Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“Yalıtımda Avrupa´nın çok gerisindeyiz”

İnşaat sektörünün içinde en çok büyüme kaydeden alanlardan biri, yalıtım sektörü. Ancak yine de yalıtım bilinci Türkiye´de Avrupa ülkelerine kıyasla yeterince gelişmiş değil.

İZODER Başkanı Sedat Arıman ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide yalıtımın önemini ve yalıtım bilincinin yaygınlaşmasında İZODER´in üstlendiği rolü konuştuk.

İnşaat sektörünün bugünkü düzeyini ve yalıtımın inşaat sektörü içindeki yerini değerlendirir misiniz?

Sedat Arıman: 2007 yılı verilerine baktığımız zaman inşaat sektörü 45 milyar dolar ile gayri safi milli hasılanın yaklaşık yüzde 6,5´ini kapsıyor. Türkiye ekonomisi 5 yılda ortalama yüzde 35 büyüdü, inşaat sektörü ise yaklaşık iki misli olarak yüzde 55-60 civarında bir büyüme kaydetti. Yalıtım sektörü de bu dönem içinde yüzde 500 büyüdü ve inşaat sektörü içinde en fazla büyüyen alt sektör olarak yerini aldı. Ancak bu gelişmeleri Avrupa ile kıyasladığımızda Avrupa´nın çok gerisinde olduğumuzu görüyoruz. Avrupa´da kişi başı yalıtım kullanımı 0,7 m3, kuzey ülkelerinde ve Amerika´da da ise

1 m3 dolaylarında. Türkiye´de ise son 10 yıl içerisinde 0.01 m3´ten, 0,1 m3´e varan bir büyüme gözleniyor. Yalıtım kullanımı on misli bir artış gösterdi, ama hâlâ Avrupa´nın gerisinde kalıyoruz. Dolayısıyla daha gidilecek çok uzun bir yol var.

Küresel kriz sektörü nasıl etkiledi? İZODER bu anlamda ne gibi çözüm önerileri getiriyor?

2008 yılının ilk yarısını geride bıraktığımızda, sektör bilinen gelişmesini göstermekteydi, ancak son çeyreğe girildiğinde bu gelişme yavaşladı. Sektör 2008 yılını miktar olarak yüzde 5 büyümeyle, ama cirosal bazda 2007 yılı seviyesinde kapattı. Yani hiçbir büyüme kaydedemedi. 2009 yılının ilk çeyreğinde kriz artık iyice hissedilir oldu. Bu dönemde yalıtım sektörü miktar olarak yüzde 25-30 civarında, cirosal bazda ise yüzde 30-35 civarında bir küçülme yaşadı. İlerleyen zaman içinde bu durum biraz toparlanır gibi olsa da 2008-2009 yılının ilk yarı neticeleri henüz elimize ulaşmış değil. Tahmin ediyorum ki bu yılı 2008 yılının gerisinde kapatacağız. Bu bağlamda İZODER kendi bünyesinde birtakım çalışmalar yapıyor. Bu çalışmaların en başında yalıtım uygulamalarına yönelik olarak Şekerbank’ın başlattığı, bizim de teknik destek vererek katkıda bulunduğumuz tüketiciye yönelik yalıtım kredisi uygulaması geliyor; bu kredi “Eko Kredi Yalıtım” adı altında lanse ediliyor. Bu, mevcut binalara yönelik bir kredi. Böylelikle ekonomik gücü olmayan tüketicilere çok cazip koşullarda yalıtım imkanı sunulmuş oluyor. Burada amaçlanan yalıtımın şartnamelere uygun doğru uygulanması ve tüketicilere de fayda sağlanması.

