Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Tanrı’ya uzanan yapılar: Zigguratlar

MEZOPOTAMYA MİMARİSİ: KERPİÇ VE TUĞLADAN ÖRÜLMÜŞ KALIN DUVARLAR
Sümerler döneminin en önemli mimarî yapıları tapınak ve saraylardı. Önceleri tapınaklar bir ev kadar basitti. Sonrasında daha görkemli zigguratlar inşa edildi. Hiçbirinin günümüze kalmamış olmasının nedeni Mısır’daki gibi bol taşa sahip olmayan Mezopotamya’da bu yapıların kerpiç ve tuğla ile örülmüş duvarlardan oluşması. Tuğlalarla kemer ve kubbe yapma tekniğini bulan Sümerler, bunu yalnızca saray ve konutlarda değil; sur, kanal, baraj, set, rıhtım gibi inşaatlarda da kullanmıştı. Dikdörtgen planlı ve üzeri yine tuğla kemerle örtülü odalar biçimindeki kral mezarlarına girmek için önlerinde hafif meyilli yoldan varılan geniş geçitlere sahip olan ve şehirlerinin çevresi kalın kerpiç surlarla çeviren Sümerler, tuğla kullanır, kubbe yapar, pencere yerine mazgal deliği açar ve kalın duvar örerlerdi.

7 KAT – 7 RENK
Zirvesinde bir tapınak bulunan ve yanlarında bir merdiven sistemi yer alan kademeli kuleler olarak üstü açık ve dört köşeli tapınaklar olan zigguratlar sonraki dönemlerde de Sümer geleneğine uygun olarak yapılmışlar. 7 katlı olan zigguratların, katlarının her biri güneş tayfındaki 7 renkten birinin rengini taşıdığına; 1. katı taşı, 2. katı ateşi, 3. katı bitkiyi, 4. katı hayvanı, 5. katı insanoğlunu, 6. katı güneşi ve gökyüzünü, 7. katı ise melekleri sembolize ettiğine inanılır.
BİLİNEN EN BÜYÜK ZİGGURAT: ETEMENANKİ, BELKİ DE BABİL KULESİ
Bilinen en büyük ziggurat Babil’den kalma Marduk (Etemenanki de denir) zigguratıdır. Tevrat’ta, Kuran’da ve dünyanın birçok bölgesinde yerel efsanelerde bahsi geçen ve Tanrı’ya ulaşmak için inşa edilen Babil Kulesi’nin bu ziggurat olduğu düşünülür. Efsaneye göre Tanrı kendisine ulaşmaya çalışan insanların kendini beğenmişliklerine, cüretlerine kızar ve o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller. Dinî bir bakış açısıyla bu öykü sıklıkla insanın kusurluluğunu, Tanrı’nın kusursuzluğu ile kıyaslamak ve dünyadaki yüzlerce dilin kökenini açıklamak amacıyla kullanılır.
Babil yaratılış destanı olan Enuma Eliş’te tanrıların en büyüğü ilan edilen Marduk’un lakabı “Büyük Efendi, dünyanın ve cennetin efendisi” idi. Mezopotamya dininde Babil’in büyük koruyucu tanrısıydı. Eskiçağ çok tanrıcılığında Marduk özel bir yeri olan en büyük tanrılardan biriydi. İlkin tarım tanrısıydı, sonra M.Ö. 20.yüzyılda kral Hamurabi tarafından en yüce tanrı derecesine yükseltildi. M.Ö. 16. yüzyılda kral Buhtunnasr (Nabuhodonosor / Nebukadnezar) tarafından tek tanrı sayılan Marduk için yapılan bu tapınağın zemininin bile kalıntısı yoktu. Ancak arkeolojik araştırmalar ve tarihsel kayıtlar sayesinde bu zigguratın renkli, 7 katlı olduğu ve tepesinde de dev bir tapınağın bulunduğunu anlarız. Tapınağın renginin indigo (mora yakın) olduğu ve en üst katlarda da bu rengin kullanıldığı düşünülür. Tapınağın üst katlarına giden 3 merdivenin ikisi zigguratın yarısına kadar ulaşır. Herodot’a göre, her zigguratın tepesi bir türbe idi. Son kattaki türbeye tek merdivenden ulaşılırdı.
Günümüzde bunun güvenlik için olduğu konusunda yorumlar bulunsa da kurban törenleri ile ilgili bir ritüel sebebiyle veya tamamen farklı fonksiyonel bir sebeple tercih ettiği de düşünülebilir. Yüksekliğinin 90 metre olduğu düşünülen bu ziggurat, Nebukadnezar döneminde inşa edilmiş fakat sonrasında yıkılmış. Büyük İskender Babil’e geldiğinde bu tapınağı yeniden yaptırmak amacıyla enkazını temizletmiş ama ömrü bu işe girişmeye yetmemiş.

