Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Enis Öncüoğlu: “Planlama bir takım işidir”

Dünyada yaşanan ekonomik kriz mimari ofislerin iş hacmini nasıl etkiledi? Bu bağlamda Türkiye´de inşaat sektörünün gelmiş olduğu düzeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Enis Öncüoğlu: Dünyada yaşanan ekonomik kriz ekonomilerin çöküşü ile birlikte ilk olarak gayrimenkul sektörünü vurdu, dolayısıyla gayrimenkul sektöründen etkilenen, yatırımını durduran ya da yeni yatırımlar yapmayan ülkelerdeki mimari ofislerin iş hacmi ciddi bir biçimde etkilendi. Krizin en küçüğünden en büyüğüne bütün ofislere ciddi etkileri oldu. Biz de yurtdışında ofisleri olan ve mimarlık hizmeti veren bir firma olarak krizden ciddi bir biçimde etkilendik. Ama bu dönemi en az kayıpla geçirebilecek tedbirleri almayı ve kriz sonrasına hazırlanmamızı sağlayacak şirket içi kurumsallaşma ve eğitime büyük ağırlık verdik. Bizim neslimiz biraz şanssız, her 5 senede bir krizler oluyor bu da hepimizi olumsuz etkiliyor. Türkiye´deki inşaat sektörünün gelmiş olduğu düzeyle ekonomik krizin çok büyük bir ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Şu anki ortamı uluslararası standartlarla kıyaslarsak Türkiye´deki inşaat sektörünün kat etmesi gereken daha çok yolu olduğu aşikar. İnşaat maliyetlerin sürekli olarak arttığı mütehitlerimizin dünya listelerinde yer aldığı bir dönemde mimarlık proje bedelerinin gittikçe düşmesi son dönemdeki mimaride yaşanan hayal kırıklıkları ve dejenarasyonunda temelini oluşturmaktadır. Mimar hak ettiği ekonomik gücü kazanamadığı sürece yaratıcılıktan, özgünlükten, kaliteden şu veya bu şekilde taviz vermek zorunda bırakılmaktadır. Mimarlık özü ile işe başladığınız günden tasarladığınız binanın açılışına kadar süren bir tasarım sürecini içermektedir. Türkiye de özellikle binanın inşaat dönemi ya çok uzun sürmekte ya da bu süreçten proje müellifi yoksun bırakılmaktadır. Bu süreci tamamlamayan mimarın menfi veya müsbet bir mesleki birikim sağlaması imkansızdır. Mimar ancak üreterek ve tasarımlarını hayata geçirerek gelişme gösterebilir. Ne yazık ki birçok ülkede proje üreten mimari ofislerden birisi olarak belirtmek istediğim konu, yurtdışında çok başarılı uluslararası standartlarda projelere imza atan müteaahitlerimiz Türkiye´deki projelerinde bu standartları ve bu kaliteyi tuturamadıkları ya da aynı teknolojiyi, birikimini ve deneyimini Türkiye´ye taşıyamadıkları görülmektedir.

Son dönemde kentlerin belli lokasyonlarında kapalı site anlayışına dayalı konutlar inşa ediliyor. Bununla birlikte eski semt, sokak kültürünün değiştiği gözleniyor. Ortaya çıkan bu yapılaşmayı ve bu yapılardaki mimari hakkında neler düşünüyorsunuz?

Kapalı site anlayışına dair konut üretiminin olması, eski semt ve sokak kültürünü değiştirmemizi gerektirmiyor. Kapalı siteler onu ölçek olarak ve dolaşım olarak sınırlandıran bir anlayış. Hala eski semt dokusundaki komşuluk ilişkilerini ve kent kültürünü fiziksel olarak var olan sokak, meydan, avlu, teras gibi mimari ve kentsel kavramların doğru kurgulanması ile bunu kapalı sitelerde de devam ettirmek mümkün. Sonuçta bu belli bir ihtiyaçtan ortaya çıkan bir ürün. Bu ürünü değerlendirirken ürünü oluşturan etkenleri de değerlendirmekte fayda var. Bizim çocukluğumuzda oynadığımız sokaklardaki trafik, insan kalabalığı, çeşitlilik ve kozmopolitlik ve demografik yapı ile bugün şehir merkezindeki sokaklardaki yoğunluklar ve yapılar çok farklı ve daha fazla. Dolayısıyla daha fazla taşıt, daha fazla tehlike ve risk anlamına geliyor. Hepimizin en değerli varlığı çocuklar olduğuna göre onların ihtiyacı olan açık alanları, kontrollu ve güvenli kentsel alanları ve alt yapıyı belediyeler sağlayamadığı sürece bunların kapalı siteler tarafından sağlanmasından daha doğal bir şey düşünülemez.

