Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Sel gitti kumu kaldı…

SELİN BİLANÇOSU!

Selin İstanbul’a faturası ağır oldu. İstanbul’un hasar tespit raporuna göre üç bin 816 konut ve bin 490 işyeri zarar gördü.

Felaketin bölgeler itibariyle bilançosu şöyle gerçekleşti: Silivri’de 150 otomobil denize sürüklendi. Üç bina çöktü. 784 konut, 735 işyeri harap oldu. Çatalca’da 150 konut ve 20 işyeri hasar gördü. 32 bina yıkıldı. Bin 80 dekar tarım alanı zarar gördü. Küçükçekmece’de 799 konut, 305 işyeri hasar gördü. Basın Ekspres Yolu TEM çıkışında bulunan TIR Garajı sular altında kaldı. 284 konut, 112 işyeri kullanılmaz hale geldi; 3 okul zarar gördü.

SORUMLU KİM?

Kentleri yağma alanına dönüştürenler, yağmuru da İstanbul´da sel felaketine dönüştürmeyi başardı. Dünyada birçok ülke gerçekleşen yağışın katbekat fazlası ile yıllardır baş edebilirken, İstanbul bir kez daha yöneteni ve altyapısı ile kentsel aczini ispat etmiş oldu.

Bilim ve tekniğin gereklerini yapmayanlar; mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının söylediklerini algılayamayanlar bu felaketin gerçek sorumlusu olarak gösteriliyor.

Rant ekonomisinin talan ettiği kentler artık yaşam alanları olmanın ötesine geçti; hatta yaşamın devamı için tehlike yaratır boyuta ulaştı. Son dönemde ardı ardına yaşadığımız Batman, Bartın, Hatay, Giresun, Doğu Karadeniz Bölgesi, Trakya ve İstanbul sel felaketlerinin tümü dere yatakları, su havzaları, düz ova ve tarımsal alanlar ile kıyı bölgelerinde oldu. Oysa bu alanlar planlama ilkeleri açısından kentsel gelişmeye açılmaması gereken yerlerdi. Aslında belki de esas sorumlu insanlarımız. Felaketin etkisiyle bir grup can derdindeyken bir grup yağma güdüsüyle yangından mal kaçırmanın telaşındaydı.

TÜRKİYE’NİN SEL HARİTASI ÇIKARILACAK

Yaşanan felaket, Türkiye’nin ve İstanbul’un, kapsamlı bir “Sel ve Dere Yatağı Haritası”na ihtiyacı olduğu gerçeğini ortaya koydu. TEMA Genel Müdürü Orhan Doğan, Türkiye´nin ´´sel risk haritası ve sel eylem planının acilen hazırlanması´´ gerektiğini açıkladı.

Doğan, yaptığı yazılı açıklamada; meteorolojinin şiddetli yağış uyarısı, yetkililerin de sel uyarısı yaptığını; fakat insanların ne yapacağını, hangi bölgelerin özellikle dikkatli olması gerektiğine dair bir açıklama yapılmadığını belirtti.

Önemli olanın selin nerelerde olabileceğini ve ne gibi etkiler yaratacağını öngörebilmek olduğunu ifade eden Doğan; sel felaketinin İstanbul´un ne kadar plansız ve çarpık yapılaştığını, bu tür felaketlere ne kadar hazırlıksız olduğunu bir kez daha gösterdiğini belirtti.

Türkiye’nin ´Sel Risk Haritası ve Sel Eylem Planı´na sahip olmamasının büyük bir zaaf olduğuna işaret eden Doğan, bu tür felaketlerin önlenebilmesi için, sel oluşabilecek alanların önceden bilinmesi ve bu bölgelerdeki yapılaşmanın yerel idareler tarafından kontrol altında tutulması gerektiğini belirtti.

TEMA’nın gündeme getirdiği konu, hükümet ve muhalefet tarafından benimsendi. Felaket ile ilgili hükümetin koordinasyonla yetkilendirdiği Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, konuya ilişkin çalışmanın ilgili birimler tarafından yapılacağını açıkladı.

