Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Maslak, helikopterlere ev sahipliği yapacak

Nitelikli mimarlık hizmetleri vermek üzere Serter Karataban tarafından kurulan Fores Mimarlık bugün geldiği noktada altına imzasını attığı projelerle kendinden söz ettiriyor. Şirket, Maslak’ta konumlanacak bir helikopter havaalanı projesi çizimi gerçekleştirdi. Helikopterlere özel ilk havaalanı konumundaki Kaan Heliport, işlevi, işleyiş yoğunluğuna uygun yalın tasarımı ve getirdiği çok farklı mimari çözümleriyle gerçek anlamda akıllı bir bina olarak tasarlanmış. Söz konusu projede helikopterler için hangar binası, inilip kısa süreli bekleme yapabilecek apron, tamir-bakım ünitesi ile bu işlevlere bağlı olarak ortaya çıkan ofis katları ve yine tüm bunların altında arazi topoğrafyasından kazanılmış ofis ve yeme-içme alanları bulunuyor. Projenin mevzuatların çokluğu, araştırma ve ön çalışma safhalarının da yoğunluğu gibi nedenlerden dolayı yaklaşık 1,5 yılda tamamlandığını belirten Mimar Serter Karataban, “Bu süreye, statik, elektrik, mekanik, akustik projeler de sığdırıldı. Ancak ortaya çıkan sonuç bugüne kadar Türkiye’de yapılmış en akıllı, en sürdürülebilir ve en rasyonel bina projelerinden biri oldu.” diyor.

8.900 M2 APRON

Maslak Ayazağa’da yapılacak Kaan Heliport yaklaşık 20.000 metrekarelik bir arazi içinde kurgulanarak hazırlanıyor. Projede bulunan hangar binası, öncelikle helikopterlerin kısa ve uzun periyotlarla korunmasını sağlamak amacıyla tasarlanıyor. Ayrıca planlanan tamir hangarıyla, özellikle belli markalardaki helikopterlere bakım ve onarım hizmetinin de verilmesi hedefleniyor. Hangar fonksiyonlarının işletilebilmesi, helikopterlerin kalkış ve iniş trafiklerinin düzenlenmesi, meteoroloji, iniş-kalkış anlarında VIP hizmetinin verilebilmesi için Kaan Havacılık Ltd. Şti’ye ait bir ofis binası yapılması da proje konusu içinde yer alıyor. Kaan Heliport’un inşa edileceği arsa alanı, doğal olarak eğimli ve şevli bir yapıya sahip. Apron fikrinin doğmasına da neden olan doğal yükselti, normal arazi kortlarından yaklaşık 7,5 metre daha yüksekte bulunuyor. Bir başka yükseklik kriteri ise kuzey yönündeki çam ağaçlarının varlığı nedeniyle helikopterlerin Sivil Havacılık mevzuatlarına göre iniş ve kalkış güvenliği olması gerektiğinden mevcut en yüksek arazi kotundan (+104,00) 2,5 metre daha yükseltilmesi. Bu durum yapıların hem birbirine mani olmayacak kademelerle hem yatay etkisi olacak şekilde tasarlanmasını gerektiriyor. Apron ve hangarların altında kalan kot farkı değerlendiriliyor. Projedeki kot farkı yaklaşık 17 metre ve bu farkın kullanılmasıyla hangar döşemesi altında her biri brüt 3,5 metre, net 3,05 metre yüksekliğinde garaj dahil 4 kat ortaya çıkıyor. Bu katlar, garajın yanı sıra ofis-mağaza, yeme-içme alanı gibi tasarlanıyor.

Yaklaşık 30.000 metrekarelik kapalı alanı olan proje, özünde birleşik olarak tasarlanan biri açık, diğeri kapalı iki mekandan oluşuyor. Açık mekanda 8.900 metrekarelik apron bulunuyor. Kapalı mekan ise hangarlar ve ofis alanına ayrılıyor. Bu kısımda apronun hemen önünde 865 metrekarelik tamir hangarı (0,00 metre kotu), 1.672 metrekarelik konaklama hangarı ile bu iki bölümün arasında Kaan Havacılık’a ait iki kattan oluşan ve VIP salonları ile havacılık firmasının ofis ve rezidanslarının olduğu bölüm yer alıyor. Kapalı alanın alt kotlarında ise ofis, yeme içme alanı ve kapalı araç parkı beş kata yayılıyor. -3,65 metre kotundaki ilk katta 2 bin metrekarelik ofis alanı ve 870 metrekarelik yeme-içme kısımları bulunuyor. Kot farkı nedeniyle yukarıdan aşağıya doğru ikinci kat -7,15 metre kotunda 3.875 metrekare, üçüncü kat -10,65 metre kotunda 4.700 metrekare olarak tasarlanıyor. En altta yer alan kapalı araç parkı ise -17,65 metre kotunda ve 8.325 metrekare. Hangar ve ofis bölümüyle apron kısmının nasıl ilişkilendirileceği projenin ilk tasarım kriterini oluşturuyor. Bir diğer kriter ise arazinin güney ucundan geçmekte olan yüksek gerilim hattı. Proje, helikopterlerin iniş ve kalkışlarına ket vurabilecek durumda olan bu hatta paralellik, ayrıca iniş-kalkış hattının varlığı, yatay dikdörtgen prizmaların ortaya çıkmasına doğal olarak katkıda bulunuyor. Sonuçta da mekanlar, hem birbirine mani olmayacak kademelerle hem de yatay etkisi olan bir şekilde tasarlanıyor.

