Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“Cephe, tasarımın dışa yansıyan yüzüdür.”

[kutusag=4027]Binaların kabuk tasarımı mimaride temel ve en kritik unsurlardan biridir. Yapının cephe tasarımının önemi, kullanıcıyla yapının ilk karşılaşma anının bir aktörü olmasının yanı sıra iç ve dış mekân ilişkisini düzenleyen yapısal bir unsur olmasından kaynaklanmaktadır. Cephe, tasarımın dışarıya yansıyan yüzüdür. Bir yüzün hatlarını mükemmel kılan da estetik orantıların yanı sıra çevresel faktörler ile uyumdur.

Binalar yirminci yüzyılın ortalarına dek yerel çevresel etkenlerin şekillendirdiği bir evrimden geçerek gelişmişlerdir. Ta ki teknolojik olanakların artması ile bizler bu evrim ile bağlarımızı koparana dek. Suni iklimlendirme ve aydınlatma teknolojilerinin gelişmesi gerçek “akıllı” tasarıma olan bağlılığımızı giderek azaltmış ve azaltmaya devam etmektedir.

Binaların iklim şartlarına göre evrildiği bir ortamda doğal olarak kent dokusu ortaya çıkaran öğeler birbirine uyumlu, bir bütünün tutarlı parçaları olarak şekilleniyor. Teknolojik gelişmelerin iklim şartlarına uyumlu yapılaşma gereksinimini azaltması ile bu yaklaşımın yerini stil akımları alıyor ve kentsel ölçekte belirgin planlamaların olmadığı yerlerde yanlış tasarımsal kaygılar, yapıların birbiri ile olan bütünlüğü de bozuluyor tabii ki.

HAYRAN OLDUĞUMUZ ŞEHİRLER: YEREL MALZEMELERLE OLUŞTURULAN MİMARİ TARZI KORUMAYI BAŞARMIŞ ŞEHİRLER

Hala kentsel dokusunda bütünselliğini kaybetmemiş olan şehirlerde kullanılan malzemelerin birliği bir tesadüf değil. Hayran olduğumuz şehirler, mesela Mardin veya Safranbolu, yerel malzemeler kullanarak oluşturdukları mimari tarzı korumayı başarmış şehirler. İstanbul için böyle bir “tarz”dan bahsetmemiz ise artık mümkün değil.

BİNANIN HEM DIŞTAN İÇE HEM DE İÇTEN DIŞA ANLAMLI OLMASI GEREKİR.

Biz her yaptığımız proje hangi ölçekte olursa olsun yapıyı bir bütün olarak ele alıyoruz her zaman. Cepheyi bütünden ayrı bir şey olarak görmemiz mümkün değil. Dolayısı ile binayı bir yüzeyler bütünü olarak değil, bir hacimler bütünü olarak görüyoruz. Cephe tasarımlarımız da bunun bir parçası. Cephe müdahalelerimiz genelde yapının kütlelerini ortaya koymak üzere şekilleniyor. Binanın hem dıştan içe hem de içten dışa anlamlı olması gerekiyor. Mesela Türkiye Müteahhitler Birliği binasında yapının tasarımına başlarken, katlar kendi aralarında dik düzleminden bağımsızlaşarak sağa ve sola kaymalar yapmış, bu şekilde birbirinin tam üzerine binmeyen katlar fonksiyonel alanlar yaratarak açık alanlara ve saçaklara dönüşmüştür. Bu kütleyi kaplayan cephe kabuğunun mesh katmanı enerji tasarrufu için gerekli güneş ışınlarının yönlendirmesini sağlarken aynı zamanda bu kütle kompozisyonunu okunur kılıyor.
Benzer bir yaklaşım Balance Güneşli projesinde de mevcut. Farklı kütlelerden oluşan yapıda cephede kullanılan farklı teknikler binanın geometrisini öne çıkarıyor.

Cephe gibi çatı tasarımını da binanın bütünsel işleyişinden ayrı düşünmek mümkün değil. Sürdürülebilirliği esas alan Türkiye Müteahhitler binası gibi bir yapıda ise tabii ki ısı kaybı ve kazanımının en belirleyici yüzeylerinden biri olan çatı binadaki pasif iklimlendirme sistemini desteklemek üzere şekillendi. İstisnalar mevcut olmak ile birlikte, günümüzde üretilen çoğu yapı sadece yüzeysel estetik kalite kriterine karşılık veren, dış ortam ve iç ortam arasındaki geçişi sağlayan cephenin yapının bütünsel ihtiyaçlarına cevap vermesi problematiğini göz ardı eden bir tavır sergilemektedir. Biz yaptığımız projelerde tedarikçileri tasarımın erken safhalarında sürece dahil ederek spesifik gereksinimlerin karşılanmasını sağlamak üzere bir AR-GE diyaloguna giriyoruz. Tedarikçinin ürün bilgisi ile mimarın yapısal bilgisinin bu şekilde bir araya gelişi yenilikçi çözümler ortaya çıkarıyor. Bu diyalogun sektörün gelişmesine de katkı sağladığına inanıyoruz.
YERİN COĞRAFİ, İKLİMSEL VE BEŞERİ ÖZELLİKLERİ TASARIMI YÖNLENDİRMELİ

Sürdürülebilirlik arayışının malzeme ve yalıtıma indirgenmesi son derece sınırlayıcı bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz. Sürdürülebilirlik çok karmaşık bir denge ve gerçek anlamda ancak ekolojik, ekonomik ve etik faktörlerin dengesinin bulunması ile sağlanabilir. Bir yapının gelecekteki hayatının (ekolojik, ekonomik ve etik açıdan) da hesap edilmesini gerektirir ve anlık çözümlerden kaçınır. Dolayısı ile hep savunduğumuz yerin coğrafi, iklimsel ve beşeri özelliklerinin tasarımı yönlendirmesi gerektiğidir.

Tasarım sürecinde bizler için belirleyici olan, estetik yapısal kompozisyonu ele alırken, çevre mühendisleri ve yapının çevresel performansını modelleme yoluyla hesaplayan LEED danışmanlarımız ile sürdürdüğümüz yoğun entegre tasarım yaklaşımı olmuştur. Bütünleşik bir tasarım sürecinde sürdürülebilirlik her yönüyle ele alındığı takdirde yalıtım sonradan eklenen bir özellik olmaktansa zaten işin en temel parçalarından biri haline gelir.

Mimarın tasarımını tedarikçilerin imkânlarıyla kısıtlaması yerine, tedarikçilerin mimarın üretimini daha yakından takip edip ürün geliştirebildiği durumlarda gerçekten limitleri aşmak mümkün.

Tescilli binalar, hele hem iç hem de dış cephe tescilli ise mimar ve tedarikçilerin yaratıcılığını en çok zorlayan konudur. Bu yapılarda bir takım kabul görmüş etkin yaklaşımlar olmasına rağmen çoğunlukla kalıplaşmış çözümler uygulamak mümkün olmaz ve tam da bu yüzden inovasyon için müthiş fırsatlardır aslında. Dolayısı ile yine tedarikçi ve mimarın erken safhalardan itibaren beraber çözüm üretmeleri en doğru yaklaşımdır.