin iki yılda bir yapılması planlandı. 2012’de ikincisi yapıldı ama üçüncüsünü SEEB-TR ve diğer çalışmalarımız yüzünden 2015’e ertelememiz söz konusu. Bu arada Kasım ayı içerisinde bir öğrenci etkinliği olan “Ecoweek” ilk kez Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Yaklaşık 100 kadar yerli ve yabancı öğrenci etkinlik süresince atölye çalışmalarında bulundular.

Dr. Ümit ARPACIOĞLU: 32 atölyenin 15’i aktif olarak öğrenciler tarafından kullanıldı. Öğrenciler, sürdürülebilirlik kavramına; sanat, fotoğraf, mimarlık, bölge-şehir planlama, sosyoloji disiplinleri açısından yaklaştıkları bir hafta geçirdiler.

Prof. Dr. Sema ERGÖNÜL: Bunun yanı sıra bir de konferanslar dizisine ev sahipliği yaptık. Hollanda’dan, Almanya’dan, İtalya’dan gelen konuşmacılarımız ile öğrencilerin buluştuğu bir platform yaratmış olduk. Bu süreç içerisinde (2010 yılında) Türkiye’ye özgü bir yeşil bina sertifikasını çıkarmayı düşündük. İstanbul Kalkınma Ajansına konu ile ilgili bir proje sunduk ve destek aldık. İstanbul Kalkınma Ajansının desteği bu nedenle bizim için çok önemli. Bu destek olmasa çalışmanın bu aşamaya gelmesi imkansız olabilirdi. Şimdi de projenin sonuna geldik. “SEEB-TR Sempozyumu” ile de yaptığımız çalışmayı duyurmuş olduk.  

Dr. Ümit ARPACIOĞLU: Aslında bu merkez (YUAM), Fakülte’nin sürdürülebilirlik konusundaki dağınık vaziyette olan çalışma kültürünü bir araya getiren bir proje hedefledi ve onu 2012’de başardı. Ufak ufak çalışmalarla bu konuda yol alan insanlar bu projede aynı çatı altında toplandılar. Fikir zaten çok netti. Türkiye’nin havası farklı, suyu farklı, enerji politikası farklı, kültürü farklı… İthal sistemler yerine kendi kültürümüze, kendi mimari kodumuza uygun bir sistem olabilir mi? Nasıl olabilir? Sorularını herkes kendi kendine soruyordu. SEEB-TR bu soruları cevaplayan bir projeydi. Öncelikle bu Fakülte’de yaklaşık 30 akademisyeni bir araya getirdi. Daha sonra diğer fakülteler ve üniversiteleri bu çatı altında toplamaya başladı ve süreç hala devam ediyor. Özetlemek gerekirse, tekil bir proje değil, başlangıcı ve sonu belli olmayan bir süreç. Bir araştırma projesi varsa yaparsınız, araştırmayı bitirir ve diğerine geçersiniz. Bu öyle bir şey değil. Çıkış noktası bu Fakülte olan bir sinerji durumu. 

[kutusol=4066]Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER: Bu projenin sonucunda -bizim de ummadığımız şekilde- güzel şeyler ortaya çıktı. Başta rektörlüğümüz olmak üzere diğer bir çok üniversite ve dernek te bizi destekledi. Hatta bizim katılmasını istediğimiz ama “herhalde katılmaz” diye düşündüğümüz bazı kişi ve kurumlar bile katılım gösterdiler. Ümit’in de dediği gibi bazı bilim kurullarımız diğer üniversitelerin katkılarıyla 100 kişiye ulaştı.
Dolayısıyla proje çok gelişti ve ortaya bizim hayal ettiğimizden bile daha iyi olan bir ürün ortaya çıktı. Bu ürünü de heba etmek istemedik. Araştırma sonucu ortaya çıkan ürüne SEEB-TR dedik. “SEEB” Türkçe’de “Sürdürülebilir Enerji Etkin Binalar” ve İngilizce’de “Sustainable Energy Efficient Buildings” kelimelerinden türetilen bir sözcük olduğu için bizim de çok hoşumuza gitti. SEEB,  LEED gibi bir marka aslında. 

