Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Prof. Dr. Gülşen Özaydın: “Estetik, bir güzelleştirme eylemi demek değildir”

“Şehir Estetiği” kavramından ne anlamalıyız?
[kutusol=3971]“Şehir Estetiği” kavramı; içinde birçok bileşeni barındıran çok geniş bir kavram. Şehirlerin ana kara üzerindeki coğrafi konumlarının belirlediği yere ait fiziksel özellikleri, zaman boyutunun girmesiyle birlikte oluşan görünen veya görünmeyen tarihsel katmanlar, içinde yaşayanlarla şekillenen sosyo-kültürel özellikler ve bütün bunların fiziksel mekâna yansımasıyla oluşan ve şehirde yaşayanların kendi algılarıyla hissettikleri bir olgu.

Farklı ölçeklerdeki kentsel müdahalelerde (büyük projelerden, peyzaj ve bina cephe düzenlemelerine kadar) mimari, kentsel tasarım, kent mobilyaları ve yakın çevre dokusuyla şehir estetiğini nasıl düşünmek gerekir?
Şehir estetiğinin tekil bir öğenin estetiğinden ayrılan farklı bir yapısı var. Şehir içinde yer alan her öğe, doğrudan veya dolaylı diğer öğelerle ilişki içindedir. Bu durumda bir öğenin tek başınayken oluşturduğu estetik kalite ile, bir bağlam içindeyken oluşturduğu estetik kalite arasında farklılıklar olacağı aşikârdır.

Günümüzde yapılan projeleri bu bağlamda nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu anlamda nasıl kentler yaratıyoruz?
Kentsel projelerin kendi içindeki estetik kaliteleri yüksek olsa dahi, içinde bulunduğu bağlamla ilişkiye girmedikleri zaman şehrin bütünsel yapısı içindeki estetik kaliteleri düşük olacaktır. Bu koşullarda şehirlerin estetiğinden söz edildiğinde genellikle olumsuz bahsediyoruz.

“Marka kentler” çerçevesinde de şehir estetiği tartışmaları öne çıkıyor. İstanbul bu anlamda diğer dünya kentleri yanında nasıl bir görünüm sergiliyor?
İstanbul diğer dünya kentleri arasında o kadar farklı bir yapıya sahip ki, onun markalaşmaya ve bunun için “estetik” adına ikonlar yaratmaya ihtiyacı yok. Böyle gereksiz bir çaba içine girildikçe kent güzelleştirilmek yerine tam tersine çirkinleştiriliyor.
Koruma, “şehir estetiği” bağlamında nasıl düşünülmelidir?
Korumayı geçmişten devraldığımız tarihi yapıları yıkmadan ve müzeleştirmeden, onları özgün nitelikleriyle birlikte ve çağdaş fonksiyonlarla donatarak geleceğe aktarma olgusu olarak ele aldığımızda şehir estetiği de kendiliğinden sağlıklı bir biçimde devam edecektir.

“DUYARLILIK OLMADAN ESTETİK KALİTEDEN SÖZ EDEMEYİZ”

Farklı disiplinler (plancılar, mimarlar, mühendisler, sosyologlar, sanatçılar) bu anlamda nasıl bir koordinasyonda ve sorumlulukta çalışmalıdır? Sizce bu koordinasyon bugün sağlanabiliyor mu?
Sözde bu işi yapmak üzere oluşturulmuş “estetik kurul”lar var ama sonuç ortada…Demek ki ülkemizde böyle bir yapılanma hiçbir işe yaramıyor. Burada meseleyi, estetiği konuşmak üzere bir araya gelen farklı disiplin insanlarının koordinasyonu olarak ele almamak gerek. Estetik bir güzelleştirme eylemi ya da makyaj yapmak demek değildir. Modern dünyadaki karmaşık yapı içinde, sağlıklı süreçler yaşandığı zaman şehir estetiği de kendiliğinden sağlıklı biçimde gelişecektir.

Büyük reklam panoları gibi unsurlar özellikle İstanbul çerçevesinde düşündüğümüzde şehir estetiğinin bağlamında bize ne ifade ediyor?
Süreç içinde yer alanların estetik duyarlılığı olmadığı zaman, üretilen hiçbir işin estetik kalitesinden bahsedemeyiz. Hangi ölçekte ve içerikte olursa olsun bir işin estetik kalitesi, yaptığı işi ciddiye almak ve her şeye duyarlı olmakla ilgili.

Kent ve sanat bu anlamda nasıl bütünleşebilir?
Günümüz dünyasında belli bir entellektüel seviyeye sahip olmadan bu konuda gerçek anlamda bir bütünleşmeden söz edemeyiz.