Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Yeşil çatılara atfedilen endişeler ne kadar doğru?

Binalarda enerji verimliliğinin artırılması konusunda son yıllarda artan hassasiyet, yeşil binaların sayısında artışa neden oldu. Enerji duyarlı bu binalarda ise dikkat çeken uygulamalardan birisi de yeşil çatılar. Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren özellikle Avrupa’da yaygınlaşmaya başlayan yeşil çatılar sayesinde binalarda enerji tasarrufu sağlanırken, aynı zamanda çatı ömrünün uzaması ve yağmur suyunun kontrolü gibi yan faydalar da gözlenebiliyor. Yeşil çatılar enerji tasarrufunda bitkilerden, yararlanıyorlar. Binalarda yüzey üzerinde yalıtımsal etki gösteren canlı örtü sayesinde, kış aylarında ısı kaybı azalırken, soğutma sezonunda da ısı kazançları düşüyor. Bu tür çatıların ısıl dirençleri, bitki ve bitkinin büyüdüğü ortamın türüne ve diğer katmanlarda kullanılan malzemelerin geometrik ve termofiziksel özelliklerine göre değişiyor. Yeşil çatılar genellikle teras çatılar üzerine uygulanmaktadır. Ancak son zamanlarda yeşillendirilmiş beşik çatı uygulamalarında da artış gözlenmektedir.

Yeşil çatıların sağladıkları faydalar ve bu faydaların rakamlara dökülebilmesi üzerine çok sayıda araştırma yapılırken, son zamanlarda bu uygulamaların beraberlerinde getirebilecekleri olası riskler de konuşulmaya başladı. En büyük endişeler ise fırtına ve yangın ihtimalleri üzerine. Yüksek rüzgar hızlarında çatılardan aşağıya düşebilecek parçalar ve bunların yol açabileceği hasarlar tartışmanın bir kolunu, çatılardaki bitki örtüsünün yangına sebebiyet verme ihtimali ise dile getirilen endişelerin diğer kolunu oluşturuyor. Bu noktada ise bu kaygıların bilimsel olarak incelenmesi ve risklerin belli standartlar içerisinde sınıflandırılması gerekliliği ortaya çıkıyor.

STANDARTLAR ARANIYOR

Bu ihtiyaçlardan yola çıkarak, ABD’de Tek Katmerli Çatı Endüstrisi (SPRI) ve Green Roofs For Healthy Cities Derneği bir araya gelerek, yeşillendirilmiş çatılar için rüzgar ve yangın standartlarının oluşturulması çalışmalarına başladılar. Bu standartlar farklı koşullardaki yeşil çatıları rüzgar ve yangın risklerine göre sınıflandırmayı ve yeterli güvenliği sağlamayan uygulamaları ayrıştırmayı amaçlıyor.

Bu çalışmalara Ulusal Çatı Müteahhitleri Derneği (NRCA) de destek veriyor. NRCA, Güney Illinois Üniversitesi ile ortak bir projeye geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde başladı. Proje, farklı türlerde yeşil blokların bir rüzgar tünelinde, balkonsuz ve harpuştasız teras çatı koşullarında sınanmasını öngörüyor. Denenen birçok yeşil blok 144 km/h rüzgar hızlarında testi geçerken, bitki köklerinin büyüme ortamını tamamen kaplamadığı numunelerde 90 km/h ve üzeri rüzgar hızlarında yüzeyden ciddi kütle kaybı gözlendi. Uzun bir sürece yayılacak olan deneysel çalışmaların bu ilk evresi gösterdi ki, kökleri uygun olgunluğa ulaşmış bitkilerle kaplı yüzeyler, ABD’nin birçok eyaletinde binaların çatılarında kullanılabilme şartlarını sağlıyor.

