Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Fibaro Türkiye

Fibaro Türkiye ve faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Teoman KÜPELİ: Fibaro, akıllı ev ve bina otomasyonu konusunda oldukça yeni bir firma. Piyasanın en yeni oyuncularından. Çok iyi bir planlamayla, çok doğru bir konumlamayla piyasaya çıkmış, ihtiyacı çok iyi belirleyerek bu konuda mevcut çalışan firmaların sunduğu çözümlerin eksikliklerini çok iyi görerek, bu konuda iyi bir analiz yaparak ve bu analizin sonuçlarına göre doğru Ar-Ge faaliyetleri yaparak, hem donanım hem yazılım bazında son derece iddialı bir ürün gamı oluşturmuştur. Fibaro, yüksek kalitede güçlü donanımları ve yazılımı sayesinde piyasaya ürünlerini çıkarttığı andan itibaren piyasada gerçekten önemli ilgi gören, çok hızlı yaygınlaşan bir Polonya firması. Önce Avrupa’ya, daha sonra da dünyaya yayılan ve gelecekte herkesin daha fazla konuşacağı bir marka.

Fibaro’nun bütün icatlarının, ürün geliştirmelerinin arkasındaki kişiye biz, “akıllı ev sistemlerinin Steve Jobs’u” diyoruz. Steve Jobs’un Apple için yarattığı çözümlerin, insanların kullanmaktan çok keyif aldığı ürünlerin akıllı ev sistemleri alanındaki benzerini Fibaro sunuyor. Fibaro’nun sunduğu ürünler, albenisi olan, çok iyi performans gösteren, benzerlerine göre çok daha güvenilir olan ürünler. Örneğin; bilgisayarı ya da akıllı telefonu Apple icat etmemiştir ama bu ürünleri bambaşka bir noktaya taşımıştır. Fibaro da akıllı ev sistemini ilk yapan değil, ama en iyisini yapma iddiasında olan bir firma. En iyisini yapmak için de sürekli geliştirmeye devam ediyor. Şu andaki dünyaya yayılma hızı da bizim tarafımızdan talebin ölçülmesi adına bir veri olarak görülüyor. Fibaro Türkiye’de biz, Haziran ayı sonlarında çalışmalarımızı başlattık. Çalışmalarımız elbette daha önceye dayanıyor fakat resmen markanın Türkiye bölümünü oluşturmamız 2012 yılının Haziran ayında başladı. Bu anlamda, hızlı bir şekilde Türkçeleştirme çalışmaları yapıldı, bayi organizasyonu oluşturma çalışmaları başladı, bayi eğitimleri planlandı. Şu anda kullanıcılar iPhone uygulamalarını Türkçe olarak kullanabiliyorlar. Endüstriyel uygulamalarda hala İngilizce uygulamalar yeterli olabilir, ama ev kullanıcısı için mutlaka Türkçe arayüz sunmak gerekiyor.

