Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“Gusto belli bir oranda doğuştan geliyor”

Hem eş hem de ortak olarak, mimar babaların çocuklarısınız. Mimar olmanız kaçınılmaz mıydı? Mimari hayatınıza başlayış sürecinizden bahseder misiniz?

[kutusol=3954]Çağla Akyürek ELMAS: Aslında meslek tercihi yaptığımız o küçük yaşlarda çok da düşünmemiştim. Şimdiki gibi yirmili yaşlarda değil, daha öncelerinde, 16–17 yaşlarımızda mesleki tercihlerimizi yapmamız gerekiyordu. Önümüzde örnek olarak babamız vardı. Mimari çizimleri için kullandığı çok renkli kalemleri benim için bir cazibe kaynağıydı. Benim mimar olmayı seçmem bu şekilde gerçekleşti.

Can ELMAS: Benim babam da, annem de, ablam da mimar. Ailenin benim dışımdaki bütün üyeleri mimar olduğu için meslek edinme sürecimde mimar olmayı istemek tam anlamıyla kaçınılmazdı. Hala “ah!” dediğim bir konu aslında. Başka mesleklerin varlığından habersiz bir seçimim oldu. Mimar olduğum için hiç pişman değilim ve işimi çok seviyorum. Belki yine de mimar olmayı isteyecektim ama diğer mesleklerin de alternatif olduğunu bilmek isterdim.

Bir şekilde ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ne girdikten sonra ODTÜ’de hazırlık yerine AFS bursu ile Amerika’ya gittim. Oradaki lisede aynı zamanda futbol takımının da koçu olan öğretmenin verdiği teknik çizim dersi belki de mimarlıkla ilgili ilk formal eğitimimdi. ODTÜ’de 4 yıl hızlı geçti, daha bilgisayar ve internet çağı başlamamıştı. Çok iyi hocalarımız olmasına rağmen 80 kişilik sınıfta yeterince birebir zaman bulamadığımızı ve yine yönlendirmenin çok eksik olduğunu düşünüyorum. Son sınıfta yurt dışından gelen iki hoca, biraz daha vizyonumuzu genişletti. Daha sonra Fulbright bursu ile yine Amerika’ya bu kez Batı kıyısına University of Oregon’a yüksek lisans eğitimimi tamamlamak için gittim. Okuldaki ilk dönem sonunda ders çeşitliliği, okulun sağladığı imkanlar, hocaların her öğrenci ile bireysel ilgilenişi ve öğrencilerin derslere olan alakasını görünce ODTÜ’deki yıllarımı çok da iyi değerlendirememiş olduğumun farkına vardım.

ABD’de mezun olduktan sonra Portland’da çeşitli mimarlık ofislerinde birkaç yıl çalıştım. Arada Türkiye’ye gelip babam Erdoğan Elmas’ın Ankara’daki bürosunda çalıştım. 1997 yılında Türkiye’ye döndüm ve 1998’de eşim Çağla ile birlikte kendi Mimarlık büromuzu kurduk.

Sizin de çocuklarınız var. Onlar mimar olsunlar ister misiniz?
Can ELMAS: Ben kesinlikle mimar olmalarını istemem.

Çağla Akyürek ELMAS: Mimar olmalarını istemiyoruz.

[kutusol=3955]Can ELMAS: Çok fazla mimar var. Bir işi yapan çok fazla kişi olunca o işin değeri biraz düşüyor. Çok fazla mimarlık fakültesi ve mimarlık fakültesi mezunu var.  Açıkçası onlar adına da üzülüyorum. Yurt içinden ve yurt dışından onlarca başvuru alıyoruz. Ancak firmamız bünyesinde iki, üç stajyere staj imkanı sağlayabiliyoruz. Diğer başvuruları ise geri çevirmek durumunda kalıyoruz. Herkesin benzer şeyler içerisinde olduğunu görünce, stajını düzgün yapamayan birçok mimarlık fakültesi mezunu olduğunu anlamak zor değil.

Ama çocuğum bana “iç mimar olacağım” derse karşı çıkmam. İleriki dönemlerde mimari bir doyun noktasına ulaşacak ama iç mimari için böyle bir süreç söz konusu olmayacak. İç mimari daha hızlı tüketiliyor. Bir restoranın dekorasyonu yapılıyor, bir sonraki sene başka bir tasarım ile değiştiriliyor. O yüzden iç mimarinin olması ve özelleşmesi iyi bir şeydir. Çocuklarımın mimar yerine iç mimar olmasını tercih ederim.

