Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Rönesans Holding CEO I HÜSEYİN ESENERGÜL Rönesans Holding CEO´su Hüseyin Esenergül: Rönesans altyapı projelerine göz kırpıyor

Öğrenmenin ve teknolojinin sonu yoktur diyen Rönesans Holding CEO´su Hüseyin Esenergül ile inşaat sektörünü, dünya pazarını ve firma çalışmalarını konuştuk. Türk müteahhitlik sektörünün büyümeye devam edeceğini ve başarılarını sürdüreceğini vurgulayan Esenergül, “Rönesans’ın yelpazesini büyütmek altyapı projelerine girmesini sağlamak istiyoruz. Altyapı projelerine girersek büyüme hızımız artacaktır. Gerek iş hacmi ve ciro olarak gerekse de iş çeşitliliği olarak artacağına inanıyoruz ve bu konuda iddialıyız” diyor.

Kısaca Rönesans İnşaat’ın çalışmalarından bahsedebilir misiniz?

Hüseyin Esenergül: Rönesans İnşaat, 1994 senesinde Rusya´nın Saint Petersburg şehrinde kurulmuş bir şirkettir. Saint Petersburg´un özelliğinden dolayı, orada daha çok tarihi binalar olduğundan ve yıkıma izin verilmediğinden, Rönesans ilk çalışmalarına, Erman Bey´in kişisel girişimleri ile yenileştirme faaliyetleri olarak başlamıştır. Bu zorlu dönemde, yeni bir ülke olmasına rağmen başarı kazanılmış ve hızla büyüme devam etmiştir. Bunun akabinde de büyük alışveriş merkezleri, fabrikalar, ofis binaları yapmaya başlamıştır. 15 senede dünya klasmanına girebilecek bir boyuta gelmiştir. Ağırlıklı olarak faaliyetlerini geçtiğimiz yıla kadar Rusya´da sürdürmüştür. Rusya´nın içinde bir uçtan bir uca şantiyeler oluşmuştur. En uzak iki şantiyesi arasındaki saat farkı yedidir. Bu da Rusya´nın içinde ne kadar büyük bir coğrafyaya yayıldığının göstergesidir. Boyut olarak da dünya klasmanında ENR raporuna göre altmış birinciliğe kadar yükselmiştir. Tabii yıllara göre cirosunun yükselmesi ya da azalmasına paralel olarak konumu değişmekle birlikte “İlk 100 Şirket” içinde kalabilmeyi başarmaktadır.

Rönesans bugüne kadar ağırlıklı olarak bina inşaatları konusunda çalışmalarını sürdürmüştür; geçtiğimiz yıl biraz risklerini dağıtmak, biraz da büyümeyi hızlandırmak amacıyla yeni pazarlara açılmayı uygun görmüştür. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerini kapsayan bir hedef ülkeler grubu belirlemiş ve buralarda faaliyetlerine başlamıştır.

Proje seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Hangi projelerde Rönesans daha iddialı?

Rönesans olarak öncelikle en iyi bildiğimiz işi yapmaya çalışıyoruz. Bunların başında alışveriş merkezleri (AVM´ler) geliyor. 2008 yılında dünya klasmanında alışveriş merkezleri inşaatında dünya üçüncüsü olduk. Ofis binaları konusunda dünya on sekizincisi olduk. Genel klasmanda dünya altmış sekizincisi olduk. Dolayısıyla, özellikle bildiğimiz işler konusundaki projelere ağırlık veriyoruz; bilmediğimiz işlere girmemeye çalışıyoruz. Ancak bina inşaatları konusunda rekabet çok fazladır. Çünkü her ülkede bina yapan çok sayıda müteahhit vardır; kar oranları da alt limitlere inmiştir. Bu yüzden yeni konulara ilgi duyuyoruz. Altyapı projelerine ilgi duymaya başladık ve bu konuda yeni faaliyetlere giriştik.

Avusturyalı The Porr şirketi ile bu doğrultuda mı bir ortaklık oluşturdunuz?

