Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Türkiye’nin ilk modern müzesi 13 Haziran 1891’de İstanbul’da açıldı: Asar-ı Atika Müzesi’nden İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne…

Bu ay, 118 yıl önce açılan bir müze binasına, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne konuk olacağız. İstanbul’daki Neo-Klasik mimarinin yaşayan en güzel örneklerinden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Gülhane Parkı’nın içinde açılır. “Müze-i Hümayun” (İmparatorluk Müzesi) ya da “Asar-ı Atika Müzesi” (Eski Eserler Müzesi) adıyla bilinen ülkemizin ilk modern müzesi Cumhuriyet’ten sonra da “İstanbul Arkeoloji Müzesi” olarak anılmaya başlar.

Müzenin kurucusu sanat tarihimizin önemli isimlerinden ressam müzeci Osman Hamdi Bey’dir. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kurulmasından önce II. Abdülhamit tarafından 4 Eylül 1881 tarihinde “Müze-i Hümayun” (İmparatorluk Müzesi) müdürlüğüne atanan Osman Hamdi Bey ile Türk müzeciliğinde yeni bir sayfa açılmış olur. Aynı zamanda “Sanayi-i Nefise Mektebi” (Güzel Sanatlar Okulu) kurucusu ve yöneticisi olan Osman Hamdi Bey o zamanlar müze binası olarak kullanılan Çinili Köşk’ün karşısına yeni bir binanın inşası için çalışmalara başlar. Yeni binanın mimarlığını Alexandre Vallaury üstlenir. “Sanayi-i Nefise Mektebi”nin mimarlık bölümünün kurucusu, eğitmeni olan İstanbul doğumlu Fransız asıllı mimar Vallaury, Osmanlı Bankası, Haydarpaşa Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve Pera Palas gibi İstanbul’un anıtsal yapılarının da mimarıdır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin inşaat öyküsünü Dr. Alpay Pasinli’nin “İstanbul Arkeoloji Müzesi” isimli kitabından aktaralım: “Böylece müzenin inşaatına başlanır. Binanın mimarı Sanayi-i Nefise Mektebi Fenn-i Mimari hocası Vallaury’dir. İki kat olarak inşası gerçekleştirilen binanın giriş kısmı, üçgen alınlıklı ve dört sütunlu antik bir tapınak cephesine benzetilmiştir. Binanın uzunluğu 65 m, genişliği ise 14 m.´dir. Müzenin cephe mimarisi Sidon Nekropolü’nde ele geçirilen Ağlayan Kadınlar Lahti’nden esinlenerek yapılmıştır. 730.604 kuruşa mal olan yeni binanın açılışı 13 Haziran 1891 tarihinde gerçekleşmiştir.” [1]

Açıldığı dönemde de dünya müzeleri arasında ön sıralarda yer alan İstanbul Arkeoloji Müzesi, “At nalı” planlı, 190 metre uzunluğunda, küfeki taşından bir bina olarak inşa edilmiştir. 1800 metrekareyi kaplayan bir alana sahip olan iki katlı müze binası, alt katında sergilenen İskender, Likya, Ağlayan Kadınlar ve Satrap Lahti gibi lahitler nedeniyle “Lahitler Müzesi” olarak da anılmıştır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi binasının mimari özelliklerine gelince… Sözü yine Dr. Alpay Pasinli’ye verelim: “Mimar Vallaury ile Osman Hamdi Bey’in ortak tasarımı olan ilk müze yapısı, bir giriş bölümü ve iki ana salondan oluşmaktaydı. Giriş bölümünde geniş merdivenlerle ulaşılan ve dört sütunla taşınan anıtsal bir kapısı vardır. İki kat yüksekliğindeki sütunlar, yüksek bir arşitrav üzerinde alınlık ve akroterleri taşırlar. Binada lotus yapraklı başlıklar ve akroterler dışında bezeme yoktur. Duvar yüzeyi, plastrlar ile bölünmüştür. Kenarlarında, İon düzeninde başlıklar taşıyan yarı sütunlar bulunan pencereler yer almaktadır. Binanın birinci kat ile ikinci kat arasında herhangi bir kornij veya başka bir öğe uygulanmamış olması, yapının tek kat gibi algılanmasına neden olmuş ve binanın bütünlüğünü sağlamış, yapıya sade ama anıtsal bir görünüm kazandırmıştır.”

Zaman içinde inşa edilen ilk yapı ihtiyaca cevap veremez olduğunda yeni bir yapının inşası için hazırlıklar tamamlanır. Yeni bina ilk yapının doğu kanadına inşa edilir. Osman Hamdi Bey’in isteği üzerine inşa edilecek olan bu ikinci binanın da planları mimar Vallaury tarafından çizilir. İnşaat ise mimar Philippe Bello tarafından yürütülür. 7 Kasım 1903 tarihinde törenle açılan ikinci bina 20.000 liraya mal olacaktır. 1750 metrekarelik bir alana yayılan ikinci binada, müdürlük dairesi, muhasebe ve depo bölümleri yer alır.

İkinci bölümün açılışının ardından, yaklaşık bir yıl sonra üçüncü binanın temeli atılır. Planları yine mimar Vallaury tarafından çizilen üçüncü yapının inşaatı Osman Hamdi Bey’in oğlu mimar Edhem Bey tarafından sürdürülür. 1907 yılında bitirilen bina, eski eserlerin yerleştirilmesinden sonra 1908 yılında törenle açılır…

Türkiye’nin müze binası olarak inşa edilmiş ilk müzesi olan İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne zaman içinde ek bir bina daha yapılır. Ana binanın güneydoğusunda sergi salonlarına ayrılan binanın yapımına 1969 yılında başlanmış ve 1983 yılında bitirilmiştir. 1993 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ne layık görülen İstanbul Arkeoloji Müzesi, bir milyona yakın eski esere ev sahipliği yapmaktadır…

Bir fatura

Hristidis Boya Mağazası

Yıl 1935… Galata Fermeneciler Sokak numara 111’de bulunan Yorgi Hristidis’in Boya Mağazası’nın İstanbul Şehir Tiyatroları’na kestiği toplam 122. 70 kuruşluk fatura…

Bir ev

Altı Odalı Büyük Bir Sayfiye Evi

Yıl 1941… Yedigün dergisinin “Ev” köşesinde yayınlanan “kalabalık bir aileye mahsus altı odalı bir villa” şu satırlarla tanıtılmış: “Bu villa bahçe ortasına inşa edilmek için düşünülmüştür. Planları dikkat ile gözden geçirecek olursanız, kalabalık bir aile için ne kadar kullanışlı olduğunu görürsünüz. Birinci kat geniş misafir odasına, yemek salonuna, mutfağa, ve kiler vazifesini gören ofise tahsis edilmiştir. İkinci katta yalnız banyo dairesi ve yatak odaları vardır.”

Yedigün dergisi, 20 Aralık1938, Sayı: 302.