Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Eston Yapı Genel Müdürü KAAN YÜCEL: “Konut alımı için en uygun dönemdeyiz”

2010 yılının 2009´dan daha iyi olacağını dile getiren Eston Yapı AŞ Genel Müdürü Kaan Yücel´e göre bütün kriterler yanyana geldiğinde 2010 yılı konut alımı için en uygun dönem. Yücel bu yüzden konut projelerine yoğunlaştıklarını dile getiriyor. Kaan Yücel´in devletten bir beklentisi de TOKİ´ye ilişkin; “TOKİ ile birlikte bir arsaya talip olduğunuzda hiçbir şansınız kalmayabiliyor. Buna bir düzenleme getirilmesi lazım. Devlet her şeyden elini ayağını çeksin demiyoruz, sosyal konut mutlaka olsun. Bunu müteahhitlere yaptırabilir, inşaat şirketlerine yaptırabilir. TOKİ tamamen arsa üreten ve bu arsa üzerinde proje üreten bir kurum haline dönüşebilir” diyor. Yücel ile Eston´un yeni projelerini, inşaat sektörünü, devletten beklentilerini, yurt dışı müteahhitlik sektörünü, önümüzdeki süreçte yapacakları çalışmaları vb. konuları konuştuk.

2009´da küresel ekonomik krizin etkisiyle inşaat sektöründe bir daralma gözlendi. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kaan Yücel: 2009 yılı çok iyi bir yıl olarak geçmedi. Bunu tüm istatistiklerden, kendi satışlarımızdan ve çalışmalarımızdan da görüyoruz. İnşaat sektörü Türkiye´nin aynası konumundadır ve lokomotif sektörlerinden biridir. 2-3 tane böyle lokomotif sektör var. Bunlar hem büyümeyi getiriyorlar, aynı şekilde tersi bir durum söz konusu olduğunda da küçülmenin başlıca aktörü oluyorlar. İnşaat sektörü de bu sektörlerden bir tanesi. Bunu sadece konut olarak düşünmemek gerek. 2006 ve 2007 yılında ticari inşaatları da düşündüğümüzde; yani alışveriş merkezleri, ofisler ve hastaneleri düşündüğümüzde sektör, bütün dünyadaki diğer sektörlerle birlikte çok hızlı bir yükseliş içerisine girmişti. Arkasından 2007´nin ortalarında başlayan krizle birlikte bu durum bir süre durgunluğa ve arkasından da yerini küçülmeye bıraktı. Bu açıdan baktığımızda inşaat sektörünün şöyle bir özelliği vardır; inşaat sektörü diğer sektörlerden daha geç refleks verir. Daha geç durur ve daha geç hareket etmeye başlar. Bunu daha önceki krizlerde de sürekli olarak yaşadık. Dolayısıyla inşaat sektörünün 2007´deki etkiyle birlikte durması, 2008 yıllarını buldu. 2008 yılında hem satış bazında hem ticari inşaat bazında baktığımızda, sektör iyice küçülmeye başladı. 2009´da bu küçülmeyi en üst düzeyde hissettik. Yüzde 20´lik küçülmeler de bunun sonucu olarak ortaya çıktı. Son çeyrekte hafif bir kıpırdanma bekliyorduk; çünkü sektörü ekonominin geri kalanından ayırmaya imkân yok; bunun çok önemli bir parçası. Ekonomideki iyileşme öngörüsüyle birlikte bizim sektörümüzde de hafif kıpırtılar görmeye başladık. Örneğin konut sektöründe gelen giden sayılarında ciddi artışlar görülmeye başladı. Eylül ayından itibaren satışlarımızda belirgin artışlar oldu.

Konut kredisi faizlerinin düşmesi size yansıdı mı? 2010´da inşaat sektörünü neler bekliyor?

Mutlaka yansıyor tabi. Bir de konut almanın en uygun zamanlarındayız aslında. Bunun mutlaka çok büyük etkisi oluyor. Ama krediyi tek başına satışa geçmenin ana unsuru olarak görmek biraz zor. Çünkü kredi aldığınızda borçlanıyorsunuz, borçlandığınız zaman işinizi devam ettirip ettirmeme korkusu başlıyor. Bunlar hep önünüzde kritik birer unsur olarak duruyor. Dolayısıyla genel ekonominin iyiye gitmesi -bütün dünyada ve Türkiye´de- inşaat sektörünü harekete geçirecek olan esas unsurdur. Bunlara da baktığımızda 2010 yılının 2009 yılından daha iyi bir yıl olacağını düşünüyoruz. Bu belki 2005-2006 yıllarındaki gibi büyük bir patlama şeklinde olmayacaktır ama iki senelik durgunluğu düşündüğümüzde 2010 yılının nispeten iyi bir yıl olarak geçeceğini düşünüyoruz ve ciddi beklentilerimiz var. Dediğim gibi konut almanın en uygun zamanı aslında, biz herkese bunu anlatmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki senelerde faizlerin artması ve enflasyonla birlikte, konut kredilerinde yukarı doğru bir hareket olacaktır. Bu kaçınılmaz bir son gibi görünüyor. Arkasından enflasyonla birlikte, en azından enflasyon oranı kadar fiyatlarda yukarı doğru bir çıkış olacaktır. Bütün bu kriterleri yan yana koyduğumuzda şu anda ve 2010 yılında da konut almanın en uygun dönemleri. Bizim de çoğunluk olarak şu anda konut projelerimiz var. Dolayısıyla bunlar bizim için önemli kriterler.

