Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Yük. Mimar Cem Erözü: “Tasarımcı mimar, insanları farklı düşünmeye itiyor”

Yük. Mimar Cem Erözü entellektüel birikimi ve olgulara ilişkin derin ve farklı yaklaşımları ile mimarinin kanaat önderlerinden… Çizgileriyle öne çıkan Erözü Mimarlık, Yük. Müh. Mim. Metin Erözü’nün başlattığı ivme ile yurt içinde ve yurt dışında projeler üretmeye devam ediyor. Cem Erözü ile mimarlık mesleğini, inşaat sektörünü, kentsel dönüşüm çalışmalarını, yatırımcı-mimar ilişkisini, Türkiye’deki mimarlık eğitimini, vb konuları konuştuk.

Erözü Mimarlık’ın çalışmalarından bahsedebilir misiniz?

Cem Erözü: Erözü Mimarlık, 1970 yılında, Yük. Müh. Mimar Metin Erözü tarafından, İstanbul’da kurulmuştur. Antalya

Tayla Oteli projesiyle Türkiye’de oluşuma giren tasarım ofisimiz, bugüne kadar, turistik yapılardan, endüstri yapılarına, konut projelerinden, ticari işlevli birçok projeye imza atmış ve uygulamalarında mal sahiplerine kontrollük ve danışmanlık hizmeti vermiştir.

Tüm projelerimizde, işlevsellik, ekonomi ve çağdaş mimarinin gereklilikleri, tasarımlarımızda en önemli rehberimiz olmuştur. İlk mesleki tecrübelerini Almanya’da geçirmiş olduğu 10 yılı aşkın sürede toplayan Metin Erözü, bu birikimlerini, projelere yansıtarak, evrensel bir mimarlık dili oluşturulmasına gayret ederken, her zaman mühendislik özellikleri kuvvetli tasarımlar oluşturmuş ve bu özelliğin, biz ikinci kuşakların da projelerimize yansımasına önemle dikkat etmiştir.

Son yıllarda, yurt dışında projelere de imza atan Erözü Mimarlık, Rusya başta olmak üzere, Almanya ve Mısır’da uygulamaları yapılmış tasarımlar hazırlamıştır.

Yük. Mimar Harun Senegör ve ofisi LOFT Mimarlık ile ortak olarak hazırladıkları projelerden bazıları, uluslararası ödüller alırken, Moskova’da Emlak Birliği’nin, her yıl yapmakta olduğu mimari uygulamalar yarışmasında, “2007 Yılı En Başarılı Alışveriş Merkezi” ödülünü, 145.000 m2 kapalı alanla, Moskova’nın 4. en büyük alışveriş merkezi olan “Capital – Ramstor” yapısıyla kazanmıştır. Bu ödülün en anlamlı yanı, mimari ve mühendislik tasarımının, tamamen Türk ekipler tarafından yapılmış olması ve yine bir Türk inşaat şirketi olan ENKA tarafından yapılmış olmasıdır.

Günümüzde hala, yurtiçi ve yurtdışı proje çalışmalarına devam eden Erözü Mimarlık, Avusturya ve Almanya’da bulunan partner bürolarıyla çalışmaktadır.

Dünyada yaşanan ekonomik kriz sizce mimari ofisleri nasıl etkiledi? İş hacminiz de bir azalma oldu mu?

Dünyadaki ekonomik kriz, tabii ki tüm tasarım ofislerini son derece olumsuz şekilde etkiledi. Yatırım yapmaya hazırlanan girişimcilerden oluşan müşteri gurubu, oluşan belirsizlikler nedeniyle yatırım yapma konusunda çekingen kalınca, mimari

ofislerin iş potansiyeli de hızla kayboldu. Bu ortamdan, ofisimizde doğal olarak

etkilendi. Özellikle büyük hacimli yurt dışı kaynaklı projelerin durdurulması veya

yatırımlardan vazgeçilmesi, ofisimizde olumsuz etkiler yarattı.

İnşaat sektörünün bugünkü düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de inşaat sektörünün gelmiş olduğu noktayı çok başarılı buluyorum. Özellikle uluslararası arenada, en gelişmiş teknoloji ve yöntemlerle uygulamalar yapan inşaat guruplarımız, gurur verici sonuçlara imza atarken, ülkemizi de başarıyla temsil etmektedir. Dünya inşaat devleri arasında, dikkat çekici başarı grafiği, her geçen gün daha da yükselmektedir.

Kentsel dönüşüm projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kent planlamasına dönük yapılan çalışmalar sizce yeterli mi?

Kent planlaması olarak, özellikle yaşadığımız kent olan İstanbul’da, kayda değer bir çaba olduğunu görüyorum. Ancak bu çabaların, projelere olan dönüşümlerinde aynı gayretin gösterildiğini söylemek oldukça zor olacaktır.

Özellikle trafik konusunda yapılan ve bedeli çok ağır ödenecek girişimler, her geçen gün kent trafiğini daha da içinden çıkılmaz bir sorunlar yumağına doğru itelemektedir.

