Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Baytur CEO’su Oktay Yavuz: “Petrol üreten ülkelerde olmak istiyoruz”

Yurt dışı müteahhitlik işleriyle öne çıkan Baytur´un Genel Müdür/CEO´su Oktay Yavuz´a göre iş hacmi açısından petrol üretici ülkeler şu anda en uygun ülkeler. Bunun arkasından Afrika´nın gelebileceğini vurguluyor. Yavuza göre içinde bulunduğumuz zamanda tahmin yürütmek çok zor. “Şirket olarak petrol üreten ülkelerde olmayı tercih ediyoruz. Bir Libya gerçeği var ve orada çok ciddi işler ortalıkta. Yalnız biz değil, dünyanın bütün dev inşaat şirketleri de oraya gidiyor. Suudi Arabistan´a gidiyor, Katar´a gidiyor, Abu Dabi´ye gidiyorlar. Dikkat edin bunların hepsi petrol ülkeleri” diyor. Oktay Yavuz ile inşaat sektörünü, yurt dışı piyasalarını ve genel olarak Baytur´un çalışmalarını konuştuk.

İnşaat sektörünün bugün geldiği düzeyi yurt dışı ve yurt içi projeleri olan bir müteahhit firma gözüyle nasıl değerlendiriyorsunuz?

Oktay Yavuz: Geçen sene bu zamanlarda yaklaşık 740 milyon ABD Dolar’lık bir ciro hedeflemiştik ve buna emin adımlarla ilerliyorduk. Fakat Ağustos ve Eylül aylarından sonra bu kıpırtı başlayınca bu sefer bir şeyler yavaşladı. Ödemeler yavaşladı. Dolayısıyla imalatımızı yansıtacak birçok şey bir sonraki seneye sarktı. 740 milyon ABD Dolar hedeflediğimiz geçen senede 507 milyon ABD Dolar ciroda kaldık. Bunu söylüyorum çünkü bunu başka bir şey daha iyi anlatamaz. Kriz var diye herkes başlıyor parasını tutmaya. Banka tutuyor, işverenler ödemeleri yavaşlatıyor, duralım bakalım ne oluyor acaba diyorlar. Dubai örneğine bakacak olursak… İnşaatçılar neden daha çok etkileniyorlar? Çünkü inşaatçıların yaptığı en önemli şey pahalı yapılar. Buradan alıcılar çekilince o zaman yatırımcılar ya yolun yarısında ya sonunda yakalanmış oluyor ve zor durumda kalıyor. İlk yaptıkları iş frene basmak oluyor. Frene basma süresinde herkes bir kendine geliyor, herkes şoktan kurtulunca daha akıllı bir şekilde konuyu yönlendirmeye çalışıyor. Yani şu projelere devam edelim, şu projeler şimdilik dursun diyebiliyor. Bizim tek projemiz karşılıklı anlaşılarak iptal edildi. Onun dışındaki tüm projelerimiz devam ediyor. Fakat yavaşlatılarak devam ediyor. Yani 6 ay, 9 ay süre uzatımlarına gidilerek daha yavaş bir ödeme planına gidilerek bunu yaptırıyorlar. Bunu Katar´da çok gördüm diyemem. Oradaki işimiz gayet düzgün gidiyor. Rusya etkilendi, Kazakistan çok etkilendi ve Türkiye de etkilendi. Rusya´da aldığımız bir iş askıya alındı şu an. Bir ay içinde başlayacağımızı tahmin ediyorum. Rusya da aldığımız bir diğer projede ise finans zorluklarından dolayı işveren ne yapacağına karar veremedi. Kazakistan´daki işimizi ise yapılabildiği kadarıyla yaptık ve hepsini bitirdik. Yani krizden çok ciddi bir etkilenme var. Son bir aya kadar Dubai´deki işlerimiz askıya alınmıştı. Sonra yapın başlayın diyerek başlattılar. Belli bir program içinde ödemelerine başladılar.

İnşaat sektöründeki bu daralmanın ne zaman rahatlamaya dönüşeceğini tahmin ediyorsunuz?

Bu sene sonuna doğru biraz daha iyileşme olur ama bana göre asıl iyileşme 2010 ikinci yarısından itibaren olur.

Krizin dünyada belli bölgeleri daha çok etkilediğini görüyoruz. Dubai´deki projelerin yavaşlamasından söz ettiniz. Buna karşılık Katar´da ve diğer bazı

bölgelerde projeler devam ediyor.