Kent planlamasına dönük yapılan çalışmalar sizce yeterli mi? Kentsel dönüşüm projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Burada mimara ve mimarlık örgütlerine ne gibi sorumluluklar düşüyor?

Kent planlamasına yönelik yapılan çalışmalar bence yetersiz; yetersiz olduğu en belirgin konuda bunun süreci. Bizim en zayıf olduğumuz konuda zaten süreç planlaması. Kentsel planlamayı ya da kentsel planlamanın öğesi mimari planlama mimardan üç ayda istenmekte, devamında dört yılda inşa edilememekte. Özellikle kamu projelerinde süreç böyle. Sonuçta araştırma, birikim ve tasarım için yeterli zaman olmadıktan sonra mekansal kalite, özgünlük ve devamlılık oluşmuyor. Mimara ve mimarlık örgütlerine düşen en büyük sorumluluk kentsel dönüşümün süreç planlaması ve bu süreç planlaması içerisindeki sosyal değişimlerle ilgili donelerin ve öngörülerin doğru olarak verilmesi. Finansman modellerinin ortaya çıkmadığı ve doğru kurgulanmadığı her türlü kentsel dönüşüm projesi ise yarım kalmakta ve kentin içerisinde daha büyük problemlere yol açmaktadır. Dolayısıyla birinci süreç planlama, ikincisi finansman modelini çözüp ondan sonra bunun kent içindeki sosyal, mimari, estetik ve işlevsel kurgusunu yapmak. Bu bir takım işidir. Mimarlar ve mimarlık örgütleri bunun bir takım işi olduğunun farkına varmalıdır ve takım anlayışında ele aldığımızda daha başarılı sonuçlar elde edeceğimizi düşünmekteyim.

Proje sürecinde tasarımın yeri nedir? Sizce tasarımcı mimar kime denir?

Proje süreci analiz, tasarım, koordinasyon, denetim gibi farklı aşamaları içerir. Mimari projelerde en önemli süreç tasarım sürecidir. Fikirlerin olgunlaştığı ve fiziki şekli aldığı bu süreçte ağırlıklı olarak yer alan mimarlar da tasarımcı mimarlardır. Mimarlık eğitimi sanattan – mühendisliğe, ekonomiden – jeolojiye birçok kavramın eğitimini vermektedir. Mimarlık eğitimi alanların mimarlığın dışındaki branşlarda da başarılı olmasının altında bu çok yönlü eğitim yatmakdır. Ünlü mimar F.L.Wright de mimarın tanımını “Master of Know-how” yani Tekniğin Ustası olarak tanımlamıştır. Proje tasarımın bir ürünüdür, tasarım olmadan bir proje oluşmamaktadır.

Türkiye´de tasarımlarıyla öne çıkan (ekol) bazı ofisler var… Birçok öğrenci bu ofislerde pratik meslek hayatına adım atıyor.. Bu durum, akademik yetersizlikten mi; akademisyenlerin Türkiye´de yapı üretmekten uzak durmalarından mı (bırakılmaları) kaynaklanıyor? Sizce bu ofisleri bu kadar yaratıcı kılan ve öne çıkaran ne?

Bazı mimarlık ofislerinin belirgin rol oynadığını kabul ediyorum ama ekol demek yanlış olabilir; ekol fransızca okul anlamına geliyor, belli bir anlayışın devamlılığını işaret eden bir anlayış. Bence mimarlıkta ekol devri 90´larda bitti.