Mimari ofisinizin kuruluş sürecinden ve ortaklığınızın başlangıcından bahseder misiniz?
Çağla Akyürek ELMAS: 1998 yılında büromuzu kurduk. Babalarımız her zaman yanımızda bir danışman olarak yer aldı ama esasen biz bu işte ayağa kalkmak istedik. Can da ben de bu düşünceyle babalarımızdan ayrı bir ofis kurma isteği içerisindeydik.

Büromuzu kurduğumuzdan beri çok değişik projeler hayata geçiriyoruz. Konuları birbirlerinden oldukça farklılık gösteriyor.
Can ELMAS: Ofisimizi “home-office” olarak kurduk. İkimiz birden tasarımcı, teknik ressam, maketçi, muhasebeci, çaycı kısacası ofisin her işini yapacak elemanlar olarak çalıştık. Bunca yıl sonra halen de öyleyiz. Bir ofis idare etme konusunda keşke okuldayken bir ders verselermiş. Hem ofiste hem evde ortak olmak çok kolay değil ama her zaman iyi bir işbölümü yaptık, projenin safhalarını, farklı projeleri, ofisteki personeli, işverenleri kendi özelliklerimize göre bölüştük. Mimarlık ofisini bir ortak olmadan yürütmenin çok güç olduğunu düşünüyorum. Ortaklıkta da en güvenilebilecek kişi insanın eşi olduğu için şu ana kadar problemsiz bir ofis düzenimiz oldu.

Referanslarınız, oldukça çeşitli yapı tiplerinden oluşuyor. Sizce mimaride branşlaşma olabilir mi? Olmalı mıdır?
Can ELMAS: Bence gerekli. Çok da iyi olduğuna inanıyorum. Keşke ülkemiz mimari düzeyde o noktaya gelmiş olsa. Konusunda branşlaştığınız yapı tipinde aranır ve el üstünde tutulur olmanız gerekiyor. Belli bir süre aynı konuda binalar yapınca konuya çok hakim oluyorsunuz,  detay atlama olasılığı daha az oluyor. Problemleri daha çabuk çözer hale geliyorsunuz. Kendi mimari ürünlerimize baktığımda, daha çok sanayi yapıları konusunda branşlaştığımızı söyleyebiliyorum. Dönem dönem Konut, Eğitim Hastane, Ofis binaları yapsak da aynı sıklıkta olmuyor.

Çağla Akyürek ELMAS: Branşlaşmanın kötü tarafı ise kendinizi zamanla benzer tipolojilerde çalışır bulmanız. Bir konuya eğilmek, diğer konularda kendinizi geliştirme fırsatınızın azalması anlamına geliyor. Biz bunu aşmak için arada hoşumuza giden konulardaki yarışmalara giriyoruz. Meydan düzenleme, eğitim alanı tasarlama gibi normal şartlarda çalışma şansı bulamadığımız konularda da araştırma yapma ve neler yapabileceğimizi görme imkanımız oluyor.
Branşlaşmayı tek bir dalda tutmak iyi değil çünkü Türkiye’de proje tipleri zamana göre değişkenlik gösteriyor. Üç, beş sene sanayi yapıları ön plana çıkıyor, sonraki üç, beş sene konutlar ön plana çıkıyor, sonraki üç, beş sene ofis yapıları ön plana çıkıyor. Dönem dönem yapı tipleri farklılık gösterdiği için, düzgün bir gidiş olmadığı için, tek bir branşta örneğin, sadece konut alanında uzmanlık kazanmış bir büro, diğer dönemlerde zorluk çeker. Çünkü onun uzmanlığına talep olmaz.

Can ELMAS: Şu anda büromuz Tekirdağ’daki tek konut projesine çalışıyor. Çünkü bizim için 50 metrekare proje ile 50 bin metrekare proje aynı. Her ikisinde de bir yetkili ile muhatap oluyorsunuz,  toplantılara giriyorsunuz, mühendislerle çalışıyorsunuz, çizimini yapıp maketini hazırlıyorsunuz. İster 100 çizim ister 20 çizim olsun. Tasarım süreci dediğiniz zaman 6-8 ay o iş sizi meşgul ediyor. Bu nedenle içinde yer alınacak projelerin de doğru seçilmesi gerekiyor. Bu bir işletme olarak mimari ofisinizin ekonomik manada zarar görmemesi ve aynı zamanda mimar olarak, kendinize yaraşır bir sonuç elde etmeniz için son derece önemli. Biz çok iş seçiyoruz demek istemiyorum ama iyi işler çıkarmak için seçici olmak gerekiyor.

