Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Gürel: Paniğe kapılmanın kimseye faydası yok

İnşaat sektörü krizin etkisiyle belli bir daralma yaşadı. Önümüzdeki süreçte özellikle 2009’un son çeyreğiyle birlikte düzelme eğilimleri gözleneceğine dair fikirler var. Genel olarak sektörü ve sektör içinde iskele-kalıp sistemlerinin edindiği yeri nasıl değerlendiriyorsunuz?

M. Suavi Gürel: Öncelikle kriz 2008 yılının içinde gelmeye başlamıştı. 2008 yılının sonuna doğru etkileri görülmeye başlamıştı. Bizim sektörümüz çok dinamik bir sektör. Türk inşaat pazarı çok hızlı ivme kazanabiliyor, öte yandan darbe yediği zamanda çok ciddi bir şekilde geriliyor ve durgunlaşıyor. İşte o ortamda en büyük silah olan yurt dışı müteahhitlik hizmetlerini kullanmaya başlıyor. Hemen iç piyasadan yurt dışına bir kaçış başlıyor. Bu da belki iyi bir şey, çünkü bu şekliyle belki biz malzeme tedarikçileri ve inşaat firmaları ayakta duruyoruz. Yurt dışı hizmetlerinde gerçekten Türk müteahhitleri çok tercih ediliyorlar. Türk müteahhitleri buralarda ucuz, hızlı ve kaliteli işler yapıyorlar. Şu anda Türkiye’nin dışında Dubai gibi belli bölgelerde duraklamalar olsa da Libya, Cezayir, Katar, Azerbaycan ve Türkmenistan gibi bölgelerde ciddi hareketlenmeler var. Rusya Türk müteahhidi açısından şu anda çok sessiz ve ölü durumda. Önceleri ben de çok iyimserdim ama uzadıkça hasarın daha kalıcı olacağına inanıyorum ve 2010 senesinden önce bir toparlanma beklemiyorum ve bu toparlanmanın da yavaş olacağını ve eski döneme geçişin öyle çok hızlı gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Aslında bizden çok yurt dışındaki şirketler bu süreçten çok etkilendiler. Bildiğiniz gibi biz bir Avusturya şirketiyiz. Biz Avusturya ile çok yakın temaslar içindeyiz ve Avrupa’da işlerimiz oluyor ve şunu görüyoruz ki, Türkiye bu krizi daha sakin karşıladı. Çünkü zaten biz krizlere alışık bir ülkeyiz. Krizler geliyor ve geçiyor. Avrupa özellikle Türkiye ve Türkiye’den hareketle Orta Doğu, Kafkasya ve diğer yakın bölgelerdeki potansiyeli görüyorlar ve bu noktada Türkiye’de olmayı önemsiyorlar.

Malzeme tedarik açısından içinde bulunduğunuz sektörü kalite ve standartlar bakımından yeterli görüyor musunuz?

