Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Düşünceyi, kağıda aktarabildiğimiz kadar özgürüz

[kutusol=3913]Mimarın mı felsefesi olur? Mimari projenin mi?

Mimarlık, tasarlanan şeyin inşa edilmesi ile gerçekleştiği bir alan. Dolayısıyla mimarın tasarlarken bir felsefesi mutlaka vardır. Felsefe de sonuçta, düşüncelerin ortaya konulduğu bir alan. Mimarlıkta sürecinin çoğu, düşünerek geçen süreçtir. Mimari proje için de aynı şeyi söylemek mümkün. Projede de aynı şekilde kendimize bazı şeyleri dert edinip sorular soruyoruz ve bunların üzerine çeşitli araçlar kullanarak gidiyoruz.

Sizce “özgün mimari” içi dolu bir kavram mı? Bir ülkenin coğrafi konumu, kültürü, insanları ve ticari kaygılar düşünülmeden gerçekleşebilir mi?
Özgün Mimariden ne anladığımıza bağlı. Tasarım söz konusu olduğunda bir disiplini bir diğerinden ayrı düşünmek yanlış olur.

İyi bir tasarım estetiğin, fonksiyonun, maliyetin,  sosyal ve ekonomik değerlerin,   konumun, en önemlisi insanın düşünülmesi ile elde edilir.  Bu nedenle bir mimar diğer tüm disiplinlerle yakın durarak, onlar adına da düşünerek tasarım yapmalıdır.

Ben, projelerimde, insan ölçeğini ve temel ihtiyaçlarını kaybetmemeye, insanı doğal yaşamdan ayırmamaya özen gösteriyorum. Bunu da yarattığım avlular, kat bahçeleri, yeşil çatılarla sağlıyorum.
Yeni bir tasarımın öncelikle çevresel verilerini değerlendirmekle başlıyoruz. Bu değerlendirme sonucunda ya ortaya çevresiyle uyumlu bir yapı ya da çevresine örnek teşkil edecek bir yapı olması zorunluluğu ortaya çıkıyor.

Bu nedenle tasarımlarımız, kimi zaman çevresindeki değerleri yücelten kimi zamanda çevresindeki olumsuzlukları tersine çevirmeye çalışır niteliktedir.

Mimarlık disiplinini “insani fonksiyonları karşılayan mekanları oluşturma becerisi” olarak tanımlıyorsunuz. Bu anlamda mekandan alınan verimin aslında estetikten daha önce düşünülmesi gereken bir parametre olduğunu söyleyebilir miyiz?
Temel ihtiyaçları sağlanan bir insan her zaman estetik arayışını devam ettirir.

Estetik kaygısı ise tasarımın vazgeçilmez bir parçasıdır.

İşlevsellik mi estetik mi? sorusunun net bir cevabı olmamakla birlikte, “tasarım” yani planlama sonucu elde edilen bir yapının da fonksiyonsuz olması beklenemez. Yani estetik de artık fonksiyonel bir gerekliliktir.
Phillip Johnson’ın “cam ev”i, mimarinin kült eserlerinden sayılıyor. 2000’li yılların teknolojik şartlarında yaratılan eserlerden bundan bir 50 sene sonra anılacak olanlar hangileri olur sizce?
2000’li yıllarda malzeme ve teknolojinin gelişimi ile bu soruyu örneklemek gerçekten güç. Örneğin, Pekin Olimpiyat Stadı ( Herzog&meuron architekten) düşüncenin kağıda aktarılabilmesi açısından bence kült örnekler arasında gösterilebilir. Yine Zaha Hadid’in 21.yy Sanatları Müzesi de Zaha Hadid’in de deyimiyle “Şehrin kültürel enerjisinden beslenen” muhteşem bir yapı değil midir?
Bu soru için cevabım çok fazla dediğim gibi… Daha pek çok yapı sayabilirim.

Sınırsız kaynak kullanımınız olsa nasıl bir yapının altına imza atardınız?
Sınırsız kaynaktan ne anladığımız önemli? Türkiye’de sınırsız kaynak kullanımı gibi bir durum maalesef söz konusu olamıyor. Biz mimarlar, özgürce tasarladığımız projelerde birtakım engellere takılabiliyoruz ve projelerimizde değişiklik yapılması durumu söz konusu olabiliyor. Dünyada örneğini gördüğümüz projeler, daha özgür ve sınırsız düşüncelerin ürünü. Mimarlık, sanat gibi, en yaratıcı alanlardan biri… Bu bağlamda, kaynaklar ne kadar fazla olursa üretim ve hayal gücü de o derece çoğalır diye düşünüyorum.
Akıllı binalar gün geçtikçe lüksten çok zorunluluk halini alıyor. Siz bu konuda yatırımcıyı yönlendiriyor musunuz?
Akıllı binanın birincil hedefi binalarda enerji verimliliğini artırmak ve kullanıcı konforunu en az enerji harcamasıyla en üst düzeyde ve sağlıklı yollarla sağlamak olduğuna göre, bu hedefe ulaşmak için yenilenebilir enerji kaynaklarından optimum düzeyde yararlanmak gerektiğinin ve ülkemizde algılandığı gibi, akıllı binanın sadece otomasyon sistemlerinden ibaret olmadığını anlamak gerek. Ancak akıllı bina kavramının da günümüzde bir trend durumuna geldiğini ve sonradan ekleme sistemlerle binanın akıllı bina klasmanında değerlendirildiğini de ne acıdır ki görmekteyiz. Yatırımcıyı, gerektiği yerde, her konuda olduğu gibi bu konuda da yönlendirebiliyoruz.