Kentsel tasarım konusunda da projeleriniz var. Mimarlar, bu çeşit projeler için diğer branşlardaki uzmanlardan (psikologlardan, sosyologlardan, tarihçilerden, …) görüş alırlar mı? Almalılar mı?
Çağla Akyürek ELMAS: Mimarlık, sadece büroda oturup projeye gömülüp çizmek değil. İş kovalamak, dünyada olup biteni takip etmek, tasarımın arkasında durmak, projeyi sadece kendi doğrularınızla değil gerektiğinde kullanıcı ile beraber geliştirmek, maliyet işleriyle uğraşmak da işin büyük bir parçası. Her an kendinizi geliştirmeniz, mimari görüşünüzü ve bilginizi, müzik, felsefe, resim, heykel, şiir, arkeoloji, grafik, kısaca sanatın her koluyla, tüm alt disiplinleri ile harmanlamanız gerekiyor. Projenin niteliklerine göre de mimarın mutlaka başkalarıyla işbirliği yapması faydalı olacaktır. Zaten mimarlar artık çok yaygın şekilde yangın, akustik, cephe, otel danışmanı gibi uzmanlarla çalışıyor, görüş alışverişinde bulunuyor, tasarımlarını bu bilgilere göre şekillendiriyorlar. Ancak sosyolog psikolog tarihçi gibi daha farklı mesleklerin de işin parçası olması gereken belki bir müze, arkeolojik alan ya da farklı bir konut projesi gibi çok katmanlı bir projenin parçası olmak da çok isteriz.

Sizce her proje için bu branşları içeren bir komite kurulması zorunluluğu getirilmeli mi?
Çağla Akyürek ELMAS: Her proje için olmamalı. Belirli projelerde inisiyatif eşliğinde olması daha uygun olacaktır.
Can ELMAS: Bence de olmamalı. Ancak Amerika’da da olan benzer bir sistem Türkiye’ye adapte edilebilir. Örneğin, Amerika’da, bir binanın imalat maliyetinin yüzde 5’i kadar olan meblağ o binanın içerisinde yer alacak sanat eserleri için harcanmalı kuralı var. Belki buna benzer bir sistem geliştirilebilir.

Buna benzer bir çalışmayı Urfa’da yaptık. Urfa’da bir toplu konut projesi yaptık. Babamların bürosundayken çalıştığım bir projeydi. Orada bir yıl boyunca sosyolog ve psikologlar halkla konuştular. Yerel halkın nasıl bir konut istediğine dair araştırmalar yaptılar. Kaç tuvaletli? Kaç odalı? Salon büyüklüğü kaç metrekare olan? Kaç katlı? Gibi binanın genelinden, özeline kadar yönlendirilen sorular vardı.
Bu sorulara verilen cevaplar ile bir rapor hazırlandı. Bu rapora göre yerel halk, bahçeli, küçük evlerde yaşamak istiyorlardı. Bu bilgiler ışığında bir tasarım yapıldı. Mimarlık çevrelerinde oldukça beğenildi, övgüler aldı. Mimarlar Odası tarafından ödüllendirildi. Fakat gelin görün ki bu alçak katlı, bahçeli binalarda kimse oturmak istemedi. Projenin alçak katlı olan dairelerine kimse gelmezken, yüksek katlı olanlarda boş daire kalmamıştı. Çünkü halk, yüksek katlı binalarda oturmak ve bu şekilde “şehirli” hissetmek istiyorlardı.

Çağla Akyürek ELMAS: Biz Amerika’da okurken de benzer çalışmaları deneyimlemiştik. Bir mahallede yeni bir bina yapılacaksa bile o bölgedeki halk ile konuşuluyor. Tek tek hepsinin fikri alınıyordu. Çünkü orada oturacak olanlar onlar.

