Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Güven: Teori güzel ancak uygulamada sorunlar var

İnşaat ve asansör sektörünü genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

İzzet Güven: Herkesin bildiği gibi ekonomi daraldı ve Şubat ayı açıklamasına göre sanayi endeksi %25 daha düşerek geçen senenin % 75´ine indi. Dolayısıyla asansör sektörü de daraldı. Ancak 2010 yılının ortalarında bir toparlanma ve düzelme beklentim var. Ekonomistlerin bir kısmı da bu yorumu yapmaya başladı. Burada ekonominin genel gidişini görüp şirketlerin ona göre önlemlerini alması gerekiyor. Burada önlemleri belirtmek istemiyorum, çünkü her şirketin önlemleri çok farklı. Her şirket yöneticisinin bunları görüp, değerlendirip önlemleri alması gerekiyor. Devletin buradaki teşvikleri çok önemli. Şirketlerin ayakta durmasını sağlamak için seçim kriterleri önemli. Şimdi bir takım teşvikler çıkıyor. Can suyu kredisi, ayakta kal kredisi gibi. Bu tip krediler kaynak israfından başka bir şeye yaramıyor; çünkü verilen şirketler zaten ileriye doğru giden, koşan, vizyonu olan, uluslararası piyasaya çalışan, istihdam yaratan, teknoloji üreten şirketler değil. Kredi verilen şirketler daha çok sigorta borcunu, vergisini ödeyemeyen, zor durumda kalan şirketler. Bana göre, zor durumda kalan şirketin yaşamaması gerekiyor. Bu şirketin kapatılarak içinde çalışan eli yüzü düzgün elemanların diğer çalışan şirketlere paylanması gerekiyor. Eğer zor durumda kalan bu şirketleri, yöneticileri yönetebiliyor olsalardı şirketi zaten bu batma noktasına getirmezlerdi.

Biraz acımasız bir görüş belki ama olması gereken budur. Çünkü bu öneri, sadece benim kafamdan çıkmıyor. Bu iş Almanya’da da bu şekilde oluyor. Japonya da, MITI şirketleri böyle destekledi ve Japonya dünyanın önde giden ekonomileri haline geldi. Zarar eden şirketleri tasfiye ediyorlar. Bence desteklenmesi gereken şirketler, ayakta kalan, vergisini ödeyen, üreten ve katma değer yaratan şirketlerdir. Batık şirketlere yapılan yardımlar israfla sonuçlanıyor.

2009 yılının ikinci yarısında inşaat sektöründe bir rahatlama bekliyor musunuz?

Şahsi görüşüm böyle bir rahatlamanın olmayacağı yönünde. Türkiye´de son dönemde ithalata bağlı olarak bir ekonomik büyüme söz konusu. Katma değer üretimi çok fazla değil. Bu ithalat kısmı çok yavaşlayınca Türkiye ekonomisi otomatik olarak küçülecek ve küçüldüğü zaman vergi gelirleri azalacak. Devlet harcamaları azalacak. Dünya ekonomik kriz içindeyken insanların turizme de daha az para ayıracağının düşünüyorum. Bu sebeple, ben turizm sektöründen de çok bir şey geleceğini tahmin etmiyorum. Benim görüşüm 2010 yılına kadar bu krizin etkileri sürecektir. Ekonomide mevsimsel değişiklikler görülebiliyor. Bu bağlamda sonbaharda görece bir takım iyileşmeler hissedilebilir. Tahminimce yükseliş trendinin başlaması 2010 yılının ortalarında gerçekleşebilir. Gelecek sene bu vakitler kalıcı bir yükselme olacağını düşünüyorum. Bu düzelmenin 1994, 2001 krizi gibi vurup yükselme şeklinde değil de yıllık %2-3 gibi daha mutedil gerçekleşeceği doğrultuda. Yani yavaş bir büyüme olacağını tahmin ediyorum.

Asansör sektöründeki kalite, standart ve denetlemeler konusunda neler düşünüyorsunuz?

