Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Kalitemiz Avrupa ile yarışıyor…

İnşaat sektörünün geldiği düzeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hüseyin Bilmaç: 2001 yılındaki ekonomik kriz sonrası inşaat sektörü dip yapmıştı. 2001´den sonraki süreçte bir yükselme trendi başladı. 2002, 2003, 2005 inşaat sektörü için çok önemliydi ve bu artış günümüze kadar geldi. Bunu şuradan anlıyoruz: 2007 yılında ruhsat sayısı 600 binlerin üzerindeydi. 2008 yılında bu miktar düştü. Bu düşüş 2009 yılının başında da devam etti. Fakat şu anda 500 binler civarında olan yapı ruhsat sayısı gelişmiş Avrupa ülkelerine bakıldığında özellikle konut sayısında onlardan birkaç kat önde olacağımızı göreceğiz. Dolayısıyla inşaat sektörünün bu bağlamda krize rağmen Avrupa´nın en dinamik sektörlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. İnşaat sektörü derken burada malzeme ve müteahhitlikle birlikte bir toplamdan bahsediyoruz. Bunların kendi arasındaki dağılımını net bir şekilde vermek imkansız. Türk müteahhitlerinin yurt dışında yaptıkları işin tutarı 23 milyar doları geçmiş durumda. İçeride yaratılmış olan hacim ise 40 milyar dolarları bulmuş durumda. Dolayısıyla, GSMH´ya katkısı % 6,5 civarında olan bu sektör, Türkiye´de çok önemli bir yer tutuyor. Ayrıca yarattığı istihdam anlamında da yeri çok önemli. Fakat, 2 milyon kişiyi istihdam eden sektör bugün 1.2´lere düşmüş durumda. Dolayısıyla, sektörü lokomotif sektör olarak değerlendirebiliriz. İnşaat sektörünün kendi iç dinamikleri ve Avrupa´nın en dinamik sektörü olması açısından önümüzdeki süreçte, sektörümüzün Avrupalı paydaşlarımızdan daha hızlı toparlanacağı beklentisindeyim. 2010 yılının ikinci yarısından sonra yukarı doğru ivmeleneceğini düşünüyorum. Şu anda bile bu canlanmanın belirtileri görünmeye başlandı. Hükümetin sektöre sağlayacağı destekler ile sektörün can bulacağını düşünüyorum. Son 10 yılın istatistiklerine baktığınız zaman inşaat sektörü ne zaman bir düşüş göstermiş ise hemen arkasından ciddi çıkışlar olmuştur. GSMH artışının da sektördeki canlanmada oldukça etkili olacağını düşünüyorum. Tüketici kredi kullanım oranları, mortgage kredileri kullanım oranları 2000 yılı ile 2009 yılı arasında yaklaşık %40 artış göstermiş. Bu durum konuta ve yapı malzemelerine para harcandığını gösteriyor.

İnşaat sektörünün gelişmesinde malzeme sanayinin gelişim sürecinin oluşturduğu katkıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye´de inşaat sektörü denildiği zaman yıllarca akla hep müteahhitlik hizmetleri geldi. Temelde bu adlandırma hata olmamasına rağmen, bu durumun inşaat malzemesi sanayicilerinin örgütlenmemiş olması ya da yeteri kadar seslerini duyuramamalarından kaynaklandığı söylenebilir. Gerçek şu ki, yapı malzemesi olmadan inşaa düşünülemez. Bugün İMSAD çatısı altında var olan şirketlere veya tüzel kişiliklere baktığımız zaman neredeyse yapı malzemesinin bütün çeşitlerini içeren bir portföye sahibiz ve bu portföyü Türkiye´nin gurur duyacağı bir tablo olarak görmeliyiz. Türk inşaat malzemesi üreticileri hemen her alanda üretim yapıyor, standartların üzerinde üretim kalitesiyle beraber bünyelerindeki Ar-Ge merkezleri ile dünya çapında rekabet edebilen yenilikçi ürünleri geliştirebiliyor. Yakın zamana kadar dünyada üretim teknolojisi açısından en gelişmiş ülkelerinde bile üretimi çok zor olan kompozit malzemelerin artık Türkiye´de üretilmeye başladığını görüyoruz.

Geleceğin dünyasının uygun arazi problemlerinden dolayı çok yüksek katlı yapılardan oluşacağını ve bu yapıların günümüzün inşaat malzemeleri ile inşaa edilemeyeceğini düşünmek doğru olacaktır. Dolayısıyla bu mega yapıların yapımında ileri teknolojili özel inşaat malzemeleri kullanılmaya başlanacak. Bizim malzeme sektörümüz Avrupa sanayisi ile kalite, teknoloji ve kapasite açısından yeterince rekabet edebilecek güçte. Hatta bazı alanlarda rekabette öne bile geçtiğimizi söyleyebilirim. Türkiye´de birçok müteşebbis Avrupalı´nın üretmekten çekindiği ürünlerle pazarlarda rekabete giriyor. Kalite anlamında liderliği eline alan firmalarımız var. Türkiye´den bazı markalar lider konumunda. Ben Türk müteahhitlik şirketleriyle gurur duyuyorum ama bir inşaat malzemesi üreticisi, İMSAD üyesi firma yöneticisi olarak da malzeme sektörünün müteahhitlik sektörünün önüne geçmeye başladığını söyleyebilirim. Kalite anlamında çok güzel eserler ortaya çıkmaya başladı. Özellikle, Ar-Ge ve inovasyon İnşaatta Kalite Zirvesinde sizlerin de takip ettiği gibi oldukça öne çıkan bir konu oldu.

