Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Baumit ilk üçe oynuyor

Baumit Türkiye Genel Müdürü Murat Savcı ile Baumit´in uluslararası pazarda ve Türkiye´deki çalışmalarını konuştuk. İnşaat sektörünün global krizin etkisiyle 2008´den bu yana ciddi bir gerileme içinde olduğunu belirten Savcı, 2010 yılının durgun geçeceğini öngörüyor.

Baumit Türkiye´nin faaliyetlerinden söz eder misiniz?

Murat Savcı: Baumit bir Avusturya şirketi. Avusturyalı bir holding bünyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Bir aile şirketi aslında ve bünyesinde 90´a yakın şirket barındırıyor. Baumit de bu şirketlerden bir tanesi ama en büyüğü olduğunu söyleyebiliriz. O açıdan da Baumit´in özel bir konumu var. Bu holdingte 4500´e yakın çalışan var. Geçen yılki ciro 1.3 milyar Euro idi. Avrupa´nın pek çok ülkesinde faaliyetleri var. Demir perde ülkelerinde Baumit ürün sınıfında ya pazar lideridir ya da ikinci veya üçüncüdür. Oradaki pazarda çok ciddi bir Baumit etkisi vardır. Baumit Türkiye ise geçen yıldan beri Azerbaycan´da, Türki Cumhuriyetlerde, Afganistan´da faaliyetlerini Türkiye üzerinden sürdürüyor. Bu ülkelerin hiçbirinde üretim yok.

Avrupa´dan bu ülkelere nakliyenin ulaşması çok zor. Bu nedenle faaliyetlerin Türkiye üzerinden sürmesi kararını aldık. Oralarda Baumit olarak yatırım yapmayı düşünmüyoruz. Bu bölgeler kendi iç yapıları nedeniyle yatırım yapmaya müsait değiller. Şu an için hedefimiz Türkiye. Ürün gruplarımızda amacımız Avrupa´da olduğu gibi ilk üçe yerleşmek.

Baumit´in ürün gruplarından bahsedebilir misiniz?

Baumit dış cephe yalıtım sistemlerinde uzmanlaşmış bir şirket. Ana faaliyet alanlarımızdan biri mantolama sistemleri. Bu bizim bir faaliyet alanımız. Diğer bir faaliyet alanımız ise sıvalar. Bunlar da iç cephelerde, dış cephelerde uygulanan, makine ve el ile uygulanan sıvalar olarak ayrılıyor. Yani hazır sıvanın yelpazesinde bulunacak her türlü ürün yer alıyor. Bunların dışında macunlar, özel harçlar var. Bunlar bizim diğer bir uygulama ürün grubumuz. Bir diğer ürün grubumuz ise, şaplar, hazır şaplar ve onlara bağlı özel ürünler. Dördüncü ürün grubumuz ise seramik yapıştırıcıları, derz dolgu malzemeleri.

Türkiye´deki üretim tesisinizden söz edebilir misiniz?

Baumit Türkiye resmi olarak aslında 2006 yılının Kasım ayında kuruldu. 2007 yılında da tesis inşaatına başlandı. 2008´in Mayıs ayında deneme üretiminden geçti ve resmi olarak da Haziran ayında devreye alındı. Bu tesis, hazır sıva konusunda Türkiye´de ki en modern tesislerden biri. Tesisimizin yeri Gebze´de. Kapasitemiz yıllık 300 bin ton. Tesis çok modern olmanın yanında aynı zamanda tam otomatik. Aslında insansız üretim yapabilecek durumda. Fakat, biz bütün modülleri koymadık tesise. Çünkü istihdamın da olmasını istiyoruz.

Ekonomik kriz planlarınızda revizyona gitmenize neden oldu mu?

Bizde bütçe dönemleri Ağustos ayında başlıyor. İnşaat sektörü açısından 2008 yılı iyi bir yıl değildi. Kriz, Ağustos, Eylül aylarında patlamasına rağmen 2008 yılında Türkiye´de inşaat sektörü geriledi. 2008 yılında inşaat sektöründe yaklaşık yüzde10´luk bir gerileme oldu. Kriz çıktıktan sonra biz bütçemizi hazırlamıştık ve o bütçeyi 2009 yılı için yeniden revize ettik. Yani biz 2009 yılına revize bütçe ile girdik. Fakat şunu da söylemek istiyorum; 2009 yılında baktık ki kriz çok ağır bir kriz, bu durumda bütün giderlerimizi de yeniden revize ederek aşağıya çektik. Yani yatırım kararlarını durdurduk. Zaten uluslararası olarak Baumit´in yatırımları yavaşladı. Biz Türkiye´de yapacağımız yatırımları durdurduk. Fabrikamızda bazı çalışmalar yapmak istiyorduk, bunları da durdurduk. Bu da bizim için ikinci bir revizyon oldu.