Dr. Ümit ARPACIOĞLU: Zaten o marka bizim için önemli bir konuydu. Çünkü bu çalışma, diğer üniversitelerle, derneklerle, sivil toplum örgütleriyle, devletle yapılan ortak bir çalışma olmalıydı. Bu proje bir üniversitenin çalışmalarının sonuç bildirgesi gibi olmamalıydı. Bu yüzden SEEB-TR ismini ve logosunu bir marka olarak tescilledik. SEEB-TR’nin bütün sistemin üst çatısı olduğuna inandık. Bu nedenle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin baykuşunun ya da herhangi bir kurumun herhangi bir ifadesinin SEEB-TR içerisine girmesine izin vermedik. SEEB-TR kendi başına bir marka olmalı ki, dünyada olan diğer sertifika sistemleri gibi adını duyurabilsin. Bizim yaptığımız iş aslında bu sistemin yapılanma sürecinde organizasyon yönetimi gibi. 

SEEB-TR’yi diğer sistemlerden farklı kılan özellikleri nelerdir?
Dr. Ümit ARPACIOĞLU:
Yapılanma sürecinin çekirdek ekibinden yayılan öyle bir sinerji var ki bununla diğer çalışmalarda karşılaşılmıyor. Herkes “ben” demeden “biz” demeye başladı ve oluşturulan ürün herkese ait oldu. Sanırım bu en büyük farkı.
Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER: Araştırma bitene kadar biz çok sesimizi duyurmak istemedik. Çünkü bu bir araştırma ve bu araştırmanın neticesi memnun edici olmayabilirdi. Bu nedenle en sonunda, her şey bittikten sonra birdenbire sesimizi duyurduk. Bu durum gerçekte biraz şaşkınlık yarattı. Şu anda araştırmanın sonuna geldik diyoruz ama bu sürecin sonu demek değil, bu henüz ilk adım. Bunu daha çok geliştirmek lazım. Türkiye’nin her üniversitesinden, derneklerden, sektörden kişilerin katılmasını istiyoruz. Ama elbette rant ve bir şeyler satayım kaygısı taşımayanları alacağız. Bizim amacımız Türkiye’ye uygun, Türkiye’ye ait bir sertifika sistemi oluşturmak. Diğer sertifika sistemlerinde olmayan birçok şey var bizim çalışmamızda. 

[kutusol=4067]Dr. Ümit ARPACIOĞLU: Biz bu projenin çekirdek kadrosuyla bir metodoloji geliştirdik. Bu farklı bir şeydi. Öncelikle dünyadaki tüm sertifika sistemlerini ve alt yapılarını inceleyecektik ve masaya yatıracaktık. Onu yaptık ve zaten uzun süren buydu. Ama ondan sonra o çekirdek kadro dünyada geçerli sertifika sistemlerine hakim oldu. Bütün dünyada varolan kriterleri tartışmalarımızı yaptığımız kurullarda görüştük. Bir tablolama sistemi geliştirdik ve hepsini inceledik. Bir bakıma SEEB-TR, tüm dünyadaki sistemlerin bir araya gelmesiyle oluştu. Tüm sistemlerin ortak noktalarını birleştirdik, çok benzer olanları yakınlaştırdık, ortak bir dil oluşturmaya çalıştık. Her bir kriteri tek tek “bu kriter Türkiye’de olursa nasıl olur?” sorusuyla inceledik. SEEB-TR’nin bir farklı özelliği de bu… İşi geliştirmek isteyen herkese açık oluşu… 