Katar yine de etkilendi. Şöyle ki, devletin ve özel sektörün yapacağı bazı yatırımlar ertelendi. Yani böyle yıl sonuna doğru ihaleyi düşünüyorlar. Krizden etkilenmemiş bir ülke olduğunu sanmıyorum.

Krizi fırsata dönüştüren ülkeler olduğunu söyleyebilir miyiz? Azerbaycan, Türkmenistan ve Libya´da çok ciddi iş hacimlerinden söz ediliyor, Afrika

kıtasında bir takım projeler konuşuluyor…

Petrol üretici ülkeler şu anda en uygun ülkeler. Bunun arkasından gelecek olan şey büyük bir ihtimalle Afrika ki ilginç olabilir. Öyle bir zamandan geçiyoruz ki tahminlerde de zorlanıyoruz aslında. Şimdi şirket olarak petrol üreten ülkelerde olmayı tercih ediyoruz. Bir Libya gerçeği var ve orada çok ciddi işler ortalıkta. Yalnız biz değil, dünyanın bütün dev inşaat şirketleri de oraya gidiyor. Suudi Arabistan´a gidiyor, Katar´a gidiyor, Abu Dabi´ye gidiyorlar. Dikkat edin bunların hepsi petrol ülkeleri. Dünyanın en büyük firmaları Orta Doğu ya da Kuzey Afrika´da cirit atıyorlar. Yani onların gelmesi neyi değiştirir diyorsanız en azından rekabeti arttırıyor. Yalnız Türk firmalarıyla girmiyoruz ihalelerde rekabete; bildiğiniz uluslararası büyük firmalar ile yarışıyoruz. Bu kriz neleri getirdi? Öyle yüksek kar marjlarıyla iş yapma şansı yok. Artık daha makul seviyeler düşünülüyor. Zaten müteahhit ilk verdiği fiyatı koruyabiliyorsa, malzemelerin fiyatlarındaki artışlar karşılanabiliyorsa sonuçta kazanmak istediğiniz yüzdeler öyle çok fazla da değil. 2-3 sene iş yapacaksınız para kazanmaya çalışacaksınız, işçilik ve malzeme gibi olaylarda herhangi bir şekilde işveren’den destek görmüyorsanız çok zor. Fiyatlar aynı kalıyorsa hiç sorun değil. Fiyatlar tersine dönüyorsa zaten işveren size dönüyor. Her şey çok uzadı fiyatından biraz in diye. Şimdi şu sıralarda da bunu yapıyor işverenler. Fiyatlar yüksek olduğu zaman alınan işlerle ilgili işverenler dönüyor size artık; bak fiyatlar böyle değil diyebiliyor. Bunun tam tersi olduğu zaman bunu almanız o kadar kolay değil. Eğer sözleşmenizde koruyucu maddeler yoksa. Siz ciddi bir savaşa giriyorsunuz talebinizi almak için ve çoğunlukla da alamıyorsunuz. İnşaatın riskli tarafı bu. Sebebi de işin uzun sürmesi. Ticari olsa 15 gün 1 ayda olay biter ama diğer işlerde malzeme girdileri sonra olacağı için rakamlarda ona göre değişiyor.

Krize dönük Baytur´un aldığı önlemler nelerdir?

Hızlı bir küçülmeye girdik. Küçülmede eğer işveren ne yaptığını biliyorsa frene basıp durabiliyorsa, gidip müsaade istiyorsunuz, durduk ve dağıtıyorum ekibi diyorsunuz. Bu tabii çok zor bir şey. Yeniden başlatmak başka bir maliyet aslında. Bizim Körfez bölgesindeki işçilerimizin %25-30´u Türk’tür. %70 civarında Hindistan, Pakistan, Nepal bölgelerindendir. Dolayısıyla o insanları bile iş durdu diyerek gönderirken üzülüyorsunuz. Çünkü onlar oralara çok zor şartlarda geliyorlar. Kim bilir ne komisyonlar veriyorlardır bu ülkelere işçi olarak gelip çalışabilmek için? Siz gidip doğrudan bulsanız bile o bir şekilde birisinin vasıtasıyla gelecektir size. Bu kriz bölgesel olsaydı başkaydı ama bütün dünyayı etkilemesi bambaşka. Ciddi olarak herkes etkilendi. Bu sene, düşündüğümüz cironun ciddi olarak altında kalacağımızı tahmin ediyorum. 300-400 milyon ABD Doları’nı zor bulacağımızı düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bir takım beklentilerimiz var. Biz Suudi Arabistan’a girdik. Orada “Saudi Arabian Baytur” isminde bir firma kurduk. %25 hisseli 2 yerli ortağımız var. Bütün management Baytur tarafından yapılıyor. 2 tane çok büyük işin olumlu sonuçlarını bekliyoruz. Bunun dışında Libya ile ilgileniyoruz. Henüz somut bir şey yok. Buralarda 1980´li yıllarda çalıştık zaten. Bu bizim için yeni bir şey değil aslında. Libya´da 1979 yılında ilk işimizi aldık. bütün işlerimizi yaptık, paramızı aldık 3 sene önce çıktık ama ofisimiz duruyordu. Şimdi olaylar canlanınca tekrar döndük geriye.