Sektörü nasıl görüyorsunuz? Krizden çıkacak mı?

İnşaat sektörü 2009 yılında da çok büyük bir gerileme içinde. İlk çeyrekte yüzde 18.9, ikinci çeyrekte veriler yüzde 21 civarında. Bunlar çok büyük rakamlar. Seramik sektöründe ise bu gerileme yüzde 30´larda. Bu da aslında inşaat sektörünün ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor. Tabii arkada biriken bir talep var. Türkiye´nin dinamik bir yapısı var. Krizler oluyor, duraksama oluyor ama hemen akabinde bir patlama oluyor. Bugünlerde bunun sinyalleri var. 2010 yılı için konut sektöründe bir beklenti var. Ama şahsi görüşüm odur ki 2010 yılında ben böyle bir patlamanın olacağını düşünmüyorum. Tabii zor bir süreç. 2010 yılında dibi görmüş olabiliriz. Şu aşamada ben hiç kimsenin her şeyi doğru tahmin edebileceğini zannetmiyorum. Dünyada çok karmaşık bir ekonomik sistem var. Bunun kontrolü de o kadar kolay değil. Bu yavaş gidiş 1-2 yıl daha sürecek gibi görünüyor.

Malzeme sanayi son yıllarda ciddi bir ilerleme gösterdi. Bu anlamda sektörün gelişimine dönük kısa bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Türkiye´de inşaat sektöründe çok ciddi ilerlemeler var. Ben uzun yıllar Almanya´da inşaatlar yaptım. Orada istenilen malzeme kalitesini artık Türkiye´de de bulabiliyoruz. Bu malzemelere dönük Türkiye´de yerli üretim de yapılıyor. Bu benim için çok önemli. Beş yıl önce Türkiye´de bulunmayan, tanınmayan malzemeler artık Türkiye´de üretiliyor. Eksik kalmış ve bilinmeyen çok az malzeme var. Türk inşaat sektörü büyük bir gelişim içinde. Fakat, Türk inşaat sektörü ileri teknoloji ve know- how´a sahiptir diyemeyeceğim. Bu işin Know-how´u Avrupa ve Amerika´da. İşin bilimsel tarafını biz oradan alıyoruz. Bizim Ar-Ge´miz Avusturya´da. Türkiye´de ürün geliştirme değil ama ürün iyileştirme yapabiliyoruz. Pazara yönelik ürünleri kendi kendimize kurgulayabiliyoruz ama bunun son noktaya gelmesi Avusturya ile yaptığımız ortak çalışma ile mümkün oluyor.

İnşaat sektörü yurt dışında da başarılı olmuş durumda. Bunun neden böyle olduğunu da irdelemek gerekiyor. Çünkü biz çok konvansiyonel çalışabilen bir yapıya sahibiz. Türkiye´deki inşaat firmaları dünyanın her yerinden iş alıp oralarda iş yapma cesareti gösterebiliyor. Almanya veya Avrupa´daki bazı şirketlerin maliyetleri yüksek olduğu ve risk almak istemedikleri için sadece işin planlama ve teknoloji tarafında kalıyorlar. Uygulamayı gerçekten bizim müteahhitlerimiz başarılı şekilde yapıyorlar. Bunun Türkiye´ye de yansımasını özellikle konut sektöründe görebiliyorum. Kaliteli konutlar var. Gerçekten kaliteli üretim yapan şirketler var.

Baumit´ın projelerinden bahsedebilir misiniz?