Malzeme sektörüne dönük Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını yeterli buluyor musunuz? Kalite ve standartlar konusunda daha neler yapılabilir?

İnovasyonu tanımlamadan önce standartlara bakmak lazım. İnovasyon aslında kalite sistemlerinin ulaştığı bir nokta. Artık dünyada ultra kalite kavramları tartışılıyor. Bunun bir adım ötesi inovasyon. Başka tarifi de kaliteler üstü bir değer yaratan hizmet ya da ürün oluşturmak. Bu noktada inovasyonu doğru yerde ve doğru şekilde kullanıp kendimize bir yaşam biçimi haline getirmemiz lazım. Konuya önce üretici firmalar açısından yaklaşmak istiyorum. Bugün pek çok firma, sevinerek söylemeliyim ki, yönetici ya da patronları inovasyonu sürdürülebilir kılmak istiyorlar. İnovatif düşünce sistematiğinin öncelikle o şirkete oturtulması lazım. Ben inovatif davranmak istiyorum demekle inovatif olunmuyor. Öncelikle, yönetimin başında olan kişilerin inovasyona inanması gerekiyor. Değişim tabandan değil yukarıdan başlıyor. Eczacıbaşı Holding, bu konuda deneyimleri olan kurumların başında geliyor.

Eczacıbaşı – Koramic Yapı Kimyasalları´nın çalışmalarından kısaca söz edebilir misiniz?

Firmamız 1998 yılında kuruldu. %50 ortağımız Koramic firması ise Belçika merkezli. 2000 yılında pazara ilk ürünümüzü verdik. 1999 depremi ile birlikte özellikle Marmara Bölgesi deprem kuşağındaki illerde yapı ruhsatlarının geçici durdurulması nedeniyle olabilecek en kötü yılda bu bebek doğdu. 2001 yılı bizim için atılım demiştik. O da ne yazık ki 2001 krizine denk geldi. Bu sebeplerle, Eczacıbaşı- Koramic´in hikayesi aslında 2002 yılında başladı. Şu anda 2009 yılındayız. Özellikle toz grubu olarak adlandırdığımız çimento esaslı seramik yapıştırıcıları ve derz dolgu malzemeleri kategorilerinde Alman GFK firmasının pazar araştırma sonuçlarına göre Eczacıbaşı- Koramic firması ulusal pazarda 2. konumda. Bu konuma yükselirken miktarsal satışımıza oranla yüksek birim fiyatlı ürünlerle rekabet ettiğimizden tutarsal anlamda daha çok ciro yaptık. Türkiye´yi teknik bazlı ürünler ile ilk defa buluşturan ve bu konuda sektöre liderlik eden firmayız. Henüz sektörde EN normları konuşulmaz iken Almanya ve İtalya´dan biz EN normlarını alarak yurt dışına ihracat ile faaliyetlerimize başlamıştık. Bugün 42 ülkeye ihracat yapıyoruz. Bunların arasında çimento bazlı ürünlerde var. Çimento yükte ağır pahada hafif olduğu için bir yerden bir yere taşınmak lojistik maliyetlerinin oldukça yüksek oranlarda olmasına neden oluyor. Siz çimentonun içine bazı malzemeler katarak katma değeri yüksek malzemeye dönüştürürseniz, malzemenizi her yere satabilirsiniz. Bunun yanında dış cephe ısı yalıtım sistemleri, poliüretan ve epoksi su yalıtımı ve zemin kaplama sistemleri, kimyasal katkılar, seramik temizliğinde kullanılan kimyasal malzemeler var. Porföyümüzde 10 ürün grubunda 115 farklı ürünle rekabet ediyoruz.

Amacımız karlı bir şirket olabilmek ve sektöre yenilikler sunabilmek. Hemen hemen her yıl sektörümüze en az 3 ya da 4 tane yeni ürün sunuyoruz. Ar-Ge grubumuz yabancı ortağımızın da katkısıyla kurulduğu günden beri sürekli gelişim içinde çalışıyor. Eczacıbaşı Topluluğu yapı malzemeleri alanında yüksek teknolojilere sahip bir Ar-Ge merkezi oluşturmaya başladı. Merkezde Eczacıbaşı Holding’in yapı grubunun bütün şirketleri yer alacak ve hazırlanan projelerde devlet desteği ve teşviği ile yenilikçi ürünlerin pazara sunmak ana hedefimiz.

Enerji verimliliğine dönük çalışmalarınız var mı?