Sektörde pek çok oyuncu var ve yeni projeler ortaya çıkıyor. Sosyal olanakların daha fazla olduğu kapalı siteler öne çıkıyor. Eston Yapı sektörün bu anlamda neresinde duruyor?

Eston 45 yıldır inşaat sektöründe. Bugün baktığımızda birçok yeni kurulmuş inşaat şirketi var ve farklı farklı projeler yapıyorlar. Bizim kadar uzun süredir inşaat sektöründe olan bir şirket sanıyorum bir elin parmaklarını geçmez. Bu süre içerisinde Eston, beton direk yaparak başladı. Prefabrik olarak beton direkler imal etti. Arkasından bir takım taahhüt işleri yapmaya başladı, Siyami Ersek Hastanesi, Sabah Matbaa Tesisleri gibi birçok farklı alanlarda inşaat yapmaya devam etti ve bunun hemen sonrasında ise arazi geliştirme işlerine girip öncelikle konut müteahhitliği yaptı. Emlak Bankası´na ve özel şirketlere özel projeler üretildi. Bu projelerin çoğu da özel yaşam alanları üreten projeler oldu şimdiye kadar.

Eston’un ilk projesi Kozyatağı´nda Çamlı Evler Projesi. Orası ile başlandı ve arkasından da Bahçeşehir´deki Ardıçlı Evler projesi tamamlandı. Bir yaşam alanını üretmek ve kendine has bir konsepti olan projeler yapılmaya başlandı. Temel olarak daha küçük metrekarelerde, ufak bahçeli, ikiz, müstakil evler yapmak ve her keseye, her kesime uygun evler üretmek amaçlandı. Sonrasında Ardıçlıevler ve Ardıçlı Göl Evleri projeleri gerçekleştirildi. Eston buralarda da çok başarılı olunca bu “bahçeli ev” konsepti halen devam etmekte olan büyük çaplı Eston Deniz ve Eston Şehir projelerine yansıtıldı. Eston´un kendine has bir çizgisi var. Fiyat aralığı olarak, projenin metrekaresi olarak baktığımızda her keseye uygun farklı büyüklüklerde evler üretiyoruz ama ana bazda 150-200 metrekare arasında bahçeli evler bizim konseptimiz. İnsanlara özellikle şehir dışına çıktıklarında, apartmanlarda değil de bahçeye yakın yaşam alanları sunan, kendi sosyal alanları olan projeler ve siteler üretiyoruz.

Proje lokasyonunu belirlerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Ardıçlıevler projesiyle birlikte Eston´un Bahçeşehir bölgesinde bir bilinirliği oluştu ve proje son derece başarılı bir şekilde tamamlanınca da projelere bu çevrede devam edildi. Bir şekilde doğal olarak bu bölge içinde kaldık. Eston Deniz ve Eston Şehir projelerinde toplam 7 bin konut var. Her iki proje de başlı başına birer şehir. Eston olarak Anadolu Yakası´nda da bir iki proje yapıldı. Ama genel olarak Bahçeşehir civarında olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu bölgede son derece tanınıyoruz. Bizden ev alanların büyük kısmı da daha önce bizden ev almış olan müşterilerimiz. Müşterilerimizin çoğunluğu bize referansla geliyor. Dolayısıyla bizim bu bölgede çok güçlü bir ismimiz var. Önümüzdeki dönemde bu bilinirliği ve gücümüzü daha da arttırmak ana hedeflerimizden bir tanesi. Özellikle Anadolu Yakası´nda bir takım yeni projeler üretmek istiyoruz. Eston aslında Türkiye genelinde çok işler yapmış bir kurum. Eston Villa projemiz bunlardan bir tanesi. Bu projeyle birlikte isteyene istediği yerde 90 günde ev yapmak gibi bir hedefimiz vardı. Bu şekilde Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde yaklaşık 100 – 150 tane ev yaptık. Şu anki site anlayışımızı oralarda da yerleştirelim diye çok arsa baktık, çalıştık ama o dönemde kendimize uygun yerler bulamadık. Ama mutlaka belli başlı birkaç şehirde; ki bunlar Bursa, İzmir, Antalya olabilir; bir takım yeni projeler geliştirmek istiyoruz.

Çalışmalarınız konut üzerine mi yoğunlaşacak yoksa alt yapı veya uzmanlık gerektiren mühendislik alanlarına dönük çalışmalarınız olacak mı?