Kategorik olarak Baytur´un içinde bulunduğu iş kolları nelerdir?

Baytur aslında genel müteahhit. 1976 yılında kurulmuş. 1979´dan itibaren fiili olarak müteahhitlik yapmaya başlamış. Bu nerede başlamış? Libya´da. Hemen akabinde aynı yıllarda Irak´ta başlamış. 2-3 yıl sonra Suudi Arabistan´a gidilmiş. Arkasından İran´a gidilmiş. Hep yurt dışına gidildiğini görüyorsunuz. Türkiye´de de 1986 yılında çalışmaya başlamış. İstanbul Belediyesi´nin birkaç işini alarak çalışmalara başlamış. Şirket aslında dışarıda büyümüş. Ancak Türkiye´de de olması gerektiğine inandığı için 1986-87 yıllarında Türkiye´de de çalışmaya başlamış. İran´da başladığımız iş yine anlaşılarak tasfiye edildi. Kireç ve çimento fabrikasıydı bu. Onu öyle kapattık. Libya az önce söylediğim gibi son 3 seneye kadar devam etti. Irak´ta 1990´da Kuveyt işgaline kadar çalıştık. Libya´daki işlerimiz daha çok alt yapıydı. Alt yapının yanına konut işleri girdi. Irak’taki işlerimizin ise hemen hepsi sulama ve drenaj işleriydi ama bunların içinde karayolları da vardı. Asfalt yol yapımı da vardı. Konut işi vardı. Köprü ve pompa istasyonları vardı. 4-5 sene süren projelerdi bunlar. Dev projelerdi. Arazi ıslahı diyelim. Arazide tuzlu zemini Dicle´den aldığınız su ile göllendiriyorsunuz ve yukarıdan aşağıya yıkıyorsunuz. Onun da bir sistemi var. Biz o zamanlar kanaleti Irak´a götürüp uygulayan ilk firma olduk. 1987 yılına kadar böyle geldik. Derken Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki o doğalgaz anlaşmasının diğer maddeleri gereği taahhüt işleri de verilecekti. Projeleri siz geliştiriyorsunuz, götürüyorsunuz mimari projeyi eğer beğenirlerse fiyatlandırıyorsunuz ve konuşuyorsunuz. Biz Sovyetler Birliği´ne ilk giren, ilk iki işi alan müteahhitlik firmasıyız. Kendi geliştirdiğimiz projelerdi ve o zaman çok beğendiler. Bu 1987 yılı sonuydu. 1988 yılında işe başladık. Tabii şimdi bir demir perde ülkesine iş yapmaya gidiyorsunuz, şartları bilmeden gidiyorsunuz. Bu anlamda pek çok şeyin öncülüğünü yaptık. Dubai ve pek çok yere ilk giren firmayız. İlk girmek önemli değil. Önemli olan işleri en güzel şekilde yapmak. Biz oraya Baytur olarak giriyoruz ama neticede Türk firmasısınız. İşi en iyi şekilde bitirip teslim ediyorsanız arkanızdan gelen Türk şirketlerinin de önünü açmış oluyorsunuz. Bu Dubai´de ve Katar´da da böyle olmuştur. Daha önce Rusya´da yaptığımız asker evleri de böyle oldu. Büyük diyoruz ama büyüklüğü Orta Doğu´daki işleri alınca gördük. Mesela Katar´da yaptığımız Kültür ve Kongre Merkezi 615 milyon ABD Dolar’ına ihale edildi. Şu anda yapılan değişikliklerle 750 milyon ABD Dolar’ına çıktı. Burada Baytur tek başına. Herhangi bir ortağı ve herhangi bir kimse yok. Dolayısıyla bu da tek başına bir Türk firmasının yanında ortağı olmadan aldığı en büyük iş. Başka bir ilk dersek, ISO 9001 kalite belgesini ilk alan Türk inşaat firmayız.

