Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Sinpaş Yapı Genel Müdürü Ahmet Çelik: “Kentsel dönüşüm yapıyoruz diye şehir yaşanmaz hale getirilmemeli”

Sinpaş’ın organizasyon yapısından bahseder misiniz?
[kutusol=4005]Sinpaş bünyesinde ortaklarımız ve iştirak ettiğimiz birçok şirketimiz var. Sanayi şirketlerimiz de var. SAF GYO’da ortaklığımız var. Akasya projesini bu şekilde yapmıştık. Zeytinburnu Ottomare ve Ataköy projelerinde Katarlılarla ortaklığımız var. Ticari gayrimenkuller yapan Servet GYO var.  Seranit var. Sinpaş GYO da grubun önemli projeler üreten şirketlerinden bir tanesi, halka açık bir şirketimiz. O kendi segmentinde devam ediyor. Sinpaş Yapı olarak hem ticari gayrimenkuller üretiyoruz hem de Sinpaş GYO’nun mevzuata bağlı olarak giremediği noktalarda projeler yapıyoruz. Sinpaş Yapı’nın çok uzun yıllardır portföyünde bulunan arsalar var. Bir projeyi bazen çok uzun zamanda gerçekleştirebiliyorsunuz. Örneğin Kelebekia Projesi on yıldır portföyümüzde bulunan bir arsaydı. Projeyi mimari çalışmalarımızla bu kadar zamanda geliştirdik ve bu yıl teslimatını yaptık. Sinpaş olarak tüm projelerimizi aynı titizlikle planlıyoruz.

Sinpaş Yapı’nın güncel projeleri hakkında bilgi verir misiniz?
Şu anda Sultanbeyli’de Liva projemiz var. Sultanbeyli İstanbul’un hızlı gelişen bölgelerinden bir tanesi. Bir buçuk yıl önce Pendik-Kurtköy ile Ataşehir arasında kalmış bir bölgeydi. Şimdi hızlı bir şekilde gelişiyor. Son bir buçuk yıla baktığımız zaman bile inanılmaz bir gelişme görüyoruz. Projenin ilk etap teslimlerini eylül ayında gerçekleştirdik, satışları da büyük ölçüde tamamlandı. İkinci etabın satışlarına da 2014 Mart ayında başlayacağız. Yine 2014’te Sancaktepe’de yeni bir konut projesine başlayacağız. Bu projemizin satışına mart ayı itibariyle başlamayı planlıyoruz. Bakırköy Sahil Yolu üzerinde bulunan Ottomare projemizin ilk teslimlerine başladık. İstanbul İkitelli’deki İş Modern projemizin satışlarını gerçekleştirdik, çok sınırlı sayıda satışta iş yerimiz kaldı. Kağıthane’de bir ticari gayrimenkul projemiz var, ona başlayacağız. Ankara’da Türkiye’nin en büyük temalı projesi olan Altınoran projemizin satışları hızla devam ediyor. 5. etaba kadar geldik. İlk teslimlerimiz de kısmet olursa 2014’te başlayacak. Denizli’de yeni bir projeye başlıyoruz. Antepia projemizde ilk üç etap satılmıştı. Yeni etap mart ayında başlayacak.

Denizli’yi seçmenizdeki sebepler nelerdir?
Denizli Anadolu’nun yıldız şehirlerinden bir tanesi. Hızla gelişen ve canlanan bir şehir. Biz bugüne kadar hiçbir arazinin peşinde koşmadık. Hep bize gelen teklifleri değerlendirdik. Buradan da bir teklif gelmişti, araziyi satın aldık. Ortaklarımız da var. Şimdi projesini şekillendiriyoruz.

Peki, Gaziantep projeniz ne durumda? İstanbul’a kıyasla Antep’teki arazi fiyatları nasıl?
Antep’te birinci etap teslim edildi. Suni göletimiz bitti, suyla doldu. Antepliler, büyük bir heyecanla bekliyorlardı. Bize sürekli göletin ne zaman tamamlanacağını soruyorlardı. Birinci etapta 200’e yakın aile oturmaya başladı. Daire fiyatını etkileyen birçok unsur var ama en önemli unsur arazi fiyatıdır. Antep ile İstanbul’u kıyaslamamız mümkün değil.

