Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Sektör bunu da atlatacak

Bundan yaklaşık 43 yıl önce kurulan İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER), çağdaş bilgi ve son teknolojiyi kullanan, uluslararası standart ve meslek ahlakını benimsemiş girişimciler tarafından hayata geçirildi. Kuruluşundan bu yana ülkemizde en etkin sivil toplum örgütleri arasında yerini alan İNDER, öncelikli olarak inşaat müteahhitliğini meslek edinmiş üyelerinin mesleki, teknik ve kamusal alanlarda karşılaştığı sorunları çözmek amacını hedefliyor. Bugün yaşanan global krizden payını alan inşaat sektörü de bu bağlamda birçok sorunla boğuşuyor. Krizin inşaat sektörü üzerindeki etkisi ve sektörün son durumunu değerlendiren İNDER Başkanı Yaşar Aşçıoğlu, yaşanan zorlukların önümüzdeki Nisan ayında aşılacağını öngörüyor.

İnşaat sektörü son dönemde yaşanan krizden payını aldı ve oldukça etkilendi. Bu anlamda siz sektörün son durumunu nasıl gözlemliyorsunuz?

Yaşar Aşçıoğlu: Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan´ın söylediği gibi krizin Türkiye´de söylendiği kadar hissedilmediği görüşündeyim. Yazıldığı, çizildiği kadar büyük bir etkisi olmadı. Dolayısıyla krizin teğet geçmesi fikri bana çok ters gelmiyor. Ama bununla beraber merkezi hükümetin ve Başbakanımızın sektöre sahip çıkmak istediği ama çıkamadığı da bir gerçek. Hükümetimiz KDV ile bir şeyler yapmaya çalıştı ancak olmadı. Halbuki krizin sorunu aslında finans sektörüyle. Finansın önünün açılabilmesi gerekiyordu. Krizden en çok etkilenmesi gereken sektör finans sektörü olması gerekirken reel sektör oldu. Bankalar ise bilindiği üzere rekor üstüne rekor karlar açıkladı. Çünkü kredi musluklarını kapattı, döndü parasını hükümete, devlete sattı. Burada hükümetin özel bankalardan kredi almasının yanlış olduğu görüşündeyim. Bu kredi devlet bankalarından alınsaydı kredi muslukları reel sektöre akacaktı. Dolayısıyla kriz yaşanıyor ama 1995 ve 2001 krizleri gibi değil. Nisan ayında bunu aşarız diye düşünüyorum. Burada asıl krizin vurduğu yerler İstanbul dışı şehirler oldu. Türkiye´deki kriz İstanbul, Ankara, Antalya, Bursa merkezli yerler dışında Nisan ayına kadar kendini hissettirecek.

Yaşanan depremin üzerinden 10 yıl geçti. Bu süre zarfında İstanbul´da pek çok yapının sağlıksız olduğu ortaya çıktı. Bugün gelinen noktada ne kadar yol katedildi?

Türkiye ve İstanbul´daki yapıların yüzde 95´inden fazlası kalitesiz, konforsuz ve depreme dayanıksız. Bugünkü anlayışa göre sığınılacak yerler halinde bulunuyorlar yani yaşanılacak mekanlar değiller. Yazılı ve görsel basında Türkiye´deki lüks konut sayısı fazla deniyor. Böyle bir şey de yok. Sektörün önünde çok ciddi atılımlar yapacak fırsatlar var, bunları değerlendirmek mümkün. Çünkü yaşam anlayışı ve tarzı değiştiği sürece bu yapılar değişecektir. Depremle alakalı yeni yapılanmalarda tüm yapıların hepsi doğru yapıdır; yapılmalıdır ve yapılmaya devam etmelidir.

Bir Yapı Bakanlığı kurulmasından yanasınız. Birazda bundan bahsedebilir miyiz?

Bir ülkenin kalkınmışlığını gösteren barometrelerden birisi yapıdır. Ülke insanının kültürünü ifade eder ve geleceğe bırakılır. Nasıl Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tarım Bakanlığı var ise Yapı Bakanlığı da olmalıdır. Hayatımız yapıların içinde geçiyor dolayısıyla en önemlisi bu. Münhasıran sadece yapı ile ilgili bir bakanlık olması gerekiyor.

Yapılışından tutun kalitesinden, yapı standartlarına kadar her alanı denetleyecek olan bir bakanlık kurulmalı. Ülke insanın kültürünü gösteren ve geleceğe bıraktığı şeyler yapıdır.

