Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay Küçükçekmece projeleriyle iddialı

Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay ile Küçükçekmece´deki kentsel dönüşümü konuştuk. Geleceğe dönük beklentilerini ve projelerini anlatan Yeniay, şehrin fiziki yapısının şekillenmesinin yanında kentli bilincinin ve şehir estetiğinin oluşmasında eğitim, kültür ve sanatın gücüne de inanıyor. Yeniay kendi kendine yeten, üreten bir şehir olma iddiası taşıdıklarını dile getiriyor.

Küçükçekmeceyi geçtiğimiz 5 yılda yapı sektörü açısından değerlendirdiğinizde ne gibi farklılıklar göze çarpıyor?

Aziz Yeniay: Küçükçekmece´nin 2004 yılının fotoğrafını çektiğinizde tipik bir köy ya da kasaba görüntüsü var. Köy ve kasaba olarak tanımlamamın sebebi de şuradan kaynaklanıyor. Neredeyse %80´lere varan bir kaçak yapılaşma var. Bu kaçak yapılaşma ile kimliksiz bir kentleşme sürecinden geçilmiş. Çünkü planlı olmayan bir süreçte planlı bir noktaya ulaşmak mümkün değildir. Bu manada özellikle vatandaşlarımızın kendi becerileriyle ortaya çıkardıkları bir kent vardı. Bu kent, yaklaşık 803 bin nüfusu barındırıyordu. Dolayısıyla kent derken kalabalıkların yaşadığı yere kent mi dememiz gerekiyor? Ya da kalabalık toplulukların bulunduğu yerde yaşayanlara kentli mi dememiz gerekiyor? Aslında nüfusu belli bir sayının üstüne çıkmış yerlere kent demek uygun değil. Burada yaşayan insanlara da kentli demek mümkün değil. Kent dediğimiz yerler birtakım kazanımları olan yerlerdir ve kentli de bu kazanımlardan istifade edebilenlerdir. Bu kapsamda kentli ve kentli görünümünün dışına itilmiş ve birtakım yaftalara muhatap olmak zorunda kalmış. İstanbul´un merkezinde varoş kelimesine muhatap olmuş. İlk yaptığımız şey bölgenin bir analizini yapmak oldu. Buradaki tehditler nedir? Fırsatlar nelerdir? Alınması gereken stratejiler neler olmalıdır? İşte bunlar üzerine yeni araştırmalar yaptık. O günkü fotoğrafla bugünkü fotoğrafı bir araya getirin, emin olun ki siyahla beyaz arasındaki kadar bir fark yaşandı. Bu farkı ortaya çıkartan 2 sebebimiz var. Bunlardan bir tanesi kentli kavramının altını dolduracak bir planlamamızın olması. Bunun da 2 boyutu var. İlki fiziksel boyut. Alt yapı, çevre, iş ilişkileri, konutlar vb. aktif alanların standartlara uygun hale getirilmeli. Tabii bunun için bir süreç gerekiyor. İkincisi, sosyal ve kültürel yaşam da kentli kavramına uygun hale getirilmeli. Bu manada yaptığımız fiziki yatırımlara, kültür merkezlerine, sanat yapılarına, çevre yapılarına da doğru misyonlar yüklemeniz gerekir. Oraların misyonu da bölgede yaşayan insanların kentli profiline ya da kentlinin beklentilerini karşılayacak bir hizmet anlayışına sahip olmalı. Bu kapsamda şu anda bir tek kapalı havuzu, yüzme havuzu, sinema salonu, tiyatro salonu olmayan, yeşil alanı olmayan, alışveriş merkezi olmayan, alt yapısı sorunlu olan bir bölgeyken 5 yıl içinde 3 kültür merkezi, 5 tane tiyatro salonu, bununla beraber 2 tanesi yarı olimpik havuz olmakla birlikte 43 tane spor tesisi tamamlandı. 9 kapalı spor salonu olan profesyonel standartlarda maçların oynanacağı 3-4 sahamız var. Sportif alanların yaygınlaştığı, yeşil alanda 100 bin metrekareden 2.5 milyon metrekareye çıkıldığı ve bununla birlikte ayda 60 profesyonel tiyatronun sahne aldığı tiyatrolarımız kuruldu. Sosyal katmanların tamamının bu hizmetlerden yararlanması gerektiğini ve kentli olmanın bir gereği ve kazanımı olduğu düşüncesinden hareket edildi. Bununla birlikte, kültür merkezlerinde ve bilgi evlerinde 19.500 öğrencimiz var. Bir anlamda kentte olması gereken hizmetler ortaya çıktı ve bir kentlinin alması gereken standartlara doğru hızla gidilmeye başlandı.