İZODER´in son dönem faaliyetleri ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Eko Kredi Yalıtımın yanı sıra İZODER´in öncülüğünde kurulan Tebar AŞ var. Tebar, test ve belgelendirme kuruluşu olarak 2007 yılında hayata geçti, ancak Avrupa Birliği´nden onaylanması süreci sonunda geçtiğimiz Mayıs ayında faaliyetlerine başladı. Avrupa Birliği´nin uyum şartları içerisinde inşaat malzemelerinde aranan birtakım kurallar ve belgelendirmeler var. Yalıtım sektörü içinde bu belgelendirmeyi yapabilecek ilk ve tek kuruluş olarak Tebar onaylandı. Bunun öncesinde yalıtım sektöründeki üreticiler bu test ve belgelendirmeler için yurt dışındaki kuruluşlara çok büyük paralar ödemek durumunda kalıyordu. Sanayicilerimizin ürünlerini satabilmeleri için CE belgesine ihtiyaçları var. Tebar kurulana kadar Türkiye´de bunu sağlayacak onaylanmış hiçbir kuruluş yoktu.

Bu çalışmalarımızın dışında daha geriye gidersek yine İZODER olarak sektörümüzün verilerini inceleyen ve derleyen bir envanter hazırlayıp yayınladık. Bu şu anda verilerle yalıtım sektörünün nerede olduğunu gösteren bir çalışma oldu.

Yalıtım bilincini yurt çapında yaygınlaştırmak adına İZODER ne tür çalışmalar yapıyor?

Yalıtım bilincini yaygınlaştırmak yönünde İZODER´in 2005 yılında başlattığı “Yalıtım Yatırımdır” isimli bir kampanyası var. Bu projeyi 10 yıllık bir süreç içerisinde 2 yıllık programlarla planladık. Bu kampanya kapsamında İZODER yalıtım bilincini geliştirecek reklamlar yapıyor. Kampanya çerçevesinde makale, karikatür ve iyi yalıtılmış yapılar gibi yarışmalar düzenleniyor. Öte yandan yalıtım bilincini çocuk yaşta aşılamak adına “izoderevim.com” diye de bir internet sitemiz var.

İZODER “yalıtımla tasarruf etmek elimizde” diyor. Yalıtımla tasarruf nasıl sağlanabilir?

Yalıtım; ısı, su, ses ve yangın yalıtımı olmak üzere dört gruba ayrılıyor. Hepsiyle sağlanan ciddi bir tasarruf söz konusu. Isı yalıtımıyla binalarda enerji tasarrufu sağlanıyor, bu da ısıtma ve soğutma için harcanan doğal gaz ve elektrik faturalarında en az yüzde 50 civarında azalmayla anlaşılıyor. Bunun yanı sıra su yalıtımıyla rutubetten korunduğu için, binanın bakım ve onarım masrafları da azalmış oluyor. Yalıtımsız binalardaki rutubetin, küfün, hava cereyanının sebep olduğu romatizma, astım, soğuk algınlığı gibi hastalıklardan yalıtım sayesinde kurtulabiliyorsunuz. Böylece binalarda yalıtımın olumlu etkisi sağlık açısından da tasarrufa dönüşmüş oluyor.

Yalıtımın insan güvenliğine ve ekosisteme karşı da oldukça olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Bunlardan bahsedebilir misiniz?

Bu noktada yangın yalıtımının önemi ortaya çıkıyor. Yangın yalıtımı tamamıyla insan güvenliğini ön plana alan bir yalıtım sistemidir. Bu uygulama insanlara bir yangın sırasında zarar görmeden kaçabilecek kadar zaman tanıyor. Bunun yanı sıra yalıtım ekolojik dengeyi korumak açısından da son derece önemli. Fosil yakıtların yanmasıyla karbon emisyonu salınımı artıyor, bu da sera gazı etkisi yaratarak iklimsel değişikliklere yol açıyor. Doğru uygulanmış bir yalıtımla karbon emisyon salınımı yüzde 50 civarında azaltılıyor.