Mimari estetik nasıl öğrenilir ya da öğretilir?
Çağla Akyürek Elmas: Gusto belli bir oranda doğuştan geliyor veya DNA ile geçiyor diye düşünüyoruz. Biraz diye ifade ettiğim belki de yüzde 30, yüzde 40… Ondan sonrası, kişinin küçükten itibaren gördüğü çevresiyle ilgili. Mimarların sadece mimari eserleri öğrenerek bir estetik görüş sahibi olmaları mümkün değil. Resim, heykel, grafik, fotoğraf, edebiyat, sahne sanatları, müzik gibi tüm bu dallardan haberdar olmak geçmişi ve günümüzü takip etmek gerekiyor. Mimarlık öğrencilerini tüm bu sanat dallarıyla ilgilenmeleri için teşvik etmek gerekiyor. Gezmek ve görmek de çok önemli. Dünyadaki eski ve yeni yapıları görüp, karşılaştırarak kendimize yeni ufuklar açmalıyız.

Can ELMAS: Okula yeni girmiş birinin estetik bilgisi olmayabilir. Bu bir dereceye kadar öğretilebilir. Diğer sanat dalları hakkında bilgi sahibi olmak, geçmişini öğrenmek estetik görüşü de geliştirir. Yurt dışındaki, yurt içindeki binaları gezmek, görmek oldukça bir birikim sağlayacaktır. Ama burada farkında olunması gereken konu, bir şeyi beğenmek ile beğenilecek bir şeyi yapmanın birbirinden ayrı şeyler olduğudur. Bu açıdan estetik öğretilen bir şey değildir.

Bence mimarlık okuyan herkesin estetik yönü kuvvetli olacak, bir tasarım hayal edecek ve onu kusursuzca kağıda dökecek diye bir zaruret yok. O kişi mimarlık konusunda yönetici olabilir, teknik eleman olabilir, mimarlığı iyi bile ve bu konuda üreten bir yazar olabilir. Mimarlık fakültesini her bitiren tasarım yapacak gibi düşünmemek daha doğru.

Mimari, estetik yükümlülüğü olan bir iş olmanın yanı sıra maddi gelir elde edilmesi gereken bir alan. Bu iki kavramı dengede tutmak zor değil mi?
Can ELMAS: Şöyle bir durum var. Ekonomik açıdan ne kadar rahatsanız o kadar daha iyi iş yapabiliyorsunuz. Her denileni yapmak yerine, biraz daha kendi estetiğinizi, mimarinizi ortaya koyabilmek için büronuzun sonraki üç, dört ayını düşünmemeniz gerekiyor. Onu eğer doğru bir düzene oturtursanız, istediğiniz, kafanıza uyan işi alabiliyorsunuz.
Böylelikle mimariyi hem estetik hem de fonksiyonel açıdan doğru değerlendirmek mümkün olabilir.

Türkiye’deki mimari eğitimin pratik yönü, eksik görülüyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?
Can Elmas: Kesinlikle katılıyoruz. 4 yıllık eğitim sonunda “mimarlık yapabilir” belgesi verilmemeli. Çoğu batı ülkelerinde olduğu gibi mezuniyetten sonra mutlaka 2–3 yıllık staj süreleri olmalı. Bunun dışında okul sırasında deneyimlenen bir aylık yaz stajları da çok yetersiz kalıyor. Eğitim çok konvansiyonel kaldı. 19. Yüzyıl Beaux Arts tipi tasarım, çizim, mimarlık tarihi tarzı eğitim devam ediyor. Oysa mimarlık pratiğinin bazı gerçekleri var. Öğrencilere başkalarıyla birlikte çalışma, basit muhasebe, müşteri ilişkileri, belediye ilişkileri, basit imar kuralları gibi iş hayatında karşılaşacakları gerçekler, okulda kısa da olsa verilmeli. Mimarlık eğitimi ayrıca tek tip tasarım yapan mimar yetiştirmeye çalışmaktan da vazgeçmeli, Yazı yazan, araştırma yapan, detay çözen, proje yöneten, ofis yöneten, 3d yapan, maket yapan gibi mimarinin değişik yönlerine giden öğrencileri yetiştirilmesi gerekir. 

Sizce mimari trendleri, mimarlar mı yaratır? Yoksa son kullanıcılar mı?
Çağla Akyürek ELMAS: Mimarlar hep yeni deneyimler peşindeler. Bir önceki sorudaki estetik konusu gibi trendler de mimarlık mesleğinin hep içinde olmuş. Ancak en uzun ömürlü binalar da belli bir akıma bağlanmayan yapılar oluyor. Bana göre trendler, geçiciler ve başarının bir göstergesi değiller.

