Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Tolga Yüksel, Emre İmik, Ekrem Bahadır Çalışkan / Atus Mimarlık

[kutusag=3964]“Gündüzleri projelerle uğraşırken, geceleri ofisimizi daha güzel hale getirmeye çalıştık” ifadeleri ile Atus Mimarlık’ın kuruluşunu tarif eden şirket ortaklarından Tolga Yüksel, ekibin diğer üyeleri Emre İmik, Ekrem Bahadır Çalışkan ile beraber kurdukları, emek emek, tüm heyecanlarını katarak büyüttükleri Atus Mimarlık’ı ve projelerini anlattı.

Atus Mimarlık’ın kuruluşundan bahseder misiniz?
Üniversite eğitimi devam ederken kendi ofisini kurmak, hemen hemen yaptığı işi seven her mimarlık öğrencisinin hayalidir diye düşünüyorum. Biz de bu hayal ile eğitimimizi tamamladık. Bir yıl gibi bir süre çeşitli projelerde yer alarak tecrübe edindikten sonra 2007 yılı başında Atus (Araştırma Tasarım Uygulama Stüdyosu) Mimarlık’ı üç ortak ile Güneş Sokak’ta hayata geçirdik. Her işimizi kendimiz yaptık. Gündüzleri projelerle uğraşırken, geceleri ofisimizi daha güzel hale getirmeye çalıştık. Yani boya da, temizlik de projelerle beraber bizim elimizden çıktı. Yaptığımız her işi elimizden gelenin en iyisini yakalamaya çalışarak tamamladık.
Geriye dönüp, geçen altı buçuk yıla baktığımızda her açıdan çok doğru bir karar verdiğimizi görüyoruz.

Mimarlık, hem ticari hem de sanatsal bir uğraşı. Sizce mesleğinizde bu iki etken yüzünden çelişkiler yaşanıyor mu?
Ben bu iki etkenin çelişki olduğunu düşünmüyorum. Tasarım yaparken karşınıza çıkan büyük ve küçük, konunun içeriğinden gelen ve bağımsız tüm sorular ve sorunlar gibi mimarlığın ticari bir uğraş olması da mimarlık yapabilmek için çözülmesi gereken bir problem. Farklı meslekleri icra eden her birey muhakkak meslek olarak yaptıklarının karşılığında elde ettikleri maddiyatı hayatları devam ettirmek ve iyileştirmek için kullanırlar. Bu açıdan baktığımızda hayatın kendisi amaç, meslek ise araç oluyor. Mimarlık mesleğinin farkı ise sadece araç olduğunda ticari uğraşı olarak kalıyor ve faydalı modeller üretemiyor. İki mimar olarak ortak görüşümüz bunun tam tersine yaklaşma çabamız. Hem ekip arkadaşlarımıza hem kendimize bu ortamı oluşturmak için elimizden geleni yapıyoruz.
İki farklı eğitim geçmişine sahip olarak ortaklığınızın işinize katkısından bahseder misiniz?
Mimar olmayan ortağımız mimarlık mesleğini yapmak için gerekli olan ama mimarlık mesleğinin kapsamına girmeyen tüm konuları organize etmek için aramızda yer aldı. Endüstri mühendisi olarak, proje süreçlerinin iyileştirilmesi, işveren ilişkileri, mali konular ve mesleğimizi ve ticari durumumuzu güçlü ve üretken kılmak için yapabileceği tüm katkılar ile bizim tasarımlarımıza ve mimarlığına odaklanmamızda büyük bir fayda sağlıyor.

“İyi” mimar olmak sizce nedir?
Karşısına çıkan tasarım konusunu tüm ayrıntı ve sorunlarıyla tarifleyen, bunları tasarım sürecine dahil eden, oluşturduğu modelleri kendi beğeni ve tercihleri ile ortaya koyan ve tüm süreci adım adım iyi mimar olmak için iyileştiren kişidir. Bununla birlikte “iyi mimar” olabilmek için mimari ve mühendislik disiplini proje ekiplerinizin iyi olması gerekir. Çünkü mimarın ortaya koyacağı proje disiplinler arası bir çalışma ile gelişir ve tamamlanır.

Dünyadan ve Türkiye’den çalışmalarını örnek gösterebileceğiniz meslektaşlarınız kimler?
Örnek göstermeyi tercih etmiyorum. Çünkü örnek gösterebilmek için o mimarın tüm projeleri üzerinden tek tek tasarım problemi ve çözümü analizi yapmak ve bunu akademik olarak değerlendirmek gerekir. Hangi problemler ile uğraştığını, hangi sınırları zorladığını analiz etmek ve tasarım raporlarını incelemek gerekir. Bu mimarlık eleştirmenlerinin ve akademisyenlerinin ilgi alanına giriyor.

