Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“Yasal düzenleme yapılmazsa krizden çıkamayız”

Yeni yönetmelikler ve 19 ilde pilot uygulama olarak sürdürülen 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanunu sektörün gelişmesinde etkili oldu. Teknik Yapı Denetim Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Faruk Aydın ile yapı denetimde gelinen son noktayı, krizin sektöre etkilerini ve Teknik Yapı Denetim´in çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle bize biraz kendinizden ve Teknik Yapı Denetim’in kuruluşundan bahseder misiniz?

Faruk Aydın: Yıldız Teknik Üniversitesi´nden mezunum, inşaat mühendisiyim. Daha sonra yine aynı üniversitede işletme üzerine master yaptım. 2000 yılında da Teknik Yapı Denetim´i kurduk. 595 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname yürürlüğe girdiği zaman bu şirketi kurduk ve izin belgesi alarak faaliyete başladık. Yaklaşık 9 senelik bir dönemde çok önemli projelerde görev aldık. Almaya da devam ediyoruz.

Türkiye´de inşaat sektörünün geldiği düzeyi ve yapı denetimindeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye´de yapı denetim kavramı 1999 Marmara depreminden sonra ortaya çıktı. Daha evvelki yıllarda üniversite düzeyinde bu konu tartışılmış olmakla beraber, somut olarak 2000 senesinde depremden hemen sonra çıkarılan bir kanun hükmünde

kararnameyle, depremin yarattığı psikolojik etki sonucu bu düzenleme yapıldı. Böylece yapı denetim şirketlerinin kurulmasının önü açıldı. Bu şirketlerin, bu alanda yapılacak işleri denetlemeleri sağlandı. Ancak maalesef talihsiz bir işlem sonucu -bize göre talihsiz- 2001 senesinin Mayıs ayında anayasa mahkemesi tarafından bu kararname iptal edildi. Daha sonra hükümet tavrında bir değişiklik yapmadı ve 29 Haziran 2001 tarihinde süratle 4708 sayılı kanunu meclisten çıkardı. Ancak bu kanun 595 sayılı iptal edilen kararnameye göre çok geride kaldı. Çünkü bir önceki daha bilimsel hazırlanmış bir mevzuatken, 4708 sayılı yasa biraz iptale karşı bir tepkiyi ortadan kaldıracak, giderecek bir mevzuat haline geldi. Bunun yaklaşık 8 yıllık bir uygulaması var. Bu uygulama üzülerek söylemeliyim ki istenen noktaya ulaşmadı. İnşaat sektörünün gerek teknoloji, gerek anlayış ve gerek arz talep dengesi bakımından ilerlemiş olmasına rağmen, denetim kültüründeki eksiklerinin giderilmemesi ve bitmek bilmeyen para iştahı yapı denetim uygulamasının istenen noktaya gelmemesindeki etkenlerdir maalesef. Burada sorun yalnızca hizmet almak zorunda olan kişilerde değil, yapı denetim kuruluşlarında da bu konuda eksiklikler var. Bu eksikliklerin giderilmesi için bizler Bayındırlık ve İskan Bakanlığıyla ve Yapı Denetim Kuruluşları Birliği´nin aracılığıyla Şubat 2008´de yönetmelik değişikliğinde muvaffak olduk. Ancak bu değişiklik yine de tam olarak isteklerimizi karşılamadı. Umuyoruz ki bu yasal mevzuat düzgün bir hale getirilir, eksikleri giderilir ve ülkenin bugünkü durumuna yaraşır bir denetim mekanizması kurulmuş olur. Çünkü bugün bu işi yapan da, hizmeti alan da, çalışan da memnun değil. Dolayısıyla bu kadar memnuniyetsizliğin olduğu bir ortamın sürdürülebilir olması da çok mümkün değil. Bunun alternatifi var mıdır diye sorarsanız, bunun alternatifi de bana göre yok. Çünkü daha evvel yürürlükte olan Teknik Uygulama Sorumluluğu (TUS) sisteminin ülkeyi getirdiği nokta ortada. Depremden evvel her binada TUS sistemi vardı ama maalesef istenen başarı sağlanamamıştı.