Avrupa´da bir takım problemler çıkıyor ve bu denetim ayağının zayıf olmasından kaynaklanıyor. 1995 senesinde Avrupa´da, 2004 Şubat ayında ise Türkiye´de uygulanmaya başlayan bir asansör direktifi var. Bu direktif iyi niyet esasına göre hazırlanmış. Asansör direktifi diyor ki : “Asansör firmaları eğer uygun kalite yönetim sistemine, -ISO 9001- ve yine CE´ye uygunluk belgesi düzenleme yetkisine sahipse veya CE uygunluğu paket halinde onaylanmış asansörlerden alıp kuruyorsa, o taktirde firma kendisi uygunluk beyanını düzenler. Bu da bizim için asansörün direktife uygun olduğunun belgelenmesi demektir ve ayrıca bir denetim yapmaya gerek yoktur. Firma bu işte sorumludur” diyor ve çıkıyor bu işin içinden. Teorik olarak güzel. Fakat uygulamada problemler var. Mesela, asansörü yaptınız ve CE uygunluk beyanını düzenlediniz ama yaptığınız asansör direktif gereklerini karşılamıyor. Yani asansör direktifine uygun değil. Bunun tespiti halinde sadece uygunsuz bir asansör yapılmış olmuyor, aynı zamanda yapan firma yalan bir beyanda da bulunmuş oluyor. Bu nedenle çok ciddi cezası var. 1 milyon avro mertebesinde bir cezadan bahsediliyor. Her firma bu uygulama ve cezaları kaldırabilecek güçte değil. Firmanın hiçbir şeyi yoksa kimden tahsil edeceksiniz cezayı. Ceza ve yaptırımlar benim gibi varlıkları olan bir firma için çok ciddi iken, 3-5 kişiyle iş yapanlar için ciddi bir yaptırım değil. Bu noktada firmaların denetimine getirilecek kısıtlamanın basit bir yöntemi var. Sanayi Bakanlığı, asansör yapacak firmaya lisans vermeli. CE vb. belgeler dışında Sanayi Bakanlığı´ndan da lisans alınmalı. Bakanlıktan lisans almak için de yapılacak en önemli şey, 500 milyon liralık banka teminatı getirmeleri. Bu teminat mektubunu bakanlığa veren asansör firmaları asansör yapabilir, vermeyenler yapamaz denmeli. Böylece çantayla, cep telefonuyla bu işi yapan kişiler aradan çıkar, bu işi ciddi yapanlar oyunda kalır. Sanayi Bakanlığı´nın zannediyorum Aralık veya Ocak ayında tekrar bir yönetmeliği çıktı. Bu yönetmelikte de diyor ki, “Firma CE uygunluğunu düzenler, asansörü işletmeye açar ve belediyede orada bir asansör yaptığını kaydettirir.” Yani belediyenin denetim yapma yetkisi yok. Eskiden belediyenin ve TSE´nin yetkisi vardı. Belgeyi iptal edebiliyordu. TSE´nin bu çalışması şirketleri belli bir noktaya götürdü.

Bakım ve hizmet konusunda belli bir standart var mı? Burada STK´ların ve devletin yürüttüğü çalışmalar nelerdir? Sektörde inovasyona ve Ar-Ge´ye dönük etkinlikler var mı?