Bizim çıkış noktamız zaten taahhüt aslında. Eston´un özünde taahhüt var; fakat şu son dönemde özellikle arazi geliştirme işlerinde ve konuttaki patlama tabii bizleri de bu konularda ihtisaslaşmaya ve bu konularda çalışmaya yöneltti. Fakat hep ileriyi de düşünmek lazım. Dolayısıyla yumurtaları aynı sepete koymamak lazım, mutlaka taahhüt işi eklemek lazım. Bizim taahhüt işini çok iyi bilen ve profesyonel bir şekilde yapan ciddi bir kadromuz var. Ankara´da Eryaman projesini gerçekleştirdik. Burada 1500 adet konut yaptık. Daha da eskide pek çok farklı kuruluşlara da yaptığımız konut projeleri var. Önümüzdeki dönemde de yeni taahhüt işleri yapmak her zaman hedeflerimiz içindedir. Özellikle tünel kalıpla inşaat konusunda bizim ciddi bir tecrübemiz var. Elimizde ciddi sayıda vinç var, ciddi sayıda tünel kalıbımız var. Tünel kalıp pahalı bir yatırımdır. Dolayısıyla bunları kullanabileceğimiz bir takım projelerde taahhüt işleri yapmak istiyoruz.

Kamusal ihalelerde pek çok inşaat firmasının ortaklık yaptığını görüyoruz. Siz ortaklıklara açık mısınız?

Tabi alt yapı işleri uzmanlık isteyen işler. Sonuçta inşaat işi bir organizasyon, bir bilgi birikimi meselesi. Ama alt yapı işlerinde biraz daha beklemeyi ve söz konusu işlere ileriki zamanlarda girmeyi istiyoruz. Konut olabilir, arazi geliştirme olabilir veya konut müteahhitliği şeklindeki işlerde tabi ki ortaklıklar yapabiliriz. Farklı yapılarda inşaatlar yapabiliriz. Biz Eston Deniz’i 1,5 milyon metrekare arazi üzerine yapıyoruz; proje 4500 konuttan oluşuyor. Ben özellikle şuna çok inanıyorum; bizim kadar büyük projeler yapan, büyük yaşam alanları inşa eden şirketlerin çok daha modern ve uluslararası bir takım organizasyonlar kurması lazım. Bunlar yabancı ortaklıklar olabilir, yabancı finansman kaynakları olabilir. Bir takım uluslararası bağlantılarla bu işleri yapmak çok daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Dolayısıyla buralarda bir takım ortaklıklara açığız. İleride Eston ile ilgili böyle haberler de okuyacaksınız büyük ihtimalle. Yabancıların son dönemlerde hem Türkiye´ye hem de Türkiye´deki gayrimenkul sektörüne ilgisi ciddi anlamda artmaya başladı. Biz de ISO belgeli bir firma olarak, elinde ciddi iş imkanları olan bir firma olarak bu tür ortaklıklar için çok uygun bir kurumuz. Bunu da elbette değerlendirmek istiyoruz.

Yurt dışı projelerine nasıl bakıyorsunuz? Orada nerede durmak istiyorsunuz?

Geçmişte biz yurt dışında birkaç tane proje yaptık. Özellikle çok eski bir Libya ve 90´lı yıllarda da bir Rusya tecrübemiz var. Dolayısıyla bu şirket yurt dışında iş yapma konusunda tecrübeli bir şirket. Önümüzdeki dönemde baktığımızda gidecek yer belli aslında. Şu anda Rusya ve Uzak Doğu´da bir duraklama dönemi yaşanıyor, özellikle Dubai ´de. Yeni heyecanlar da var; Libya gibi, Kuzey Afrika gibi yeni alanlar var.

Libya´nın taahhüt işleri ve müteahhitlik anlamında öne çıktığı görülüyor…

Doğal kaynakları var ve bu doğal kaynakları bu tarz işlerde kullanıyorlar. Az gelişmiş ülkeler. Bu işler bir pazar meselesi biliyorsunuz. Dubai´de yaşayan kişi sayısına baktığınızda orada yapılanlarda bir tuhaflık olduğunu görüyorduk zaten. Ama ortada da ciddi bir kaynak vardı ve bu kaynağının bir yerlere gitmesi gerekiyordu. Dubai bir sıkıntı çekti ama sonuçta yine de doğal rezervleri sayesinde bu sıkıntıları aştı. Ama yeni bir takım pazarlar da lazım. Şu anda da Libya, Fas, Cezayir yatırımcılara bu imkanları sunuyor. Yatırım olarak baktığınızda dünyada hala ciddi bir para var. Devletler de para basmaya devam ediyorlar ve önümüzdeki dönemde de bu yardımlara devam edecekler gibi görünüyor. Bu paranın da bir yerlere kanalize olması lazım. Çünkü ne faizde bir getiri var ne de başka finansal araçlarda çok fazla bir getiri var. Bu iş için kurulmuş fonlar da bir yerde bu kaynakları kullanmak durumundalar. Şu anda da Libya ve Kuzey Afrika hareketli. Biz de ilgi duyuyoruz tabii ama bu çok uzun soluklu bir durum. Oralarda bir ofis bulunduracaksınız, yerel unsurları öğreneceksiniz ve belki bir dönem müteahhitlik yapacaksınız ve arkasından da orada kalıcı yatırımlara gireceksiniz.