Porr enerji üretim merkezleri, tüneller, otoyollar, barajlar vb. konularda 140 yıllık bir deneyimi olan Avusturya´nın en büyük şirketlerinden birisi. Geçtiğimiz ay Porr şirketi ile stratejik bir mutabakat sağladık. Orada süreç başladı. Porr oradaki mevzuata göre sermaye artırımına gidecek ve mevcut ortaklar rüçhan haklarını kullanmazsa hisseleri biz satın alacağız. Daha sonra Porr ile bir ortak-girişim (JV) şirketi kuracağız. Hedef ülkelerde Porr´un uzmanlık alanına giren altyapı işlerine talip olacağız. Porr, çok büyük olması sebebiyle tabii ki bir miktar yavaşlamış ve hantallaşmış bir yapıya ulaşmış durumdaydı. Bize ilginç gelen Porr´un deneyim ve repertuarıdır. Onlara ilginç gelen de Rönesans´ın dinamizmidir. Bunları birleştirmek suretiyle oluşturulacak sinerjiyle ortak girişim şirketimizin hedef ülkelerde başarılı olacağını sanıyorum. Böylelikle Rönesans´ın bina inşaatı yapan bir şirket olmanın ötesinde daha geniş bir yelpazede altyapı işlerine yönelen bir şirket olmasını planlıyoruz. Altyapı projelerinin hacimleri ve ciroları daha yüksektir. Hem de karlılıkları bina inşaatlarına göre daha iyidir.

Dünyayı sarsan ekonomik kriz özellikle yurt dışında belli lokasyonları oldukça etkiledi. Krizle bağlantılı olarak inşaat sektörünün dünyadaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Krizin olduğu yerde reel sektörlerin etkilenmemesi mümkün değil. Biz Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine açılma kararı verdiğimizde henüz daha kriz başlamamıştı. Biz sadece risklerimizi dağıtmak için yeni ülkelere açılmak anlamında planlar yapmıştık. Bu planlamayı yaptığımız zaman örneğin, hedef ülkelerimiz arasında Dubai yoktu. Çünkü Dubai çok hızlı gelişmiş, çok şişirilmiş, herkesin üşüştüğü bir ülkeydi. Bu ülkede projelerin finansmanı da ya bankalardan ya da mülkün satılması suretiyle sağlanıyordu. Dolayısıyla herhangi bir rüzgardan etkileneceği kesindi. Hem de çok talep olması sebebiyle de rekabet çok fazlaydı.

Kriz tabii ki önce Amerika´yı ve Avrupayı etkiledi. Bizim Rusya´daki müşterilerimiz çoğunlukla Avrupalı şirketler oldukları ve projelerini banka kredileriyle finanse ettikleri için, bankacılık sektörü etkilenince onlar da etkilendi. Bazı projelerimiz yavaşladı; bazıları durakladı. Bazı müşterilerimiz kredilere bağlı olarak ödeme güçlüğüne düştüler. Bunun doğal sonucu olarak geçtiğimiz yıl Rusya´daki faaliyetlerimizde bir küçülme yaşadık. Bunu ben şirketin küçülmesi anlamında görmüyorum. Çünkü, personel sayısında ve ciro anlamında bir azalma olmuştur; ancak şirket gücünü ve dinamizmini korumuştur. Hatta bazı projelerimizde durdurmadan kaynaklanabilecek zararlarımızı telafi edecek iptal tazminatları bile aldık. Bu operasyon, tümüyle piyasanın durumuna göre kendimizi ayarlama ihtiyacından kaynaklanan bir davranıştı.