Birçok öğrenci keşke tasarımlarıyla öne çıkan ofislerde yer alabilse. Birçok öğrenci ne yapacağını bilmediği için akademik çalışmalar ve yüksek lisansla vakit kaybettiğini düşünenlerdenim. Halbuki birçok mimarlık öğrencisi okul sonrası pratik olarak meslek hayatına atılıp orada elde ettiği deneyimleri gerektiği takdirde akademik olarak ele alıp daha bilinçli bir akademik çalışma yapsa hem kendisine hem de çevrsine daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Akademisyenlerin Türkiye´de yapı üretmekten uzak durmaları çok ayrı bir konu. Akademisyenlerin aynı zamanda da pratisyen olmaları gerekliliği olup olmadığı tartışılması gereken bir konu. Her iki halde de, pratik hayatta ürün veren mimarın akademik hayatta da başarılı olacağını düşünüyorum. Akademisyenlerin hukuki altyapıdan ya da YÖK´ün uygulamalarından kaynaklanan sebeplerle ikisini bir arada yürütemediklerini düşünüyorum. Bir ofisi yaratıcı kılan etken sadece mimarların yaratıcılığı değil; o yaratıcılığa inanan işveren ve onu gerçekleştirme kabiliyetine sahip inşaat organizasyonudur. İstediğiniz kadar yaratıcı olun bu konuda size destek vermeyen işverenle çalışıyorsanız ya da bu konuda yeterince deneyimli bir inşaat grubuyla çalışmıyorsanız, sonuçta mimarlıkta başarı bitmiş ürünün üzerinden elde edildiği için tam bir başarıdan söz etmek doğru olmaz.

Türkiye´de mimarlar, malzeme seçimi, teknolojiden yararlanma, yapılarda enerjiyi verimli kullanma ve inovatif yaklaşım gibi konularda hangi düzeyde?

Son dönemde internet o kadar gelişti ki nerede olursanız olun artık her türlü teknoloji, malzeme ve bilgi insan için mevcut. Türkiye´deki mimarların bunu

diğer ülkelerdeki kadar iyi araştırdığını düşünüyorum ama uygulamacıların kemikleşmiş alışkanlıkları yüzünden yenilikçi ve yaratıcı fikirlerle bina üretmede ciddi sıkıntılar yaşandığı aşikardır.

Yatırımcının proje sürecindeki rolü nedir? Mimar – yatırımcı ilişkisini yurt dışı ile karşılaştırarak değerlendirebilir misiniz?

Yatırımcının proje sürecindeki rolü kendi iş planına ve fiziblitesine göre en doğru projeyi elde etmektir. Mimar bu konuda yatırımcıya en büyük desteği veren ekip başıdır. Mimar yatırımcı ilişkisi yurt dışı ve yurt içi ile karşılaştırdığınız zaman dünyanın her yerinde mimar yatırımcı ilişkisi aynıdır: işveren ve işi yapan. Değişen nokta şu, yatırımcının profili. Yurt dışındaki yatırımcı daha çok kurumsallaşmış yatırımcı; dolayısıyla daha çok profesyonel destek, müşavirlik ve danışmanlık hizmetleriyle gerekli araştırmalardan sonra kararlarını veriyor. Türkiye´deki yatırımcı profili ise genelde kişilerden ve aile firmalarında oluştuğu için burada kişisel kararların araştırmanın ve müşavirliğin önüne geçtiği ağırlıklı olarak gözlemlenmektedir.

Türkiye´de ekolojik yapılar ve akıllı binalar konusunda hangi noktadayız? Talep artışı ve beklenti sizce yeterli mi? Son kullanıcı ve yatırımcı bu tip yapılara nasıl yaklaşıyor?