Dünyada baktığınız zaman bir bilinç seviyesi var. Bütçeler var. Bir inşaat maliyetine ayrılan pay var. Türkiye’de ise dünyadaki yapılanmaya karşılık gelen çok büyük problemler, yatırım yapma problemi var. Biz bu yeni sertifika sistemini küçük çaplı ofislere de ulaştırmayı hedefledik. Konuyu hiç bilmeyen bir mimara nasıl bir öğrenme döngüsü oluşturabilir? Sorularını kendimize sorarken bunu hesap edebilen bir yazılım fikri ortaya çıktı ve bunu yapılandırdık. Bu yazılım ile bir mimar hem işlemini yapabiliyor. Yeşil bina prosesini sergileyebiliyor ya da bir danışmanına yaptırabiliyor. Küçük çaplı, home-office çalışan mimarlara kadar ulaşan ve bu çalışma için danışmanlık alma konusunda ücret ödenmeyen bir yapı kurulmasını sağlamış olduk.

Piyasada yeşil bina kriterlerini hesaplayan başka yazılımlar da var. SEEB-TR’nin bu yönüyle farkı nedir?
Dr. Ümit ARPACIOĞLU:
Bahsettikleriniz enerji programları. Belirlenmiş 900 sürdürülebilir bina tasarım kriteri var. O enerji programları ile bu kriterlerin 30-40’ını hesaplayabiliyorsunuz. SEEB-TR yazılımı süreç yönetim yazılımı. Yeşil bina stratejinizi oluşturabiliyorsunuz, revize edebiliyorsunuz –ki bu çok önemli-. Sorun şuradan kaynaklanıyor, siz bir projeyi yaparken yeşil bina kriterlerini bilmiyorsanız ve bu konuda bir stratejiniz oluşmuyorsa size danışman olarak gelecek kişiye tasarım açısından mahkum oluyorsunuz. Erken tasarım aşamasında da bu genelde zor oluyor. Çünkü mimar, kendi bilinci ile tasarladığı bir şeyi sonradan değiştirebiliyor ya da işin içine bir danışman girdiği zaman değiştirmek zorunda kalabiliyor. Oysa SEEB-TR yazılımıyla erken tasarım aşamasından sertifikayı alma noktasına kadar süreç takibini yapabiliyor. 

SEEB-TR’nin kapsamından bahseder misiniz?
Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER:
Bir yapının doğayla uyumlu olabilmesi için gerekli tüm parametrelerini baz alıyoruz. Net rakamlar da vermek istemem aslında. Çünkü SEEB-TR’yi tariflerken 13 ana başlık dediğimiz kriterler gelişme süreciyle 13 değil de 11’de kalabilir ya da 15’e çıkabilir. Hala gelişiyor çünkü. 13 ana başlıkta amaçlanan bazı durumlar var. Mesela enerji verimliliğinde amaç en düşük enerjiyi harcamak. Su verimliliği başlığında amaç en az suyu performanslı şekilde harcamak. Konfor başlığında, içinde yaşayan insanları en mutlu hale en az enerji sarfiyatıyla getirmek gibi alternatifler var. Ama bunlar Ümit’in dediği gibi tasarımcının birincil amacına bağlı. Tasarımcının birincil amacı kriterlerimizden biri olan güvenlik olmayabilir. O halde kriterler içerisinde güvenlik başlığını seçmeyecektir. Güvenlik kısmında yeşil bina kriterini takip etmek istemeyebilir. SEEB-TR’nin de bu yüzden kademeleri olacak. Henüz isimleri diğer sertifikalarda olduğu gibi “Gold, Platinum” şeklinde belirlenmedi ama dört farklı seviyede sertifika alınabilecek. 

