Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“İstanbul doğal afetlere karşı çok zayıf”

Marmara Depremi´nin 10. yılını geride bıraktığımız ve hala depremin etkilerini konuştuğumuz bu günlerde İstanbul büyük bir sel felaketi yaşadı. 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmaya aday bir kente yakışmayacak manzaraların ortaya çıktığı sel felaketi, yapı denetimi konusundaki eksiklikleri de bir kez daha gözler önüne serdi. Yapı Denetim Kuruluşları Birliği İstanbul Şube Başkanı Tekin Saraçoğlu ile yaptığımız röportajda, yapı denetiminin önemini, yasadaki eksiklikleri ve Birliğin çalışmalarını konuştuk.

Bize biraz kendinizden ve Yapı Denetim Kuruluşları Birliği´nden bahseder

misiniz?

Tekin Saraçoğlu: 1974 İstanbul Teknik Üniversitesi mezunuyum. İnşaat Yüksek Mühendisiyim. Mezuniyetimden bu yana da serbest olarak İstanbul´da çalışmalar yürüttüm. Projecilik ve müteahhitlik işleri yaptım. 2000 yılında yapı denetim yasası çıktığı zaman, yapı denetim şirketi kurarak bu sisteme katılmış oldum. 2000 yılı yapı denetim sektörünün başlangıç yılı oldu. İlk kararnamenin iptal olması nedeniyle de gelişmeler 2001 yılına sarktı. 4708 sayılı yasanın da yürürlüğe girmesiyle birlikte faaliyetlerimize başladık ve o zamandan beri devam ediyoruz. Bu sektörde Yapı Denetim Kuruluşları Birliği Derneği adı altında bir araya geldik. Zaten Türkiye genelinde tek yasal kuruluş da budur ve bu sektör yeni bir sektör olduğu için birliğimiz sektöre yön veren bir kuruluş olmuştur.

4708 sayılı Yapı Denetim Yasası şu anda Türkiye´de 19 pilot ilde uygulanıyor. Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz?

2001 yılında yürürlüğe giren 4708 sayılı yasa, 19 ilde pilot uygulama olarak çıkarıldı. Fakat nedense bu pilot uygulama oldukça fazla uzun sürdü ve henüz bir sonuç alınamadı. Her zaman belirtiyoruz; bir pilot uygulama 9 yıl sürmemeli, en fazla 1 veya 2 sene sürmelidir. Uygulanır, eksikleri tespit edilir, yanlışları veya eksikleri düzeltme yoluna gidilir. Bir şeyler yapmak için ille bir felaketle mi karşılaşmamız gerekiyor? Bugün itibariyle Türkiye genelinde 19 ilde 900 kadar yapı denetim kuruluşu faaliyet gösteriyor. Biz birlik çatısı altında onların bütün faaliyetlerini, aksayan yönlerini gözlemliyoruz. Bu aksaklıklar illere göre de değişiyor. Bunları toparlıyoruz ve hepsine çözüme yönelik taslak veya öneriler hazırlıyoruz. Bunu bakanlığa iletiyoruz. Orada zaman zaman yönetmeliğe ilişkin revizyona gidiliyor. Yasada olan değişikliklerin sağlanması için çalışmalarımız halen devam ediyor. Ancak öncelikle siyasi otorite tarafında işlerin ağır ilerlediğini açıkça belirtmek lazım. Yapı denetim şirketlerinin öncelikli amacı doğal afetlere karşı binaların güvenliğini sağlamaktır. Ancak tam randımanlı denetim yapılıyor mu diye soracak olursanız; bunu tam olarak sağlayamıyoruz. Bu nedenle de Birlik olarak eksiklikleri ortaya koyuyor ve yasal çerçevede bu eksikliklerin giderilmesini talep ediyoruz, öncelikle yapı denetim sisteminin 81 ile yayılması gerektiğini düşünüyoruz.

Son yıllarda Türkiye´de inşaat sektörünün geldiği düzeyi ve yapı denetimdeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnşaat sektöründe hem yatırımlar hem de teknoloji açısından süratli bir gelişme var. Yapı denetimi inşaat sektörünün disipline olması açısından bir güvence sağlamıştır. Ancak Türkiye´de yapı sektöründe 40 yıldır süregelen alışkanlıklar var. Yani işin en acı tarafı şu ki; zaman zaman imar afları çıkarılıyor. Bu nedenle de imara aykırı imalatlar bile kalıcı oluyor. Türkiye´de ne yapılırsa yapanın yanına kar kalıyor. Bakın böyle bir alışkanlığın devam ettiği bir ortamda yapı denetimini kabul ettirmek gerçekten zor bir olaydır. Bu sıkıntılar özellikle ilk yıllarda daha fazla yaşanmıştır. 40 yılı aşkın süredir bir denetim sistemi yokken bir sistem geliştiriyorsunuz ve sorumluluk vererek “gidin yapıları kontrol edin” diyorsunuz. Ama insanlarımızdaki zihniyet aynı, süregelen alışkanlıklar birden bire değişmiyor. Öncelikle bir kültür dönüşümü olması lazım ki bu da zaman ister. Teknoloji yönünden sektöre bakacak olursak, gerçekten gelişmeler yaşanıyor. Örneğin hazır beton sistemi artık oturmuştur. Yapı denetimiyle yapı malzemelerinde kalite artmıştır. Bunlar binanın güvenliğini sağlayıcı ana unsurlardır.

