Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Ofton İnşaat Yönetim Kurulu Eş Başkanı I İSMAİL HAKKI ALTUN “Şehrin merkezinde projeler üretiyoruz”

Ofton İnşaat A.Ş.´nin Yönetim Kurulu Eş Başkanı İsmail Hakkı Altun ile inşaat sektörünü, müteahhitlik mesleğini, kamudan beklentilerini ve projelerini konuştuk. Altun´a göre Türkiye´nin krizlere karşı dirençli olabilmesi için belli kriter ve normların oluşturulması gerekiyor.

İnşaat sektörünün gelişim sürecini bize kısaca analiz edebilir misiniz?

Hakkı Altun: 2008 yılının son çeyreğine kadar güzel gidiyordu her şey. Global kriz, inşaat sektörünü duraklamaya uğrattı ve bu süreç aslında sona ermiş değil. Yani inşaat sektöründe kriz devam ediyor. Canlılık anlamında kıpırdanmalar var ama çok ciddi bir iyileşme göstergesi yok. Umut ediyorum ki 2010 yılından itibaren yeniden ama çok kısa zamanda olmasa da eski günlerine dönüş olacağını düşünüyorum. İnşaat sektörü Türkiye´nin lokomotif sektörüdür ve ciddi gelişmeler göstermiştir. İnşaatın kalitesinde çok büyük ilerlemeler olmuştur. Artık herkes malzemeden çalalım anlayışından çıkmıştır. Öncü firmaların etkisiyle sektörün kurumsallaştığını söyleyebiliriz. Malzeme sektöründe de yine ciddi ilerlemeler olmuştur. Kalite gözle görülür şekilde artış göstermiştir. Betonda, demirde ve kısaca her tür malzemede bir gelişme kaydedilmiştir. Türkiye´nin inşaat sektöründe geliştiğini söyleyebiliriz. Bunu da belirleyen aslında insanımızın daha kaliteli konuta yönelme isteği. Standartların yükselmesi ve diğer pek çok şey yükselen bir zenginlikle oluşuyor ve arz talep meselesi olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye, hem yurt dışında hem yurt içinde kaliteli inşaata yönelmiştir.

Sektörün gösterdiği gelişmede ortaya çıkan AB kaynaklı kalite normlarının etkisi kaçınılmaz. Birçok firma bu normlara bağlı üretim gerçekleştiriyor. Sektörü bu manada, kalite ve standartlar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz mevcut standartlara ve normlara uyuyoruz. Tüm standartların bizde belgeleri var. Bu tip Avrupa Normları´nın yavaş yavaş sektörde oturacağını düşünüyorum. Birden her şeyin gerçekleşmesini beklemek doğru değil. Bunu süreç içinde görmek lazım. Türkiye ilerleyen, yükselişe geçen bir ülke. Burada inşaat sektörünün ülkenin genel durumuyla paralel bir ilerleme gösterdiği görülüyor. Kalite ve standartlar da bu süreç içinde yerini alacaktır. Ancak yine de sektörel gelişme Türkiye´nin genel durumuyla da ilişkili. Ekonomik ve siyasi gelişmeler sektörün ilerlemesini etkiliyor. Kalite konusunun belli bir süre alacağını düşünüyorum ve doğal seyirde bu anlayışta yaygınlaşacaktır.

Sektörün oyuncularının, müteahhitlerin, sizce devletten beklentileri

neler?

Bizim devletten, belediyelerden müteahhit olarak en büyük beklentimiz, arsadır. Devletin zamanında planlamalarını yapmasını istiyoruz. Bürokratik engellerin en aza indirgenmesini istiyoruz. En çok takıldığımız noktalar buralardır. İstanbul açısından bakıldığında kentsel dönüşüm ihtiyacı vardır. Burada sadece TOKİ´nin yapmış olduğu hamleler değil, devletin bizim gibi özel sektör firmalarının önünü açacak, arsa üretecek konumda olması lazım. Örneğin biz likör fabrikasıyla ilgili olarak ortaklardan biriyiz. Biliyorsunuz burası Mimarlar Odası´nın itirazıyla iptal edildi. Yani şimdi bakıyorsunuz gerekçeler manasız gerekçeler. Burada yapı anlamında bir yoğunluktan söz ediliyor. Baktığınızda bu bölge modern kentleşme anlamında zaten sorunlar yaşıyor. Aslında bizim ortaya çıkartacağımız yapı, modern şehrin siluetine uygun olacaktı ama tutup bunu iptal ettiler, yürütmeyi durdurma kararı alındı. Bürokrasi nedeniyle şimdi mahkemelerde uğraşacağız. İşte bunların hepsi bizim için bir engel. Nitekim devlet bu işten ciddi bir para kazanacaktı. 83 trilyonu krizden önce geçen sene aldılar. Bunlar tabii ki insanı yoruyor. İnşaat sektörünün de gelişimine engel oluşturuyor. Biz uçuk şeyler istemiyoruz ve aslında şehrin çevresini değiştiriyoruz. Onun için bizim gibi firmalara belediyenin ve devletin veya kurumların buna benzer engeller çıkarmaması gerekiyor.

