Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Yük. Müh. Mimar Cafer Bozkurt : Mimarlık ´tümel´ bakabilmektir

Türkiye´nin yetiştirdiği öncü mimarlardan biri olan Cafer Bozkurt, eğitimin ve yeni teknolojinin önemine işaret ederken yapıyı içinde bulunduğu kültür ve çevreden bağımsız düşünememek gerektiğini söylüyor. Cafer Bozkurt ile inşaat sektörünü, mimaride tasarımın yerini, kentlerimizde ortaya çıkan dokuyu ve kent planlamasını, proje sürecinde yatırımcı mimar ilişkisini, vb. konuştuk.

Bugün Türkiye´de konut üretimiyle birlikte yapı sektörü büyüme kaydetti. Küresel kriz tartışmaları doğrultusunda inşaat sektörünün bugünkü düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cafer Bozkurt: Her krizin getirdiği artılar ve eksiler vardır. Böyle bir kriz geldiği zaman şartlar zorlaşıyor, insanlar yaptıkları hataları daha çok düşünmeye başlıyor ve tekrar etmemeye çalışıyorlar. Dolayısıyla bu krizin ortaya koyduğu en önemli konulardan biri konut piyasasındaki hataların görülmesidir. Mesela bunlardan biri, bulunduğu yerdeki çevre dokusuna veya yerleşme kimliğine bakmadan çok yoğun ve hazır şablonlara göre devlet eliyle yaptırılan TOKİ yapılarıdır. Bu yapılar daha ucuza satıldığı için hala alıcı için cazip konumda bulunmaktadır. Bir diğeri özel sektör müteahhitleri eliyle yapılan toplu konut projeleridir. Bunlardan lüks semtlerde, kapalı duvarlar içinde yer almakta olan yapı siteleri biraz daha farklıdır. Bu tip konutlar daha havalı, daha gösterişli ve daha organize bir konut tipolojisi oluşturmaktadır. Fakat nasıl TOKİ binaları bulunduğu doku içerisinde orası ile bütünleşmeyen, on yılların getirdiği yerleşim ve yaşam kültürünü yansıtmayan yapılar ise, bu duvarlar içindeki sitelerin de çevresi ile çok yabancılaşmış ve yalnız kalmış olduğunu görüyorum. Bunlara ek olarak bir de eski dokudaki tamamlama ve yenilenme projeleri bulunmaktadır. Bu mevcut tarihi veya kentsel doku içindeki yenilenmeleri maalesef genel olarak başarısız görmekteyim. Tabii ki aralarında iyi örnekler de var. Bunlar yavaş bir tempoyla gerçek ihtiyaçlar ve gerçek bir pazar ekonomisi için sağlıklı olarak üretilmekte ve bitirilmektedir. Bu yüzden böyle krizlerde o acelenin, çabukluğun verdiği çok hata yapma şansını azaltıyorlar diye düşünüyorum.

Kent planlaması oldukça önemli. Size göre bu planlamada mimarın etkisi nedir?

Ülkemizde bu konuda ciddi sorunlar var. Planlama, geleceği projekte edip öngörülen gelişmeler çerçevesinde yapılamadığı için plancılarımız vakitlerini yapılan yanlışları düzeltmekle geçiriyorlar. Son dönemde üretilmekte olan kentsel yenileme projeleri, eğer hukuk ve adalet doğru çalışırsa, ada ve yerleşim bazında planlama ve mimarinin öne çıktığı güzel şeyler yapılabilir. Ancak ne yazık ki ülkemizde belediye meclislerinde verilen kararlarla, onların yönlendirdiği planlama örgütlerine çoğu toprak spekülasyonu ve ranta dayalı olarak tanımlanan planlamalar, yaşanan iç göçün de durdurulamaz gidişatı ile birleşerek mimar ve kent plancılarının geride kalmasına neden olmaktadır. Sonuçta mimarlar ancak verilen datalar, emsaller ve şartlar üzerinden bir şeyler yaratmaya çalışmaktadırlar. Bana göre ülkemizdeki en büyük hata toprak rantının zorladığı yüksek emsalli konutların yapılmasıdır. Ben yüksek yoğunluklu konut yerleşmelerini kent merkezinde olmadıkları sürece doğru bulmuyorum. Kentsel dönüşüm projeleri ise, zaman içinde plansız gelişmiş bir bölgenin tekrardan planlanması, oradaki hak sahiplerinin bundan yararlanması ve yeni iş ortamlarının yaratılması açısından doğru olmakla birlikte, bu konuda hukukun çok doğru işletilmesi ve emsallerle ilgili doğru kararlar alınması çok önemlidir.