Projelerinizi gerçekleştirirken ne gibi zorluklarla karşılaştınız, karşılaşıyorsunuz?

1979-80 yıllarında Libya´ya başka müteahhitler de gitmişti. Sonuçta Türkiye´ye sıkıntı verecek şeyler de olmuş. Bunların yanında müteahhit gibi gidenler de olmuş. Tabii karşı taraftan kimse tanımıyor. Daha öncesinde Libya´da çeşitli sıkıntılar yaşandı. Ümit ediyorum bu son dönemde Libya´da herhangi bir sorun olmaz. Libya tarafı da bu konuda oldukça ne yaptığını biliyor. Bürokratik zorluklar yaşadığımızı çok söyleyemem. Biz hep bir düzen içinde hareket ettik. Her işimizi planlayarak gerçekleştirdik. Mesela Dubai´de biliyorduk ki bir iş 4000 kişi ile hallolur ama biz yine de 6000 kişilik izin alıyorduk. Bütün arkadaşlarımız neredeyse yurt dışındaki şantiyelerde yetiştiler. Bu bölgeler muhakkak danışmaların olduğu ve İşverenlerin sıkı olduğu yerler. Libya deyip geçmeyin; burası çok ciddi danışmanların olduğu yerler. Zaten Irak, Suudi Arabistan ve Dubai´de öyle. Yani çalıştığımız ülkelerde ciddi disiplinden geçtiler. Ayrıca lisan da biliyorlar. Bizdeki elemanlar oldukça eskiler. Benim girişim 1980 ve ben de şantiyelerde proje müdürlüğü görevlerinde bulundum.

Biz iş takip programlarını kullanıyoruz. İş, sadece imalatın takibi değildir. Yani ne kadar beton döküldü, ne kadar demir kullanıldı falan değil. Biz çalışmalarımıza çizgiyi çektiğimiz an proje nereden nereye gidiyor diye görüyoruz. Bu donelerin hemen hemen her gün girilmesi lazım. Biz genel programımızı açtığımız zaman onu görüyoruz. Buradan da takip edebiliyoruz. Yakında kamera takibi de bu sistemin içine girecek. Türkiye´ye dönük planlarınız nelerdir?

Bir gayrimenkul şirketi kurduk. Yatırımla taahhüt işlerini ayırmak istedik. Birkaç adet kat karşılığı iş aldık. Bunların birkaçını tamamladık ve teslim ettik. Hatta bir kısmı satışta hala. Stargate projemiz; sonra Ankara´da Angora evlerinin yanındaki Gimat Kooperatifi projesi var. Bu ciddi bir proje, bir o var. Hafriyatı devam ediyor. Diğer proje de İzmit´de ormanlık alan içinde 2200 konutluk bir proje var. Bu proje de adım adım gerçekleşecek. Bu da güzel bir proje. Tabi hepsi Baytur´un kontrolündeki çalışmalar.

Yeni pazarlar, yeni stratejiler, yeni yaklaşımlar konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz?

Siz bir Türk firması iseniz büyüklüğünüz bir yere kadar. Siz daha da büyük olmak istiyorsanız ve sizde olmayan referansları da elde etmek istiyorsanız bunu yabancı ortaklıklarla büyütebiliyorsunuz. Bir yabancı ortak sizi niye ister? O da kendi eksik bir yönünü tamamlayacaksanız ortak olur. Nitekim biz şimdi dünya devi Samsung

Construction ile 3 yıldır çalışıyoruz. Burj Dubai dediğimiz dünyanın en yüksek binasının yanında yapılan 2 tane kule var. Fakat kuleler tamamen cam kaplı ve çok farklı 2 bina. 40 ve 36 katlı 2 bina. Altlarındaki atriumla birbirleriyle birleşmiş vaziyette. Bunlar da Haziran 2010´da bitecek.