Finansal zorluklar var mı?

Bankacılık sektörünün çok ciddi çalıştığını düşünmüyorum. Bir firma ciddi proje ürettiği zaman bunun finansmanını en baştan kısmen de olsa sağlamaları lazım. Bankacılık budur aslında. Bankacılık sadece faizle para vermek veya mevduat toplamak değildir. Dolayısıyla Türkiye´de bankalar henüz bu düzeyde değiller. Biz İş Bankası ile kriz öncesi 2 projede bunu yaşadık ve gerçek bankacılık yapıldığını gördük. Fakat daha sonra kriz ve diğer nedenlerle bunlar kesildi. Bankacılık sisteminin gelişmiş olması lazım ve ciddi proje üreten firmalara bankaların destek olması gerekiyor.

Az önce TOKİ´den söz ettiniz. TOKİ´nin şehrin çeperlerine yaptığı kapalı siteleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu anlamda devlet eliyle gerçekleştirilen projeler konusunda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Bence bunlar doğru projeler. Siteler çok doğru. Bunlar refah düzeyi yüksek yaşam alanları yaratıyorlar. Hem üst gelir grubuna hem alt gelir grubuna TOKİ aracılığıyla konut üretiliyor. Bunları çok önemli buluyorum. En azından deprem bekleyen bir şehirde sağlıklı ve depreme dayanıklı konutların üretilmesi çok doğru. Bu manada öncü oluyorlar. Fakat bunların devlet eliyle değil de, devletin bu projeleri özel sektöre yönlendirmesi, müteahhitlere devretmesi gerekiyor. Belki ileride bu gerçekleşir. Devletin bazı konulardan elini çekmesi lazım. Sonuçta bu işi yapacak firmalar varsa bu devletin işi olmamalı. Devletin işi genel konularla ilgili. Devlet, sağlıkla, eğitimle, güvenlikle ilgilensin. Bunlar bizim işimiz olmalı.

Ofton İnşaat olarak bu kriz sürecinde siz ne gibi önlemler aldınız?

Ofton İnşaat olarak biz kriz sürecinde, elemanlarımızdan hiçbirini çıkarmadık. Bir tarafıyla da insani olarak baktık ve iyi günde de kötü günde de beraberiz mantığıyla hareket ettik. Bizim için zor olmadı mı? Tabii ki zor oldu. Kriz döneminde bazı masraflarımızı kıstık, bazı yatırımlarımızı öteledik. Daha yavaş daha durağan gitmeyi tercih ettik.

Ekonomik krizin, yaz döneminden dolayı 6. ayla birlikte hangi düzeye geldiğini tam olarak anlayamadık. Ekonominin açılmasına ilişkin herhangi bir şey henüz hissetmiş değiliz. Ramazan’dan sonra yavaş yavaş bazı şeylerin yükseleceğini tahmin ediyorum. Fakat bu düzelmenin yavaş yavaş kendi doğal zemininde gerçekleşeceğini bekliyorum. Geriye dönüşün de çok kolay olmayacağını düşünüyorum. Bu sürecin

birkaç yıl alacağını öngörüyorum.

Ofton İnşaat´ın çalışmalarından bahsedebilir misiniz?

Ofton İnşaat, 7-8 yıl önce 3 ortağın bir araya gelerek kurduğu bir firmadır. Bu üç ortak daha önceki yıllarda kendi firmalarında inşaat yapıyorlardı. Daha öncesinde konut yaptık, taahhüt işiyle uğraştık, yap-sat yaptık. Ayrıca inşaat malzemesi satışında bulunduk. O dönemde de yine kriz vardı. 2002 kriziydi bu. Bu dönemde biz, güçlerimizi birleştirerek bir araya geldik. Birlikten güç doğar mantığıyla hareket ettik ve oldukça iyi karar verdiğimizi gördük. Üçüncü ortağımız sonradan sağlık nedeniyle ayrıldı. Biz şu anda Yusuf Bey ile birlikte işlerimize devam ediyoruz. Ofton İnşaat kurulduğundan beri konut, rezidans, AVM projelerini gerçekleştirdi.