Başka Anadolu illerinde projeleriniz var mı?
Anadolu illerin bakıyoruz. Önümüzdeki önemde bu çalışmalarımız artacak. Gelen önerileri ve teklifleri inceliyoruz.

Hangi segmentlere konut üretiyorsunuz?
“Sinpaş üst segmentlere konut üretir” gibi bir algı var. Normalde orta segmente konut üretiyoruz. Alt segment yani m2 si bin TL ve altı olan konutları devlet zaten yapıyor.

Kentsel dönüşümle ilgili fikirlerinizi nelerdir genel olarak?
Kentsel dönüşüm ülke insanının daha sağlıklı konutlarda yaşaması ve özellikle çarpık kentleşmenin ortadan kalkması için çok önemli. Nitekim böyle bir yasa da çıktı. Özellikle İstanbul’da bir deprem gerçeği var. Maalesef bir dönem çok kötü ve sağlıksız yapılar yapılmış. Bunların da dönüşmesi için böyle bir yasanın çıkması gerekiyordu. İnsanlarda ve makinelerde olduğu gibi konutların da bir ömrü var, özellikle betonarme yapıların ekonomik ömrü var. Bu yapıların da dönüşmesi lazım. 50 yıl öncesinin teknolojisine ve mevzuatına göre apartman sevdasıyla yapılmış beton yığınları… Birkaç yapıyı biz bu şekilde satın aldık ama baktığınız zaman içinde yaşanmaması gereken yapılar bunlar, dönüşmeleri lazım. Kentsel dönüşümün tek elden yapılması biraz zor. O adada ya da binada insanların gelir seviyeleri iyiyse, dönüşümü kendileri yapmak istiyorlarsa ve devlet de destek veriyorsa hiçbir problem yok. Ama böyle bir şey yoksa ve bunların başka bir yatırımcı tarafından yeniden elden imar edilmesi gerekiyorsa o zaman da yer yatırımcı için cazip olmalı ki oraya girsin. Bunun içinde üç tane unsur olmalı; kamu otoritesi, yatırımcı ve kat malikleri. Bu grupların dönüşüm için işbirliği yapması lazım. Tek elden olduğu zaman ya da iş yalnızca yatırımcıya kaldığı zaman dönüşüm süreci biraz uzun olacaktır. Bir de tabii “Kentsel dönüşüm yapıyoruz” diye şehri çok yüksek imarlarla yaşanmaz hale getirmemek lazım. Bu şehirlerin gelişimi için tam bir fırsat. Mimarisiyle, yaşam alanıyla, sağlıklı bir ortam oluşturabilmek ve kentin çehresini değiştirmek adına bir fırsat. 10 sene 20 sene sonra yıkılacak binalar yapmamalıyız.

“SEKTÖR BÜYÜYÜNCE BİLGİSİZ FİRMALAR DENGELERİ BOZUYOR”