Salt konut alanında mı bir iddianız var yoksa AVM, endüstriyel tesis, otel, vb yapılara dönük de bir çalışmanız var mı?

Var, çünkü bizim projelerimiz büyük projeler ve bu projelerimizin içinde de ciddi ticaret alanlarımız var. Özellikle Eston Deniz projemizin içinde bir marina var. Ticaret alanlarımız var. Biz şimdi buralarda özellikle bunların kiralanması, yapımı, bunlara finansman, yatırımcı bulunması konusunda kendi projelerimizin içerisinde önümüzdeki dönemde biraz tecrübe kazanacağımızı düşünüyoruz. Daha sonra da bu tecrübemizi mutlaka yeni projelerde özellikle şehir içerisinde kullanmayı düşünüyoruz.

Belli dönemlerde konuttaki arz talep ilişkisi değişkenlik gösteriyor. Önümüzdeki dönem bunun nasıl olacağını düşünüyorsunuz? Ekonominin daraldığı zamanlarda siz ne gibi bir satış politikası geliştiriyorsunuz?

GYODER´in rakamlarına göre yıllık 600 bin konut ihtiyacı var. Bu hep söyleniyor fakat bu 600 bin konutun aslında yüzde 20´si müşteri kitlesi tarafından satın alınabilendir. Alım gücüne sahip olan kişi

sayısı 100-150 bin civarında. Burada tabi ekonominin ve Türkiye´nin genel durumuna göre gelir seviyesi yükseldikçe inşaat sektöründe büyüme olması kaçınılmaz. Bu nedenle zaten inşaat sektöründeki firmalar çalışmalarına devam ediyorlar ve yabancıların Türkiye´ye ilgisi de devam ediyor. Çünkü burada ciddi bir konut ihtiyacı var. Hele bir de deprem kısmını düşündüğümüzde Türkiye´de konut sahipliği oranı yüzde 67 civarında, bu konuda dünyanın en önde gelen ülkelerinden bir tanesiyiz. Ama konut stoğumuza baktığımızda 30-40 sene eski şartnamelere göre yapılmış konut stoğumuz var elimizde. Bunların yenilenmesi lazım. Bu açıdan baktığımızda konut ve inşaat sektörü mutlaka en önemli sektör olarak devam edecektir.

Eston´un iki temel projesinin üstünde duralım biraz. Eston Şehir ve Eston Deniz. Bu iki proje şehre ne gibi değişiklikler katacak? Kentin algısını nasıl değiştirecek?

Bu projelerimizden Eston Şehir Bahçeşehir´de. Bahçeşehir´e baktığımızda burası şehre 40-50 kilometre mesafede bir banliyö olarak kurulmuştu aslında. Fakat şu anda neredeyse şehrin bir parçası olarak devam ediyor, ciddi de bir nüfusu var. Fakat Bahçeşehir´de bu mesafede olmasına rağmen çok yüksek katlı konutları görüyoruz. Özellikle son dönemdeki projelerin hepsi 20-30 katlı binalardan oluşuyor. Bunun mantığında bir sıkıntı görüyoruz biz. Çünkü bu mesafeyi gelen kimseler bir özelliği olduğundan, şehre bir farklılık getireceğinden bu mesafeyi gelmeli diye düşünüyoruz. Burada bizim sunduğumuz şey tamamen bahçe. Daha yere yakın, hem de fiyat olarak da bir daire fiyatına biz bahçeli ev veriyoruz. En önemli farklılığımız bu. Apartmanlarımız da var ama 4 katlı. Onlar da yere çok yakınlar. Dolayısıyla biz bu bölgedeki konut fazlasının tamamen dışında bir şey yapıyoruz ve bu açıdan da baktığımızda Eston Şehir projesine benzeyen bir proje bu civarda yok. Çünkü tamamen 150-200 metrekare arasında değişen büyüklüklerde bahçeli evlerimiz mevcut. İnsanlara diyoruz ki; siz bu kadar yolu geliyorsanız bir farklılık yaşamaya gelin. Yine sosyal alanlarınız olsun ama buradaki ana unsur bahçe olsun ve bahçede zaman geçirin, çocuklarınız çimlerin üzerinde büyüsün. Bu projede söylediğimiz şey tam olarak budur. Eston Deniz projesindeki farklılığımız ise tamamen deniz. Eston Deniz projesinin 1,5 kilometre sahili var. Bir marinası var, 500 yat kapasiteli. Birinci mendireği bitti; şu anda ikincisi yapılıyor. 4500 tane konut olacak projemizde. Ciddi bir nüfusu olan kocaman bir kasaba aslında kendi başına. Orada da İstanbul´da yaşayıp denizi görmeyen yüzlerce binlerce konut var. İstanbul´da yaşadığınız zaman deniz sizin bir parçanız olmalı. Biz bu konseptten hareket ettik ve burada sunduğumuz farklılık da bu oldu.