BİLİNEN EN ESKİ ZİGGURAT: UR TAPINAĞI
Bilinen en eski ziggurat ise Ur-Nammu (M.Ö. 2050) tarafından yaptırılan Ur Tapınağı’dır. Yeni Sümer mimarisi örneği olan bu yapıda Akkadlara ait özellikler de vardır. Binanın bir yönde gelişen oda sistemi de Akkadlardan geçmiştir. Avlu tarafında yapılan oda gruplanmaları ise Sümer anlayışına aittir. Ayrıca geometrik muntazam düzen de Sümer mimarisinin özelliğiydi. Binalarda dış duvarlar, kuvvetli ve kalın bir beden gösterirdi.
MÖ 556-539 yılları arasında Babil’de hüküm süren ve politika, din gibi konulardan ziyade eski tapınak ve yapıları inceleyen son kral Nabonidus tarafından ilk restorasyonu gerçekleştirilmişti.

ZİGGURATLAR ŞEHİR KRALLARININ GÜCÜNÜ MEŞRULAŞTIRDILAR
Genelde kabul edilen görüşe göre Sümerler, Mezopotamya’ya, oradaki yerli halka göre daha gelişmiş bir kültürle gelmişler; güneydeki bataklık bölgede yaşayan kavimlerin medeniyetine kendi kültürlerinden bazı unsurları katarak köy kültürünü şehir kültürü hâline getirmişlerdi. Tapınak çevresinde kurulan ve etrafı bir surla çevrilen bu kent devletleri bağımsız birer siyasi birimdi. Bu kentlerin başında Ensi denilen rahip-kral bulunuyordu. Ensi hem devletin hem de din adamlarının başıydı. Her devletin kendine özgü bir tanrısı vardı ve o tanrı her şeyin sahibiydi. Daha sonra “tapınak sosyalizmi” veya “teokratik devlet sosyalizmi” adıyla tanımlanacak olan bir toplumsal üretim ve mülkiyet biçiminin oluştuğu ilk dönem Sümer kültüründe din adamları toplumun gözünde çok saygın bir konumdaydı.
Bu dönemde zigguratlar şehrin en önemli ve merkezî yapısıydı. Sonrasında sık sık göçebelerin saldırılarına maruz kalan bu devletlerde askerin önemi de gittikçe yükseldi. Sonuçta din adamları ile askerlerin arası açılırken tapınakların yanında saraylar da yükseldi ve yönetici kadro askerlerden oluştu. Artık “rahip-kral”ın yerini “asker-kral” alırken tapınakların geliri de bu kadronun eline geçti. Bu değişim üretim araçlarının din adamlarınca ortak yönetildiği kamusal mülkiyet düzeninden özel mülkiyet düzenine geçişe de yol açtı.
Astronomi için de önemli olduğu düşünülen zigguratlar; erken dönem şehir devletlerini kuran ve bir şehrin diğerinden daha iyi olması için uğraşan Sümerlerde, saraylarla birlikte şehir krallarının gücünü yansıtan ve pekiştiren yapılar olarak anlam kazanır. Güçlü hükümdara, iktidarının gerçek göstergesi olan bir saray yaraşır. Bu anlamda Eski Doğu’nun kralları, saraylar ve kentler inşa etmede çok başarılı olmuşlar ve Tanrı evi zigguratlarla güçlerini meşrulaştırmışlardır.
Kaynakça
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziggurat
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya_  mimarisi
http://tr.wikipedia.org/wiki/Babil_Kulesi
http://www.efsaneler.net/babil-kulesi-efsanesi/
http://www.isa-sari.com/babil-kulesi-dillerin-kokenine-ait-eski-bir-inanis/
http://www.restoraturk.com/mimarlik-mimari/mimarlik/287-mezopotamya-mimarisi
Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi
http://akifkanadasi.blogcu.com/mezepotomya-tarihi/7296125
http://www.nizamicubuk.com