Biz ürün portföyümüzde su yalıtım sistemleri yanında ısı yalıtım sistemlerine de önem veriyoruz. Çünkü enerji verimliliğinden bahsedince yalıtımdan bahsetmeden olmaz. Su ve ısı yalıtım sistemlerimiz ile şirket olarak enerji verimliliğine gerekli katkıyı sağladığımızı düşünüyorum. Dış cephe ısı yalıtım sistemleri ürün grubumuz ile sektöre kaliteli enerji verimliliği çözümleri sunarken, aynı zamanda sosyal bilinçlendirme açısından projeler üreterek, ulusal ve yerel çapta enerji verimliliği konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyoruz.

Çevre dostu yenilikçi ürünler açısından da durum değerlendirmesi yaparsak, örneğin çimentonun kanserojen etkilerini gidermek üzere yaptığımız Ar-Ge çalışmalarımız oldu. Avrupa ülkelerinde insan sağlığına aykırı olan Krom 6 iyonu çimento içerisinde Krom 2´ye indirgenmiş olarak ürünler imal ediliyor. Maalesef Türkiye´deki çimentoların içinde Krom 6 iyonu var. Çimento üreticileri de bu konuyla ilgili çalışmalar yapıyorlar. Biz bu konuyla 4 yıl önce tanıştık. İrlanda ve İngiltere´ye yaptığımız çimento esaslı ürün ihracatlarımızda içindeki çimentonun krom 6 ihtiva etmemesi ve maksimum Krom 2 düzeyinde iyon bulundurması gereği bize müşterilerimiz tarafından gelince çok şaşırdık. O zamanlar Türkiye´de çok önem verilmeyen bir konuydu. Bu bağlamda çimento fabrikalarımıza krom 6 iyonunu Krom 2´ye indirmekten söz ettiğimizde maliyet açısından bunun yapılamayacağı söylenmişti. Biz fabrikamızda bir proses hattı oluşturarak Krom 6 iyonunu zararsız Krom 2 mertebesine indirdik. Daha sonra bundan yaptığımız çeşitli ürünleri de Avrupa´ya ihraç ettik. Şimdi belirli segmentteki ürünlerimizde de proses edilmiş bu çimentoyu kullanarak yurt içine de ürünlerimizi sunuyoruz. Ayrıca çimento esaslı ürünlerimizin şantiyelerde miks esnasında tozumasında akciğerlere vereceği zararın ortadan kaldırılması için tozumayan ürünler geliştirdik. Bu ürünler, bünyelerine katılmış olan bazı kimyasallar ile toz absorbe ediliyor ve torbadan dökülürken ortama toz yayılmıyor. Yine çevre dostu ürünler olarak bazı kimyasal katkılarımızı ve temizlik malzemesi ürünlerimiz için insan sağlığını daha az etkileyen ürünler ile değiştirdik. Örneğin bazı asit bazlı temizleyicilerimizi, yüzey temizleme malzemelerini bugün deterjan sektöründe kullanılan bazı malzemeler ile değiştirdik. Dolayısıyla Ar-Ge departmanımız bu konuda sürekli olarak çalışıyor. Bunları yaptığınızda ürünlerinizin maliyetini arttırıyorsunuz ve bunu yaptığınızda karşılığını alabiliyor musunuz diye sorduğunuzda cevap maalesef ´hayır´ oluyor. Fiyatınız kaç para sorusuyla karşılaştığınızda siz ne kadar inovatif ve ne kadar çevreci bir ürün olduğunu anlata durun bu çok şey ifade etmiyor. Piyasa koşullarına göre kalite standartları EN normları içinde olan ama az önce bahsettiğim gibi özellikleri geliştirilmemiş ürünleri de vermek zorunda kalıyorsunuz. Bu bağlamda İMSAD gibi derneklere büyük görevler düşüyor. Kamuoyunu bilinçlendirmek konusunda devletin ve STK´ların birlikte hareket etmesi gerekiyor. Zaten, Eczacıbaşı Topluluğu sosyal sorumluluk projelerine imza atmış bir topluluk. Bu bağlamda her Eczacıbaşı çalışanı gibi ben de yönettiğim firmanın sadece piyasaya sunduğu ürünleri ile değil, tüm çalışanlarımızca bu sosyal sorumluluk bilincini taşıyarak çalışıyoruz. Fabrikalarımızda sıfır atık ile çalışıyoruz. Baca gazı emisyonumuz sıfır. Atıklarımız çevresel etki sistematiği çerçevesinde ve bunlara çok önem veriyoruz. Yaşadığımız çevreyi ağaçlandırıyoruz. Fabrika ve arazilerimizin içerisinden dereler akıyor ve içerisinde balıklar yaşıyor. Bunları görsellik açısından yapmıyoruz. Ben inşaat malzemesi sanayisi içinde birçok kişinin bizim gibi düşündüğünü ve düşünmeyenlerinde bu şekilde düşünmeye başladığına inanıyorum. Kalite, herkesin önce kendi evinin önünü temizlemesiyle başlar. Bu çalışma felsefemizle okyanusta haritada yerini gösteremeyeceğiniz noktalara bile ürünlerimizi satabiliyoruz.