Kent planlamalarında, yerel yönetimlerin, o çevrenin şartlarından ziyade, proje alanlarını gelir getirici birer rant alanı olarak görme alışkanlıkları, imar yasalarındaki anlamsız kurallar ve boşluklar, kent planlamalarındaki en önemli engelleri teşkil etmektedir.

Bunun yanı sıra, bu konuda söz sahibi olan ve olacak meslek insanlarının, sadece akademik değil, aynı zamanda uygarlık alanındaki birikimlerinin, bu sorumluluğu taşımaya yetecek düzeyde olmadığını düşünüyorum ki, bu zaten ülkemizin başlıca sorunlarından biridir.

Kapalı site anlayışı son dönemde oldukça yaygınlaştı. Eski semt, sokak kültürü kendisini çok fonksiyonlu sitelere bıraktı. Bu değişimi ve bu tip yapılardaki mimariyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son derece olumsuz buluyorum. Ancak, bir önceki soruda da değindiğim üzere, imar oluşumlarındaki duyarsızlıklar, bugün artık, başta trafik düzeni ve yeşil alan ihtiyacı olarak, insanların temel gereksinimlerinin karşılanmasını engellemektedir. Ayrıca toplum içi barış ve bütünlüğün korunması açısından da son derece üzücü ve gerilim artırıcı buluyorum.

Proje sürecinde tasarımın yeri nedir? Sizce tasarımcı mimar kime denir?

Proje sürecinde tasarım, çok doğal olarak ön plana çıkacaktır, çünkü proje kelimesinin anlamı içinde, ‘olmayanı oluşturma’ kavramı bulunduğundan, tasarımsız bir proje de olamaz.

Tasarımcı mimar olarak öne çıkmak, bence “Amaçlarına en yakın noktaya varabilmiş” tasarımları başarıyla hazırlamış mimar demektir. Tasarımlarıyla, farklılık yaratan ve bu yönüyle ürüne belli bir kalite katan mimar, ilgiyi ve kültürel eğitimin çıtasını da yükseltmekte ve insanları farklı düşünmeye yönlendirmektedir.

Ancak sadece proje düzeyinde olup da, uygulamaya geçememiş çarpıcı özellikler içeren mimari çalışmalar da olabilmektedir. Bu da tasarımcı bir mimar etiketini alabilecek bir çalışmadır bence. Burada en önemli kriterin, tasarımcı mimarın, birçok farklı yönden getirdiği sorunsalları, tasarım süreci içinde çözülmesine gösterdiği ilgi ve çaba olarak görüyorum.

Yatırımcı ve mimar ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yatırımcı ve mimar ilişkisi, bence proje mimarıyla, oluşacak mimari ürünün başarısındaki en önemli kilit noktadır.

Burada, karşılıklı olarak her iki tarafın birbirini anlayabilmesi şarttır ve bu anlayabilmenin düzeyi, her iki tarafın beklentilerinin karşılanması açısından tek veridir.

Yatırımcının istek ve düşüncelerinin, mimari süzgeçten geçirilerek ürüne dönüştürülmesinde mimarın daha fazla sorumluluk taşıdığını düşünüyorum. Çünkü yatırımcının mimari dile olan hakimiyeti, çoğu zaman kısıtlıdır ve bu durumu mimar, yatırımcıyla birlikte aşmak zorundadır. Aksi takdirde, son ürün üzerinde kullanıcının değişiklik talepleri hiçbir zaman bitmeyecek ve bu durum, mimari ürünün tasarımsal bütünlüğünün, kısa sürede yok olmasına ve kalitesinin düşmesine sebep olacaktır. Bu durumun önüne geçmenin tek yolu, yatırımcının ihtiyaçlarını tam olarak anlamak için, bıkıp usanmadan çalışmaktır.

Sizce Türkiye’de mimarlar teknoloji ve inovatif ürünlere yaklaşım konusunda hangi düzeyde?

Türkiye’de özellikle genç mimarlarımızın teknolojiye olan ilgilerini çok umut verici buluyorum. Dünya mimarlık çizgisini yakından takip ediyor olmaları, onları uluslararası düzeylerde başarılı ürünler vermeye yönlendirebiliyor.

Ancak, uygulamaya yönelik bir tasarımın, mühendislik ayağının da önemli bir girdi olduğunu düşünürsek, bu teknolojik atılımın, mimari ürüne yansımasında başta makine mühendisleri olmak üzere, mimarlarla aynı hızda gelişim gösterdiklerini söylemek ne yazık ki olası değil.

İnovatif çözümlerde, ülkemiz mimarlarını başarılı ve hevesli buluyorum ki, bu da fiziksel çevremizin, sürprizlerle gelişeceğine ilişkin umutlu bir bekleyişe yönlendiriyor beni.