İTO’DAN 200 MİLYON LİRA KREDİ

Selzede işadamlarını yalnız bırakmayan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu, 20 milyon lira kredi imkanı sağladı. Yenibosna ve İkitelli´deki işyerlerini ziyaret eden İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, Başkan Yardımcısı Dursun Topçu, Yönetim Kurulu Üyeleri Hasan Demir, Mehmet Develioğlu ve Muhammet Yenel, zarar gören işyerlerinin durumlarını yerinde inceledi.

İlk aşamada Oda kaynaklarından Türkiye Halk Bankası aracılığı ile 20 milyon TL’lik bir krediyi, sıkıntıya düşen firmalara kullandıracaklarını açıklayan İTO Başkan Yalçıntaş, ayrıca mağdur olan İTO üyelerinin aidatlarının da yeniden yapılandırılacağını açıkladı.

İŞÇİ ÜCRETLERİ KISA ÇALIŞMA ÖDENEÐİNDEN KARŞILANACAK

Sel felaketinden zarar gören iş yerlerinin işçi ücretleri, kısa çalışma ödeneğinden karşılanacak. Sigorta primleri ise 1 yıl süreyle ertelenecek. Konuya ilişkin açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, zarar gören işverenlerin üretime bir an önce başlaması için hükümetin her türlü desteği vereceğini dile getirdi.

DEMİRYOLU KAPANDI İHRACATÇI 5 MİLYON EURO KAYBETTİ

Sel, demir yolu konteynır taşımacılığını, dolayısıyla AB’ye yapılan ihracatı da sıkıntıya düşürdü. Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya üzerinden Almanya´ya ulaşan demiryolu, Halkalı-Çerkezköy arasındaki hasar nedeniyle 20 gün kapalı kaldı. 102 kilometrelik yolun özellikle 5 kilometrelik bir bölümünde altyapı tamamen çöktü. Yaşanan sıkıntı nedeniyle bölgeden ihracat yapan firmaların günlük zararının 5 milyon euroya ulaştığı iddia edildi.

Demiryolunun kapalı kaldığı süre boyunca şirketler, mallarını karayolu ile Çerkezköy´e götürmek zorunda kaldı. Bir vagonluk malın 3 TIR´a bölünmesi ve 100 kilometre daha uzak bir alandan yüklenmesi, iç nakliye maliyetlerini artırdı.

SEL SİGORTA ŞİRKETLERİNİ DE VURDU

Hasar tespit çalışmalarını tamamlayan sigorta şirketlerinin açıkladığı rakamlar yaşanan sel felaketinin büyüklüğünü daha net bir şekilde gözler önüne serdi. Halka açık sigorta şirketleri ile ilgili toplam tahmini hasar tutarının 180 milyon TL; sigorta şirketleri üzerinde kalan kısmın ise 40 milyon TL civarında olduğu açıklandı. Toplam hasarın 300 milyon TL´yi geçmesi beklenirken, sel felaketi, sigorta şirketlerinin kârlılığını da olumsuz etkileyecek.

Hasarın yaklaşık yüzde 20´si şirketler tarafından ödenecek; geri kalanı ise anlaşmalar doğrultusunda reasürans şirketleri tarafından ödenecek.

DASK’IN KAPSAMI GENİŞLİYOR

Selin ardından zorunlu afet sigortaları tekrar gündeme geldi. 1999 depremi sonrasında oluşturulan Doğal Afet Sigortaları Kurumu´nun (DASK) kapsamına sel, yer kayması, fırtına ve çevre kirliliğini de ekleyecek düzenleme Meclis´te bekliyor. DASK´ın kapsamını genişleten Afet Sigortaları Kanun Tasarısı, Bakanlar Kurulu´nun bu alandaki yetkilerini artırıyor.

Yerel idarelere sağlanacak yetki ile elektrik, su veya doğalgaz abonesi olmak isteyenlere depremin yanı sıra sel için de DASK sigortası yaptırmaları mecburi kılınabilecek.