Ar-Ge merkezimizin üzerinde çalıştığı bir takım projeler var. Elektrik üreten cepheden kendi kendini temizleyen nanoteknolojili cepheye kadar bütün araştırmalar yapılıyor. Mantolama üzerine mantolama sistemleri araştırılıyor. Türkiye´de de ısı yalıtım sistemi gelişiyor. Türkiye´de 4-5 santim mantolama yapılırken Avrupa´da bu 8-10 santimi buluyor. Hatta Avrupa´da trend 15 santime gidiyor. Yani burada ısı yalıtımı da sürekli kendini geliştiriyor. Birçok ürün ve proje var. Bunlar insanı heyecanlandırıyor. Ben elektrik üreten cepheyi gördüğüm zaman çok heyecanlanıyorum. Bu inovatif bir sistem ve Ar-Ge´mizin geliştirdiği projelerden biri. Bizim ısı yalıtım sistemimizin neredeyse tamamı ısı yalıtım sektörünce bilinen, tanınan ürünler. Piyasada en çok tutunanlar arasında mineral ürünler sınıfında yer alan son kat kaplamamız çok beğeniliyor. Türkiye´de bizden başka kimsede olmayan ürünler var. Örneğin kendinden boyalı ıslak kaplama. Islak kaplama yapan birkaç şirketten biriyiz. Fakat bizde bunun nano-kaplamalı olanı mevcut. Bir diğeri OpenR sistemi. Bu çok ileri bir sistem. Nefes alma kabiliyeti çok ileri. Isı yalıtım değeri yükseltilmiş. Taş yünü kadar nefes alıp binayı sağlıklı mekana çeviren bir sistem bu.

Geleceğe dönük neler hedefliyorsunuz?

Daha önce de belirttiğim gibi bizim hedefimiz ürün gruplarında ilk üçe girebilmek. Bunu yapmak için de değişik açılımlar yapmamız gerekiyor. Bizim açılımlarımız, yeni üretim tesisleri ile olacak. Baumit kendini geliştirdikçe Anadolu´nun yeni yerlerine üretim tesisleri ile açılım yapacağız.

Sektörde yaşanan sıkıntılar neler? Bu konuda sizce neler yapılmalı?

Biz merdivenaltı üretimler ile çok uğraşıyoruz. Çok fazla harç üretmeye meyilli insan var Türkiye´de. Bunlar merdivenaltı üretim yapıyorlar. Bu bence sektörün en önemli problemi. Yavaş yavaş artık merdivenaltının önünün kesilmesi gerekiyor. Tabii bunun önü nasıl kesilir? İşte bu başlı başına bir soru. Sektör olarak içinde bulunduğumuz dernekler ile veya eğitim yoluyla bu yapılabilir. Sonuçta tüketici bilinçlendirilir ve bizim kalitemizin merdivenaltından farklı olduğu ayırt edilebilirse o zaman merdivenaltı kendiliğinden yok olacaktır.

Burada kararı salt tüketiciye mi bırakmalı? Devlete ve diğer kurumlara ne gibi görevler düşüyor?

Tabii ki de devlete ve diğer ilgili kurumlara da bir takım sorumluluklar düşüyor. Bazı yaptırımlar var. Öncelikle belge alma zorunluluğu var. Burada devletin daha zorlayıcı olması gerekiyor. Biz TSE ve CE gibi belgeler alıyoruz. Bunlar herkes tarafından yapılsın ama ince elenip sık dokunsun. Bizim bilgi birikimimiz ve tecrübemiz var. Her türlü testte ve sınava açığız. Zaten gelip kontrol ediyorlar. Ama acaba bu herkese yapılıyor mu? Bilmiyorum. Burada devletin daha hassas olması gerekiyor. Dernek üyelikleri ve bu dernekler vasıtasıyla yapılan çalışmalar oldukça önemli. Sonuçta işin ucu gidiyor ve satın alana varıyor. Bu satın almayı yapanlar, o işin yaşamasını sağlıyor. Burada yapı denetim sistemi de oldukça önemli. Almanya´da bina statiklerini denetleyenler çok ciddi sınavlardan geçiyorlar.

Yalıtım konusunda toplumu bilinçlendirmek için sizce neler yapılıyor; neler yapılmalı?

Bu konuda öncelikle doğru işler yapılıyor. İZODER bu konuda önemli işler yapıyor. Aynı zamanda İMSAD´ın da benzer bir çalışması var. Burada çözülmesi gereken bir KDV problemi var. Yapılan her şey hem sektörü hem tüketiciyi bilinçlendirmeye yönelik. Yalıtımın ne kadar doğru bir iş olduğunu ve tasarrufta ne kadar önemli rol oynadığını anlatmak gerekiyor. Tüm yapılanlar aslında bu doğrultuda. Biz de kendi içimizde bir broşür hazırlattık. O broşürde, “Bunu yaptığınız zaman enerji harcamanız çok azalacak” yazıyor. Aylık 200 lira aidat ödüyorsanız bu 100 liraya düşecek. Öbür 100 lira ile zaten bunu finanse ediyorsunuz. İnsanların cebinden aslında para çıkmıyor. 4-5 sene sonra tasarruf etmeye başlıyorsunuz. Bunu insanlara anlatmak gerekiyor.