İstanbul´da yaşanan sel felaketi yurt çapında büyük yankı uyandırdı. Pek çok can kaybı yaşanmasının yanı sıra vatandaşlar mağdur oldu. Burada dere yataklarının

üstüne yapı inşa etmenin yanında kontrolsüz ve kalitesiz yapılaşmanın etkisi büyük. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Türkiye, özellikle de İstanbul çarpık yapılaşma nedeniyle doğal afetlere karşı çok zayıf durumda. Yaşanan her doğal afet, dünyada gösterdiği etkinin birkaç katını Türkiye´de gösteriyor. Bu, imarsız-kaçak yapılaşmanın bir sonucudur. Bunun önünün bir şekilde kesilmesi lazım. Biz dernek olarak bizimle sözleşme yapan, ruhsat alan binaları oturumundan, taşıyıcı sisteminin güvenliğine, projenin uygunluğuna kadar işin bitimine dek kontrol altına alıyoruz. Projeye aykırı hiçbir imalat yaptırmamaya çalışıyoruz. İstanbul´da yüzde 60-70´lere varan oranlarda kontrolsüz, kaçak yapılar mevcut. Bunlara bir politika geliştirerek devletin mutlaka bir çözüm bulması gerekiyor. Bu kaçak ve zayıf binalar hala insanlar tarafından kullanılıyor. Ama kaçak ve ruhsatsız yapıların asıl sorumlusu da ne yazık ki belediyelerdir. Onlar bu duruma göz yumuyorlar. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı bünyesinde bulunan Yapı Denetim Komisyonu, Türkiye genelinde yapı denetim sistemini oturtmaya ve geliştirmeye çalışıyor ama belediyelerin görmediği kaçak yapılara kimse müdahale edemiyor. Bugün 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya aday bir kentten bahsediyoruz. Ama 2010´a 3 ay kala şehrin göbeğinde insanlar sele kapılıp yaşamını yitiriyor. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Üstelik burası bir metropol, kıyıda köşede kalmış, ıssız bucaksız bir köy değil. İmar planları gelişi güzel veriliyor. İnsanların bu dere yataklarına yerleşmesine göz yumuluyor. Ben Türkiye´de bu sistemle ilgili çalışmalar yapmaya başlamadan önce yurt dışında pek çok müteahhitlik işleri de yaptım. Şöyle bir gerçek var; etrafımızdaki ülkelere baktığımızda yetişmiş eleman konusunda Türkiye çok üstün ama o ülkelerde şehircilik bize göre daha ileride. Yani orada insanlar işi bilmese bile dışarıdan birilerini getirtip, yaptırıyor. Bu bir bilinç meselesi.

Yapı denetim kurumları imar planı oluşturulduktan ve onaylandıktan sonra devreye giriyor. Bu sizce ne kadar doğru ya da yapı denetiminin hangi aşamada devreye girmesi gerekir?

Bu konuda da tartışmalar oluyor. Doğru yapılaşmayı belirleyen, imar planlarıdır. Bunlar da Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılıyor. Bakanlık da bir ölçüde bazı yerlere katılabiliyor. Bu konuda yapı denetim kurumlarının ne yazık ki bir yetkisi yok, biz imar planlarına müdahale edemiyoruz. Ancak bu meslekten birisi olarak söylemeliyim ki; gerçekten yıllardır süregelen çok büyük hatalar var. Örneğin dere yataklarına ev yapılması… İstanbul’un pek çok yerinde dere var. Peki buralara neden binalar yapılıyor? Çünkü İstanbul rantı yüksek bir bölge olduğundan her metrekareyi değerlendirmeye çalışıyorlar, belediyeler bu duruma göz yumduğu sürece önünü alamayız. İmar planlarının uygulanması Bayındırlık ve İskan Bakanlığı´na bağlı olursa, Bakanlık bu sorumluluğu dağıtır ve bize de görev verebilir. Biz o zaman en azından belli bölgelerdeki imar planlarını denetlemeye başlayabiliriz.