Dubai yapı sektörü açısından önemli bir bölge haline geldi. Burada mimari anlamda ikon yapılar ortaya çıkıyor. Buradaki işlerin durması salt finans sektöründe yaşanan bu krizin etkisiyle mi oldu? Yoksa yapı üretimi açısından zaten talepte düşüşler başlamış mıydı?

Talep yok. Dünyada herkes parasının üstüne oturunca kimse kimseye para vermek istemeyince talep yok oldu. Dubai´ye gidip ev alan için bu ikinci evdir. Bunu daha çok Ruslar ve Araplar yapıyor. Herkesin yaptığını yapıyorlar. Parası varsa tutuyorlar. Çünkü talep yok. Dubai´de arz edilen de çoktu. Buralarda koca gökdelenler var ve hepsi boş. Bir yerde sıkıntı olacaktı. Ben Dubai´de hep düşünmüşümdür. Burada bir ses bombası patlasa ne olur diye? Kapınızı açık bırakın çantanızı içinde bırakın kimse bir şey yapmaz. O kadar güvenli bir yer. En ufak bir olay olsa 1 saat sonra yakalarlar. Çok emniyetli bir ülke. Burayı ben Kuveyt´in işgal öncesi dönemine benzetiyorum. Hep en önde onlar giderdi. Liberal görüşlü insanlar. Nüfus 300-400 bin ama 1 milyondan fazla yabancı yaşıyor ülkede. Sonunda çöl ama çölü yeşertiyorlar.

Öyleyse her şey bu Amerika´da başlayan ve tüm dünyaya yayılan global ekonomik krizin etkisiyle durmaya başladı…

Dubai´de öyleydi. Ayrıca Dubai´nin başka özellikleri var. Bir serbest bölgesi var. Limanı oldukça önemli. Dubai´nin petrolü yok. Birleşik Arap Emirlikleri’nde 7 tane emirlik var. Dubai, Abu Dabi ve diğer beş tanesi. En büyüğü, petrolü ve her şeyi olan Abu Dabi. Dolayısıyla emirliğin başkanı hep buradan seçilir. Başbakan da hep Dubai´den seçilir. Başbakan da aynı zamanda Başkan yardımcısıdır. Araplar çok akıllı insanlar; buradaki yatırımlarını gerçekleştirebilselerdi İstanbul Belediyesi bu para ile tüm alt yapı sorunlarını çözerdi. Gerçekleştirilecek proje, 700 milyon dolara satılabilseydi bu bir şanstı. Bu dönemde kimse bu parayı vermez.

Projeleri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Öyle güzel gidiyordu ki biz aslında ihaleye filan girmiyorduk. Davet ediliyorduk. Açıyorduk her şeyimizi detaylı olarak konuşuyorduk. İşte bunun maliyeti bu, şunun maliyeti şu diyorduk ve bu kadar da kar beklediğimizi söylüyorduk. Demir fiyatı, beton fiyatı değişiyorsa, şu kadar değişiklik oluyorsa tamam ama onun dışındaki değişiklikler iniyorsa kes çıkıyorsa ver gibi değişiklikler oldu. Özellikle Samsung ile aldığımız işler böyleydi.

Baytur ile hangi projeleri daha çok özdeşleştiriyorsunuz?

Baytur genel müteahhit. Genel müteahhit ama çok iyi alt yapı yapmış, rafinerinin çok önemli kısımlarını yapmış bir şirket. Çimento fabrikaları yapmış, hastaneler, endüstriyel işler yapmış bir şirket. Baraj da yaptık. Örneğin Torul Barajı ve HES Santralı Gümüşhane´de tıkır tıkır çalışıyor. Başarılı bir proje. Ne yapmadınız derseniz. Yapmadığımız iş çok az aslında. Bir şey yapmadıysak yabancı ortaklığa gidiyoruz ve hadi gel bunu beraber yapalım diyoruz. Onun referanslarıyla bizimkileri bir araya getiriyor ve güçlerimizi birbirimizin eksik taraflarını giderecek şekilde birleştiriyoruz ve böylece iyi bir ortaklık oluyor. Bazı işlerdeki kriterlerde boyunuz kısa kalıyor. Bunu giderecek çözümler arıyorsunuz. Samsung – Baytur ortaklığı da budur zaten. Şu ana kadar yaptığımız yerli yabancı ortaklıkların hepsinden oldukça memnun ayrıldık.