Doğal kaynakları petrol gelirleri olan ülkelerde krizden etkilenme sadece bireyler bazında oldu. Daha önce para kazanmış, belirli bir servet edinmiş yatırımcılar yine bu Avrupa ve Amerika´daki finans kuruluşlarındaki yatırımlarından dolayı mağdur oldular; bireysel bazda servet kaybına uğradılar. Keza Rusya´nın bazı zenginleri de servet kaybına uğradı. Tabii bu petrol zengini ülkelerin devlet kazançlarında bir değişiklik olmadı. Petrol fiyatı hala yüksekliğini koruyor. Örneğin, Suudi Arabistan 2009 bütçesini yaparken petrolün varil fiyatını 37 dolar olarak hesaba katmıştır. 37 dolar kullanarak yaptığı bütçede, hedeflediği tüm yatırım projelerini karşılayacak kadar kaynağı zaten varken, ortalama petrol fiyatının 50-70 dolarlar civarında gerçekleşmesi durumunda, iş yapabilitesi daha da artacaktır.

ENR´ın uluslararası müteahhitler klasmanındaki Türk şirketlerinden krizden etkilenen ülkelere iş yapan müteahhitlerin pozisyonunda bir miktar gerileme oldu. Bu klasmanda Rönesans 2007´de 68. iken 2008´de 85. oldu. O listede, krizden az etkilenen Libya, Suudi Arabistan, Katar, Abu Dabi gibi ülkelerde iş yapan müteahhitlerin cirolarında azalma olmadığı için onlar da göresel olarak daha iyi pozisyonlara çıktılar. Orta Doğu ve Kuzey Afrika cirolarının gelmeye başlamasıyla, önümüzdeki yıllarda ENR listesinde Rönesans´ın yükselmeye devam edeceğine inanıyoruz.

2009 yılı ikinci yarısı ve 2010 yılı itibariyle bir iyileşme beklentiniz var mı? Bu noktada müteahhit ve taahhütçülerimizin yurt dışındaki iş hacminde bir artış bekliyor musunuz?

Global anlamda krizin henüz geçmediğini düşünüyoruz. Krizin birinci dalgası önce finans sektörünü olumsuz etkiledi. Finans sektöründen yayılarak diğer sektörleri etkilemeye başladı. Daha sonra reel sektördeki etkileri görülmeye başladı. Bu reel sektördeki etkilerin finans sektörüne yeniden yansıyacağını, sıçrayacağını tahmin ediyorum. Bu etki Türkiye´de daha az; diğer bazı ülkelerde daha fazla olabilir. Dolayısıyla krizin aşılmış olduğunu düşünmek doğru olmaz.

Zaman içinde toparlanacağına inanıyorum. Öte yandan az önce söylediğimiz, yüksek seyreden petrol fiyatları nedeniyle, petrol üreten ülkelerde proje imkanları sürmektedir. Nitekim her sene ENR listesine daha çok Türk müteahhitinin girmesinin arkasında, müteahhitlerimizin bu ülkelere yönelmesi yatmaktadır. Bu ülkelerde projeler sürüyor; hatta alabileceğimizin üzerinde proje imkanları var gibi görünüyor. Önemli olan Türk müteahhitlerinin bu projelerden daha çok pay alması… Alabilir miyiz? Doğru hareket edersek alabileceğimizi düşünüyorum.

Türk müteahhitlerinin yurt dışında ortak hareket edebilmeleri için sizce neler yapılmalı?

Türk müteahhitlik şirketlerinin tarihçesine bakarsak, bunlar daha çok şahıs veya aile şirketleri olarak kurulmuşlardır. Doğallıkla da daha kapalı ve bireysel oyuncu gibi oynamışlardır. Yeteri kadar büyümüşlerdir ama bu bireyci kültürlerini tamamıyla aşmış değillerdir. Dolayısıyla, işbirliği anlamında ne yazık ki çok başarılı değiliz. Ancak, son yıllarda bu yönde olumlu gelişmeler olduğunu; en azından Türkiye’deki projelerde bir paylaşımcılık kültürünün yerleşmekte olduğunu görüyoruz. Örnekler verirsek, Türkiye’de Karadeniz Otoyolunu pek çok müteahhit paylaşmıştır; Marmaray projesinde birden fazla müteahhidin işbirliği vardır; keza şimdi, Körfez geçişi projesinde çok sayıda müteahhidin konsorsiyum oluşturduğunu ve projeyi aldığını görüyoruz. Bunlar güzel işaretler. Benzeri işbirliklerini yurt dışında da yapmak mümkün. Aynı ihalelere rakip olarak girmektense paylaşmak mümkün. Gerçekten çok fazla proje var. Biz bu konuda paylaşıma ve iş birliğine açığız. Gittiğimiz birçok ülkede de başka şirketlerle iş birliği yapabilir miyiz diye de bakıyoruz.