SEEB-TR’den sertifika alınabiliyor mu?
Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER:
Şu anda çalışan modülümüz sertifika vermiyor,  mimarın tasarladığı binanın, sertifika almaya kalkarsa kaç puan alacağını hesaplıyor. Mimar da o puanlama doğrultusunda binasında çeşitli değişiklikler yapıp üst düzey sertifika alabilir hale getirebiliyor. Yazılımın içerisinde sertifika modülü var ama sertifika vermek çok ciddi bir iş. “Sen bunları yaptın, al sana sertifika” gibi bir şey de söz konusu olamaz. Firmaların danışmanları olacak ve o danışmanların hazırladığı projeyi onaylayacak hakemler olacak. O hakemler “tamam bu proje uygundur” dediği zaman o puan olarak programa girecek ve en sonunda bütün hakemlerin onayını aldığı zaman bir çıktı oluşacak. 
Hakemler kimler olacak?
Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER:
O sertifikayı onaylayanlar kim olacak henüz belli değil, onun kurgusunu yapıyoruz. Firmalar, kendi danışmanlarını kendileri seçebilecek. Onlar bizden bağımsız yürüyecek. SEEB-TR web sayfamızda önerdiğimiz danışmanlar da zamanla olabilir. Hakemler ise üniversitelerden ilgili konularda çalışmış uzman kişiler olacak. Ama hakemler hiçbir zaman projecileri tanımayacak. Program kendisi otomatik olarak her projeye belli konularda uzman hakem atayabilecek. Hakem de ben kimin projesine bakıyorum onu bilmeyecek. Mesela İstanbul’daki bir projeye Erzurum’dan bir hakem atanabilir çünkü sistem online çalışıyor. İstanbul’daki projenin gerekli evraklarını proje sahibi programa girdiği zaman o evraklar hakemin önüne gelecek. Hakem o evrakları kontrol edecek “tamam bunlar uygundur” deyip onayladığı zaman program o konuda projenin puanını verecek. Hakem mekanizması da bu şekilde çalışacak. Hakemlerin akademik insanların yanında akademik unvana sahip olmasa da piyasada iş yapan konusunda uzman kişilerden de olmasını arzu ediyoruz. Bunun sistemin gelişmesi için önemli bir parçası olduğuna inanıyoruz.

Dr. Ümit ARPACIOĞLU: İlk aşamada üniversitede çalışan uzmanları görevlendirmek çarkı döndürecek. Sonra piyasada kendi başına belirlenmiş uzmanlar da dahil edilecek, daha sonra da üniversitelerden konu ile ilgili mezun olanlar bu alanda uzman olarak yerlerini alacak. Üniversitemizde de sadece bu konuyla ilgili bir yüksek lisans ve doktora modülü kuruyoruz. Yine aynı kapsamda açacağımız tezsiz yüksek lisans programıyla da sektördeki firmalara danışman yetiştirmiş olacağız. Bu programın kurulma aşamalarının sonuna gelmek üzereyiz. 

Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER: SEEB-TR programının kullanımı ile ilgili ilk etapta bir eğitimimiz olacak. Ekibimizden ya da yazılım firmasından uzman kişilerin verdiği eğitimle kullanımı kolaylaştırılacak. 

Prof. Dr. Sema ERGÖNÜL: Kapsamdan söz ederken SEEB-TR’nin fonksiyon tiplerinden de bahsetmek gerekir. 13 ana başlığımız var ama o 13 ana başlıkla kurgulanabilecek belirlediğimiz 5 ayrı fonksiyon tipi var. Bu fonksiyon tipleri; otel, hastane, okul, ofis, konut’tan oluşuyor. 
AVM’ler ya da Endüstriyel tesisler için çalışmanız var mı?
Dr. Ümit ARPACIOĞLU:
AVM’leri daha sonraki aşamaya bıraktık çünkü dükkan başka bir konu, AVM başka bir konu. Kriterleri çok kompleks. Endüstriyel yapılar da aynı şekilde kompleks yapılar. Bu iki yapı tipinin çalışma metodolojisi de biraz farklı. Endüstriyel tesislerin çok farklı modülleri var. Öncelikle Türkiye’de özellikle kentsel dönüşümde kullanılabilecek fonksiyonlara önem verdik. 

Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER: Özellikle değişebilir fonksiyonları seçtik. Örneğin, varolan uygulama içerisinde hastaneler otele dönüştürülebiliyor. Şu anda da birçok yerde var. Ofis binası herhangi bir konut binası olabiliyor. Bu uyarlanabilirlik özelliği, dünyadaki diğer yeşil bina sertifikalarında yok.

