Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

“Türkiye’nin gündemine dönüşüm sürecinin toplumsal boyutunu taşımak istiyoruz”

Kendinizden ve çalışmalarınızı buluşturduğunuz organizasyonlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Faruk GÖKSU:
1984 yılında ODTÜ’den mezun oldum. Mezun olduktan sonra 8 yıl kooperatif sektöründe çalıştım. Batı Kent projesinde çalıştım. Türkiye’nin ilk kamu-özel işbirliği kentsel dönüşüm projesi olan Portakal Çiçeği Vadisi’nin genel müdürlüğünü üstlendim. Bu çalışmadan sonra İstanbul’a geldim. İstanbul’da Doğuş’un gayrimenkul değerleme şirketi olan Doğuşkent’in genel müdürlüğünü yaptım. 2000 yılından bu yana da Kentsel Strateji çatısı altında özellikle kentsel dönüşüm projelerine ilişkin çalışmalar yapıyoruz. Şirket olarak 3 konuda faaliyet gösteriyoruz. Birincisi Kentsel Vizyon; kentlerin geleceğine ilişkin vizyon planları hazırlıyoruz ve stratejiler geliştiriyoruz. İkincisi Stratejik Tasarım; vizyon ve tasarımın yeni dönüşüm sürecinde önemli olduğuna inanıyoruz.
Bu nedenle tasarım sürecinde o projeden etkilenen tüm tarafların bir araya gelmesi ve stratejileri ortak çıkarması gerektiğini düşündüğümüz için böyle bir dal oluşturduk. Üçüncüsü de Uzlaşma Yöntemi. Zaten Portakal Çiçeği projesinden bu yana geçen süreç içerisinde, projeden etkilenen tüm tarafları bir araya getirerek uzlaşma sağlamaya yönelik çalışmalar yürüttüm. Kentsel Strateji bizim ticari yapımız. Ticari yapımızın yanında, 4 yıl önce kurmuş olduğumuz Yerel Girişime Destek Platformu adı verdiğimiz gönüllü bir faaliyetimiz var. Çalışmalarımızın yüzde 20’lik bir kısmını ticari yönüne ayırıyoruz, emeğimizin yüzde 80’ini Yerel Girişime Destek Platformu’na veriyoruz. Tasarım Atölyesi Kadıköy (TAK) de Yerel Girişime Destek Platformu içerisinde doğmuş bir çalışma. Yerel Girişime Destek Platformu içinde 7-8 tane aktivitemiz var.
“PLANCI VE MİMAR BİRLİKTELİĞİ SAĞLANMALI”

Sıla AKALP: 2006 yılı ODTÜ mezunu şehir plancısıyım. Faruk Bey ile 4 yıldır birlikte çalışıyoruz. Ben Yerel Girişime Destek Platformu kapsamında yaptıklarımıza odaklanayım. 2010 yılında Platform ilk çağrılarını yapmaya başladı. İlk hedefimiz İstanbul’daki kentsel dönüşüm modelini tasarımcılarla tartışmaktı. Bunun için 3 Ada 1 Ada diye bir dönüşüm modeli kurguladık. Bu çalışma çerçevesinde parsel bazında değil, ada bazında dönüşüm modeli kurgulamamız gerektiği sonucuna vardık. Daha fazla kamusal alan, açık alan ve ulaşım sisteminin iyileştirilmesi gibi stratejileri tartışmaya başladık. Bu çağrımıza 60 tane gönüllü tasarımcı cevap verdi. Bizim de aslında tasarımcılarla tanışıp çalışmaya başlamamız bu zamana denk geliyor. Daha sonra bir ileri adıma geçerek “Mahalle bazında dönüşüm nasıl olmalı?” sorusu üzerinden yeni bir tartışma başlattık. Bunda da yine yaklaşık 200 tasarımcı bizim çağrımıza yanıt verdi. Böylelikle mahalle programını başlattık. Geçen yıl da üçüncü aşamaya geçtik ve kent ölçeğinde dönüşüm stratejilerini tartışmaya başladık. İstanbul’un dönüşüm stratejileri; ada, mahalle ve kent ölçeğinde yaptığımız çalışmalar bizim birinci çağrımız oldu. Bu çalışmalar sırasında plancı ve mimar birlikteliğinin sağlanması gerektiğini fark ettik. Bunun üzerine Stüdyo 33 adını verdiğimiz yeni bir oluşumu başlattık. Burada amaç, plancı ve mimarların karşılıklı ürettikleri stratejileri anlayabilmesiydi. Bu çalışmanın ardından da TAK başladı. Tasarımcılarla yaptığımız çalışmalar neticesinde 2013 yılını Stratejik Tasarım Yılı ilan ettik. Bu çağrımıza Kadıköy Belediyesi cevap verdi ve TAK’ı kurgulamaya başladık.
Burada amaç tasarımcıları dönüşüm sürecine katmak ve onların fikrini alarak bu fikirleri uygulanabilir projelere dönüştürmek. Destek Vizyon Platformu çalışmaları içerisinde Kentsel Vizyon Platformu var. En sonunda da 10 Proje 10’larca etki diye bir sosyal etki değerlendirmesi yaptığımız bir çalışmamız var. Kentsel Vizyon Platformu; mahalle, kent ve bölge ölçeklerinde çalışıyor. Yani ölçekleri gittikçe büyüyor. Stratejiler vizyona dönüşmeye başlıyor. Şu an 81 kent için 81 tane vizyon planı hazırladık. Amacımız her zaman eğitim vermek, açık çağrılar yapmak, kent stratejistleri yetiştirmek, stratejik tasarımcılar yetiştirmek ve onlara bu bakış açısını sağlayarak sivil bir hareket oluşturmak.