Porr dışında başka ortaklıklar düşünüyor musunuz?

Henüz paylaşabileceğim somut bir eylem yok, ama bazı girişimlerimiz var. Düşünüyoruz…

Rönesans’ın yurt iç ve yurt dışına dönük iddiaları neler olacak?

Rönesans bina inşaatları konusunda, yani uzman olduğumuz konuda büyümeye devam edecek. Bu konuda hala hedef olarak gördüğümüz ülkelerde ciddi işler var ve biz de bunlardan payımızı alıyoruz; almaya da devam edeceğiz. Bunun dışında Porr örneğinde ya da diğer iş birliği örneklerinde olduğu gibi Rönesans’ın yelpazesini büyütmek altyapı projelerine girmesini sağlamak istiyoruz. Altyapı projelerine girersek büyüme hızımız artacaktır. Gerek iş hacmi ve ciro olarak gerekse de iş çeşitliliği olarak artıracağına inanıyoruz ve bu konuda iddialıyız.

Rönesans şu ana kadar Türkiye’de herhangi bir müteahhitlik faaliyetinde bulunmamış; sadece kendi yatırımları ile ilgili inşaat işlerini emanet usulüyle yaptırmıştır. Göz attığımızda zaten kendimize yaptığımız işlerin çok ciddi bir hacim tuttuğunu gördük. Eğer bu işleri bir şirket olarak yapmış olsaydık, Türkiye’de bile ciro boyutumuzla klasmana girebilecek bir inşaat şirketine ulaşmış olacaktık. Bu düşünce ile Türkiye’de inşaat faaliyetimizi bağımsız bir şirket olarak sürdürmeye karar verdik; şirketlerimizden birini bu konuda görevlendirdik ve öncelikle kendi işlerimizi ve yetişebilirsek müteahhit olarak da dışarıdan işler almayı hedefliyoruz. Tabii Porr ile de başlayan ve bu dalga ile devam edecek olan altyapı projelerine olan ilgimizin, Rönesans’ın Türkiye’de de altyapı projelerine girmesi konusunda önünü açacağını düşünüyoruz.

Türk inşaat sektörünün son yıllarda gelişme gösterdiğini görüyoruz. Türkiye’de inşaat sektörünün bugün geldiği düzeyi bize analiz edebilir misiniz?

