Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“Bina cepheleri, kente kazandırdığı görüntü örüntüsüyle yaşam estetiğimizi belirliyor”

[kutusag=4026]Mimari sadece iyi binalarla değil, iyi bir yaşam çevresiyle olur. Yerine, zamanına, yöresine ve arazisine uygunluk şartı ön plana alınarak geliştirilen her proje kendi dinamiğini getiriyor ve birbirinden farklı oluyor. Bence mimari hiçbir zaman tekniksiz olmaz. Teknik ön plandadır. Bugün projelerimizde taşıma sisteminden soğutma-ısıtma, otomasyon, yeşil bina sistemleri gibi modern imkânları kullanıyoruz. Mimar hayalindeki estetiği teknikle kaynaştırabilirse, ortaya estetik değeri yüksek güzel binalar çıkar. Eğer mimar binada ve cephe tasarımında ruhunu ortaya koymazsa, rastgele ve estetikten yoksun bir çevre ile karşı karşıya kalırız.

Bina cepheleri kente kazandırdığı görüntü örüntüsüyle yaşam estetiğimizi de belirliyor. Cephe görünüşleri hem çağın getirdiği estetik ve teknik değerleri yakalamalı hem de yöresel olarak belli bazı özellikleri taşıyarak kentin aidiyetini belirlemeli. Bu kent kuzeyde mi güneyde mi deniz kıyısı mı hangi ülkeye, kültüre ait sorularının yanıtları cephe yaklaşımınızın aynası gibidir.

Yemen’deki o güzelim cephelerin Yemen’e aidiyeti gibi kuzey Avrupa ülkelerindeki ahşaplı, dik çatılı binaların da cepheleri aidiyet belirtir ve farklılığı ortaya çıkartır. Kent dokusu içinde de dolayısıyla önemi çok büyük. Bizim de kentlerimizde yüzyıllar içerisinde bu konunun önemi belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Fakat 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren globalleşmeyle, nüfus çoğalmasıyla, dünya savaşlarıyla, cephelerde bir sadelik, kolay yapılabilirlik, gittikçe birbirine benzeşme sorunları ortaya çıktı ve bu yapılaşma faaliyeti kent dokusu kavramını tahrip etti. Bugün gelinen noktada, kentlerimizin herhangi bir caddesini ele alsak, burası Gaziantep’te midir, İstanbul Gaziosmanpaşa’da mıdır, Bursa’da mıdır bunu ayırt edemeyiz. Halbuki bunun aslı böyle olmamalı. Yöresel malzemelerin kullanılmasıyla, iklimin etkisiyle farkın gelmiş olması gerekirdi.
ÇEVRENİN TÜM ALGISI BİNANIN CEPHESİYLE BELİRLENİYOR
Mimari kent planlamasıyla başlayan, evlerin en küçük birimlerinin iç mimari tasarımıyla biten çok disipliner bir yapıyı barındırmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye’deki modern mimarlığın gelişme süreçlerinin henüz başında olduğunu düşünmekteyim. Biz Türkiye’deki mimarlar, her sene imar kanunları, yönetmelikleri, sosyal yapı dinamikleriyle ana kuralları sürekli değişen bir sistem içinde büyük uğraşlar vererek çalışmaktayız. Tasarımın girdisi olan tüm bu süreçler binanın temelinden cephesine, çatısına kadar çok doğru kurgulanmalı. Siz binanızın içinde ne yaparsanız yapın, çevrenin tüm algısı binanın cephesiyle belirleniyor. Eğer yüksek binalar yapıyorsak modern teknolojiyi, günümüz tekniklerini yaşatan, yansıtan cepheleri kullanmayı tercih ediyoruz.  Eskiye özenen, eklektik öğelerden dikkatle kaçınıyoruz. Villa gibi tek aile evlerimizde, alçak konut binalarında kendi geleneğimizden gelen bazı modülleri, malzemeleri, tarzları kullanmayı seviyoruz ve bunu öne çıkarmayı doğru buluyoruz.
YERE GÖRE UYGUN ÇATILARIN YAPILIYOR OLMASI ÖNEMLİ
Çatı cephe ile bütüncül bir konudur. Yine yöreye uygun olarak, kuru, yağışlı ya da karlı iklim koşullarının belirlediği tasarımlar ortaya çıkmıştır. Mardin’deki düz taş çatılı evlerle Safranbolu’daki tatlı eğimli, alaturka kiremit bitişli evlerimiz farkı yöreseldir ve kendi özelliklerini ifade ederler. Bence şu anda da yaptığımız projelerde yere göre uygun çatıların yapılıyor olması önemlidir. Ancak bu şekilde kimlikli bina ortaya çıkmış oluyor.
40 KATLI BİNALARDA YÖREYE UYGUNLUK GÖZETMEKTE ZORLUK ÇEKİYORUZ
Bu konuda büyük bir karmaşa yaşandığını düşünüyorum. Cephelere bakarak binaların yöreye aidiyeti ortadan kalktı. Bizim de özellikle çok katlı binalarımızda bu problemi görmek mümkün; 40 katlı binalarda yöreye uygunluk gözetmekte zorluk çekiyoruz. Sıcak iklimlerde cam giydirme cepheler beni çok ürkütüyor. Hele konutsa bu kabul edilemez bir konu. 40 katlı da olsa açılabilir doğramaların olması kanaatindeyim. Binaları doğru konumlandırarak, hakim rüzgara sırt çevrilerek açılabilir doğrama çözümlerini binalarımıza uygulayabiliriz. Böylelikle 20-30 kata kadar cephelerde balkon uygulamaları yapabiliriz ve kullanıcılarına gerçek bir ev yaşantısını sunabiliriz. Cephe detayları bu anlayışla çözülmeli. Villa ve tek evlerde bu farklı olabilir.