Dr. Ümit ARPACIOĞLU: Bu bir değişebilirlik öngörüsü. Eğer bu öngörüyü yaparsanız, binanın ömrü uzuyor. Kolay dönüşebilir hale getiriyorsunuz. Bunun ayrı parametrelerini oluşturduk. Uyarlanabilirlik Türkiye için de erken bir konu. 

Türkiye’de başka yeşil bina sertifikasyon çalışmaları da var. Bu konuda bir rekabet mi söz konusu?
Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER:
Diğer sertifikasyon çalışmalarını rakip olarak görmüyoruz çünkü hepimiz aynı amaç için çalışıyoruz. Bu proje herkese açık, isteyenler gelip bu çalışmaya katılabilir, gelişmesine fayda sağlayabilirler. 

Dr. Ümit ARPACIOĞLU: Bir şeyi “yalnızca ben yapacağım, bana ait olacak” algısı bittiği zaman birlikte bir şeyler yapılmaya başlanabilecek. Bunun dışında hiçbir şey olmayacaktır. Amacımız burada kurumlar üzeri bir sistemi geliştirmek. Tekil bir yapıya emanet etmemek. Çünkü sertifikayı veren kurum ile sertifikayı yaratan kurum ayrı olmalı. Biz, bu işin Ar-Ge kısmını üstleniyoruz ama Türk Standartları Enstitüsü’nün standartları olmazsa herhangi bir çalışma yapılamaz. Türkiye’de yapılan çalışmaların o standartlara uyması gerekiyor. 

Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER: Aslında her şey çok açık. Bir tane Ar-Ge’yi üstlenen çekirdek bir grup olacak. Bir tane standartları koyan bir kurum olacak –ki o TSE-. Bir de pazarlayan, satan, yayan bir birim olacak. Üç birimden oluşan bir sistem olacak. İsteyen bu üç birimden herhangi birine katılabilecek. 

Türkiye gibi kuralları fazlasıyla esnetebilen bir ülkede bu sistemin sağlığını korumak adına nasıl bir yol izlenebilir?
Dr. Ümit ARPACIOĞLU:
Sertifika sistemini yaparken en baştaki problemimiz buydu. Dünyadaki çeşitli yaygınlaşmış sistemlerden gelen kriterler belli kabulleri vardı. Gelişmiş ülkelerde varsayımlara bile puan veriliyor. Türkiye’de herkes varsayımla o aşamadaki gereklilikleri yaptığını söyleyip yapmayacaktı. Bu nedenle bu çalışma bir üniversite tarafından kurgulanmalıydı. Süreç nasıl olacak? Hangi kriterlere göre olacak? Nasıl veri toplanacak? Kim değerlendirecek? Nasıl değerlendirecek? Gibi soruların cevaplarını hakkaniyetle yerine getiren cevapları olmalıydı. Çalışmalarımız bütün bu ayrıntılarını netleştirebilmek için bu kadar uzun sürdü. Sistemin düzgün olmamasının sonucu olarak gelişebilecek iki negatif durum vardı. Birincisi yeşil bina olamayacak binaların yeşil bina sertifikası alması, ikincisi de hakkaniyet problemleri idi. O yüzden bütün kriterlerimizi ölçülebilir ve somut verilere dayanan hale getirmeye dikkat ettik. Programın içine tuzak sorular ekledik. Bu tuzak sorular bir yerde verilen bilgiyi unutmuyor başka bir yerde başka bir soruyla sağlamasını istiyor. 

Doç. Dr. Mustafa ÖZGÜNLER: İlerde bazıları, bazı konuları değiştirmek isteyecek ama bu sistemin herhangi bir parçasını keyfi davranarak değiştirmek de çok olası değil. Bir değişikliğin yapılması kararını ancak bir bilim kurulu verebilir. Kişisel öngörüye izin vermiyor. Online dijital bir sistem olduğu için kanaat notu veremez. Bir şey ya kritere uyuyordur ya da uymuyordur. Konu aslında bu kadar net.