Türkiye’miz 1983 senesinden önce sınırları kapalı olan, kaynakları çok kısıtlı olan bir ülke iken çok pirimitif şartlarda inşaat yapmaya çalışıyordu. Müteahhitlerimiz 70’lerin sonunda, 80’lerin başında yurt dışına açıldı. O yıllarda da yine Orta Doğu ülkeleri öndeydi. Yine Libya, Suudi Arabistan öndeydi. O ülkelere giden müteahhitlerimiz ve mühendislerimiz teknoloji, malzeme, kalıpçılık, vb. anlamında çok şey öğrendiler. Açıkçası bugünkü modern Türk müteahhitliğinin doğuşu o yıllardadır. Daha sonra Türkiye’de 1983 seçimlerinden sonra mevzuatın değişmesi, sınır kapılarının açılması ve para giriş-çıkışının serbest bırakılması ile Türkiye farkı kapatmaya başlamıştır. Türkiye’nin gelişmesi çok hızlı olmuştur. Türk İnşaat sektörü de bu süreçte çağ atlamıştır; hem dışarıda iş yaptığı, hem de bu vesile ile öğrendiği teknolojileri kendi ülkemize uyguladığı için bu yönde hızla ilerlemiştir. Nitekim veriler ortadadır. Uluslararası müteahhitlikte nüfusu 1,3 milyar olan Çin, klasmana birinci olarak girerken, nüfusu 70 milyon olan Türkiye klasmana ikinci olarak girmiştir. Bu da bizim bu konudaki başarımızı, agresifliğimizi aynı zamanda da ekonomik olarak başarılı ve kaliteli işler yaptığımızı gösterir. Sonuna geldik mi? Hayır gelmedik. Öğrenmenin sonu yoktur. Teknolojinin sonu yoktur. Türk müteahhitliğinin henüz daha uygulamadığı bazı teknolojiler vardır. Örneğin çok katlı gökdelenler konusunda yeterince deneyimimiz yoktur. Zaten yeterince gökdelenimiz de yoktur. Onun dışında çelik yapı teknikleriyle ilgili yaygın uygulamamız yoktur; keza boğaz tüp geçidi konusunda da deneyimimiz yoktu, ama uzmanlık gerektiren konularda yabancı uzman şirketlerle işbirliği yapıyoruz. Bu işbirlikleri sakıncalı değil, yararlıdır. Türk müteahhitlik sektörü büyümeye devam edecek ve başarılarını sürdürecektir.

Rekabetçiliğimizi korumak zorundayız. Türk müteahhitlik şirketlerinin hızla büyüdüğünü görüyoruz, öte yandan da Türk iş gücünün yurt dışına ihracı anlamında fazlaca bir ilerleme görmüyoruz. Örneğin bundan 25 sene önce Türk müteahhitlerinin ciroları toplamı yıllık 2-2.5 milyar Dolarken, yurt dışında çalışan resmi işçi sayısı 150-180 bin civarındaydı. Geçtiğimiz yıl Türk müteahhitlerinin yurt dışındaki ciroları toplamı 25 milyar Dolar seviyesine çıkmış; ama resmi çalışan işçi sayısı da 50 binlere inmiştir. Çünkü uygulanan kur politikalarından dolayı, Türk işçisi daha pahalı olmaya başlamıştır. Dolayısıyla Türk müteahhitleri de rekabet edebilirliklerini koruyabilmek için daha ekonomik işçilik sağlayan ülkelere yönelmişlerdir. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Aksi durumda iş alabilmek, yapabilmek, para kazanabilmek mümkün değildir. Gönül isterdi ki Türkiye işçilik maliyetleri anlamında 25-30 sene önceki rekabetçiliği koruyabilsin ve müteahhitlik sektörümüzün ciro artışıyla paralel olarak da yurt dışına işgücü ihracımız da artsın. Bu durumda Türkiye’nin kazancı gerek şirketler bazında gerekse bireysel bazda daha fazla olabilirdi. Fakat şu anda bu mümkün değil. Biz yurt dışındaki ülkelerde ülkenin tabiatına ve koşullarına göre en çok 1/3 oranında Türk çalıştırabiliyoruz.

Rönesans’ın yapılanma biçiminden kısaca söz edebilir misiniz? Örneğin personel seçiminde nelere özen gösteriyorsunuz? Kriz sürecinde revize ettiğiniz hedefleriniz oldu mu?

Personel seçiminde tamamen liyakat yöntemini uyguluyoruz. Konuyu bilen, tercihen bölgeyi, ülkeleri bilen bir kadro istihdam etmeye çalışıyoruz. Rönesans genç bir takım; patronumuz 42 yaşında; çalışan üst düzey kadro da, benim gibi birkaç kişi hariç, çok genç. Gençliğin verdiği dinamizmi kullanıyoruz; kişileri de başarılarından dolayı ödüllendiriyoruz. Başarının arkasında ödül mekanizmasının etkisi çok büyük.