MSG Kalıp işine başladığımda 1990 senesiydi. Aşağı yukarı 19 sene civarında bu işin içindeyim. Kendi gelişim sürecimi çok iyi biliyorum. İlk başladığımız zaman bu kalıp çok fazla bilinmiyordu. Bu açıkçası 1984-85 yıllarından başlayıp yavaş yavaş Türkiye’ye girmeye başlayan bir sistemdir. Standart denilen şey hiç yoktu ve herkes ucuz olanı ve işi yapabilecek olanı tercih ediyordu. O aralar paranın çok olduğu bir dönemdi ve bu kalıplar satıldı. Fakat sonra kalite ve hızın yanında fiyat çok önemli olmaya başladı. Yerli imalatçılar bu işi öğrendiler ve onlar da çok iyi işler yapmaya başladılar. Bunların çoğu belli başlı yabancı firmalarda çalışarak bu noktaya gelmişlerdir. Onların da benimsediği belli standartlar var. Standart konusunda belli bir gelişme var ama yeterli değil; bana göre hala standartlar tam olarak yok. Standart eksikliğini çok ciddi boyutlarda görüyorum. Baba oğul, birkaç akraba bir araya gelerek üretim yapıyorlar. Bunun hiçbir standardı yok. Et kalınlığı, borunun çapı vb. bunların hiçbir önemi yok. Sadece deneme yanılma yoluyla yapılan bir takım imalatlar var. Biz 50 lira diyoruz onlar 20 lira diyor ve müşteri de gidip onları alıp kullanıyor. Standart eksikliği de denetleme olmadığı için buradan kaynaklanıyor. Bir takım iskele sistemleri var. Mesela biz 2.5 emniyet katsayısı ile çalışıyoruz. Yani kurtardığını görüyoruz ve sonra bunu 2.5 ile çarpıyoruz. Her halükarda en kötü durumu düşünerek, mesela beton dökülecek ve beton oraya yığılacak gibi en kötü durumları göz önüne almaya çalışıyoruz. Biz sektörün içinde kurallara göre iş yapan oyuncular olarak sektördeki sorunları bireysel olarak anlatmaya çalışıyoruz. Karşımızda merdiven altı imalat ve kara kalıp diye tabir ettiğimiz ahşap kalıp var. Bunu kullanmasın bizimkini kullansın. Neden bizimkini kullansın? Maddi olarak daha pahalı ama gelecek açısından uzun vadede baktığınızda getirisi çok fazla. İş kazası riskini çok azaltıyor. Hızlı ve güvenli imalat yapılıyor. Verimli çalışma dediğimiz bizim sistemlerimiz ile gerçekleşiyor. Sektör içindeki bileşenlerin bir araya gelerek örgütlenmesi ve sorunları dile getirecek bir yapılanma sürecine gitmesi gerekiyor. Burada birbirimizi rakip olarak görmeyerek sektör duayenlerinin önderliğinde oluşacak bir platform bu merdiven altı, kalitesiz ve güvensiz üretimin önüne geçmek için bir takım girişimler gerçekleştirebilir.

Doka İskele ve Kalıp Sistemleri’nin yurt içi ve yurt dışında yürüttüğü çalışmalardan söz edebilir misiniz? Ar-Ge ve inovasyona dönük neler yapıyorsunuz?