Bu sağlanabiliyor mu sizce?
Farklı sektörlerden birçok insan bazı şeylerden mutlu değil. Çünkü sektör hareketlenince o sektöre ilgisiz ve bilgisiz birçok firma giriyor. Bunlar o sektörün birtakım özelliklerini bozuyorlar. Hesabı çok iyi yapmadan o arazilere inanılmazlar rakamlar ödeyebiliyorlar. Arazi fiyatları buna bağlı olarak artabiliyor. Ondan sonra sizden eleman transfer ediyorlar. Böyle olunca hem arazide hem proje süreçlerinde sektörün dengesini bozuyorlar. Bu kadar uzmanlık ve deneyim isteyen bir sektörde giriş çıkış o kadar kolay olmamalı. Hem de inşaat bir mühendislik işi. Gireceksiniz, onun mimari projesini ve konseptini belirleyeceksiniz. Süreçleri yöneteceksiniz. Çok kolay giriliyor ve çıkılıyor… Süreç içerisinde tüketici mağdur ediliyor.  Tüketicinin mağdur olmaması için bir takım yasalar çıkıyor. Bu yasalar çerçevesinde insanların da çalışma koşulları kısıtlanıyor. Bir firma öz sermayesinin belki yüz katı projenin altına giriyor. Herhangi bir olumsuzlukta o tüketiciyi de muhatap ediyor. Sektörün bütün dinamiklerini de bozuyor. Bakıyorsunuz satamadığı zaman fiyatlarını çok aşağılara çekiyor, zararına iş yapıyor. Nereye kadar yapacak? Çalışanını, tedarikçisini mağdur ediyor. Onun için bu kadar uzmanlık ve deneyim isteyen sektörlere giriş çıkışlarda da bir takım düzenlemeler olmalı diye düşünüyorum. Girip çıkanlar para kaybediyor. Artık her sektörde bu düzenlemelerin yapılması lazım. Dünyada gelişmiş ülkelere bakıyorsunuz; Almanya’da toplam gayrimenkul geliştirici sayısı üç bine yakınmış. Bizim yalnızca bir şehrimizde beş bine yakın müteahhit var.
“SEKTÖRE GİRİŞ ÇIKIŞLAR KONTROL ALTINA ALINMALI”

Bu düzenlemeden ziyade markalaşmayla hallolacak bir durum gibi gözüküyor. Tüketiciyle sektörde iş yapan firmanın arasında bir diyalog bu… Mesela Sinpaş marka değeri olan bir şirket.
Ülkede bir dönem bankalarda kriz çıktı. Birçok insan mağdur oldu. Bununla ilgili devlet bir düzenleme kurulu yaptı, şimdi bütün bankalar denetleniyor. Bir banka öz varlığının belli bir oranından fazla kredi veremiyor. Bu düzenlemeler sayesinde, finans sektörümüz 2008 krizinden hiç etkilenmeden çıktı. Biz de yılda 700 bin aileye hitap ediyorsak, her bir aileye ortalama dört kişi alsanız, iki buçuk milyon insanın hayatını etkileyen bir iş yapıyoruz demektir. Bununla ilgili de giriş çıkışlar düzenlemeyle kontrol altına alınmalı diye düşünüyorum.
Siz pazar araştırması yapıyorsunuzdur mutlaka, yatırımcıların ve konut kullanıcılarının yapılarınızı Sinpaş olduğu için tercih etme oranı nedir?
Biz kampanyaya başlamadan önce portföyümüzde bulunan müşterilerimize bir bilgilendirme yapıyoruz. Öncelikle onlara projemizi sunuyoruz. Bu noktada sayımız oldukça yüksek. Bizim yaklaşık yüzde 20’lerin üzerinde bir oranımız var. Bu da bir markalaşmanın ve geçmişin değeri elbette.

“MARKALAŞMA KRİZ DÖNEMLERİNDE ÖNEM KAZANIYOR”

Konut satın alımında lokasyon, projenin özellikleri gibi unsurlar oldukça önemli ama hangi firmanın o projeyi yaptığı da bir o kadar önemli. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Markalaşma çok önem kazanıyor. Kriz dönemlerinde çok daha fazla önem kazanıyor. Biz bunu çok uzun yıllardır yaşıyoruz. Bizim en fazla konut sattığımız zamanlar kriz zamanlarıdır. Konut ihtiyacı bitmiyor. Kriz zamanı tüketici çok daha titiz davranıyor, bu yüzden markaların değeri ön plana çıkıyor. Tüketici de artık bilinçleniyor. Firmanın geçmişine bakmak lazım. Kullanıcının bakacağı birkaç kriter var ve bilgiyi edinmek de çok kolay. Artık bunlara ulaşabiliyor müşteri.