Krize çabuk tepki gösteren bir şirket olarak krizi hissettiğimiz anda hemen kendimizi hazırladık. Rusya’nın küçülebileceğini tahmin ettik. O ülkedeki faaliyetlerimizin yavaşlaması gerektiğini hissettik. Eş zamanlı olarak yeni ülkelere açıldık. Ona göre şirket bünyesindeki bütçelerimizi ve nakit akışlarımızı revize ettik. Parasal olarak likiditemizi korumaya çalıştık ve bu bakımdan krizden etkilenmedik. Hedef ülkelerimiz de zaten krizden az etkilenen ülkelerdi. Büyük olasılıkla, krizden sonra da yeni işler almayı başardığımız için, kriz bizi olumsuz etkilemedi. İnşaat müteahhitliği dışında bildiğiniz gibi gayrimenkul ve enerji yatırım faaliyetlerimiz var. Yatırım faaliyetlerinde de yine hedeflerimize baktığımız zaman diğer yatırım gruplarına göre daha az etkilendiğimizi görüyoruz. Bizim hedef kitlemizin krizden etkilenmesi daha düşük oldu. Bu yüzden Rönesans’ın alışveriş merkezlerindeki ziyaretçi sayısı ve cirolarında önemli düşüşler yaşanmadı. Bu bakımdan tercihlerimizde isabetli olduğumuzu görüyoruz. Enerji yatırımlarımızı da aynı hızla sürdürüyoruz; daha da hızlandıracağız.

Rönesans’ın bundan sonraki yurt dışı hedefleri neler?

Rönesans’ın hedef ülkeleri arasında Rusça konuşan diğer ülkeler var. Bunlar arasında Türkmenistan var; Kazakistan olabilir; kesinlikle Azerbaycan var. Türkmenistan’da bir projeye başlıyoruz; eş-zamanlı olarak Libya, Suudi Arabistan, Bahreyn, projeleri var. Bütün ülkelere aynı anda giremeyeceğimiz için bir faz farkı koymak istiyoruz; bu ülkelerde yapılar oluşup stabil bir durum başlayınca yeni ülkeleri hedefleyeceğiz. Dolayısıyla muhtemelen Türkmenistan stabil hale gelince Azerbaycan; Suudi Arabistan stabil hale elince Abu Dabi gündeme gelecektir.

Rusya’ya ilginiz sürecek mi?

Tabii, Rusya’da işler alıyoruz. Krizden sonra 3 proje aldık. Rusya’da da ciddi bir canlanma var. Orada faaliyetlerimizi sürdüreceğiz. Gelecek sene yalnızca Rusya’dan gelecek ciromuz 600-750 milyon Dolar düzeyinde olabilir.

Sektörün oyuncularına bir mesajınız var mı?

Uluslararası ortamda Türk şirketleri sayıca arttı ve boyut olarak da çok büyüdüler. Bu şirketlerin kendi aralarında da işbirliği yapmaları halinde çok daha büyük, dev/mega projelere talip olma şansı olacaktır. Mega projeler sayıca az olmakla birlikte karlılık payı yüksek olduğu için bu bize de yansıyacaktır. Tabii burada devletin desteğini de unutmamak lazım. Bu kadar büyük projelerde muhakkak devlet destekli organizasyonlar yapmak lazım. Hatta gönül ister ki, Türkiye’nin kaynakları daha bol olsaydı ve Eximbank’ımız bu faaliyetleri finanse edebilseydi. O zaman finanse ettiğimiz bütün projelerin müteahhitliğini Türk şirketleri alacağı için de biz hem daha çok hem daha iyi şartlarla iş alabilecektik. Hatta Türk inşaat malzemeleri de daha iyi pazar bulabilecekti.

Yine de mevcut koşulları değiştiremeyeceğimize göre, hiç değilse Türk müteahhitleri olarak kendi aramızda işbirlikleri yapmak suretiyle daha büyük projeler almamız mümkün olursa, bundan biz de mutluluk duyarız.