Bakım konusunda yeni yönetmeliğe göre bina yöneticisine veya sahibine çok ciddi sorumluluklar düşüyor. Çünkü asansör yönetmeliği, asansör bakımlarının, mutlaka yetkili firmalar tarafından yapılması gerektiğini yazıyor. Aksi takdirde olası bütün kazalardan yönetici direkt sorumlu oluyor. Yöneticinin yetkili bir firma ile bakım sözleşmesi yapmış olması ve fatura almış olması gerekiyor. Pek çok apartmanda asansör bakım hizmeti gider makbuzu karşılığında ödeniyor. Ancak bu hizmetin satın alındığını değil, paranın ödendiğini belgeliyor. Bu nedenle faturanın olması gerekiyor. Maliye Bakanlığı faturayı belge olarak kabul ediyor. Asansör bakımlarının yapılabilmesi için belli bir adam-saat emek harcanması gereklidir. Derneğimiz asansör bakımları için gerekli süreleri tespit etti. Belirlenen sürelere göre bakım ücret bedeli hesaplandı çünkü düşük ücretle bakım yaptırmak işin güvenli yapıldığı anlamına gelmiyor. Türkiye´de inovasyon konusuna gelince. Evet, asansör sektöründe inovasyon yapan bazı şirketler var. Özellikle kabin tasarımı konusunda hakikaten çok estetik kabinler yapılıyor. Kapı mekanizmaları konusunda bir takım gelişmeler var. Fakat temel teknolojiler konusunda maalesef yapılamıyor. Bu tür araştırmalar üniversitelerde yapılmalı. Orada yapılan araştırmalar sektöre yansımalı. İnovasyona bir örnek şirketimizden verebilirim. Mesela biz bir ev asansörü yaptık. Ev asansörü prensip olarak çalışma tarzı olarak bir asansör ama boyutları açısından, alt üst boşlukları açısından bir geliştirme. Küçük bir geliştirme ama bir geliştirme. Ve bir amaca hizmet eden bir geliştirme. Bir şey yaptık ve süs olarak durmuyor. Hakikaten uygulaması olan ve insanların talep ettikleri, “Biz de bunu arıyoruz” dedikleri bir ürün oldu.

Firmanızın yurt içi ve yurt dışında yürüttüğü çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Isas asansör olarak 30 kilodan 10 tona kadar asansör yapıyoruz. Ürün yelpazemiz geniş bu nedenle inovasyon yapıyoruz. Bazı teknolojileri dışardan alıyoruz. Bazı ürünleri şirket dışından alıyoruz. Örneğin bazı asansörlerde, motor makine kısmını dışardan alıyoruz. Çünkü bunu geliştiremiyoruz; satış miktarı geliştirmemizi gereksiz kılıyor. Bizim gibi belki 10 tane şirket bir araya gelse belki o noktaları da geliştirebilecek düzeye gelebiliriz. Ne yazık ki Türkiye´de güç birliği yapmak gibi bir kültür de yok. Bizim ayrıca firma olarak ihracatımız var. Yurt dışında yurt içinden daha ciddi pazarlara hitap ediyoruz. Örneğin Türkmenistan. Bizden daha geride bir alt yapıya sahip gibi görünseler de asansör konusunda çok daha ciddi yaklaşıyorlar. Türk asansörleri orada yasaklıdır. Çünkü kötü örnekler gitti oraya. Türkiye´den Isas´dan başka bir firma orada iş yapamıyor şu anda. Ayrıca Rusya´da yapılmış ve çalışan asansörlerimiz var. Yine Almanya´ya da ihracatımız oldu. Bizim 11 ülkeye komple asansör ihracatımız oldu. Teknik desteğimizi genellikle oradaki yerel asansör firmalarıyla işbirliği yaparak veriyoruz. Bu hem servisin çabuk olmasını sağlıyor hem de bizim asansörlerimizin sürekliliğini sağlıyor. Zaten iş birliği yapabileceğimiz kimse yoksa biz zaten o ülkeye gitmiyoruz. Mesela Arabistan´dan böyle bir talep geldi fakat biz gitmedik. Burada marka açısından ülke imajı da çok önemli. Bakıyorsunuz Alman malı dendiğinde, bu markaya dönük herkesin bir güveni var. Fakat biz ülke olarak bu anlamda bir güven yaratamadık. Bunun sebebi de İşte bu üç-beş kişilik firmaların ciddiyetsiz yaklaşımları. Bu tür firmaların yaptığı olumsuz işlerden dolayı her yerde imajımız çok kötü. Örneğin Azerbaycan. Türkiye ye “ağabeyimiz” diye yaklaştıktan 10 sene sonra bize “bunlarda neymiş” diye bakmaya başlıyorlar. Sebebi hep kalitesiz ürünlerin, kısa vadeli kar peşinde koşan insanlar tarafından oralarda satılması. İhracatımızın uzun vadeli olarak artması için ülke imajımızın düzelmesi şart.