Yalıtımın bir diğer faydalı etkisi de binalarda enerji verimliliğini artırması. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Toplam enerji ihtiyacının üçte biri binalarda kullanılıyor. Türkiye´de yılda yaklaşık 83 milyon ton eşdeğer petrol enerjisi kullanılıyor, bu enerjinin yüzde 73´ü ise ithal ediliyor. Dolayısıyla Türkiye enerji açısından dışa bağımlı bir ülke. Yaklaşık 30 milyon ton eşdeğer petrol, ısınma ve soğutma ihtiyacı nedeniyle binalarımızda kullanılıyor. Yalıtım yoluyla bunu yarı yarıya azaltmak mümkün. Bütün yalıtımsız konutlar yalıtılırsa bir yılda yaklaşık 10 milyar TL tasarruf sağlanabilir. Bu da yadsınamaz bir rakam. Dolayısıyla yalıtım, Türkiye ekonomisine sağlayacağı katkı açısından son derece önemli. Avrupa ülkelerinde binalar neredeyse hiç enerji harcanmayacak şekilde yalıtılıyor. Bu konuda aramızda uçurum gibi bir fark var. Biz sektör olarak elimizi taşın altına koyduk ve gereken ne varsa yapmaya çalışıyoruz. Ancak zaman zaman bizim de boyumuzu aşan durumlar oluyor. Bu nedenle, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi devletin bu konuda yönlendirmeler yapması, tüketiciyi teşvik etmesi, ekonomik teşvikler getirmesi gerekiyor.

Ne gibi ekonomik teşviklerden söz ediyorsunuz?

İlk aşamada bizim devletten istediğimiz yalıtım malzemelerinin uygulanmasında ve malzemelerin satışında KDV´nin %1´e indirilmesi. Böylece yalıtım daha fazla uygulanarak katma değer sağlayacak. Öte yandan herkes fatura kesebilir konuma geleceği için kayıt dışının da önüne geçilmiş olunacak. Biliyorsunuz en fazla kayıt dışı faaliyet inşaat sektöründe yaşanıyor. Dolayısıyla tüm bunlar kayıt içine alınacak. Bunun yanında bizim kendi gayretlerimizle sağladığımız kredinin içerisinde hâlâ yüzde 15 gibi bir oranda devletin aldığı vergiler var. Devletin bu vergi yükünü kaldırması yalıtım uygulamalarının artmasına vesile olacak.

Yakın zamanda İstanbul´da büyük bir deprem beklendiği sürekli hatırlatılıyor. Yalıtımla binalar depremde oluşabilecek hasarlardan ve yıkımlardan da korunabiliyor mu?

Burada su yalıtımının önemini vurgulamak gerekiyor. Binaların statiği ve betonarme yapısı deprem güvenliği açısından en önemli iki unsur. Yalıtımsız binalarda su, demir korozyonuna yol açıyor. Isı ve su yalıtımını birbirinden ayırmamak lazım, ikisi birbirini tamamlayıcı nitelikte. Her ikisi de binaların statik ve betonarme güçlerini artırıyor. Yalıtım ile binalar ilk günkü özelliklerini koruyabiliyor. Bina içerisine su sızmasını veya havadaki su buharının su haline dönüşüp betonarme yapı içindeki demiri korozyona uğratmasını engelliyor. Yalıtım yapılmazsa demirler paslanıyor ve betona tutunmuyor. Bu da bir deprem anında demirlerin beton içinden sıyrılıp çıkmasına ve binanın yıkılmasına yol açıyor. 1999 depreminde yaşanan yıkımların pek çoğu bundan kaynaklanıyor. Su yalıtımı deprem esnasında binalarda oluşabilecek hasarları minimize ediyor. Dolayısıyla bir an önce yeni binalarda su yalıtımının zorunlu hale getirilmesi gerekiyor.

Kalite ve standartlar açısından yalıtım sektörünü ve denetlemeleri yeterli buluyor musunuz?

Eksikler olsa da standartlar bakımından sektörü yeterli buluyorum, ancak standartlara uygunluğun denetlenmesi yetersiz. Denetim olmadığı zaman malzemenin kalitesi azalıyor. Bu da haksız rekabete sebep oluyor. İşte bu noktada Tebar haksız rekabetin, kalitesiz yalıtım malzemelerinin ve merdiven altı üretimin önüne geçecek diye düşünüyorum. Yapılacak denetlemeler ve belgelendirmelerle sektörün kalite standartları yükselecek.