Marina zaten başlı başına bir olgu. Çünkü İstanbul´da ciddi bir marina sıkıntısı var. Çeşitli alternatifler üretiliyor. Ve burada ne kadar çok büyürse, ne kadar çok marina yapılırsa denizcilik ve denizde yaşam aynı şekilde büyüyecek. Önemli bir pazar haline gelecek. Öyle de olması lazım; bu ülkenin 3 tarafı sularla çevrili ve denizi çok az kullanıyoruz. Biz etraftaki projelerden çok farklı şeyler üretiyoruz. Bunları üretirken de krizlere çok dikkat ediyoruz çünkü bizim 45. senemiz, krizi ilk defa tecrübe etmiyoruz. Projelerimiz büyük projeler olmasına rağmen etap etap üretip, etap etap bitirme gibi bir anlayışımız var. Biz projeleri kendi içerisinde sitelere, ayrı bölümlere ve onları da kendi içerisinde etaplara bölüyoruz. Ve bu etapları da yaparak 10-20-30´lu gruplar halinde yapıyoruz. Tekrar onu çevirip hemen orada oturanlara yaşam sunabiliyoruz. Biz yukarıda bir sonraki etabın çalışmasına devam edebiliyoruz. Bu, böyle anlatıldığında kolay bir işmiş gibi görünüyor ama aslında bunu en başından çok ince bir şekilde profesyonelce planlamanız lazım. Projelerinizi buna göre hayata geçirmiş olmanız lazım ki bu bölümlemeyi yapabilin. Çünkü orada yaşayan insanların giriş-çıkışının kontrolü olması lazım, şantiyeyle karışmaması lazım, elektrik ve suyunun gelmiş olması lazım. Bunun için de ruhsat ve inşaat etaplamasını hep buna göre planlamış olmanız lazım. Biz bunu daha önceki projelerimizde öğrendik ve tamamen buna uygun devam ediyoruz. Krize karşı aldığımız en büyük tedbir de bu aslında.

Diğer projelerinizden bahseder misinz?

Biraz Reşitpaşa projemizden bahsedelim. Yaklaşık 812 tane konut var Reşitpaşa Evleri´nde. Bunların 100 tanesinde kendi çalışanlarımız oturuyor, diğerlerini de normal usullerde sattık. Orada birkaç tane toplu satış da yaptık. Kendi çalışanlarımıza olduğu gibi özel indirimlerle başka kampanyalar da yaptık. Tamamen bitti, teslim ettik. Sadece onun ön tarafında yeni bir etabımız daha var. Onun imar çalışmalarını yapıyoruz. Başka proje olarak önümüzdeki sene sunmayı planlıyoruz.

Tasarımda ve kullanılan malzeme açısından nelere dikkat ediyorsunuz? Örneğin bir tasarım ekibiniz var mı ya da belli ofislerle mi çalışıyorsunuz? Malzeme seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Bir tasarım ekibimiz var ve çok kuvvetli işinin ehli bir ekip. Çünkü bu işin en önemli püf noktalarından bir tanesi budur. Burada tasarımların iyi olması lazım ki siz müşterilere istedikleri şeyleri sunabilin. Fakat bu kendiliğinden oluşmuyor, sadece onların bilgi birikiminden de oluşmuyor. Eston geçtiğimiz sürede inşaat yapa yapa, sata sata, buradaki eksikleri göre göre evlerini her yeni projede biraz daha geliştirdi, biraz daha iyi bir hale getirdi. Bunu neredeyse bir Ar-Ge çalışması gibi düşünebilirsiniz. Bizim evlerimize girdiğinizde hiç kullanılmayan bir alan göremezsiniz. Burada tasarım ekibinin mutlaka çok büyük bir katkısı var ama aynı zamanda tecrübenin de büyük bir katkısı var. Bizim C tipi dediğimiz bir evimiz var; 188 metrekarelik ikiz bir evdir bu. Senelerdir bu evi yapıyoruz ama ilk yaptığımızla bugün yaptığımız arasında büyük farklar var. O evi yaparken her bir noktasında müşteriden gelen talepleri, buradaki sıkıntıları görüp, giderip bir sonraki projede daha iyisini daha kullanışlısını yapmak gibi hedeflerimiz var. Şu anda da yeni projelere çalışıyoruz. Orada da evlerimizdeki genel sorunları nasıl düzeltebiliriz, neresinde sorun var diye düşünerek ona göre proje üretiyoruz. Bu da başarımızın ana unsurların biri. Ciddi bir servisimiz var. Müşteri ilişkileri departmanımız var. Bu servis gelen her sorunu kaydediyor, gideriyor ve sonra da bunları bize raporluyor. Bu tamamen bir bilgi birikimi ve 45 yılın getirdiği bir tecrübe aslında. Malzeme de bunun bir parçası. Orada da aynı şeyleri yapıyoruz. Malzeme seçimlerini tasarım gruplarımız yapıyor, müşterinin istekleri seneden seneye ve dönemsel olarak değişiklikler gösterebiliyor. Bazı dönemler daha pahalı malzemeler talep görebiliyor bazı dönemler tam tersi olabiliyor. Malzemede gelen tüm isteklere dikkat ediyoruz. Mutlaka alternatifler, opsiyonel imalatlar yapıyoruz. Hatta şimdi yeni projelerimizde yeni bir konseptimiz de var; tamamen içerisine mimarlık hizmeti verdiğimiz evlerimiz var. Mimar arkadaşlarımız var ve siz ne istiyorsanız, aklınızdan ne geçiyorsa yapabiliyorsunuz evin içerisinde. Dönemsel farklılıklar mutlaka olabiliyor. Bir dönem büyük evler modaydı. Fakat bugüne baktığınızda küçük evler moda. 1+1, 2+1 dediğimiz konseptler ortaya çıkıyor. Bu da tabi kişilerin yatırım amaçlı kullandığı evler olarak gözüküyor. Siz de yeni bir proje üretiyorsanız genel trendleri de göz ardı etmemeniz lazım. Belki bakarsınız bu kadar küçük bahçeli evler de planlarız. Bu tamamen konsept, proje meselesi.