4708 sayılı kanun şu anda 19 pilot ilde uygulanıyor. Ancak uygulamanın yaygınlaştırılması gerektiği her fırsatta dile getiriliyor. Bu konuda neler

söyleyeceksiniz?

19 ilde yapı denetimi uygulanıyor. Ancak yapı denetimi uygulamasının yapıldığı illerin dışında ve hatta İstanbul´da bile; bu 19 ilin içindeki bazı yapılarda, eski eserlerde veya 200 metrenin altındaki yapılarda yapı denetimi yok. İşler TUS ile yürüyor ve görüyoruz ki aslında bir imza atmaktan öte bir işlem yapılmıyor. Bugün yapı denetimiyle hiç olmazsa beton, demir gibi malzemelerde iyileşme, işçilikte kalite sağlanıyor. Bu uygulamanın da alternatifi yine yapı denetimi. Sistemin eksikliklerinin giderilerek düzgün hale getirilmesi ve sistemin tüm ülkede, tüm yapılarda yaygınlaştırılması gerekiyor. Ancak o zaman herkesin memnun olduğu, tatmin olduğu bir sistem kurulabilir diye düşünüyorum.

Yasadaki eksiklikler yapı denetim sektöründe sizce haksız rekabete yol açıyor mu?

Sektörde haksız rekabet ortamı var ne yazık ki. Bu da dışarıdan bakıldığı zaman yapı denetim sektörünün emeklilere ikinci bir gelir kaynağı gibi öngörülmüş olmasından kaynaklanıyor. İnsanların hem mesleki manada hem de ekonomik manada beklentileri olacak ki bu beklentilere uygun hareket etsinler. Eğer insanların beklentileri yoksa, işin gereği gibi yapmaktan kaçınıyorlarsa bunun karşılığında gelecek olan 3-5 kuruşa da razılarsa sistemde haksız rekabeti önlemeniz mümkün değil. Aslında amaçlanan bu sisteme bir kalite getirmekti ancak henüz sağlanamadı. Çünkü işin niteliğine bakılmıyor; şartları biraz daha zorlaştırmakta fayda var çünkü önüne gelen bu işi yapamamalı. Haksız rekabet buradan kaynaklanıyor. Belki bir de öz eleştiri yapmak lazım. Bizler ticareti çok iyi bilen insanlar değiliz ne yazık ki. Dolayısıyla da sanıyoruz ki bir işi alamazsak ve yapamazsak, başka bir iş daha alamayız. Halbuki herkes dik bir duruş sergileyebilse, tenzilatları ve haksız rekabeti ortadan kaldırabilsek herkes yaptığı işten memnun olacak. Hem ekonomik olarak hem de manevi olarak… Türkiye´de yapı denetiminin dışındaki alanlarda da bu ve buna benzer hadiseler çok sık yaşanıyor. Bu belki biraz da bizim kültürümüzden, belki kurallara bağlı yaşama alışkanlığımızın çok olmamasından, hukuka ve mevzuatlara uygun yaşama kültürünün eksik olmasından

kaynaklanıyor. Yani bugün siz hazinenin ya da bir başkasının yerine gelip bir bina kondurup, bir çengelle elektrik alıp da su bağlayarak orada yaşamayı doğru olarak kabul ediyorsanız, bunun sonucunda bütün alanlarda da bu disiplinsizlik, düzensizlik, kalite eksikliği veya bu haksız rekabet kaçınılmaz olur. Bu işin kökü aslında eğitimden geçiyor.

Yapı denetimi süreci hakkında bilgi verebilirsiniz? Yapı denetlenirken ne tip uygulamalar gerçekleştiriliyor?