TERASLAR HAREKET GETİRİYOR

Projeyle apron ve bina arasında net 6 metrelik bir servis yolu-diyafram ortaya çıkıyor. Bu diyafram, bina ve istinad perdelerini birbirleriyle ilişkilendirerek kuvvetlendirirken, farklı kotlarda, katlara araç ile ulaşımı mümkün kılıyor, arsayı kuzey ve güney yönlerinde bir iç servis yolu teşkil ederek bağlamayı sağlıyor. Bu diyafram sayesinde bina, dört tarafından kısmen ışık ve sürekli hava alır duruma geliyor. Böylece teknik hacimler ve tesisat şaftlarının bu diyaframa komşu olması ilkesi getirilerek, bu tip binalarda daima problem olan tesisat hacimlerinin yetersizliği ve ulaşılamazlığı problemleri ortadan kaldırılıyor. Bu diyafram içerisinden geçen şaftlar ileride apronun kuzey batı ucundaki tesisat mahalleriyle binayı birbirine bağlayacak şekilde kurgulanıyor. Dört yönden de havalanan binanın eğim yönünde teraslanması, projedeki diğer önemli fikirlerden birini oluşturuyor. Bina, apron ile diyafram yoluyla kopartılırken, düşeyde de -3,65 koyu ile ayrıştırılıyor. Platolar halinde eğim yönünde yayılan binada ortaya çıkan teraslar, ofislere ve yeme-içme mekanına hizmet edecek yeşil teraslar olarak tasarlanıyor. İlk teras-plato,

-3,65 metre kotu ile belirliyor ve bu teras ayrıca, 995 metrekarelik yüzey alanıyla en büyük terası oluşturuyor. Teraslar, binanın eğim yönündeki hareketliliğini de sağlıyor; binanın masifik özelliğini azaltırken, kullanılabilirliğini artırıyor. Böylece bina, bir kütle-bina olmaktan uzaklaşıyor. İç ve dış mekanlar olarak bakıldığında yapı etkin döşeme alanı apron ve ofis giriş platosu dahil 45 bin metrekareye çıkıyor.

Mimari olarak yapılmaya çalışılan doğru çözümlemelerle proje “kullanıcı dostu” bir yapı olarak ortaya çıkıyor. Güneşin ve enerjinin kontrol edilmesi, iç-dış bütünlüğü anlamında akıllı bir bina ile projenin kurgulanması oldukça önemli. Öncelikle hangar bölümlerinde cepheler, polikarbonat olarak öngörülüyor. Dünyada yoğun olarak kullanılmasına karşın Türkiye’de çok az yer bulan polikarbonat, cama göre 200 kat daha dayanıklı olması, ışığı geçiren yüzde 95 oranında ultraviyoleyi geçirmemesi, akustik açıdan daha üstün bir performans sergilemesi ve maliyet açısından birçok avantaja sahip olduğu için tercih ediliyor. Binada jeotermal olarak adlandırılan doğal enerji kullanılması da öngörülüyor. Çeşitli eşanjörler sayesinde topraktaki ısı, binanın ısıtma ve soğutma sisteminde de kullanılıyor ve böylece binanın işletme maliyetleri yüzde 80 oranında azalırken, enerji kesintisi, sıkıntısı gibi ulusal ya da uluslararası boyutlu sorunlara kapılarını sonsuza kadar kapatıyor. Binanın diyaframı sayesinde her yerinden havalanır ve ışık alır yapısı ile aydınlatma için harcanacak maliyetlerde minimuma iniyor. Projede rasyonel ve doğru izolasyon çözümleri ile binanın enerji kayıpları ve yapısının bozulmasına karşı her türlü önlem de düşünülmüş. Bu bağlamda, bina otomasyonel olarak olmasa da işleyiş, kullanım, ulaşım, evrensel tasarım kriterleri, enerji kullanımı ve kullanılan atıkların geri dönüşümü gibi pek çok konuda akıllı bir bina. Kaan Heliport, helikopterler açısından böyle bir yapı bütününün olmadığı bir kentte, hatta ülkede, yalnızca tasarım özellikleriyle değil, getirdiği mimari çözümlerle de çok farklı bir proje olarak ortaya çıkıyor.