Eston Yapı önümüzdeki süreçte neler yapacak?

Çok ilgilendiğimiz birkaç tane konu var. Bunlarla ilgili bir takım çalışmalar da yaptık. Güneş enerjisi konusu Türkiye´de çok önemli bir konu. Güneş enerjisini sadece çatılara konulmuş ve sıcak su sağlamaya yarayan bir takım paneller halinde düşünmemek lazım. Bunun bir sonraki aşaması elektrik üreten güneş panelleri ve bunların depolandığı ve projelerde kullanıldığı sistemlerdir. Bunları Almanya´da

inceledik. Bununla ilgili Ar-Ge çalışmaları da yaptık. Şu anda belki ülkemiz için erken ve pahalı sistemler gibi görünüyor ama devletin sağlayacağı bir takım sübvansiyonlarla birlikte bunlar önümüzdeki dönemlerde çok daha fazla kullanılacaktır. Almanya bunu yapabiliyorsa bizim çok daha kolay yapabilmemiz lazım. Devletin bu işe bir kaynak ayırması gerekir. Erken gibi düşünülebilir ama şimdiden bununla ilgili çalışmaları yapmak lazım. Mutlaka kanunlar çıkarmak lazım. Biz müstakil ev tarzında yaptığımız yerlerde de buna benzer bir takım sistemleri düşündük. Ama onlar tabi kişilerin kendi yaptırdığı evler olduğu için bazen kişiler bu maliyetlere çok rahat katlanabiliyor. Proje kapsamında bunlar önümüzdeki dönemlerde çok önemli konseptler. Biz de yeni projelerimizde kullanacağız.

Müteahhitlik mesleği Türkiye´de ciddi anlamda kabuk değiştirdi. Yine de bazı kriterler eksik görülüyor. Sizce neler yapılmalı?

Müteahhitliğin mutlaka bir normu olmalı, bugün her isteyen istediği gibi doktorluk yapamıyorsa, uçak uçuramıyorsa müteahhitlik işi de bir takım normlara bağlanmalı. Bu yapılmadığı zaman sonuçlarını depremde gördük. Önümüzdeki dönem de bence görmeye devam edeceğiz. Çünkü yapı denetim sisteminin de layıkıyla çalıştığını düşünmüyorum. Orada da kat edilecek çok yol var. Sigorta sisteminin mutlaka inşaat sisteminin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendini denetleyen ve fiyatlayan bir sistem haline geldiğinde birçok şey çok daha kolay halledilebilecektir. Bugün herkes çok rahat bir inşaat şirketi kurabiliyor, inşaat yapabiliyor. Belirli belgeler aranmıyor. Halbuki inşaat şirketleriyle yatırımcılığın birbirinden ayrılması lazım. Şirketler yine yatırım yapabilirler fakat inşaat yapma konusunda bunu yapmaya ehil firmaların devrede olması gerekir. Çünkü yeni yasa değişimiyle birlikte yeniden müteahhitlik karnesi konuluyor ama biz senelerce bunun nasıl kullanıldığını gördük. Müteahhitlik karnesi olan kişi bunu satıyor, başkasına kullandırıyor. Dolayısıyla burada daha Avrupai bir sisteme gitmek, biraz bunlara kafa yormak gerekir diye düşünüyorum.

2010´a girerken sizce sektörün en büyük sorunu ne? Sektörün oyuncularının devletten beklentileri neler?