İlk aşamada proje grubu projeyi oluşturur ve bize gelir. Biz o projeyi yürürlükte şartnamelere ve standartlara uygunluğuna göre inceleriz. Projeyi onayladıktan sonra veya gerekli düzeltmeleri yaptırdıktan sonra denetim süreci başlar. Hafriyattan, demir işçiliğine, kalıp işçiliğinden, malzeme kalitesinden taşıyıcı sistemine kadar kontrolleri yapılır. Bu kontroller ekip arkadaşlarımız tarafından sahada gerçekleştirilir. Sevinerek söylemliyim ki Türkiye´de 8-9 yılda bu alanda çok ciddi bir ilerleme sağlandı. 2000 senesinde bu işe başladığımız zaman beton, firmalara denetimli mi denetimsiz mi diye sorularak gönderilirken, bugün neyse ki böyle bir sorun kalmadı. Çünkü yapı denetimi devreye girdi, laboratuvarlar var, numuneler alınıyor, analizler yapılıyor. Yani artık çoğu şey bizim söylememize gerek kalmadan yapılır hale geldi. Biz ince yapıda duvarın imalatından ısı yalıtımından, tesisatından, boyasından, kapısından vs. bütün işlemlerinden sorumluyuz. Bu noktada istenilen noktada mıyız? Değiliz. Bu da yine Türkiye´deki proje üretim mantığının, yapı mantığının eksikliğinden kaynaklanıyor aslında. Çünkü bugün Türkiye´de bizim denetimde aradığımız kriterler projecide aranmıyor. Öncelikle, Türkiye´de proje algısının biraz daha ileri gitmesi lazım. Büyük projeler de bu sorunlar pek yaşanmıyor. Neticede bir proje dediğiniz zaman insanların başka herhangi bir bilgiye ihtiyaç kalmadan her şeyi yapabilmesi lazım. Ama Türkiye´de maalesef böyle değil.

Teknik Yapı Denetim olarak referans projeleriniz hakkında bilgi verebilir

misiniz?

Belirttiğim gibi biz kurulduğumuz günden bugüne kadar özellikle İstanbul´da pek çok önemli binanın yapı denetimini gerçekleştirdik. 2002-2003 yıllarında Soyak´ın Yeni Şehir Kybele Evleri, Naizer Sultan Apartmanı, Yenişehir Bambu Evleri ve Bambu Residence gibi pek çok projesini biz denetledik. Keza yine o yıllardan bugüne kadar, Yapı redi, Garanti, Seba İnşaat, Petrol Ofisi, Dündar İnşaat İncity Kozyatağı, Mimart İnşaat, Mutlu İnşaat ve Toray İnşaat gibi firmaların konut ve bina projelerinin denetimini biz gerçekleştirdik. Bugün de hala pek çok önemli projede yer almaya devam ediyoruz.

2009´dan beklentileriniz ve 2010´a yönelik yönelik hedefleriniz nelerdir?

2009 senesinden aslında bir beklentimiz yok, krizle geçti. 2008´in ikinci yarısından itibaren sektör olarak bunu zaten hissetmeye başladık. Üzülerek söylüyorum; tahmin ediyorum 2010 da böyle geçer. Yapı denetim sektörü krizden ciddi olarak etkilendi. Bizim denetlediğimiz işler durdu, bir kısım projeler iptal oldu. Sadece kendi şirketim adına söylemiyorum bunu piyasa adına, sektör adına söylüyorum. Biz personeli istihdam etmek durumundayız. Ben önümüzdeki dönemde de, 2009´dan sonra da, 2010´da da bu sektörde yasal olarak bazı düzenlemeler yapılmazsa yapı denetim kuruluşlarının ömrünün çok uzun olacağını düşünmüyorum. İnşaat sektörü belki krizden çıkacak ama biz krizden çıkamayacağız. Çünkü yaşadığımız haksız rekabet ve bu haksız rekabeti fırsat bilen yapı sahipleri ve müteahhitler, bu sektörü bitirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. İnşallah önümüzdeki dönemde bu yaşadıklarımızdan ders alarak iyi sonuçlar elde ederiz.