TÜRKİYE´DEN BAKILDIÐINDA

Yeşil çatılarda fırtınaların yol açabileceği olası hasarlarla ilgili endişelere Türkiye açısından da bakılması özellikle ülkemizdeki inşaat sektörü için önem taşıyor. Türkiye yaklaşık 3500 km’lik kıyı şeridi ile rüzgara çok açık bir ülke. Bu rüzgar enerjisinden faydalanma anlamında bir avantaj. Ancak yeşil çatı uygulamalarındaki endişelerden biri olan rüzgarın kaldırma etkisi, ülkemizde bu anlamda kritik bölgeler olup olmadığı sorusunu akla getiriyor. Elektrik İşleri Etüt İdaresi ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Türkiye Rüzgar Atlası; Antakya, Mardin, Afyon, Sinop, Gökçeada, Çorlu ve Çanakkale illerini rüzgar hızları açısından daha etkin gösteriyor. Özellikle kıyı şehirlerimizde zaman zaman 9-10 kuvvetlerinde fırtınalar gözlenebiliyor. Bu da 90-100 km/h aralığında rüzgar hızlarına karşılık geliyor. Dolayısıyla uygun bitki ve büyüme ortamı seçilmesi durumunda, Türkiye’de yeşil çatı uygulamalarının istisnai fırtına koşullarında dahi güvenli olabileceğini düşünebiliriz. Yeşil teras çatıların kenarlarında balkon ya da harpuşta benzeri setler bulunması durumunda ise, durum çok daha rahatlatıcı. Bu setlerin rüzgar kıran perde etkisi göstermesi sayesinde, kritik rüzgar hızı değeri daha da yükseliyor.

YANGIN RİSKİ

Yeşil çatıların beraberinde getirdiği bir diğer soru işareti ise yangın riskinin artması ihtimali. Yaz aylarında uzun süre yağış olmaması, bitki örtüsünde kuru otlara yol açıyor. Özellikle bahçe çatı olarak tasarlanmış yeşil çatılarda bina sakinlerinden birisinin sigarasını bu otların arasına atması olası bir yangına zemin hazırlayabiliyor. Bu konu özellikle ABD’de birçok sigorta şirketini tedirgin ederken, konuyla ilgili kesinleşmiş standartlar henüz mevcut olmadığı için bunu şartnamelere yansıtmak da zor oluyor. Ancak yeşil çatıların bakımı gerektiği gibi yapılırsa, ki bu öncelikle uygun gübreleme ve düzenli sulamayı kapsıyor, yeşil çatıların bitkisiz çatılara nazaran yangın yönünden daha riskli olacağı iddiası çürüyor. Hatta uygun nemlilikteki yeşil çatıların yaz aylarında diğer çatılara kıyasla daha düşük yüzey sıcaklığında olacağı düşünülürse, yangın riskinin daha düşük olması ihtimali de dile getirilebilir. Dolayısıyla, yeşil çatılar ile diğer çatı uygulamaları yangın riski acısından karşılaştırıldıklarında çok belirgin bir fark gözükmemekle birlikte, uygulama ne olursa olsun gerekli önlemlerin alınması gerekliliği ön plana çıkıyor.

ENERJİ VERİMLİLİÐİ SAÐLIYOR

Yeşil çatıların en yaygın olarak kullanıldığı Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde uzun yıllarda edinilen tecrübe gösterdi ki yeşil çatılar başta enerji verimliliği sağlamaları olmak üzere birçok açıdan faydalı, problemsiz, rüzgar riski taşımayan ve yangın riski diğer uygulamalardan farksız olan doğaya dost sistemler. Türkiye ise gerek coğrafi ve iklimsel özellikleri, gerekse zengin inşaat tecrübesi sayesinde, bu uygulamalar için oldukça müsait bir ülke olarak göze çarpıyor. Üstelik ülkemizde enerjinin ucuz olmadığı düşünülürse, belirgin ölçüde enerji tasarrufu sağlayan bu sistemler sektörden “yeşil” ışığı hiç kuşkusuz hak ediyor.