BİR PROJENİN KUSURSUZ OLARAK HAYATA GEÇMESİ ÇOK ÖZENLE YAPILAN BİR UYGULAMA PROJESİNDEN GEÇER
Mimar olarak amacımız, kullanıcılarına sunduğu yaşam kalitesini ve doğal çevreye olan sorumluluğunu gözetmeyen geleneksel konut üretim yaklaşımının tersine, kente artı bir değer kazandırmak. Bunu da nitelikli doğal bir çevre yaratarak, bir arada yaşamayı güncel eylem ve fonksiyon biçimleriyle donatan sosyal alanlar üreterek, alt ve üst yapılarda modern teknolojiyi kullanarak sağlamaya çalışıyoruz. Böyle bakınca tüm disiplinler eşit önemde oluyor. Bir projenin kusursuz olarak hayata geçmesi çok özenle yapılan bir uygulama projesinden geçer. Uygulama projesinin vazgeçilmezi tüm disiplinlerin, disiplin projelerinin mimar tarafından koordine edilerek mimari projeye entegre edilmesidir.
OLANAKLARIN ZORLANIYOR OLMASI HEM MİMARİ BİR OFİS HEM DE MARKALAR İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİ
Günümüz global problemlerin en önemlilerinden biri olan “çevreyi tüketmek” konusuna en yapıcı cevap sürdürülebilirlik kavramı. Bunun gereklerini yapmamız gerekiyor. Akasya projesindeki binalar sertifikalı yeşil binalar olacaklar. Kullandığımız malzemeler, yalıtımlar, suyun geri dönüşümü konusunda çok dikkatli ve özenli seçimler yapıyoruz. Artık kimyasal temizleme ile gölet yapmıyoruz. Mutlaka biyolojik arıtma kullanıyoruz. Binalarımızda kullandığımız bahçelerimiz yeşille insanı yaklaştırıyor. Çok yüksek katlı binalarımızda dahi açılır doğrama tercih ediyoruz. Bunlar iklimlendirme sistemlerinin dışına çıkarabiliyor projelerimizi. Bu konuda elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. İşverenin katkısı da çok önemli. İşveren mimarın önünü açtıkça bu konunun gelişeceğini ve daha iyi noktalara geleceğini düşünüyorum. Projelerimizde tüm çözüm ortaklarımız özel tasarımlar, standartlarının dışında ürünler geliştirdiler. Dolayısıyla birbirimizi beslediğimiz bir süreci yaşadık, farklı tecrübeler edindik. Yapı sektörüne bu sayede yeni ürünler bile kazandırdık. Olanakların zorlanıyor olması hem mimari bir ofis hem de markalar için de çok önemli.