Fibaro akıllı ev sistemlerini anlatırken, öncelikle kablosuz haberleşme teknolojisinden bahsetmek gerekiyor. Fibaro sistemleri, 2012 yılı başlarında kablosuz haberleşme protokolü olarak dünya genelinde bir standart (ITU-T G.9959) haline gelen Z-Wave protokolü üzerinde çalışıyor. Bluetooth veya Wi-Fi gibi bir standart, ama çok daha güvenli ve işlevsel. Bu bir standart olduğu için sadece kendi ürünlerimiz ile değil, Z-Wave standardındaki tüm ürünlerle aynı kolaylıkla haberleşme sağlayabiliyoruz, bu da çok büyük bir esneklik katıyor. Fibaro olarak bir evi akıllı ev haline getirmek için gerekli parçaların (modüller, sensörler, kontrolör) % 90’ını kendimiz üretiyoruz. Ürünler tümüyle Polonya’da imal ediliyor, dolayısıyla Avrupa Birliği standartlarına uygun üretilmiş ürünler. Ürün gamımıza gelince; akıllı ev sistemimiz; bir kontrolör ve sisteme dahil etmek istediğimiz noktalara takılacak kablosuz modüller ve kablosuz sensörlerden oluşuyor. Ayrıca sisteme IP kameralar da kolayca eklenebiliyor. Sisteme bağlı her şeyin kontrolü ve izlemesi de ister evin içinden, ister dünyanın öbür ucundan cep telefonu, tablet veya bilgisayar üzerinde çalışan kullanıcı dostu yazılım arayüzlerimiz ile sağlanıyor. Kablosuz modüller aracılığı ile aydınlatma, priz, motorlu stor/panjur, klima, kombi, vb. kontroller yapılıyor. Yine kablosuz -pille çalışan- sensörlerden gelen veriler sistemde değerlendirilerek istenen aksiyonun alınması sağlanıyor. Sensörlere örnek olarak duman dedektörü, hareket dedektörü, kapı/pencere sensörü, su basma sensörü, sıcaklı sensörü, aydınlık sensörü verilebilir. Bizim kendi üretimimiz olmayıp da bizim sisteme kolayca entegre olabilen Z-Wave destekli ürünlere bir örnek olarak da Danfoss firmasına ait Termostatik Vana verilebilir. Radyatörlere monte edilerek farklı odaların istenen zaman istenen sıcaklığa ayarlanmasını sağlayarak %50’ye yakın doğalgaz tasarrufu sağlayan bu vanalar da bizim kendi modüllerimiz kadar kolay sisteme tanıtılıp cep telefonundan yönetilir hale geliyor. Bu arada ürün yelpazemiz genişlemeye devam ediyor. Yeni ürünler, yeni sensörler çıkıyor. Yeni ürünlerimizden bir tanesi “priz modülü” dediğimiz modül. Bir kullanıcının teknik destek almadan kendisinin de çok rahatlıkla takabileceği bir ürün. Bir prize bu modülü takıyoruz, modülün kendi içerisinde yine bir prizi var. Buraya fişini taktığımız herhangi bir elektrikli aleti –ütü, ısıtıcı, kahve makinası, vb.- artık cep telefonumuzdan açıp kapatmamız mümkün. Ayrıca bu modül sayesinde o noktada ne kadar enerji harcandığını da takip ve kayıt edebiliyoruz. Hatta oradan biz merkezi kontrolörümüze bu elektrik tüketim bilgisini aldığımız gibi, kullanıcı da bunu rahat bir şekilde görsün diye bahsettiğimiz bu modülün etrafı renk değiştiren LED’ler ile kaplı. Dolayısıyla, az miktarda elektrik çekilirken daha soğuk renkler ışık veriyor, yüksek miktarda elektrik kullanılırken daha sıcak renkler ışık veriyor. Elektrik tüketiminin oranına göre maviden kırmızıya doğru değişen bir renk göstergesi ortaya çıkmış oluyor.

Ürünleri anlatırken hep bir yazılımın varlığından söz ediyorsunuz. Bu yazılım hacklenebilir bir yazılım mı?

Kablosuz sistemlerde genel olarak bir hacklenme endişesi vardır. Z-Wave ilk kablosuz protokol değil. Z-Wave’den önce, kablolulardan kablosuzlara geçiş döneminde “Zigbee” diye bir protokol vardı. Bir ara ev otomasyonu için “Bluetooth” da düşünüldü. Bluetooth, mesafe sıkıntısı olduğu için çok yaygınlaşamadı. Ayrıca önceki sistemlerin gerçekten de dediğiniz gibi güvenlik açıkları vardı. Z-Wave’deki şifreleme protokolü, 128 bit SSL şifreleme sistemi, yani banka seviyesinde bir koruma. Dolayısıyla bir bankada online işlem yaparken ne kadar güvende isek Z-Wave ile de o kadar güvendeyiz diyebiliriz.

Bu sistemi korumak için bir anti-virüs programı gerekiyor mu?

Akıllı ev sisteminin beyni olan kontrolör her ne kadar bir bilgisayar olsa da bu bilgisayar dışarıdan kullanıcının erişebileceği bir bilgisayar değil. Ona bir şey yükleme şansınız yok. Bizim cihazımız kurulduktan sonra güncellemelerini de kendi internetten yapıyor. Küçük bir kutu şeklinde olan bu bilgisayarın arkasında istendiğinde sistemi geri almak için bir “back-up disk” bulunuyor. Bu da kapalı bir yerde muhafaza ediliyor. Dolayısıyla bu bilgisayar; orasına, burasına bir şeyler takıp yükleme yapabileceğiniz bir bilgisayar değil. Bu nedenle herhangi bir anti-virüs programına ihtiyaç duyulmuyor. Linux işletim sistemi kullanılıyor. Bir açıdan bakılınca bilgisayar ama USB bağlantısı ile bağlanıp bir şeyler yapabileceğiniz bir bilgisayar değil. Modüllerin yapısından bahseder misiniz?

Öncelikle şundan bahsetmek gerekir; Z-Wave kablosuz bir protokol olduğundan, modüllerin bulunduğu noktalarda herhangi bir kablo görüntüsü ile karşılaşmazsınız. Ayrıca var olan yapıya entegre olduğu için montaj için tadilat gerektirmez. Örneğin; aydınlatma otomasyonu için, ışığı açıp kapatmak için kullanılan bir anahtar her yapıda mevcuttur. Fibaro’nun boyu yaklaşık olarak 4cm olan, bir kibrit kutusundan küçük modülleri bu anahtar yuvasına yerleştiği için dışarıdan görülmez ve duvara ekstra başka bir oyuk açılmasını gerektirmez. Dolayısıyla evlerde bulunan her türlü buğat boşluğuna bu modüller yerleştirilebilir. Bu modüller enerjilerini bağlı oldukları elektrik hattından alıyor ve arkalarına takıldıkları elektrik düğmelerinin fonksiyonunu ortadan kaldırmıyor, yani o nokta hem düğmeden, hem de cep telefonundan kontrol edilebiliyor. Fibaro modüllerin bu amacını sağlamak için yeni ürün geliştirme aşamasında minyatürleştirme çalışmalarına da zaman ve kaynak ayırmıştır. Bu modüller, bu alanda dünyadaki en küçük modüllerdir. Ürünün kullanım alanlarını çeşitlendirmek de yine küçük yapıda olması sayesinde oldukça mümkün.