Bu dönemde en büyük sıkıntılar aslında biraz devletten kaynaklanıyor. TOKİ örneğine baktığımızda TOKİ´nin bu ülkeye pek çok yararı söz konusu ki bunu yadsıyamayız. Ama bir takım zararları da söz konusu. TOKİ´nin biraz daha farklı bir biçime bürünmesi lazım. Bu en son hem Müteahhitler Birliği´nde konuşuldu hem GYODER toplantısında konuşuldu. Burada şirketler arasında hem ihalelerle hem arsalarla ilgili bir haksız rekabet söz konusu. TOKİ ile birlikte bir arsaya talip olduğunuzda hiçbir şansınız kalmayabiliyor. Buna bir düzenleme getirilmesi lazım. Devlet her şeyden elini ayağını çeksin demiyoruz, sosyal konut mutlaka olsun. Bunu müteahhitlere yaptırabilir, inşaat şirketlerine yaptırabilir. TOKİ tamamen arsa üreten ve bu arsa üzerinde proje üreten bir kurum haline dönüşebilir. Ama bu şekilde yapıldığı zaman da herkes aynı kulvarda yarışmıyor gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu da sıkıntıları beraberinde getiriyor. Halbuki düzgün ve sağlam konutlar üretilmesi lazım, eski konutların yenilenmesi lazım. Devletten en büyük beklentilerimizden birisi kentsel dönüşümle ilgili yasanın bir an önce görüşülmesi ve bunun sonuca bağlanmasıdır. Kentsel dönüşümde de bir noktaya gelmemiz lazım. Yapılacak çok şey var ama bunların hiçbirini yapamıyorsunuz, yasa müsaade etmiyor. Yani 100 kilometre öteye proje üretmeyelim ve artık şehrin içerisinde projeler gerçekleştirelim. İnsanlara şehrin merkezinde daha kaliteli yaşam alanları sunalım. Böyle bir beklentimiz var. Konut üretiminde haksız rekabet ortadan kaldırılmalı.

ESTON ŞEHİR

Eston Şehir İstanbul Bahçeşehir’de “yaşam alanlarından sadece bir evden fazlasını” bekleyenler için tasarlanmış. Proje, şehir merkezinde doğayla iç içe yepyeni bir hayat, temiz hava, güvenlik ve ulaşım kolaylığı sunuyor. Geniş bahçeli villaları, ikiz dubleks çeşitleri ve en fazla 4 katlı apartman seçenekleri ile Eston Şehir seçkin, konforlu ve çağdaş bir yaşam sunarken çocukların da doğadan kopmadan her türlü sosyal imkanı içinde barındıran bir gelecek sağlıyor. 1. kısım satışlarının tamamlanmasıyla tercihlerini yeni nesil şehirden yana kullananlar için sıcak komşuluk ilişkileri ve aktif bir yaşam ortamı veren Eston Şehir, şimdi 3. kısım ile kapılarını yeniden açıyor. Kendi içinde bağımsız yönetime sahip güvenli sitelerden oluşan Eston Şehir, geniş bahçeleri, her ayrıntısı özenle düşünülmüş zevkli dizaynı, çağdaş şehircilik anlayışı ile gerçekleştirilmiş planlaması, TEM ve E5 otoyollarına bağlantısı, TEM Avcılar çıkışına 5 km uzaklığı ve büyük alışveriş merkezleriyle sosyal tesislere yakınlığı ile Eston´un çağdaş bir yaşama ve herşeyden önce insana duyduğu saygının en büyük göstergesi olarak gösteriliyor.

ESTON DENİZ

İstanbul Yakuplu´da 1.5 milyon metrekarelik alan üzerine 4500 bahçeli ev ve villa olarak inşa edilen Eston Deniz, size şehir merkezinde 500 yat kapasiteli marinası, plajı ve 1.5 kilometrelik sahil şeridi ile denizle bütünleşmiş, yeşillikler içinde benzersiz bir bahçeli yaşam konforu sunuyor. 2007 yılında tamamlanan Yakamoz Sitesi’nde satışlar sona erdi, Yakamoz Evleri sakinleri Eston Deniz’de yaşamın tadını çıkarmaya başlamışlar bile! Eston Deniz´in 9 farklı tipte, farklı plan, renk ve mimari konseptlerde 368 adet bahçeli evden oluşan yeni etabı Kalyon Sitesi aileniz için hedeflediğiz yaşamı elde etme şansı sunuyor! Eston Deniz´ de her bölümün yönetimi ve güvenliği, diğer bölümlerden bağımsız olarak gerçekleştiriliyor. Her anlamda güvenli bir yaşam, spor ve alışveriş olanakları, yaklaşık 500 teknelik marinası, her evin kendine ait geniş bahçesiyle doğanın tüm öğeleri ile size özel bir yaşam alanı sunan Eston Deniz, Atatürk Hava Limanı´na 17 km, Deniz Otobüsü İskelesi´ne 7 km, Taksim´e 30 km, Levent´e 32 km uzaklığıyla şehir merkezinde ama sakin, nezih ve çağdaş bir gelecek demek…