Projelerinizde nelere dikkat ediyorsunuz?

Bizim ilk başladığımız proje İstanbul Alemdağ´da rezidans ve villa projesiydi. Çok katlı dairelerin ve villaların olduğu bir yaşam alanı yarattık. Bu proje gerçek anlamda örnek oldu ve arkasından farklı bölgelerde bu projenin devamı geldi. Anadolu Yakası´nda benzer 3 projemiz daha oldu. Biz son 4-5 yıldır ağırlıklı olarak şehrin merkezine yönelmeye başladık. Yoğun olarak Beyoğlu, Taksim, Şişli, Beşiktaş civarlarında inşaat üretmeyi hedefledik. Bunun da nedeni şu; Türkiye zaman zaman krizler yaşıyor ve biz bu krizlerden etkilenmemek için buralara yöneldik. Fakat bu sefer dünyada bir kriz çıktı. Şehrin merkezinde ürettiğiniz konutları kriz döneminde az da olsa satma şansınız var. Öyle ki krizde pek çok proje dursa da bizim projelerimiz devam etti. Ofton´un şu anda 2 büyük projesi devam ediyor. 6 ay önce bitirmiş olduğu Elysium Cool Projesi´nde yaşam başladı ve bu süreçte biz hiçbir projeyi kesintiye uğratmadık.

Arsa seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Biz öncelikli olarak şehrin merkezinde lokasyonun güzel olduğu bölgeleri tercih ediyoruz. Mümkünse satın almaktan yanayız. Son dönemdeki projeleri böyle gerçekleştirdik. Fantastic´in bir bölümü,

Suites´in arsasının tamamı bize ait. Şimdi Suites´in karşısına bir ofis projesi yapmayı planlıyoruz. Burası Taksim´de merkezi ve oldukça ilgi gören bir bölge.

Yurt dışında bulunmayı hiç düşünmüyor musunuz?

Düşünüyoruz; ancak şu anda beklemedeyiz. Bizim kendi arsalarımızın olduğu bölgelerde 4-5 sene daha sürecek işlerimiz var. Özellikle bu krizden dolayı yurt dışına dönük yaklaşımlarımızı revize etmek durumunda kaldık. Şimdilik ara vermiş durumdayız ama gelecek süreçte yurt dışında bulunma hedefimiz olacak. Sonuçta Türkiye gelişmekte olan bir ülke ve enerjik bir yapısı var. Bu nedenle firmalarımızın dışarıyı hedeflemesi çok doğru. Bunu yaparken de doğru düşünmek, ne yaptığını bilmek ve doğru proje ile hareket etmek gerekiyor. Birçok arkadaşımız çok şeylerini kaybederek döndüler. Bu nedenle daha kurumsal ve rasyonel hareket etmek istiyoruz.

Şu anda işlerimizin yoğunluğu İstanbul´da. Kentsel dönüşümle paralel bu şehirde çok işimiz var. Belli bölgelerde yapılan kentsel dönüşüm projelerine olumlu bakıyorum ancak çok yavaş ilerliyor. Bu dönüşümlerin İstanbul´da daha hızlı gerçekleşmesi lazım. İstanbul´un çevresinin düzelmesi lazım. İstanbul ile diğer Avrupa şehirlerini karşılaştırdığınızda tarihiyle, coğrafi konumuyla pek çok şehirden önce bu dönüşümü yaşaması gerekiyor. Dolayısıyla İstanbul güzelleştikçe Türkiye´nin tek başına çektiği turisti sadece İstanbul çekecektir. Bu nedenle İstanbul´un varoş yapılarının bir an önce düzelmesi ve ciddi, modern bir metropol görüntüsüne dönüşmesi lazım. Onun için bizim gibi öncü firmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Belediyelerin bu işi hızlandırması gerekiyor. Yoksa on yıllar alır bu süreç. Biz Bomonti´deki projemize başladığımız zaman burası çok geri kalmış bir bölgeydi. Rezidans projemize başlarken kazmayı vurduğumuzda etraftaki fiyatlar %30 arttı. Şimdi biliyorsunuz ki birçok büyük firma orada inşaat yapıyor. Zannediyorum, orası bölgenin yaşam alanı olacak. Bir anlamda burada kentsel dönüşümün öncüsü olduk.