Şehrin estetiğini bozan birtakım yapılaşmalar var. Birçok bölgede kaçak yapılaşma ile karşılaşılıyor. İskanı olmayan bu bölgelere dönük neler yapıyorsunuz?

Özellikle geçtiğimiz 5 yılda kaçak yapıya imkan tanımadık. Kaçak yapı girişiminde bulunanlar en ağır şekilde cezalandırdık ve kaçak yapıları ortadan kaldırıldık. Bu anlamda iyi bir sınav verdiğimizi düşünüyorum. Bununla birlikte olanlar vardı. Başakşehir ilçemizde kalan Ayazma ve Tepeüstü Bölgesi´nde özellikle gecekondular vardı. Hazine mülkü üzerine kaçak yapılaşmış ve kısmen kaçak yapılaşmış bölgeler vardı. Buradaki yaklaşık 1800 aileye dönük TOKİ ve Büyükşehir Belediyemizle birlikte ortak projeler hazırladık. Dolayısıyla buradaki aileleri Küçükçekmece Bezirganbahçe bölgesinde kalan yaklaşık 2640 konuttan oluşan bölgeye sorunsuz şekilde taşıma başarısını gösterdik. Şu ana kadar yıkılan gecekondu sayısı 1300´ü geçti. 1300 bina kavgasız, gürültüsüz, patırtısız tamamlandı. 2640 sosyal konut biteli 2 yıl oldu. Bu aslında gecekondu bölgelerinde kavgasız gürültüsüz dönüşümün de nasıl gerçekleşeceği adına önemli bir faaliyet oldu. İstanbul´da kentsel dönüşüm adına, gecekondu dönüşümü anlamında bunu başarabilen tek ilçeyiz. Bakın tek örnektir ve inanıyorum bunların devamı da gelecektir. Bütün bu anlattıklarım kamuya ait arazilerdeki gecekondularla olan mücadelemizdi. Ancak bundan sonra özel mülkiyetleri işgal eden gecekondularla ilgili çalışmalara başlayacağız. Özel mülkiyetteki kaçak yapıların dönüştürülmesi süreçleri çok daha zordur. Birtakım sosyal problemleri bünyesinde barındırır. Bunlarla ilgili daha farklı metotlar ortaya koymamız gerekiyor. Bakın özellikle kültür merkezleri, ana ulaşım akslarının düzenlenmesi, yeni çevre projelerinin devreye girmesi bize bir şey sağlıyor. Cennet Mahallesi´ndeki kültür merkezinin temeli atıldığında etrafını gösteren fotoğraflara bir bakın, pek çok sayıda gecekondu var. Kültür Merkezi devreye girdikten sonra 300-400 metre çaplı alandaki gecekonduların neredeyse %80´i yıkıldı; yerine son derece modern, imar planına uygun, deprem riski olmayan binalar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.

Kapalı sitelerin ortaya çıkması ve eski mahalle anlayışının fiziki ve kültürel olarak değişmesi kentli kavramında farklılıklar yaratmadı mı sizce?

Site mantığı İstanbul´da farklı bir gerekçe ile ortaya çıkmış. Özellikle arabesk bir kente doğru hızla gidiş var. Kültürde de ciddi bir yozlaşma söz konusu. Düne kadar Anadolu´da akşam dahi tezgahını kapatmayan esnaf İstanbul´a geldiğinde farklı bir dünya ile karşılaştı. Düne kadar Anadolu´da bir sosyal yaşam bütünlüğü içinde hayatını sürdüren insanlar bugün İstanbul´da birey olmaya başladı. Sizin bireyle kentli olma şansınız yoktur.

İstanbul şu anda bireylerden oluşmuş olan bir megapoldür. Biz bu bireysellikten 30-40 yıl önceki statüye belki sahip olamayacağız, belki o günler bizim için nostalji olacak ama insanlar arası ilişkiler sürecek. Kültür merkezlerinde, tiyatrolarda, ortak yeşil alanların bulunduğu bölgelerde insanlar birbirleriyle iletişim kuracaklar. Böyle bir alt yapıya gitmemiz gerekiyor. Siz yasalarla bazı şeyleri yapamazsınız, mahallenin içinde oluşan statü kendi içinde bir sistem oluşturur. Siz o sistemi kuramadığınız taktirde sokak bekçisi ya da polisle oradaki asayişi koruyamazsınız. O sistem kendi içinde kendisini tolere edecek. Sistem içindeki komşuluk ilişkisi, dayanışma ruhu oradaki aidiyet duygusu, orasının kendisine ait olduğu ve kendisinin de oraya ait olduğu bilincinin yaşatılması gerekiyor. Çocukluk yılları geride kaldı. Her dönemin kendine ait özellikleri vardır.