ESTON

1965 yılında prefabrike yapı elemanları üretmek ve taahhüt projelerini gerçekleştirmek için kurulan ESTON, inşaat sektöründe son yıllarda ortaya çıkan uzmanlaşma eğilimlerine paralel olarak taahhüt ve gayrimenkul geliştirme alanında faaliyet göstermektedir. ESTON, geçmişten devraldığı bilgi ve deneyimler ışığında; toplu konutlar, lüks konutlar, hastaneler, iş merkezleri, endüstri yapıları ve altyapı işleri ile ilgili projeler gerçekleştirmektedir. Eston Yapı, kurulduğu 28 Mayıs 1998 yılından beri; Eston Beton ve Eston İnşaat dönemlerinde kazandığı tecrübeyi Zeytinoğlu Grubu’nun değerleriyle bütünleştirdi. Eston Yapı bu güne kadar Ardıçlı Evler, Ardıçlı Göl Evleri, Eston Kandilli Evleri, Eston Derince Evleri gibi önemli projelere imza attı. Eston Yapı içinde bulunduğumuz dönemde Eston Deniz, Eston Şehir ve Eston Reşitpaşa Evleri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. 2001 yılında “Entegre Yönetim Sistemi”nin birinci aşaması olarak; ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi çalışmalarına başlayarak 2002 yılı başında belge almıştır. 2002 yılında OHSAS 18001 İş Güvenliği ve İş Sağlığı Yönetim Sistemi, 2003´te de, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kurularak üç yönetim sistemi, her düzey ve alanda uygulanmaya başlamıştır.

ESTON REŞİTPAŞA EVLERİ

Eston Reşitpaşa Evleri Projesi 150.000 m2 arazi üzerinde yaklaşık 1.100 konuttan oluşan bir projedir. İlk etapta inşasına başlanan 1,2 ve 3. kısımda 70.500 m2 alan üzerinde, toplam 21 blokta, 813 adet konut bulunmaktadır. Her daireye 1 açık otoparkın düştüğü ilk etap teslim edilmiştir. A ve B şeklinde 2 tipten oluşan 1.etap, 18 adet 10 katlı, 1 adet 9 katlı, 2 adet 8 katlı bloktan oluşmaktadır. Brüt 88 ve 89 m2’lik 1+1 daire, brüt 95 m2’lik 2+1 daire, brüt 135 ve 137 m2’lik 3+1 daire ve brüt 150 ve 156 m2’lik 3+1 dairelerden oluşan 1. etap’ta, yüzme havuzları, yürüyüş yolları ve çocuk oyun alanları gibi çevre düzenleme ve spor alanları yapılmıştır. 2. Etap içerisinde ise tenis kortları ve basketbol sahalarının yapılması planlanmaktadır. Eston Reşitpaşa Evleri Atatürk Hava Limanı’na 17 km, Deniz Otobüsü İskelesi’ne 7 km, Taksim’e 30 km’lik mesafesiyle ve yakın çevresindeki sağlık merkezleri, Migros, Carrefour gibi alışveriş ve eğlence merkezleriyle hem İstanbul’daki çağdaş yaşam merkezlerine yakın, hem de şehrin karmaşasından uzak bir konumdadır. Eston Reşitpaşa Evleri; Eston’ un Reşitpaşa’da inşasına başladığı 4.500 konutluk Eston Deniz Projesi’nin tam karşısında, yeşillikler içinde sakin ortamıyla İstanbul’da yaşamı zevke dönüştüren ve aradığınız huzuru size sunan bir proje olarak gösteriliyor.

KAAN YÜCEL

1969 yılında İstanbul’da doğan Kaan Yücel, Alman Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde İnşaat Mühendisliği Lisans Programı’nı bitirmiş, ardından Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ndeki İnşaat Mühendisliği Yüksek Lisans programını 1995’te tamamlamıştır. 1993-1995 yılları arasında Alarko Aldem’de planlama mühendisi ve saha mühendisi olarak görev aldı. 1995-1996 yıllarında Alarko Aslim Berlin şantiyesinde Şantiye Şefi olarak çalıştı. Kaan Yücel,1997 yılında Eston Yapı A.Ş.’de teknik müdür yardımcısı olarak göreve başladı. 2003 – 2007 yılları arasında Eston Villa Proje Müdürü olarak Türkiye’nin birçok şehrinde inşaatlar yapan Yücel, daha sonra Deutsche Bank A.Ş. de gayrimenkul yatırımları ve finansmanı konularında danışman olarak görev aldı. Kaan Yücel, Mayıs 2009´dan bu yana daha önce çeşitli kademelerinde görev almış olduğu Eston Yapı A.Ş.’de Genel Müdür olarak çalışmaktadır. 1 çocuk babası olan Yücel çok iyi derecede Almanca ve İngilizce bilmekte, seyahat etmekten, spor yapmaktan ve sinemadan hoşlanmaktadır.