İç mimari ve mimarinin farklı kişiler tarafından tasarlanmasının avantaj ve dezavantajları nelerdir?
Can ELMAS: Mimari ve iç mimari arasında bir devamlılık, bir ahenk olması gerektiğini düşünüyoruz. Projeleri ayrı kişiler tarafından hazırlansa da bunların birlikteliğinden daha iyi bir sonuç almanın yolu birlikte çalışmak. Yoksa zaten mimarların iç mimarın işini yapması artık çok zor. Bu konudaki malzeme, trend, projelerin takibi gibi konular ve iç mimarinin kendi yapım yöntemleri bu konuda özelleşmeyi gerektiriyor. Biz çok nadiren iç mimari projelere giriyoruz. Çok özel bir proje olduğu için Magic Ice Müzesi’nin projelerini yapmış ve bununla Avrupa Mimarlık Ödülü almıştık. Ama tercihimiz mimari projesini yaptığımız binanın iç mimarisini bizim estetik değerlerimize yakın bir iç mimarla birlikte çalışmak. Bununla beraber, mimar, iç mimariyi mutlaka değerlendirmeli ve biraz yönlendirmeli diye düşünüyoruz.

Akıllı bina sistemleri, enerji verimli binaların olmazsa olmazı. Siz müşterilerinizi sistemleri kullanma konusunda yönlendiriyor musunuz?
Çağla Akyürek ELMAS: Yaptığımız projelerde mekanik ve elektrik sistemlerin seçimleri sırasında birebir müdahil oluyoruz. Leed ve Breeam gibi yeşil bina sertifikalarının da önem kazanmasıyla projelerimizdeki sistemlerin seçimi çok daha önemli hale geldi. Artık işverenler de ilk yatırım maliyeti kadar işletme maliyeti ve konforlu bir bina yapmanın önemini kavradılar. Yatırım kendileri için yapılıyorsa, enerji kazanımına daha fazla önem gösteriyorlar. Ama eğer yap-sat bir yatırım ise kendilerine gerekli gördükleri kadar gerekli görmüyorlar. Ancak akıllı bina sistemleri derken eve gelmeden ısıtmayı açtığınız, iphone ile fırını çalıştırdığınız, her odada binlerce kablo veya magnetik dalgaların olduğu çözümlere de çok sıcak bakmıyoruz. Sistemlerin bu kadar akıllı olması bizi biraz tembelleştiriyor ve aptallaştırıyor. Sağlık açısından da bu kadar çok elektronikle yaşamanın sonuçlarını daha sonra, önümüzde gelen yıllarda göreceğiz.

Akıllı şehirlerin gelişimini nasıl yorumluyorsunuz? Ütopik bir düşünce mi? Yoksa sonuca oldukça yaklaştık mı?
Can ELMAS: Benim bildiğim kadarıyla Dubai’deki Masdar şehri var bu konuda yapılmakta olan. Bu tip ütopik gibi gözüken projelerin gerçek etkisini tarih içinde görmek mümkün olacak. Ekonomiyle ilgili bir konu bu şehirlerin yapılması… Çok fazla ütopik değil ama bana göre günün trendine uygun, biraz da pazarlamaya yönelik yaklaşımlar.

Bizim tercihimiz çevreye duyarlı ve enerji kaynak kullanımı minimumda olan ama çok daha doğal ve sade yerleşimler. Bana göre akıllı şehirler çalışma ve konutların yakın olduğu, insan ölçeğine göre boyutlandırılmış, yeşil alanı, sosyal ve spor tesisleri, kültürel alanlarıyla yaşayanların zevk alacağı şehirler olmalı.

Bir mimari hayaliniz var mı?
Çağla Akyürek ELMAS: Şu an için mesleğimizden beklentimiz arkamıza dönüp baktığımızda yerine ve zamanına göre bizimde sahibinin de beğendiğimiz projeleri gerçekleştirmiş olmak ve bunları yaparken ki süreçte mühendisler, işverenler, taşeronlar, inşaatçılarla iyi bir ilişki kurmak.

Can ELMAS: Mimari hayalimiz ise projesini kendimizin tasarladığı bir çiftlik kompleksinde sevdiklerimizle birlikte, insan ölçeğinde tasarlanmış, dilediğimiz an yoga yapıp, bisiklete binebileceğimiz, organik tarım yapabileceğimiz, hayvanlar bitkiler doğa ile dolu bir mekan içinde yaşamak sanırım…