Proje sürecinde mimarın önemli bir iktidarı var. Mimar tasarım ilişkisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bana göre mimar nasıl olmalı onu söyleyeyim. Bizim kuşağın mimar olalım diye başladığı günler ve bugün arasında çok şey değişti. Mimarı, bir ihtiyaçtan gelen düşünceyi yapıya dönüştüren insan olarak görüyorum. Mimar projeyi tasarlar ve yapıya çevirir. Yani tasarım bir form, bir biçim, bir çevresel görüntü sonucu yapıyla biten bir sürecin parçasıdır. Bence proje mimar tarafından yönetilmiş tüm disiplinleri kapsar. Bir düşüncenin projelendirilmesi bir heykel bir resim yapmak ya da fotoğraf çekmek olmadığı için büyük bir organizasyon gerektirmektedir. Mimarın projeleri disiplinler arası yönetmesinin yanı sıra, projenin sürekliliğini, yaşanan çevreye artı etki yaratabilmesini sağlamasıyla da sorumlu olduğunu düşünüyorum. Öte yandan yapılan binada ileride yaşayacak insanların başlarına gelebilecek sorunları, mekansal ve yaşamsal eksiklikleri, oradaki çevreye uymamış oluşumları düzeltmekle de yükümlüdürler. Ben mimarlığı böyle tanımlıyorum.

Mimarların organizasyon şefi olduğunu söylüyor ve kendinizinde bunlardan biri olduğunu savunuyorsunuz.

Başka türlü olmaz, mimarın yapının sahibi ve sorumlusu olması gereklidir. Bir işletme, fabrika, tatil köyü veya otel düşünün, yapı ve sistem kurulu olsa dahi yönetim değişince tüm konularda farklılıklar olacaktır. Bu kişiden kişiye değişen düşüncelerdir. Birine projenin yarısını yaptır, ötekine öbür yarısını yaptır veya üçüncü etapta da başka bir grub işleri götürsün… Bu proje hiçbir zaman aynı grubun sonuna kadar götürdüğü gibi sağlıklı gelişemez. Bir yapıya başından sonuna kadar sahip çıkan mimarlık takımıdır. Bugün İstanbul´da sizlerin de bildiği mimari gruplar var. Hepsi de kendi başlarına büyük işler yaparlar. Her yiğidin kendine göre bir yoğurt yiyişi vardır. Mimarlıkta böyle bir meslek. Bir bestenin yarısını Dvorack yarısını Saint-Saens yapamaz. Bu onun gibi bir şey.

Sizce projede yatırımcının fonksiyonu nedir? Yurt dışında özellikle Almanya´da siz yatırımcının aslında mimarın yardımcısı olduğunu söylüyordunuz. Türkiye´de sizce mimar- yatırımcı ilişkisi ne düzeyde?

İş sahibinin veya müteahhitin özellikleri çok önemli. Burada çeşitli senaryolarda söz etmek mümkün. Öncelikle iş sahibi bir kurum olabilir, proje tasarlatır ve sonra da bunu bir müteahhite yaptırır. Müteahhit iş sahibine karşı bunları uygulamakla sorumlu kişidir. Bir de piyasadaki girişimci müteahhitler vardır. Onlar kendilerinin baştan yapacağı yöntemleri tanımlayarak mimarı tutup bir proje ve organizasyona çalışmasına girmektedirler. Bu durumda müteahhit/işveren ile olan ilişki biraz daha farklıdır. Onlar yapı sektöründen geldiği için çok bilme durumundadır ve mimara çok müdahale edebilmektedir. Sonuçta mimar müteahhitin istediklerini yapmak zorunda kalabilmektedir. Bir iş sahibinin mimarıyla geliştirdiği projeyi müteahhite vermesi daha farklı bir şeydir. Bunların dışında bir de devlet kurumlarının proje yaptırıp müteahhitlere iş vermesi söz konusudur. Orada müteahhitler yarıştığı için, idarenin sorumluları ve mimar projeciye karşı farklı davranış içinde oluyorlar. Devlet yapılarında mimarlar çok rahat edemiyorlar. İyi yapı ortaya koyan gelişmiş toplumlardaki görüntü ise bizdekinden çok farklı. Bu ülkelerde mimarlar daha rahat hareket etmektedirler. Yarışma sonuçlarındaki projelerde ise ender olarak iyi yapı çıktığına inanıyorum. Çünkü yarışmayı kazanan grup biraz genç ve tecrübesizse, ihale sonucu devlet eliyle karşısına çıkarılan müteahhit grup da yetersizse, ortaya gerçekten çok kötü yapılar çıkabiliyor. Ama kazanan deneyimli bir mimari grupsa, iyi de bir müteahhitte denk gelirse başarılı devlet yapıları da ortaya çıkartılabiliyor. Bir de devlet yapıları ne olursa olsun özel sektörün yaptığı yapılardan parametre olarak daha pahalıya çıkıyor. Kalitesi ile maliyeti arasında doğru olmayan bir orantı oluyor.

