Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“2010’da pazar payımızı büyütmeyi hedefliyoruz”

Çuhadaroğlu Genel Müdürü Kenan Aracı, 2009 yılında krizin etkilerini minimize etmeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini ancak kaliteden taviz vermediklerini anlatıyor. Aracı, 2010 yılında pastadaki paylarını büyütmeyi hedeflediklerinin altını çiziyor.

TÜİK’in son rakamlarına göre inşaat sektöründe yüzde 19.9’luk bir daralma söz konusu. 2008´in ilk çeyreğinden itibaren Amerika’da başlayan Mortgage krizi tüm sektörleri ve paydaşlarını etkiledi. Siz 2009’u nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kenan Aracı: İnşaat sektörü Türkiye açısından hem istihdam sağlayan hem de diğer sektörleri tetikleyen ana sektör olması sebebiyle çok önemli. Bu açıdan büyüme oranları çok önemli. 2008´in son çeyreğine ve 2009´a bakarsak krizin ne denli hissedildiğini görebiliriz. Özellikle bizim de çok aktif olduğumuz Türki Cumhuriyetler’de ve Rusya´da… Orada yaşanan aksamalar sonrasında biz, böyle bir krizin patlayacağını tahmin ettik. Bu nedenle de krizin etkisini minimize etmenin yollarına gittik. Şöyle bir öngörüde bulunduk; mevcut inşaatlarda durmalar olacaktır ama devam edenler de olacaktır. İnşaat sektörü lokomotif sektör ve inşaat yapım süreleri uzasa da bunun yansımaları bir anda olmuyor. Duruyor dediğiniz anda da en azından belli bir süre devam ediyor. 2009’da buna göre bir bütçe hazırlayalım; iş ve müşteri seçelim dedik. Çünkü, sizin orada dikkat etmeniz gereken en önemli unusur karlılığınız ya da cironuzun düşmesi değildir; sağlıklı büyümenin temelinde yatan önemli unsurlardan biri nakit akışıdır. Yüzde 20´lik daralma bu nedenle doğrudur ve hatta daha da yüksek olduğu tahmin ediliyor. Her ne kadar 2-3 ay içerisinde bir toparlanma yaşanacağı ön görülese de bu duraklama 2010 yılında da devam edecektir.

2010 yılında da devam ettiğini ön gördüğünüz duraklamaya ilişkin olarak siz ne gibi tedbirler alacaksınız?

Bizim inşaat sektörünün durma noktasına geldiği bölgelerdeki düşüşe paralel olarak aynı oranda olmasa da satışlarımızda bir artış sağlandı. Çünkü kaliteden ödün vermeden daha uygun fiyatlı ürünlere yöneldik. Alt segmentelere hitap eden ürünler üzerinde özellikle son 4-5 yıldan beri çalışıyorduk; krizle beraber bu çalışlamarımızı da hızlandırdık. O ürünleri piyasaya sunma yoluyla düşüşü minimize etmeye çalıştık. Bizim en büyük sıkıntımız şu; rakiplerimiz hep Avrupalı firmalar. Türkiye´deki firmalar arasında ürünlerini test edip sertifikalandıran çok fazla firma yok.

Bu durum kalite ve standartla ilgili olarak sorunlara yol açmıyor mu?

Pazarın tamamını alalım diye bir düşüncemiz yok. İşimizi belli standartlara göre yapmanın peşindeyiz. Diyoruz ki; doğru ürünü doğru yerde kullanalım. Ama maalesef burada da sıkıntı çıkıyor. Bizim belli değerlere göre hazırladığımız bir ürünü kullanıcı alıyor, çok daha zor ve kullanılmaması gereken bir yerde sadece daha ucuza satmak için kullanıyor.

İşte bu noktada projelerinin çözümünde teknik destek sağlayan mimar arkadaşilarımız devreye giriyor. Bu da maliyetlerimizi artırıyor; siz sadece malı satmakla kalmıyorsunuz, aynı zamanda yapılan binanın kontrolünü de yapıyorsunuz. Çünkü yanlış kullanımlar ismimize de zarar veriyor.

Son yıllarda tasarım, öğretim ve uygulamayı beraber yürüttüğünüzü görüyoruz. Dünyanın ilk entegre tesisini kurma hedefiniz var. Bunlarla birlikte biraz Çuhadaroğlu´nun çalışamaları hakkında bilgi verir misiniz?

Alüminyumun dünyada yüz yıllık bir geçmişi var. Ama Türkiye alüminyumla biraz daha geç tanıştı. Alüminyum Amerika´da 1950´ler sonrasında cephelerde uygulanmaya başlıyor. Yeni bir malzeme olduğu için demirin sağlamlığına ve demirin üçte bir hafifliğine sahip ancak geri dönüşümlü bir malzeme olması gelecekte önünün açık olduğunu gösteriyor. Bizim de böyle bir entegre tesisimiz var, bir sene içinde bitecek. Türkiye´de geri dönüşümle elde edilen ihtiyacımız olan alüminyum hammaddeden bir binada uygulanmasına kadar hizmet veren bu bakış açısına sahip bir firma yok. Bizim hedefimiz bunu gerçekleştiren ilk firma olmaktır.

İnşaat sektörü içinde alüminyumun yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? PVC’nin pazara girmesiyle alüminyum sektörü biraz etkilendi. Sizin özellikle alüminyum cephe ve kaplama sitemlerine dönük çözümleriniz var. Alüminyuma dönük yeni ürünler ortaya koyacak mısınız?