Kentlerde yerel yöneticilik yapmak yol yapmak, su getirmek, kanal yapmak, park yapmak, köprü yapmak, kültür merkezi yapmak ve alt yapı getirmekten ibaret değildir. Bu kadar basit değildir. Dolayısıyla siz buradaki insanların ticari yaşamlarını, sosyal yaşamlarını, alışkanlıklarını, kişilik ve kimliklerini şekillendiriyorsunuz. Kendi başına bıraktığınız da çok farklı arabesk bir yapıya doğru gidebiliyor. Dolayısıyla burada kent bilimciliği ve kent yöneticiliği farklı bir şey olmak zorunda. Yani bu kenti sosyolojik ve psikolojik olarak iyi algılayıp beklentileri meşru zeminlerde doğru hedeflere ama insanları tek tip yapacak şekilde değil, sadece kent bütünlüğü içinde bir duruşu ortaya çıkarma zorunluluğumuz vardır. Biz şu anda bu hedefe yaklaştığımızı düşünüyoruz. Düne kadar bölgemizde büyük proje alanları yoktu. Şimdi Bosphorus City´den, Avrupa Konutları´ndan, Ihlamur Evler´den, işte Soyak Olimpiyat Kent´ten bahsediyoruz. Beş yıldızlı oteller gelmeye başladı. Küçükçekmece dediğinizde insanlar için algı değeri değişti ve var olan potansiyel doğru algılanıp doğru biçimde biçimlendirilerek sunulmaya başlandı. Şu anda İstanbul´daki en değerli projelerden birkaç tanesi bizde. O yatırımların buraya gelebilmesi için sizin alt yapıyı çözmeniz gerekiyor. Buradaki ulaşım akslarını çözmeniz gerekiyor. Buradaki sosyal yaşam beklentilerine karşılık verilebilecek, onları bulabilecekleri bir noktaya getirmeniz gerekiyor.

Özel sektöre ne gibi fırsatlar sunuyorsunuz?

Burada kamu marifetiyle yapılacak işler sınırlıdır. Kamu her şeyi yapamaz. Yapmamalıdır da. Kamu müteahhit değildir. Kamu ticaretle çok uğraşmamalı. Ancak kamunun varlık nedenlerinden biri ekonomik olarak bölgeyi kalkındırmaktır. İstihdamı çözmek zorundayız, ki biz İş-Kur ile bölgedeki insanların iş imkanı yakalaması için anlaşma yaptık. Bizim iş ve aş üretme zorunluluğumuz var. Bunu kimle yapacağız? Özel sektörle yapacağız. Yatırımcıyla yapacağız. Peki özel sektör bizde ne arar? Öncelikle başı sonu belli olmayan ve süreç içinde başına ne geleceğini bilmediği bir takım mevzuat yumağı ve imar kargaşası içine girmek istemez. Dolayısıyla biz şu anda, yatırımcının buradan düğmeye basıp ne yapacağını bileceği, kimseye minnet etmeyeceği bir süreçte gözünü kapatarak yatırım yapabileceği yatırım alanlarını kendisine sunuyoruz. Çünkü bizim şöyle bir hedefimiz var. Önümüzdeki 15 yıl içerisinde yaklaşık 80 bin insanın aş ve iş bulduğu bir alt yapıyı da oluşturmamız gerekiyor. Burada yaşayan insanların başka bir bölgeye ihtiyaç duymaksızın kendi hayatlarını sürdürebilecekleri yaşam alanlarına ihtiyaç var. Burada yaşayan insanların başka bir ilçeye iş için sağlık hizmeti için gitmemesi gerekiyor. Yine eğitim ve kültür-sanat için de gitmemesi gerekiyor. Belki adliye ve üst ölçekli hizmetlerde dışarısıyla irtibatınız olmalı ama bir sinemaya veya tiyatroya, alışverişe, bir gezinti alanına niye başka bir ilçeye gidesiniz? Bunları sağlamak zorundasınız. Bunları sağladığınız zaman trafiği çözüyorsunuz, zamandan tasarruf sağlıyorsunuz ve ekonomik girdileriniz oluyor. Artan zamanı sosyal yaşamınıza aktarıyorsunuz ve aile yaşamınız bu manada çok düzene giriyor ve buradaki kentli yaşam kolaylaşmaya başlıyor. Bu, kamunun yanı sıra özel sektörün de bu istihdamları destekleyecek yatırımları yapmasıyla mümkün. Biz bu manada planlamamızı, yatırım alanlarımızı çok net bir şekilde ortaya koyuyoruz ve yatırımcımıza şu taahhütte bulunuyoruz. Biz sizi sonuna kadar üst ölçekteki planlarımıza da bağlı, stratejilerimize uygun şekilde desteklemeye hazırız. Yatırımcıların özellikle turizm noktasında, finans merkezleri noktasında, şirket merkezleri noktasında bölgemize yönelmelerini bekliyoruz. Burası o anlamda ciddi yol almış bir bölgedir. Önümüzdeki günlerde Disneyland olarak anılan eğlence merkezi buraya gelecek. Bu büyük bir sektördür. Burası yaklaşık olarak yıllık 10 milyon ziyaretçi potansiyeli olan yaklaşık 4 milyon yabancı 6 milyon yerli turiste hitap edecek olan bir potansiyeldir. Buradaki konaklamalar, alışverişler ve servis alanları devreye girecektir. Önümüzdeki 1-2 yıl içinde gölle ilgili kirlilikten artık kurtulacağız. Burası bir su sporları merkezi haline gelecek. Bu noktada yatırımcımızın da pozisyon alması gerekiyor. 3 yıl sonra burası uluslararası su sporları merkezidir artık.