GELİŞMİŞ ÜLKELER NASIL ÖNLÜYOR

Çok daha fazla yağış alan, hatta deniz seviyesinin altında kalan birçok ülke, aldıkları önlemlerle selden korunabiliyor. Hollanda, İngiltere ve Japonya gibi ülkeler bu konuda gösterilebilecek örneklerin başında geliyor.

Büyük bir bölümü deniz seviyesinin altında olan Hollanda, seli ve su baskınlarını önlemek için en kompleks çözümü geliştiren ülke. Hollanda’nın 1950’li yıllarda başlattığı mücadele, gelişen teknolojiler eşliğinde aralıksız devam ediyor. Deltawork adıyla nitelendirilen sistem barajlar, oluklar, dalgakıranlar ve setlerden oluşuyor. Bu sistemin önemli kısımlarından biri olan Maeslant Bariyeri, dünya üzerindeki en büyük hareketli yapılar arasında sayılıyor. Otomasyon sistemi ile kontrol edilen bariyer, sular yükseldiğinde kapatılıyor ve su, bariyerler üzerinde konumlandırılmış tanklara dolduruluyor. Böylelikle suyun ağırlığı da duvarları aşağıya doğru çekerek suların geçişi engelleniyor.

Japonya ise su akışıyla kendiliğinden çalışan kapılar sayesinde sellerden korunuyor. Japonya’nın kurduğu sistemde elektrik kullanılmıyor. Bu sayede sistem fırtınalarda meydana gelen elektrik kesintilerden de etkilenmiyor.

İngiltere’nin taşkınlara müsait nehri Thames’ta ise seli önleyecek hareketli bariyerler kullanılıyor. Oluklu çelikten imal edilen Thames Bariyerleri, normal zamanda gemilerin geçebilmesi için açık tutuluyor; tehlike halinde ise kapatılarak sel tehlikesi önleniyor.

TMMOB YÖNETİM KURULU BAŞKANI MEHMET SOÐANCI

“KENTLEŞME” RANT OLARAK ALGILANIYOR

Kentleşmede bir planlama, şehir plancılığı bilimi ve tekniği reddederek sadece bir rant olarak düşünüldüğü için bütün sonuçlar ortaya çıkıyor. Türkiye´de bir yönetim problemi var. Bir olay yaşanıyor, ders alınması lazım. Ama işte yine yaralar sarılacak, bellek silinecek. Peki yarın ne olacak? Yani Ayamama Deresi´nin dışındaki dere yataklarında yarına ilişkin hiçbir söz söylenmeyecek, biz de ülkenin mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları örgütü olarak bu bütün mevcut nazım planlarındaki her türlü değişikliğe ya da ilavelere karşı ciddi anlamda uğraşıyoruz.

Yapabileceğimiz tek şey var, yargıya gidiyoruz. Ve sadece İstanbul´da değil, Denizli´de, Ankara´da defalarca kazanılmış yargı kararlarımız var. Yargıda problem oluyor, süreçleri geç işliyor. Burada bir toplumsal bilinci ortaya çıkarmak gerekiyor. Örgüt olarak biz sorumluluklarımızı biliyoruz. Onun için de İstanbul Kent sempozyumunu topladık. İstanbul´un bütün yaşam alanlarıyla ilgili, bütün temel sorunlarıyla ilgili fotoğrafları çektik, tespit ettik, çözüm önerilerinde bulunduk yetmedi. Bu dönem ikincisini tekrar yapacağız. Bilimi ve tekniği dışlayarak, bilim insanlarının beslediği görüşleri dışlayarak ben yaptım oldu mantıklarıyla daha çok canlar yiter. Gerçekten bizim dışımızda da bir muhalefet sesinin çıkması gerekiyor. Biz bütün kent sempozyumunda kentin sakini değil sahibi olalım diyoruz. Bunun için mücadele edelim. Kentsel dönüşüm projelerine bütün Türkiye´de baktığımızda, bunların kentsel yağma projesi olduğunu görüyoruz.