RÖNESANS

1993 yılında kurulan Rönesans İnşaat günümüzde Rusya, Türkiye ve Ukrayna’da inşaat-taahhüt ve gayrimenkul sektörünün önde gelen şirketlerinden biridir. 16 yıl boyunca tamamlamış olduğu yüzlerce “anahtar teslim” proje bulunmaktadır. Bu çalışmalarını şimdi de başta Bahreyn, Libya ve Hindistan olmak üzere Uzak Doğu ülkelerine taşımaktadır. ENR (Engineering News-Record) verilerine göre Rönesans İnşaat 2008 yılında Dünyada 85. en büyük uluslararası inşaat taahhüt firması seçilmiştir. Rönesans İnşaat’ın önümüzdeki 5 yıl içindeki hedefi daha da büyüyerek Dünyada ilk 20 uluslararası inşaat taahhüt firması arasına girmek.

AVM PROJELERİ RÖNESANS´IN LOKOMOTİFİ

Rönesans, bilinen genel müteahhit kimliğine ek olarak gayrimenkul geliştirme ve yatırım sektöründe de faaliyetlerini sürdürmektedir. Alışveriş merkezleri, iş merkezleri ve konut projeleri devam etmektedir. Özellikle Alışveriş merkezleri inşaatı ve işletmesinde uzmanlaşan Rönesans Şirketler Grubu Türkiye’de Optimum Outlet ve Eğlence Merkezi konsepti ile “Alaturka Outlet’i şehir içine getirmiştir. İlki 2004 yılında Ankara’da açılan ve 2006 yılında ek binasının yapılması ile Türkiye’nin en büyük outlet merkezi olan Optimum Ankara gösterdiği başarısının ardından 2008 yılında İstanbul Kadıköy Optimum ve Eğlence Merkezi olarak da hizmete açılmıştır. Şu anda Optimum konseptinin zinciri olan Adana Optimum ve İzmir Gaziemir Optimum Outlet ve Alışveriş Merkezlerinin’de inşaatları devam etmektedir.

Hüseyin Esenergül – CEO

Hüseyin Esenergül 1954´te Ankara´da doğdu. 1971 yılında Ankara Fen Lisesi’nden mezun olduktan sonra; Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Makine Mühendisliği Bölümü’nden 1976’da Lisans, 1978’de Yüksek Lisans derecelerini aldı. Doktorasını yapmakta olduğu sırada 1979 yılında, yeni iş olanakları değerlendirmek amacıyla üniversiteden ayrıldı.

1976-79 yılları arasında Işık Makina Sanayii A.Ş´de, 1977-84 yılları arasında Hemak Ltd.Şti.´nde ağırlıklı olarak ağır sanayi, vinçler, baraj donanımı ve benzeri alanlarda tasarım ve üretim mühendisi olarak çalıştı. Hüseyin Esenergül 1980´de çalışmaya başladığı Özok Ltd.Şti.´nde, önce Diyarbakır Pirinçlik´teki Türk-ABD ortak savunma tesisinin radar projesinde Proje Müdürlüğü yaptıktan sonra aynı şirketin bir Suudi Arabistan şirketiyle oluşturduğu ortak girişim şirketinin Genel Müdürü olarak Suudi Arabistan´da 1990 yılına kadar elektrik ve makine alanlarında çeşitli yüklenicilik sözleşmelerini yürüttü. Türkiye´ye döndüğü 1990´da FNSS Savunma Sistemleri A.Ş.’de (o zamanki adıyla FMC-NUROL Savunma Sanayii A.Ş.) Türk ortağın temsilcisi sıfatıyla, Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1999’da aynı şirketin Genel Müdür, CEO görevine getirildi. Bu görevini Haziran 2008’e kadar sürdürdü. Halen, Temmuz 2008’de başladığı Renaissance Holding A.Ş. CEO görevini sürdürmektedir. Hüseyin Esenergül MMO, AFLİVA, AFLD, ODTÜMD üyesidir.