Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

İçmimar Neşet Güne

TOPLUMSALLIKTAN BİREYSELLİÐE, ‘BİZ’DEN ‘BEN’E

Banyo, geçmişte gerek Doğu gerekse Batı kültüründe toplu olarak yapılan bir eylemken, günümüzde bireysel bir faaliyete dönüşmüş gibi gözüküyor. Avrupa’da özellikle, Roma ve Grek imparatorlukları dönemlerinde “termal hamamlarla” doruğa çıkmış toplu banyo keyfi… Hamamlar sadece temizlenilen yerler olmaktan çıkmış, bireylerin sosyalleştiği, tanıştığı, konuştuğu, kutlamalar ve eğlenceler yapılan mekanlara dönüşmüş. Zaman içerisinde imparatorluğun ileri gelenleri, saray yada evlerinin içlerine kendilerine özel hamamlar yaptırmaya başlamış. 16, 17, 18. yüzyıllarda ise suyun hastalık taşıması endişesinden dolayı bireysel banyo teması daha fazla gelişip, 20. yüzyılda bizim bildiğimiz “banyo” figürüne dönüşmüş.

Bu gelişim Doğu’da da hemen hemen aynı şekilde olmuş. Ancak halen Doğu kültüründe özellikle Uzak Doğu’da, toplu banyo kültürü, yani hamam ve SPA teması son derece popüler bir şekilde devam etmekte.

Toplumsallıktan bireyselliğe ya da ‘biz’den ‘ben’e olan bu hızlı dönüşüm, insanoğlunun gelişim süreci içinde kendisine ait olan her alanda var aslına bakarsanız.

Bana sanki amaç; “ben merkezci, bencil, idealleri, hayalleri, ilkeleri olmayan, a-sosyalleştirilmiş, paylaşmayı bilmeyen, kısırlaştırılmış, uyuşturulmuş, duygusuz, duyarsız ama kontrolü kolay, itaatkar bir robot-insan profili yaratmak” gibi geliyor… En büyük silah ise “teknoloji”… Yüzyılın yeni dini yani..!

Bu silahı en iyi kullanabilmenin yöntemi ise bireyleri tek tek avlamak… Birbirleriyle olan iletişimlerini minimum düzeye indirmek; evden ya da ofislerinden çıkarmadan her şeyi sanal dünya aracılığıyla bireysel olarak yaptırabilmek.

Görünen o ki, gelecekte bu bireysellik daha da güçlenecek… Evde birlikte yaşayan kadın ve erkeğin beraberce kullandığı banyoda lavabo sayısının ikiye çıkması ile birlikte başlayan değişim, şu sıralar tuvaletlerin de ayrılmasıyla devam ediyor. Ardından duşların, küvetlerin ve son olarak da banyoların kişiselleşmeye başlayacağı kesin. Bir süre sonra her bireyin kendine ait bir banyosu olacak kısacası…

Mesela “ebeveyn banyosu” tabiri tarihe karışacak. Eminim ki bir süre sonra yatak odaları da bireysele dönecek. Artık insanlar birlikte yıkanmadıkları gibi, birlikte sevişmeyecek, uyumayacaklar da. İyiden iyiye minimalist olacağız yani! Her şeyin sadece fonksiyona hizmet ettiği, estetiğin yok olduğu, paylaşımsız, ruhsuz, duygusuz, renksiz bir dünya bizi bekliyor olacak.

Doğayı sanayi atıklarıyla kirlettiğimiz için, kısa bir zaman sonra Ortaçağ Avrupa’sına geri döneceğiz. Suyun kullanımının yasak ve tehlikeli olduğu yıllara… Su yerine dijital frekanslarla duş alacağız. Jakuzi içindeki sanal görüntü, teknoloji sayesinde bize “suyun içerisindeymiş” duygusu verecek.

Yediklerimiz iyiden iyiye minik tabletlere dönüşeceği için de bir süre sonra klozetlere bidelere de ihtiyaç duymayacağız. Sindirim sistemimize yerleştirilmiş elektronik öğütücü, sıkıştırılmış atıkları kapsüllerle dışarıya gönderecek.

Gelecekte bizim anladığımız anlamda bir “banyo” kültürünün devam edeceği fikri ne yazık ki bana oldukça uzak geliyor. Neden derseniz; gelecekte bildiğimiz insan tiplemesi de farklılaşacak. Eminim bir çok “duyumuzu” ve buna bağlı olarak da “duygularımızı” kaybedeceğiz. Materyalist bir dünyada son derece gereksiz kalacak insani dürtülerimiz.

POPÜLER KÜLTÜRÜN YARATTIÐI GEÇİCİ BİR HEVES

Osmanlı dönemi ihtişamın, şatafatın güçlü olduğu bir dönem. Roma İmparatorluğu’nun çöküş öncesindeki gibi refahın en yüksek düzeyde olduğu tarihler… Mermerin, taş ustalığının tavan yaptığı, Mısır’dan, Afrika’dan koca koca blok taşların getirtildiği saltanat devri…

Hamamlar ise Osmanlı’daki en önemli sosyal mekanlar… Kızların görücüye çıktığı, kutlamaların yapıldığı, çalgılı çengili eğlenceleri ile zamanın en lüks, en renkli mekanları… Bu yüzden son dönemlerde popüler olması inanın bana hiç şaşırtıcı gelmiyor. Olması gereken banyo kültürü de bu zaten aslına bakarsanız. Hijyenin maksimum seviyede olduğu, topluca yapılan bir paylaşım, bir ritüel…

Ancak bu denli ihtişamlı bir çizgiyi günümüze yorumlamak oldukça meşakkatli bir iş… Öncelikle Osmanlı tarihini, Osmanlı kültürünü çok iyi bilmek, sindirmek ve ancak ondan sonra günümüze uyarlamak gerekli. Araştırılmadan, çaba harcanmadan ortaya çıkan tasarımlar asıllarının birer kötü kopyası olmaktan öteye geçemiyor ne yazık ki…

Bu çizgiyi Türkiye’de en iyi yorumlayan tasarımcı ise bence Zeynep Fadıllıoğlu. Kopyalamıyor; kendi yorumunu ortaya koyuyor.

Öte yandan bu Osmanlı çizgisi fenomeni sadece iç mimaride popüler değil. Modada, sanatta, edebiyatta da feci revaçta. Gerek siyasi ortam, gerekse geçmişe özlem ihtiyacı, diziler vs hepsi güçlendiriyor bu kurguyu.

Çok uzun soluklu olacağına inanmıyorum. Sadece geçici bir heves, popüler kültürün yarattığı bir moda gibi geliyor bana…