Mimar teknoloji ilişkisi ve mimarlık eğitimi konusunda hangi düzeydeyiz?

Bugün teknolojiyi takip etmeyen mimar yok. Mimarın çok yönlü olması gereklidir. Dünyada ne yapıldığını bilirsen tekrarlardan kurtulursun. Ülkemizde son 20-25 yıldır oldukça kaliteli yapı malzemeleri üretiliyor. Bugün her türlü yapı malzemesine ulaşmak mümkün. Piyasaya sürülmüş yerli yapı malzemeleri tanınır ve detayları bilinirse yapılar daha sağlıklı sonuçlanır. Ayrıca bugün mühendislik hizmetlerimiz de çok gelişti. Beton kalitesinin yükselmesine bağlı olarak yüksek kaliteli betonarme binalar yapabiliyoruz. Çelik konstrüksiyon ve ahşap malzeme kullanımı da ülkemizde çok gelişiyor. Ahşap oldukça kaliteli hale geldi. Lamine, kurutma, işleme ve doğrama aksesuarında iyi bir noktaya gelindi. Yine donatı malzemeleri, sıhhi tesisat malzemeleri, ısıtma soğutma, elektrik, elektronik aydınlatma, efekt aydınlatması, otomasyon, akustik malzemeler, havuz malzemeleri, peyzaj malzemeleri çeşitlilik ve kalitede çok ileri noktadır. Diğer sorunuza gelirsek, Türkiye´de ki eğitimi ben çok yetersiz buluyorum. Mimarlık eğitimi süresi oldukça kısa ve okullardaki eğitim veren hocaların not konusunda çok bonkör olduğunu görüyorum. Yetişmemiş öğrenciler okul bitiriyor. Mimarlıkta bir proje olmuyorsa, o insan projeyi bir daha yapmalıdır. Ama bu arada evde beklemesin, ailesine de yük olmasın gitsin çalışsın. Eğitim sırasında gerekli olan büro ve şantiye stajı daha ciddiye alınmalıdır. Yalnız mimarlık mesleğinde değil, tüm mesleklerde eğitimini tamamlamamış insanların meslek uygulayıcısı çıkması büyük hatadır. Bununla ilgili sözüm yanlış anlaşılmasın, üniversitelerimiz çok şey yapıyor ve dünya standartlarında okullarımız var. Meslek odamız da uğraşıyor ancak yetmiyor. Bence bunu en iyi hizaya getirecek olan gelişmiş ülkelere öğrenci geliş gidişleri. Ben bunu bazı üniversitelerde öğrenci değişim programında görüyorum. Bu gidiş gelişler muhakkak seviye yükseltiyor, gelen giden bir şeyleri de beraberinde getirip götürüyor. Ancak hocalar yüksek not vermemeli ve yeterince olgunlaşmamış öğrencileri geçirmemeli.

Çevreyle barışık yapılaşmalar, alternatif enerji kaynaklarını kullanarak binayı sürdürülebilir kılmak konularında neler düşünüyorsunuz?

1960 öncesi binalar yığma malzeme kullanmadan dolayı yalıtımlı oluyordu. Fakat 1960-1990 arası yapı furyasında, ucuz basit yapı derken, binalar ince duvarlı, basit sıvalı, kalitesiz boyalı yapılır hale geldi. Halbuki bugün ısı yalıtımlı, enerjiyi doğru kullanan, güneşten yararlanan yapılar üretilebiliyor. Bir de ekolojik çevreye zarar veren yapılar var. Mesela su havzalarına yapı yaptırılmamalıdır. Bugün İstanbul gibi bir kentin bütün ormanlarını korumanız gerekir çünkü bunlar kentin akciğerleridir. Bu şekilde yapılan binaların ekolojik tanımlı olup olmamasının bir anlamı kalmamaktadır. Karşıdan baktığım zaman gözüme çirkin gelen, çevreden kopmuş binaların yalnız çatısının yeşil olması bir şey ifade etmemektedir. Önemli olan doğa ile çevresel ve yapısal ölçekte gerçek bir ahengin yakalanmasıdır. Bugün doğayla bütünleşik bina yapmak diye toprağın altını mahvetmiş, doğayı yok etmiş, basit yapı görünümü altında dozerle bir sürü kat kazılmış binalar bulunmaktadır. Ben bu anlamdaki yapılaşmayı doğru bulmuyorum. Yapının doğayla bir dengesi olması lazım. Siz yaptığınız binanın yükü kadar alttan toprak çıkarmalısınız ki doğayla denge olsun. Geminin suda yüzmesi gibi. Zeminden çok boşaltıp üstüne küçücük bir yapı koyduğun zaman ya da tam tersi az hafriyat üzerine çok büyük yapı koymak doğru değildir. Doğanın bir dengesi vardır. Çatıyı yeşile boyamak, orası yeşil demek, doğayla bütünleşik demek değildir.Bu doğayı ne kadar güzel kullanırsak geleceğe o kadar güzel bir çevre bırakırız. Mimarların iş sahiplerine biraz eğitici yaklaşması gerek. Çizgiyi aşmadan, bu insanları rencide etmeden anlatmalı. Aksi takdirde mimar işverenin esiri konumuna düşmektedir.