Kentsel dönüşüm projelerinin, mimari tasarım ve inşaat sektörlerinin gelişimine olan yansımaları konusunda öngörüleriniz nelerdir?
Kentsel dönüşüm; kentsel alanların çöküntü haline gelmesini ve toplumsal bozulmayı önlemek, kent dokusunun değişim ihtiyacını gidermek, kentsel refah ve yaşam kalitesini artırmak amacı ile ekonomik kalkınma modeli ortaya koymak, var olan kentsel mekanların etkin kullanılmasını sağlamak, gereksiz ve plansız yayılmayı engellemek, kentsel politikaları şekillendirmek, kentsel ihtiyaçları karşılamak üzere sivil toplum örgütleri ve toplumun farklı kesimlerinin de planlamaya dahil edilmesi anlamlarına gelir.

Bu maddelere bakıldığında, Türkiye’de dönüşümün gerekli olduğu alanlarda orada yaşayan halkın beklenti, ihtiyaç ve alışkanlıkları gözetilmeden, geniş ölçekli değil de noktasal müdahalelerle yapıldığını görüyoruz. Bu durum kent içerisinde kontrolsüz göçe ve farklı bir alanın daha çöküntüye uğramasına sebep oluyor.

Noktasal müdahaleler, dönüşüm uygulanacak bölgenin çevre ve kent dokusundan uzaklaşarak farklı bir dil oluşturmasına neden oluyor. Bu da mimari tasarımın temel parametresi olan çevresel koşulların değerlendirilmesi ve insani ihtiyaçların karşılanmasına ters duran bir yaklaşım.

Kentsel dönüşümün sadece yerel yönetimlerce yürütülmesi ise tasarımın çeşitlenememesine yol açıyor. Örneğin, yarışma projeleri ile elde edilecek bir sonuç hem ulusal mimariyi geliştirecek hem de mimarinin kentte, büyük ölçekte varlığını hissettirmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda konunun uzmanlığının çok dışında duran kimselerin, mimarı, kentliyi ve sivil toplum kuruluşlarını tasarımın içerisine dahil etmeyerek kente katkısını engelliyor, yerel yönetim ve halk arasında kopukluk yaratıyor. Kentsel dönüşümün inşaat sektörüne ve ekonomiye pozitif katkısı göz ardı edilemez. Ancak dönüşüm politikalarının yerel yönetimlerce sınırlı kalması, sınırlı ve belirlenmiş şirketlerin bu durumdan fayda sağlayabileceği endişesi sektörde yayılmaktadır.

Kentsel dönüşüm süreci sürdürülebilir binalar için bir fırsat olarak görülüyor. Sizce altyapı da dahil olmak üzere bu proje gerçekleşecek mi?
Sürdürülebilirlik anlayışı, sadece yapı malzemesinin pazarlanması ve bazı mekanik sistemlerin kurularak binalarda uygulanması şeklinde anlaşılmamalı.

Yeşil bina sadece kullanılan malzeme ile ya da enerjinin geri dönüştürülmesiyle değil tasarımın en başından beri irdelenmesi, fizibilitesinin yapılması ve tasarımı yönlendirmesi gereken bir konudur. Sertifikasyonların bu doğrultuda dikkatlice yapılması gerekmekte aksi halde yeşil bina konusu sadece ürün pazarlama ve prestij unvanı olarak sınırlı kalacaktır.
Projelerinizin arasında konkur projeleri de bulunmakta. Birçok mimari ofis arasından öne çıkmanızın sizce nedenleri nelerdir?
Katıldığımız yarışma projelerinin hepsi davetli yarışmalardır. Daha önce de bahsettiğim gibi yarışma projeleri ile yapı stoğu elde etmenin doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Davetlerin de gelmesi bu düşüncemden kaynaklanıyor zannedersem.

İstanbul “Akıllı şehir” olabilecek mi? Olması için gerekli şartlar nelerdir?
İstanbul trafik sorununu çözülüp, kaliteli eğitim, sağlık hizmeti, güvenilirlik, kendi enerjisini üreten yapılar gibi oluşumlarla “Akıllı” olabilir bana göre… Ben bir Mimar olarak umutluyum. İstanbul’da tasarladığım her yapımda da bu kriterlere katkı sağlayabilir miyim diye sorgulayarak kurguluyorum.