Projeler açısından Küçükçekmece´nin önümüzdeki 5-10 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir bulvar açarken, bir ulaşım aksını yaparken, bir kültür merkezi planlarken ona farklı misyonlar yüklüyoruz. Onunla birlikte o bölgenin nasıl dönüşebileceğini düşünüyor ve ona göre kurguluyoruz. Bundan sonraki 5-10 yıllık fotoğrafı da kısaca anlatmak istiyorum. Biz burada artık kaçak yapılaşma durumunun bittiğini, 5 katlı 6 katlı bina yapıp da işin altından çıkamayıp kaçan müteahhitlerin sayısının küçümsenemeyecek kadar yüksek olduğu bir ilçede artık imar planları ne veriyorsa, 2 kat, 3 kat, 5 kat, bunu yapıp ciddi manada memnun olan bir müteahhit kitlesiyle karşı karşıyayız. Artık bir kültür oluştu. Küçükçekmece´nin problemleri bitmedi, henüz daha sıkıntılı yapı stoku çok fazla, deprem riski var. Dolayısıyla da bizim önümüzdeki riskleri de fırsata çevirecek bir açılımı da ortaya koymak durumundayız. Yani buradaki geçtiğimiz 40 yıl içinde 50 yıl içinde meydana gelen ve kente katılan yapıların önümüzdeki aylarda yıllarda içinde bir dönüşüm sürecinde olması gerekiyor. Hem sağlıklaştırma hem de dönüşüm projelerimiz var. Tabii bunlar sadece kamu eliyle yapılmayacak. Kamu burada ön açacak. Müteşebbise yol gösterecek ama seyirci kalmayacak. Deprem sonrası yapılan yapılarda sıkıntı yokken deprem öncesi yapılan yapıların bir bölümünde risk oranı yüksek. Merkezdeki bu yeni yapılanma süreci ile birlikte hem buradaki alt yapı yetersiliğini belirlemek hem de risklerimizi minimize etmek zorundayız. Bir deprem vurduğunda ciddi mal ve can kayıpları olacaktır ki bunların bedeli ağır olabilir. O bedeli ödemeden üstesinden gelmek durumundayız. Önümüzdeki dönemde yaşamı kolaylaştıran bir kent ortaya çıkacak. Yurt dışında gelişmiş bir çok kentte gördüğümüz yaşam standartları çok fazla. Burada bizim potansiyelimiz onlardan çok daha fazla. Burada eksik olan şey çarpık kentleşme ve planlamadaki yetersizliklerdir. Bazı bölgelerde kentsel tasarımlar yapıyoruz. Şehrin temelini oluşturan şey planlamadır. Bu aslında imar planından başlar, temeli odur. Bölgeye imar planıyla birlikte bir misyon yüklersiniz. Bölgedeki yaşamı ona göre belirlersiniz. Fakat bu yetmiyor; arkasından sosyal ve kültürel bir planlama yapmanız gerekiyor.