Ekoloji ile akıllı bina iki ayrı konu. Ekolojik olmak için akıllı ya da teknolojik olmak gerekmiyor. Ekolojik olmak sürdürülebilirliği ve enerji verimliliği olan binalar tasarlamak ve çevreye duyarlı malzeme seçimi gerektiriyor. Akıllı bina ise sadece binanın otomasyon sistemi ile ilişkili. Binanın otomasyon sistemini kurmak ayrı bir konu, işletmek ayrı bir konu. Örnek vermek gerkirse benim şu anda oturduğum bir binada bütün akıllı bina sistemi, kartlı girişler, anons sitemleri vb. kurulu fakat işletilememekte, teknolojiler atıl olarak durmakta. Teknolojiyi belirleyen onun işletmecisi ve kullanıcısı. Kimin için bu teknolojiyi getirdiğiniz de planlamanın alt girdilerinden birisi. Eğer bunu yanlış seçerseniz atıl kalan teknolojiye yatırım yapmış olursunuz.

Son kullanıcı ve yatırımcı bu tür binalara daha fazla ilgi göstermekte bunun sebebi, işletme maliyetlerinde yaratacağı ekonomik faktörün getirdiği rekabet avantajı. Örnek vermek gerekirse bir alışveriş merkezinde enerji tasarruflu ve ekolojik sistemlerle işletme maliyetini metrekare başına 6 eurodan 4 euroya çekebiliyorsanız rakipleriniz arasında farklılık yaratmış oluyorsunuz.

Geleceğin mimarisi hakkında futurist bir yaklaşımınız var mı? Sizce gelecekte bizi nasıl bir yapılaşma bekliyor?

Gelecekte mimarlığın teknolojinin de yardımıyla yaratıcılığı mümkün kılan her türlü yenilik ile farklılaşmaya gideceğini düşünüyorum. Daha önce tasarımı ve yapımı zor olan her türlü form artık yapılabilir hale geldi. Benim eleştirdiğim konu, mimarlık yapıları mimarlık yapıları olmaktan çıkıp sanatsal objelere dönüşmeye başladılar. Bunun da geçici bir heves olduğunu düşünüyorum. Dünyada devamlı olarak birbirini takip eden iki türlü akım bulunmaktadır. Birisi fonksiyonel tasarım ve sade formlar ile rasyonalizm, diğeri daha çok süslemenin yer aldığı akım. Bugün için çok hareketli dinamik formlar kullanılırken 10 sene sonra tekrardan en yalın ve saf formlarda mimari yaklaşımların gözlenebileceğini düşünmekteyim. Mühim olan mimari yaklaşımdan çok zamanının ötesinde bir şey tasarlayabilmektir. Bazı yapılar vardır ki yüzlerce yıl önce yapılmasına rağmen içine girdiğinizde ya da kullandığınızda size bugünkü örneklerinden bile daha fazla imkan ve duygu sağlar. Öncüoğlu Mimarlık olarak amacımız, zamana karşı eskimeyen ve her hangi bir akımın peşinden koşmaktansa kendi çevresinin, bulunduğu lokasyonun, kültürel ve sosyal değerlerinin öne çıktığı bina ve çevresini tasarlamaktır.

Öncüoğlu Mimarlık´ın son dönem çalışmalarından bahseder misiniz?

Öncüoğlu Mimarlık´ın son dönem çalışmaları özellikle karma kullanım projeleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Konut ve alışveriş merkezi ya da iş merkezi ve konut projelerini ağırlıklı olarak tasarlamaktayız. Daha çok kentsel tasarım ile ilişkilendirilebilecek büyük ölçekli ve uzun vadeli projeler yapmaktayız. Örnek vermek gerekirse Almatı´da tasarladığımız ofis, alışveriş merkezi ve kentsel açık alanlardan oluşan Dostyk Plaza Karma Kullanım projesi, İzmir Mavişehir´de tasarladığımız Park Yaşam Mavişehir projesi, Bakü´de tasarladığımız alışveriş fonksiyonları ile kentsel açık alanların entegre edildiği Avrositi Mall projesi.

Farklı konularda da projeler üretmekten ve devamlı yeni tecrübelerden haz almaktayız. Örnek olarak davetli yarışma projesi olarak tasarladığımız Eczacıbaşı Ar-Ge Merkezi projesi farklı tasarım yaklaşımı ile yakın zamanda Cityscape Dubai´de Teşvik Ödülü aldı.