Türkiye´de müteahhitlik mesleği sizce bugün hangi düzeyde?

Geçmişte özellikle yap-sat sürecinde biraz sermayesi olan herhangi birisi özelliği olmadan müteahhitlik yapabiliyordu. Tabii müteahhitliğin belli normlara uygun yapılıyor olması lazım. Bazı kriterlerin olması ve önüne gelen herkesin müteahhitlik yapamaması gerekiyor. Bu iş çok basit değil. Teknik insanlarla çalışabilecek bir donanım ve bilgi olmalı. Geçmişte yaşadıklarımız bu konuda bize önemli bir ders oluşturuyor. Şayet oturmuş normlar olsaydı, bu kadar derme çatma yapı ortaya çıkmazdı. Tabii ki devletin bu normları, kriterleri koyması lazım. Yine de her şeye rağmen, bu kendi içinde bir süreç ve burada da doğru yolun bulunacağını düşünüyorum. Devletin bu süreci desteklemesi lazım. Burada işini kaliteden yana tavır alarak gerçekleştiren müteahhitler de var ama siz işi tamamen kişinin inisiyatifine bırakamazsınız. Bu anlamda yapı denetim de oldukça önemli. Biz statik ve mekanik olarak her şeye dikkat ediyoruz ancak sonuçta bir kurumun da her şeyi en baştan kontrol etmesi lazım. Yapı denetim sisteminde de bazı sorunlar var. Uygulamada görev-yetki kargaşası olduğu görülüyor. Daha öncede söylediğim gibi müteahhitliğe belli kurallar getirirseniz daha düzgün bir yapı ortaya çıkacak ve devamında da yapı denetim firmaları için süreç daha kolay hale gelecek. Denetleme işinin de doğru kurumlara verilmesi gerekiyor. Bu kurumların da iyi analiz edilmesi şart. Biz hiçbir imtiyaz beklemiyoruz; kesinlikle herkese eşit şekilde dağılan adaletli bir sistem istiyoruz. Bizim kurnaz olmaya ya da çok becerikli olmaya ihtiyacımız yok. Belli normlar oturursa biz onlara uyarız.

Türkiye´deki müteahhitlerin daha aktif olması gerekiyor. Onlar da güçlü bir birlik içinde hareket edebilmeli. Sorunların konuşulması, tartışılması, devlet ve diğer sivil toplum örgütleriyle birlikte ortak akla dayalı çözümlerin bulunması oldukça önemli.

Bazı projelerde simge olabilecek tasarımlar öne çıkıyor. Bunların bazıları kent içinde ayırt edilebiliyor. Bu konuda siz nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Bizim bünyemizde çok iyi bir mimar ve mühendis ekibi var ama profesyonel bürolardan da yardım alıyoruz. Arazinin durumuna ve imar durumuna göre projeyi öne çıkartıyoruz. Mimari proje bizim için önemli. Yani kaç metrekare içinde çok metrekare üretelim anlayışı doğru bir proje değil. Mimari görüntü de bizim için önemli. Bunun içinde öne çıkan mimari büroların çizgilerinden yararlanmaya çalışıyoruz. Tanınmış ve alanında kendini ispat etmiş mimarların çizgilerini önemsiyoruz.

Yapılarda enerji tasarrufu ve ekolojik malzeme kullanımı öne çıkmaya başladı. Bu konularda neler düşünüyorsunuz?

Biz de bu tip yapılara yönelmeye başladık. Bunlar ihmal edilemez kavramlar. Bu çalışmaları destekliyoruz. Kurumsal birçok firmanın bu alana yöneldiklerini de görüyoruz. Yeni ürünlere kesinlikle açığız ama olayı iyi görmek ve her şeyi iyi analiz ederek karar vermek istiyoruz. Yeşil bina ve ekolojik malzemeye dönük çalışmaları ve inovatif yaklaşımları ilgiyle izliyoruz.

Ofton İnşaat´ın kısaca gelecekten beklentileri nelerdir?

Biz yolumuza devam ediyoruz. Kendi arsalarımızı üretmeye devam edeceğiz. Kasımpaşa´daki arsamızda 300 odalı bir otel projemiz var. Şimdi onun hazırlıkları içindeyiz. Likör fabrikasının olduğu bölgede bir AVM projemiz var. Burada da Avrupa´nın en büyük AVM projesini yapmayı düşünüyoruz. Sonuçta karlı gördüğümüz her yapıyı proje olarak düşünebiliriz. Geçmişte pek çok fabrika, endüstriyel tesis yaptık. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.