Peki kentsel dönüşümle ilgili neler söyleyeceksiniz? Gerçekleştirilen kentsel

dönüşüm projelerinin, kaçak binaları tespit etmek, binaları doğal afetlere karşı

güçlendirmek ve yapı denetimlerini gerçekleştirmek yönünde olduğunu söyleyebiliyor muyuz?

Gerçek anlamda bir kentsel dönüşüm yapıldığını görmüyorum. Sadece İstanbul´un boş alanlarına yeni siteler, yeni yapılar inşa ediliyor. Kentsel dönüşümdeki amaç, eski yapılaşmanın yoğun olduğu yerlerdeki binaların dönüşümünü sağlamaktır. Şu anda böyle bir çalışma yapılmıyor. Yeni toplu konutlar yapılıyor, onlar doluyor ama eskiler hiç boşalmıyor. Örneğin Zeytinburnu semtinde boş hiçbir yer bulamazsınız. Orada büyük bir tehlike var. Eskiden varoş dediğimiz bölgeler şimdi ilçe oldular ve 20-30 senedir oldukları gibi duruyorlar. İstanbul´un nüfusu süratle artıyor. O nedenle de doğal bir afetten sonra sağlık, ulaşım, yardım, ceset torbası konusunda alınacak önlemler yerine, o binaları ayakta tutacak önlemler almak gerekiyor. Gerçek kentsel dönüşüm de odur zaten.

Yapı Denetim Kuruluşları Birliği olarak 4708 sayılı Kanunla ilgili gündeme aldığınız en önemli eksiklikler nelerdir?

Temeldeki eksiklik şudur; yapı denetim kuruluşları iş sözleşmesini iş verenle, müteahhitle veya iş sahibiyle oturup pazarlık ederek gerçekleştiriyor. Siz bir yerde iş vereninizi denetlemeye başlıyorsunuz. Çelişki de buradan başlıyor esasında, ancak denetlemek de zorundayız. Dolayısıyla iş veren kolaylık görmezse bir daha işini o yapı denetim kuruluşuna vermiyor. Kim ona müsamaha ederse onunla çalışmayı tercih ediyor. Bizim önerimiz denetimi yapılacak binalara şirketlerin kamu kurumları tarafından yönlendirilmesi. Bu kurum Bayındırlık ve İskan Bakanlığı olabilir veya konuyla ilgili kamu kuruluşları olabilir. Ya da başka bir üst kurul oluşturulabilir. İşverenle yapı denetim kuruluşu denetçinin ilişkisinin kesilmesi gerekiyor.

Yapı Denetim Kuruluşları Birliği olarak haksız rekabeti önlemek yönünde neler yapıyorsunuz?

Toplantılarımızda bunları sıklıkla dile getiriyoruz. Arkadaşlarımızı ikaz ediyoruz. Maalesef yasada olmamasına rağmen iş almak için gizli tenzilatlar yapılıyor. Yasa tenzilata izin vermiyor. Sözleşmeler Bakanlık tarafından belirlenen birim fiyatlar üzerinden hazırlanıyor. Ancak iş alabilmek için özellikle büyük metrekareli işlerde yüksek tenzilatlara gidiliyor. Bu da haksız rekabeti arttırıyor. Bunlara doğrudan doğruya müdahale edemiyoruz. Bizim de bu konuda bir takım önerilerimiz var. Yasal düzenlemelere ve yönetmeliklerde bazı düzenlemelere gidilerek bu tenzilatlar minimum düzeye indirilebilir. Firmaların belirli kontenjanları var, o kontenjanlar sınırlandırıldığı zaman seçerek iş almak zorunda kalacaklar. Seçerek ve az sayıda iş almak zorunda kalan firma doğal olarak da tenzilat yapamayacak. Bununla ilgili Bakanlığın kararlarını bekliyoruz zaten.

Yapı denetim sektörü krizden nasıl etkilendi? Birliğin önümüzdeki süreçte hedefleri neler?

Kriz doğal olarak yatırımları yavaşlattı. Yatırımlarla birlikte iş sayısının azalmasına rağmen firma sayısı aynı kalmıştır. Dolayısıyla rekabet de artmıştır. Maalesef bu rekabet içinde tenzilat miktarları artış gösterdi. Şu anda en büyük sıkıntı bu. Özellikle büyük projelerde işler beklemeye alındı. Dolayısıyla para akışı da azaldı. Gelecekle ilgili olarak da öncelikle yasadaki eksikliklerin giderilmesini bekliyoruz. Esasında istenirse çok çabuk çözülebileceğine inanıyoruz. Uzun vadede yaşanabilecek doğal afetleri vatandaşlarımızın gelişmiş ülkelerde olduğu gibi zarar görmeden atlatabilmesini diliyoruz çünkü milletimiz bu faciaları yaşamayı hak etmiyor.