Çok hızlı bir değişim yaşanıyor dünyada. Buna paralel tüketicilerin veya o işle ilgili karar vericilerin ihtiyaçları da değişiyor. Biz ihtiyaç nedir bakıyoruz ve ona göre hareket ediyoruz. Artık bazı sistemlerin daha dinamik, daha işlevsel, daha estetik ama enerji tüketimini minimize edecek şekilde devreye sokulması ama bunların bir taraftan da ekonomik olması gerekiyor. Tabi alüminyum PVC´nin bu çıkışını durdurmaya başladı ama bir anda yerini alıp tamamen geçmesi kişi başına düşen milli gelirle alakalı bir durum. PVC´nin hızlı büyümesindeki önemli etkenlerden biri 1980 sonrasında uygulayıcı firmaların alüminyumu yeteri kadar tanıyamamasından dolayı bir takım kötü uygulamalar yapmasıdır. Statik açıdan bazı değerlerin yakalanması lazım. Isı yalıtımı sağlayan malzemeler ile beraber kombine edilerek uygulanması lazım ki ısı değerlerini korusun veya yoğuşma yapmasın. Yanlış uygulamalar ve yanlış ürün seçiminden kaynaklanıyor. 1990 sonrasındaki süreçte özellikle bizim gibi firmalar Ar-Ge veya bununla ilgili olarak yapılan çalışmaları hızlandırmaya ve ihtiyacı karşılayacak ürünleri sunmaya başladı. Ama tabi bunlar bir anda talep görmüyor. Çünkü alüminyum PVC ile karşılaştırıldığı zaman çok daha pahalıydı. Şu anda bu fark yavaş yavaş kapanmaya başladı. Konut projelerinde eskiden PVC tercih edilirken şu anda birçok projede alüminyum uygulanıyor. Çünkü PVC´nin ilk yatırım maliyeti ucuz da olsa 3-4 yıl sonra deformasyon başlıyor, bakım masrafları artıyor ve kullanıcının ürünü değiştirmesi gerekebiliyor. İnşaat sektöründe ürünlerin ilk yatırım maliyetine bakılmaması gerekiyor. Çünkü Türkiye’deki enerji kaybının yaklaşık 3´te birini pencere ve doğrama diye tabir ettiğimiz cephelerden olduğu biliniyor. Bu da yıllık enerji kaybının yaklaşık 7 milyar dolar civarında olduğunu gösteriyor. Biz mesela alüminyum yangın kapıları da üretiyoruz. Artık Avrupa´da birçok binaya bu tip yangın kapısı olmadığı için ruhsat verilmiyor. Bu nedenle devletin de yapıları kontrol etmesi gerekiyor. Siz sistemi boş bıraktığınız zaman o sistemde kullanılması gereken doğru ürünün yerine ucuz ve ihtiyaç karşılamayan malzeme koymak suretiyle daha fazla kazanmak isteyen kişiler olacaktır.

İnşaat sektöründe alüminyumun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Kullanım oranları artacak mı?

Biz her eve alüminyum girecek derken PVC´yi hedef olarak görmedik ama kullanacağınız doğramanın da hem kaliteli hem de ekonomik olmasını kastettik; İzopen gibi. Gerekleri yerine getiren ürünlerin ortaya çıkması her eve alüminyum girmesini artıracak veya tüketici daha da bilinçlenecek. Burada çok daha az bir enerjiyle veya çevreye çok daha az zarar vererek o malzemeyi tekrar birincil malzeme olarak kullnabiliyorsunuz; çünkü geri dönüşümlü… Bu avantajların çok daha iyi anlatılmasıyla birlikte alüminyum kullanım artışına paralel pazarı büyütme çabasındayız çünkü, alüminyum kullanımı doğru ürün ve uygulamalar ile artarsa tüm sektör temsilcileri bundan fayda sağlayacaklardır. Böylece özellikle inşaat sektöründe artış devam edecektir.

Son olarak 2010 yılına yönelik yurt içi ve yurt dışı projelerinizden bahseder msiniz?

2010´da da düşündüğümüz prestijli işler var. Yurtiçi ve yurtdışındaki farklı birçok bölegelere tekliflerimiz var. Bayilermizin, uyguladıkları birçok proje var. Ankara’da TOBB Üniversitesi´nin ikinci etabı bizim sistemlerimizle uygulanıyor ki çok büyük bir proje. Ilk etabı yabancı bir sistemle yapıldı. Ikinci etabında biz tercih edildik. Bu da bize ayrıca bir gurur vesilesi oldu. Danışmanlara veya mimarlara kalitemizi ıspat ettik. Çok farklı bir proje olan Eksen İnşaat tarafından Kıbrıs’da Bafra Turizim Bölgesi’nde yapımı devam eden 5 yıldızlı Nuh’un Gemisi Projesi’nin alüminyum kapı, pencere ve cephe sistemleri tercihi yine Çuhadaroğlu oldu. 2010 yılında tamamlanması planlanan otel Ağrı Dağı eteklerine yerleştiğine inanılan üzüm bağları ile donatılmış köyü canlandırcak şekilde tasarlanmış. Böyle farklı ve zor projelerin tercihi olmamız bizi çok motive ediyor. Onun dışında konut sektöründe farklı ve güzel projeler üreten firmalarla çalışıyoruz. Çok farklı birkaç projeyle ilgili detay çalışmaları yapıyoruz. 2010 yılında azalan projelere ve daralan piyasaya rağmen pastadaki payımızı büyütmeyi hedefliyoruz.