Fransız sosyolog Jean Baudrillard, “gerçek, taklitleri ile ifade edilmektedir” demiş ve simülasyon kavramının varlığına işaret etmiştir. Sizce mimaride simülasyon kavramından söz etmek mümkün müdür?
İki farklı açıdan söz edilebilir. Eğer simülasyon tarifi tasarlanan binanın yapımı ile bitiyorsa;  kullandığımız tüm çizim araçları, görselleştirmeler, maketler ve bunun gibi araçlar ile simülasyon kavramını kullanıyoruz.  Diğer bir açıdan her yapılan bina, bizim ileriki tasarımlarımız için yol gösterdiğinden tasarımlarımızda da simülasyonu kullanmış oluyoruz.
Yaratılarınızı herhangi bir dönem mimarisi ile bağdaştırıyor musunuz?
Hayır. Farklı dönemlerden farklı eserlerinin bütününü veya bir parçasını çok beğendiğimiz noktalar olmakla beraber, projelere başlarken doğrudan böyle bir etkileşimimiz olmuyor. Projelerimizi değerlendiren üçüncü kişiler bu tarz bağdaştırmalar yapabilir. Kesin olan bir şey varsa karakterimiz gibi mimarlığımız da günden güne bazı şeyleri emiyor, bazı şeyleri reddediyor ve gelişiyor.

Mimar olmak nedir? Mimar yapıyı yapan mıdır? Yoksa yapının yaşam mekanı haline gelmesini sağlayan mıdır?
Mimar olmak iyi bir mimar olmaktır. Mimar yapıyı yapan olma tarafında da yapıyı yaşam mekanı haline getiren tarafta da olabilir. Bu hem iyi mimar olmak hem de tasarım problemi ile ilgilidir.

Sizce bir mimar, yarattığı yapılarda yaşayacak insanlar gibi mi düşünmeli? Yoksa tamamen dışarıdan bir göz mü olmalı? Başarı hangi bakış açısı ile geliyor?
Bu kadar kesin bir çizgi ile mimarın düşünceleri ve bakışı ayrılamaz. Hem yapıyı kullanacak insanları ve kullanma biçimlerini hem de bunlardan bağımsız olarak mimarlık kimliğinin getirilerini düşünmelidir. Örneğin, bir yükseköğretim yapısı tasarlıyorsunuz. Çoğu insanın eğitimin son 4–5 yılını, belki de en önemli zamanını geçireceği mekanı oluşturuyorsunuz. Sizin düşüncelerinizin ve tasarımlarınızın oluşturacağı binada geçecek bu zamanın hem geçen zamanda doğrudan hem de sonrasına etkisi çok önemlidir. Dolayısıyla yapıyı kullananlar odak noktasında olmalı.

Türkiye’deki mimari bilinç ile ilgili neler söylersiniz? Sizce bireyler artık daha estetik bakışa mı sahip?
Bireylerin bakış açılarının durumu yaşadıkları yer ve toplum içindeki rollerine göre çok değişebilir.  Ama genel olarak, insanların kendilerine göre bir estetik beklentisi var. Hem içinde yaşadıkları hem de çevresinden yaşadıkları binalar hakkında yorumlar ve değerlendirmeler yapıyorlar.  Bazen bu değerlendirmeleri ve beğenileri mimarlık çevreleri çok beğenmese de, fikir üretilmeyen ortamdan çok daha iyi olduğu kesin. Burada önemli olan siyasi çevrelerden çok, mimarlığı hayatının merkezine almış kişilerin yönlendirmelerimin olmasıdır.

Mimar, bir projenin tasarı aşamasında, kentin diğer yapılarını da göz önünde bulundurmalı mı? Yoksa mimarın yaratısı yeni kent görünümü için bir adım mı olmalı?
Kentin diğer yapılarını dikkate almak ya da almamak projenin mimarının yaklaşım kararlarından biridir. Bununla birlikte bunu yapabilmek için kent yapılarını göz önüne alarak değerlendirmiş olması gerekir. Her proje, konusu ve lokasyonu itibariyle kent için yeni bir şey söyleme derdinde olmamalı. Bazen aynı şeyleri düzgünce söylemeli, yeni yeni söylemler ortaya koymalı.

Mimari eğitim hakkında düşünceleriniz nelerdir? Sizce akademi, mimarinin branşlarını doğru öğretebiliyor mu?
Mimarlık eğitimi esasında okulda başlar ve daha sonra meslek hayatında devam eder. Dolayısıyla diğer her şey akademi eğitiminin üzerine konulur. Bu nedenle bana göre esasında akademinin vereceği tasarım ve mimarlık kültürü üzerine vereceği eğitim çok önemli. Okulda doğru öğrenilen her şey meslek hayatına da aynı şekilde yansır. Başarılı bir meslek hayatının temeli daha öğrenciyken atılıyor.

Gerçekleştirmeyi istediğiniz bir “hayal” projeniz var mı?
Bunu çok kişi söylemiş olabilir. Ben yaşayacağım evi tasarlayıp inşasını yapmak isterdim. İnsan sürekli içinde bulunduğu mekanı sahiplenmek ve kendine göre şekillendirmek ister. Mobilyalar, halılar, armatürler… Mimarın bu mekanı tarifleyen yapısal elemanları oluşturma şansı var.