MSG Doka’yı biz bir bütün olarak düşünüyoruz. Yani dünya üzerinde 64 tane firması olan 150 civarında noktada temsilciliği olan küresel bir firma olarak düşünüyoruz. Yani Doka Türkiye’yi ayırıp cirosu şu kadar ya da Doka Rusya’yı ayırıp cirosu şu kadar diye düşünmüyoruz. Bir bütün olarak düşündüğümüz için bütün bu Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları Avusturya’da çok ciddi bir şekilde yapılıyor. Burada dev laboratuvarlar var. Her türlü malzememiz testlerden geçiyor ve çok güvenli bir şekilde sunuluyor. Bu iş için ciddi bir kaynak ayrılıyor ve her sene sonuna kadar da kullanıyorlar. Türkiye’deki yapılanmamız 1999 senesinde başladı. 2005 senesine kadar küçük bir yerdeydik. 2006’da Gebze Güzeller OSB’deki 17 bin metrekarelik tesisi yaptık ve geçen sene Mart ayında buraya taşındık ve kadromuzu genişlettik. Bakım onarım atölyesiyle, bir takım çelik parçaların imalatıyla, kapalı açık stok alanı ve ofis binasıyla yeni yerimizi oluşturduk. Doka’nın yurt dışındaki ofisleri de bu şekilde yapılanıyor. İş hacmine bağlı olarak alan ve personel sayısı artar ya da eksilir. Doka’nın Avusturya’da 2 noktada imalatı var. Birbirine çok yakın yerler bunlar. Aralarında ortalama 7-8 km mesafe var. Toplam 650 bin metrekarelik bir imalat fabrikası var. Bütün imalat burada yapılıyor. Çok kısıtlı ve ahşapla ilgili imalat Slovakya’da yapılıyor. İmalatın tek noktada toplanmasının nedeni kaliteyi kontrol edebilmek. 25 kalite kontrolcü var. Her türlü standart (ISO, EN, CE vb.) mevcut. Ürün her aşamada bu 25 yetkili tarafından önceden belirlenen normlara göre kontrol ediliyor. Doka kendisini diğer firmalardan ayırırken ben hızlı verimli ve güvenli kalıp sistemleri üretiyorum diyor. Her üç yılda bir Münih’teki İnşaat Teknolojileri Fuarı’na katılıyoruz. Orada 65 ülkeden gelen Doka çalışanları bir araya geliyorlar. 3 sene içinde inovasyona dönük yapılan çalışmalar burada vitrine çıkıyor. İnovatif ürünlere örnek verirsek; Sistemlerden bağımsız tek başına da kullanılan H20 ahşap kiriş top. Top dememizin nedeni, uçların sadece Doka’da olan sıcak daldırma plastik ile korumaya alınması ki bu özel uç koruma darbe emici özelliğe sahip. Bundan başka Dokaflex masa ve masa kaldırma sistemi var. Dokaflex masa, ayrı ayrı döşeme kalıbını desteklemede kullanılan dikmelerin özel başlıklar ile üst konstrüksiyona bağlanması ile oluşturulan dikmeli masa. Gerek dikmeli masa gerekse iskeleli masayı masa kaldırma sistemi ile aktarıyoruz. Bu sistem, döşeme kalıbında kullanılan masaları vinçten bağımsız cepheye ankastre edilen asansör sistemiyle bir üst kata taşımamıza imkan sağlıyor. Bir diğeri ise Framax Xlife. Çelik çerçeveli plywood giydirilmiş perde ve kolon kalıbı. Özelliği, beton gören yüzünün plastik ile kaplanması, bu da hem dayanıklılığı arttırıyor hem de çok daha güzel bir yüzey elde edilmesini sağlıyor.

2009 yılından neler bekliyorsunuz?

MSG Firma olarak aslında 2009 yılına hızlı girmiştik. Azerbaycan’daki işleri almıştık. Buradaki işlerin bir kısmı 2008 yılında tamamlandı ama asıl büyük kısmı 2009 yılına sarktı. Dolayısıyla biz ilk 6-7 ayımızı kurtardık. Ciro olarak 2008’de 2009’un %20 artacağını ön görmüştük. 2009 yılında %20’yi geri çektik. Aynı şekilde bitireceğiz diye düşünüyoruz. Ciromuz bir önceki yıla göre düşmeyecek ama yine aynı ciro ile bu yılı tamamlayacağız. Şu anda ilk 5 ayın verileri bunu gösteriyor. 2009 yılının sonunda bir ivmeyle 2010 yılına girmemiz lazım ki bu da yeni projeler ile mümkün gözüküyor. Hedeflerimizde hep özel projeler var. Günlük işlerin dışında tüm sistemlerin bize verildiği büyük projelerde yer almak istiyoruz. Barajlar, köprüler gibi, Dubai’de yapılan dünyanın en yüksek binası Burj Dubai, şu anda Bakü’de yapılmakta olan alev kuleleri ve Haydar Aliyev Müzesi gibi projeler bizim için önemli.

Sonuç olarak paniğe kapılmanın kimseye faydası olmadığını düşünüyorum ve kriz dönemini daha çok çalışarak daha iyi olarak atlatacağımızı umuyorum. Ancak bu ortamı kendi çıkarı için kullanan ve krizi ödemeleri aksatmaya bir mazeret olarak gösteren firmalar var. Gerek ticari gerek hukuki olarak alınacak önlemlerin bu tip kötü niyetli kişi ve firmalara meydan vermemesi en büyük temennim. Zira bu tip yaklaşımlar gerek yurt içinde gerek yurt dışında inşaat sektörüne büyük zararlar veriyor.