Geleceğin mimarisi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Geleceğin mimarisi olarak bize sunulan ve sanal paralarla yapılan Dubai projeleri, Çin´de endüstri hayatının zorlaması olarak ortaya çıkan devasa bloklar ve ülkemizde daha önce bahsettiğim TOKİ anlayışında, 20 yıl sonra kimsenin kullanmayacağı konutlar yerine, gelecekteki mimarinin insan ölçeğine değer veren daha çevreci, akılcı, ekonomik, ekolojik ve enerjiyi doğru kullanan yönde olacağını düşünüyorum.

KİMDİR?

1945´te İstanbul´da doğan Cafer Bozkurt, 1968‘de İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden birincilikle mezun olmuştur. 1971’de kurduğu mimari büro, başkanı olduğu Cafer Bozkurt Mimarlık Ltd. Şirketi olarak devam etmektedir. Kurulduğu günden beri yurt içi ve yurt dışında konut yerleşmeleri, turizm ve restorasyon yapıları, büro binaları ve endüstri yapıları, kültür ve eğitim yapıları gibi alanlarda yoğunlaşan çok sayıda proje tamamlamıştır. 10–15 kişi arasında değişen mimar ve ofis görevlilerinden oluşan çalışma ekibi bulunmaktadır.

Tarihi bina restorasyonu dalındaki eserleri ile da tanınan Cafer Bozkurt´un Boğaz´da restore ettiği 12 yalı bulunmaktadır. Gerçekleşmiş 6 projesi Aga Khan Ödülleri’ne aday gösterilmiştir. Birçok yapısı ulusal mimarlık ödülleri kazanmıştır. Mimarlık mesleğini ilgilendirilen konularda konferans ve toplantılara davet edilen Cafer Bozkurt, kariyeri boyunca çeşitli mimarlık okullarında misafir konuşmacı ve davetli öğretim görevlisi olarak bulunmuş ve ulusal mimarlık ve kentsel tasarım yarışmalarında jüri üyeliği yapmıştır. Projeleri, yapıları ve mimarlıkla ilgili makaleleri çeşitli mimari yayınlarda yer almıştır.

Kendisi aynı zamanda kurucu üyesi olduğu İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin 2002–04 yılları arasında başkanlığını da yapmıştır. 2000–02 yıllarında da Türkiye Serbest Mimarlar Derneği’nin Başkanlığı’nı yapmıştır. Halen Tarihi Yarımada´yı kapsayan İstanbul 4 Numaralı Koruma Bölge Kurulu´nda görev almaktadır.

Jüri ve Öğretim Üyeliği

Bozkurt çeşitli üniversitelerde atölye yürütücüsü olarak ders vermiş ve ulusal mimarlık ve şehircilik yarışmalarında jüri üyesi olarak görev almıştır.

İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümleri’nde konuk öğretim üyeliği yapmıştır.

ÖDÜLLER

2007 “Başarı Ödülü”

Tarihi Kentler Birliği

Bursa Merinos Atatürk Kültür Merkezi ve Merinos Parkı

2006 “Başarı Ödülü”

Tarihi Kentler Birliği

Süreyya Paşa Konser ve

Opera Binası

2004 “Büyük Ödül”

THBB Mimarlık Ödülleri

Antalya Golf Kulübü

2002 “Yapı Dalı Koruma-Yaşatma Başarı Ödülü”

TMMOB Ulusal Mimarlık Ödülü

Bozkurt Köşkü

2002 “Restorasyon Dalı

Başarı Ödülü”

Türk Serbest Mimarlar Derneği

Yaşam Boyu Başarı Ödülü

1990 “Koruma Sanatı Başarı Ödülü”

TMMOB Ulusal Mimarlık Ödülü

Arif Paşa Köşkü