Sensörlerin çalışması ise bünyelerindeki piller sayesinde oluyor. Kullanıcılar pilli olduğunu duyduğunda çabuk biter endişesi taşıyorlar ama aslında öyle çabuk tükenecek bir pil değil. Modüller kontrolör ile belirli aralıklarla haberleşiyor. Bu da pilin de tasarruflu kullanılmasını sağlıyor. Yaklaşık olarak 2 sene pil değişimine gerek kalmıyor. Pil ömrü kısaldığı zaman sistem size bu ihtiyacını haber veriyor.

Kurduğunuz sistemlerin kablosuz olmasının insan sağlığı üzerinde bir etkisi var mı?

İnsanların endişesi, elektromanyetik yayıma fazlaca maruz kalma ihtimali. Z-Wave’in bu konuda verdiği çok güzel bir örnek var. Bir cep telefonundan size gelecek elektromanyetik dalga yayımıyla, Z-Wave’den size gelecek elektromanyetik yayım arasında 4000 kat fark var. Cep telefonu kullandığınızda Z-Wave’e göre 4000 kat daha fazla elektromanyetik etkiye maruz kalmış oluyorsunuz. Bir de şöyle bir durum var; Z-Wave modülleri duvarda ya da tavanda duruyor. Hiçbir zaman gidip kulağımızı ona dayamıyoruz. Dolayısıyla insana etkisi çok daha az. Z-Wave’li modüllerde hem cihazın kendi elektromanyetik yayımı çok küçük tutuluyor hem de insandan uzak noktalarda konumlanıyor.

Bir çözüm gösterinizde, ürünlerinizin kullanım alanlarını anlatırken gaz kaçağı ile ilgili bir güvenlik senaryosundan örnek vermiş ve gaz kaçağı halinde sistemin aydınlatma anahtarlarını devre dışı bıraktığını anlatmıştınız. Ürünlerinizin kullanım alanları hem güvenlik hem de konforu birlikte sunuyor. Kullanıcının öngöremediği ama sistemin içeriğinde olan başka güvenlik senaryoları var mı?

Biz, bir akıllı ev sistemini üç bileşene bağlıyoruz. Bu bileşenlerden birincisi güvenlik, ikincisi tasarruf, üçüncüsü ise konfor. Güvenlik bölümünde sadece hırsıza karşı değil, mal ve can emniyeti sağlayacak tüm alternatifleri barındırıyor. Bir hırsızlık örneği vereyim; geleneksel bir güvenlik sisteminde kapı veya pencere açılma sensörü, hareket sensörü ve merkezi alarm ünitesi gibi komponentler bulunur. Hiçbir güvenlik sistemi %100 garantili değildir. Birinci öncelik hırsızı caydırmak, ikincil hedef de eğer hırsızlık eylemi gerçekleştiyse hırsızın yakalanmasına yardımcı olmaktır. Geleneksel sistemde bir hırsız pencereden girerse sensörler tarafından algılandığında alarmın çalmasına sebep olur. Kamera sistemi de varsa kamera çalışmaya başlayacaktır. Genellikle hırsızlık olayları gece, karanlık saatlerde gerçekleşir ve birçok kamera gece net bir görüntü alamaz. Birçok durumda herhangi bir görüntü elde edilemeden hırsız çoktan alacağını almış ve gitmiş olur. Bizim sistemimizde sensörlerden sinyal geldiği anda odanın ışığını açar öncelikle. Hırsız içeri girdiği anda ışığın açılması bile caydırıcı bir etki yaratır. Diyelim ki hırsız caymadı ve eylemine devam ediyor. O zaman sistem hırsızın görüntüsünü kaydediyor, fotoğrafını çekiyor, sizin cep telefonunuza, mailinize dolayısıyla polise bu görselleri iletiyor. Hırsızın da bu aşamada yapabileceği bir şey yok. Kamerayı parçalasa bile görüntüsü çoktan çekilmiş ve size iletilmiş oluyor. Aslına bakarsanız, işin içinde bilgisayar ve yazılımın olması nedeniyle, Fibaro’da konfor, güvenlik ve tasarruf için hazırlanabilecek senaryolarda tek sınır hayal gücünüz.