Malzeme konusunda, ülkemizin yol alması gereken çok yön olduğunu düşünüyorum. Mimarın bugün en çok belini büken, kalitesiz ve ucuz malzemelerin piyasaya sürülerek, yatırımcının aklının karıştırılmasıdır. Yatırımcıyı bu konuda bilinçlendirmek, biz proje mimarlarının yaşadığı en önemli sorunların başında gelmektedir. Bununla birlikte, mimarlarımızın malzeme arayışlarındaki heveslerini de çok yeterli bulmuyorum. Aksi takdirde, bu denli kalitesiz ve ucuz malzemenin alıcı bulması söz konusu bile olamazdı. Bu konuda özellikle Avrupa ülkelerindeki modeli iyi gözlemlemek gerekir. O ülkelerde mimarlara sunulan malzemeler arasında benzeri olup da, bu denli fiyat farkı olan malzeme hemen hemen yok gibidir.

Türkiye’de mimarlık eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Türkiye’de mimarlık eğitimini, yeterli bulmuyorum. Bunun en önemli nedeni olarak da, akademik kadronun, uygulamadan her geçen gün daha çok uzaklaşmasını görüyorum. Sadece makale yazarak ve minik bir projeye danışmanlık yaparak, mimarlık öğretmeye kalkmak, büyük bir hata ve affedilemez bir aymazlıktır. Bunun sonucunda, ismi büyük bazı eğitim kurumlarımızın mezunları iş bulamazken, küçümsenen bazı kurumların mezunları artık son derece iyi projelere imza atabilmektedir.

Tüm bunların yanı sıra mimarlık mesleğini seçecek gençlerin birikim ve görgüleri de son derece önemlidir. Hevesi olmayan gençlerin, belli etiketler uğruna bu mesleğe yönelmeleri hatalı bir hamledir ve sonu çoğu kez hüsranla sonuçlanmaktadır. Unutulmaması gereken önemli bir konuda, Türkiye’nin genelinde oluşturulan fiziksel çevrenin, gençlerimizde oluşturduğu birikim ve mimarın bugün geldiği nokta arasında büyük uçurumlar vardır ve bu uçurumlar, yüksek öğrenim kurumlarının tek başına altından kalkabileceği bir sorun da değildir. Özellikle ilk ve orta öğretimdeki araştırmacı, ezberden uzak, düşünmeye ve çözmeye odaklanmış bir eğitim sisteminin ülkemizde henüz yerleşememiş olması, mimarlık eğitiminin önündeki en önemli sorunlardan biridir.

Akademisyenlerin sahadan uzak durmalarının birçok sebebi vardır. Bunlardan en önemlisi yasal düzenlemelerdir. Öğretim üyesi olmanın ağırlıklı kriterinin, bilimsel makaleler olması, unvan peşindeki akademisyenleri, pratik sahadan tamamen uzaklara itmektedir. Uygulama alanında çalışan ve akademik personel içinde bulunmayı arzu eden meslektaşlarımız, bu ortamdan uzaklaştırılmaktadır.

Diğer bir sebep de, akademik personelin, bu yola girmedeki gerekçesi olan, uyulamaya karşı isteksizliktir. Ancak bana göre, mimarlık okullarında, uygulamacı ve teorisyen meslektaşların, birlikte çalışmalarından, öğrenciler büyük faydalar elde edecektir.

Son yıllarda ekolojik mimarlık, enerji tasarrufu, akıllı evler ve bina otomasyonu gibi konular sıkça konuşuluyor. Siz bu yaklaşımları nasıl buluyorsunuz? Gelecekte bizi nasıl bir mimarlık bekliyor?

Bu konudaki gelişmeleri, dünyada ve ülkemizde çok faydalı buluyor ve önemsiyorum. Ancak çok iyi bilindiği gibi, enerji konusu, özellikle binalarda ilk yatırım olarak yüksek bedellere sebep olduğundan, yatırımcının bu konudaki bilgi ve düşüncelerinin, gerekli düzeye getirilmesi gereklidir. Bunun yanı sıra konu, bir devlet politikası olarak güncel yaşantıya yansıtılmalıdır, aksi takdirde yatırım bedelleri ve geriye dönüşler, çoğu kez yatırımcıların bütçesini önemli ölçüde aşmaktadır.

Ayrıca yine bu konularda, mühendislik bürolarının, mimarlara daha yakın çalışması gerektiğini ve bilgilerini güncelleme konusunda daha istekli olmalarının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

Gelecekte bizi, çok şaşırtıcı, düşündürücü bir mimarlığın beklediğini söyleyebilirim. Buradaki en önemli faktör, ekolojik girdiler ve teknolojinin görüntüye yansıması olacaktır.

Erözü Mimarlık neleri hedefliyor?

Erözü Mimarlık, gelecekte, çağdaş gereksinimlere uygun proje üretmeye devam edecektir. Özellikle uluslararası platformlarda proje gerçekleştirmek en büyük arzumuzdur.

Son yılarda gerçekleştirdiğimiz projelerde, sadelik ve işlevselliğe daha çok önem vermeye çalışıyoruz. Mühendis dostlarımızla, uygar dünyanın gereğini olabildiğince ve yatırımcılarımızın bütçelerini ön planda tutarak proje üretmeye devam edeceğiz.