İSTANBUL MİMARLAR ODASI BÜYÜKKENT ŞUBE BAŞKANI EYÜP MUHCU

SORUMLULAR BELLİ…

Sorumluluk yöneticiler tarafından dereye, insanoğluna, küresel ısınmaya havale ediliyor. Bu insanlık adına, şehircilik adına, bilimsellik adına esef verici bir durumdur. Çünkü sorumluluk tartışılamayacak kadar açıktır. Söz konusu olan Ayamama Deresi´nden, İstanbul´un ender ekolojik koridorlarından yeşil alan olması gereken bir yerden söz ediyorsak, bu bölge 1997 yılında o dönemki belediye başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan zamanında yapılan 1/5000 ölçekli bir plan işiyle başlamıştır. Bu planda ekolojik koridorun yüksek yoğunluklu yapılaşmaya ve çok katlı betonlaşmaya yol açan kararları içermektedir. Bu konuda Mimarlar Odası, projenin ve plan kararlarının taşıdığı sorunlar nedeniyle bir rapor hazırlayarak kendisine bunu sunmuştur. Mimarlar Odası´nın mesleki, bilimsel uyarısını dikkate almamıştır. Bu nedenle de yargıya başvurmak zorunda kalındı. İdare Mahkemesi bu plan kararını iptal etti. Yargı kararı ve süreci de hiçe sayıldı ve konu temyize getirildi. Nihayet 2007 yılında tartışmaya yer vermeyecek şekilde yüksek yargı bir karar aldı ve dedi ki: Söz konusu bölge ekolojik koridor niteliğindedir. Bölgenin yeşil alanı, ortak donatı alanı, rekreasyon alanını karşılamaktadır. Şehircilik bilimiyle bağdaşmamaktadır, bu nedenle bu planda kamu yararı söz konusu değildir. Buna rağmen o bölgede yapılaşmaların tamamlandığını ve bölgedeki kaçak yapılaşmaların tetiklendiğini de biliyorsunuz. Dolayısıyla sorumlular çok açıktır; merkezi hükümet ve yerel yönetim. Bunu tartışmaya dahi gerek yoktur.

İSTANBUL ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ŞUBE BAŞKANI AHMET ATALIK

FELAKET DEÐİL, CİNAYET!

Günümüzde doğanın kendi doğal hareketlerini afet olarak adlandırmaya başladık. Tarım üzerinden örnek vermek gerekirse yağışlar tepe üzerindeki toprakları yıkar, akarsularla taşır, düz mekanlarda bu partiküller birikir ve en verimli alüvyal araziler dediğimiz tarım arazilerini oluşturur. Tarımda en yüksek verimi alacağınız arazilerdir bunlar. İstanbul´a dönersek ne yaptık bizler, üzerilerine yollar yaptık, otoyollar geçirdik ve bunların üzerinde evler, iş yerleri kurduk. Ve bugün acı bir şekilde hayatını kaybeden arkadaşlarımıza bakıyoruz. Bunların hepsi o araziler üzerindeki arkadaşlarımız, ama onlar bilmiyorlardı. İstanbul´un planları yapılıyor, sürekli uyarıyoruz davalar açıyoruz, hala bu tarım arazileri üzerindeki yapılaşmalar inatla Büyükşehir Belediyesi tarafından devam ettirilmeye çalışılıyor. Bilinen bu kayıplar yaşandığında da acı kayıplarımız, sel felaketi diye oturup günlerimizi bununla ne yazık ki meşgul etmeye başlıyoruz. Silivri´deki yıkımlar, can kayıpları da tamamıyla tarım arazileri üzerinde geçekleşti. Yani doğa diyor ki burası bu fonksiyon için, yani tarım fonksiyonu için gerekli mekanlar. Buraları yanlış kullanıyorsun! Bizi yönetenler, uyarılara karşın bunu anlamamakta inat ediyorlar. 1999´da depremi yaşadık. Tarım arazileri ve özellikle alüvyal araziler üzerinde büyük kayıplar yaşadık. Bugün sel diyoruz, yine aynı. Dolayısıyla bu bir felaket değil, insanoğlunun kendi kendine yarattığı bir cinayet. Ve tüm çalışmalarımızı gerekli mercilere iletiyoruz.