Sizce yabancı yatırımcının ilgisi sürecek mi?

Yabancıların talebi şu anda düşük. Ancak biz krize alışık bir ülkeyiz ve bu nedenle Avrupa içerisinde en çabuk toparlayacak ülkelerden biriyiz. En doğru yatırım aracı emlak olduğuna göre yabancılar yine Türkiye´yi tercih edecektir. Nisan ayından sonra yabancı talebinde artış olacaktır.

İnşaat sektöründe son gelişmeleri de göz önünde bulundurduğumuzda ne gibi sorunlar yaşanıyor?

Bürokratların ve siyasetçinin inşaatçıya bakışının yanlışlığı büyük bir sorun. Bu sektörü ayakta tutan insanlara moral vermek yerine demoralize ediyorlar. Burada tüm resmi makamları kastediyorum. Hepsi bu ülkenin dinamiği olan inşaat sektörünü engellemek için ellerinden ne geliyorsa yapıyor. Halbuki bizim el üstünde tutulmamız ve desteklenmemiz gerekiyor ancak herhangi bir destek alamıyoruz. Yardım almak yerine köstekleniyoruz. Sektör çalışanlarına bakıldığında belli bir zaman sonra gözlemlersiniz; hepsi ya çeşme ya okul ya bağış yaparlar. Dolayısıyla inşaatçılar vatanseverdir, ülkelerine bağlıdır ve ülkesine yatırım yapmayı seven insandır. Bu nedenle desteklenmemiz gerekiyor.

Sektörün 2009 yılını nasıl kapatmasını bekliyorsunuz?

Ben çok ümitliyim. Gelecek dönemde sektörün önü çok iyi bir şekilde açılacaktır. Maksimum 5 yıla kadar dayanan bir süreçte de artarak devam edecektir. 35 yıldır bu işin içindeyim, her 10 yılda bir ülkemizde inşaat sektörü krize girmiştir. Yine bu krizlerden birisi dünyadan gelmiştir. Doğru yönde, doğru lokasyonda, doğru proje ürettiğiniz zaman Türkiye´de onun artısını bulma zorluğu yoktur. Yeter ki sadece kar edeceğim diye bu işe girmeyin. Az kar edeceksiniz diye de bu meslekten kaçmayın. Düşünebiliyor musunuz, ben yaptığım eserlere bakıp boğazda gidip övünüyorum. Bu eserler belki 200 yıl kalacak. Ben bir elbise yapmıyorum, yüzük satmıyorum. Benim yaptığım iş 200-300 yıl kalacak ve ben anılacağım. Torunumun torunu diyecek ki bunu benim dedelerim yapmıştı. Tarihe geçmek adına bunu yapmamız lazım. Yapıların hepsi birer eserdir ve eser anlayışıyla inşaat yapılmalıdır.

Selenium projesi İstanbul´un silüetini değiştiren projelerden biri oldu. Sizce iyi bir müteahhitte olması gereken özellikler nelerdir?

Yaptığı işe aşık olması sevmesi ve önemsemesi. Bu iş sadece para kazanmak için yapılması gereken bir meslek değil. Öyle bir meslek ki, gelecek nesillere emanet edeceğimiz çocuklarımızı yetiştireceğimiz mekanları inşa ediyoruz. Hem iş hem konut hem hastane hem de devlet binası olarak yaşam alanlarını hayata geçiriyoruz. Bu işi eğer Mimar Sinan gibi geleceğe bir eser bırakmak adına yaparsanız ve bu mantıkta hareket ederseniz o zaman başarılı olursunuz. Ancak farklı örnekleri sektörde mevcut. Örneğin fabrikatör veya mobilyacı inşaat sektöründe kar var diye bu işe giriyor. Herkes bildiği işi yapmalı. Bu işler ben iki mimar, üç mühendis tutarım yaparım demekle olmuyor. Ben bir doktor gibi gidip ameliyat nasıl yapamıyorsam, müteahhitliği de işi bilen yapmalı. Başarılı olabilmek için bu işi bilmek, sevmek ve aşık olmak gerekir. Para kazanmak için bu mesleğe girmenin doğru olmadığına inanıyorum. Tarihe geçmek, bu ülkenin geleceğine imza atan kişi olmak adına şevkle ve zevkle bu işi yapmalısınız. Para kazanmak için değil.