“HAZIRLADIĞIMIZ VİZYON PLANLARININ AMACI KENTLERE YENİ BİR BAKIŞ AÇISINI GÜNDEME GETİRMEK”

81 Kent 81 Vizyon projesinden bahsedebilir miyiz biraz?
F.G.:
Yeni dönüşüm sürecinde 2 adet önemli konumuz var. Bunlardan biri vizyon diğeri ise tasarım. Çünkü bu iki kavram bugüne kadar gerçekleştirilen dönüşüm sürecinde maalesef yeterince kullanılmadı. Şu anda kentlerimiz üçüncü dönüşüm sürecine giriyor. Yeterince kullanılmayan bu iki kavramı kullanacak alanlar yaratmamız gerekiyor. Vizyon dediğimizde stratejiler, öncelikler, katılım; o kentte yaşayanların katılımı, üniversitelerin katılımı ve çeşitli aktörlerin sürecin içerisine katılmasını sağlayacak ortamlarım yaratılmasını anlıyoruz. Bizim ilk çalışmamız 81 Kent 81 Vizyon. Bunu üç ay önce ilan etmiştik. Bu çerçevede hazırladığımız vizyon planlarının amacı kentlere yeni bir bakış açısını gündeme getirmek. Bunu yaparken kent stratejisti yetiştirelim istedik. Türkiye’de imar plancısı çok, şehir plancısı yok. Kent stratejistini nasıl yetiştiririz? Bu tür yaklaşımları anlatarak, eğitim vererek ve o insanları işin içerisine sokarak yetiştirebiliriz. Biz, 81 kişiyi burada eğittik. Tabii o kentlere gitmeleri mümkün değildi. Onlardan çok hızla kalkınma ajanslarının hazırlamış olduğu bölge planlarını ve yerel yönetimlerin hazırladığı planları incelemelerini ve bu yaklaşımlarını hazırlamalarını istedik. Her biri 50’şer sayfalık planlar hazırladı. Bu yolla yerel yönetimlere “kentleri artık farklı bakış açılarıyla ele alın” çağrısı yapıyoruz. Bu konuda çalışan 81 kişiden 25’i bu işi özümseyip oldukça başarılı çalışmalar hazırladılar. Biz önümüzdeki birkaç yıl, bu gençlerle yerel yönetimleri bir araya getirecek ortamlar sağlayacağız.

Bunun devamında yeni kentsel akımlar oluşturmayı düşünüyoruz. Kentlerimizi bir takım temalar çerçevesinde sınırlamaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de birkaç kavramımız var. Örneğin Avrupa kentsel Rönesans’ı yaşadı. Şu anda yeni yüzyıl kentlerini yaşıyor. Bir takım akımlar çerçevesinde kentler dönüşmeye başladı. Biz de bu akımları artık zamanı geldi diyerek Türkiye’de başlatmak istiyoruz. Örneğin; gelişen kentler. Bu kentler hangileri? Diyarbakır, Gaziantep, Denizli… Bunlar başka bir kategoride ve başka ilkelerle yeniden harmanlanmalı. Önerdiğimiz bir başka akım kıyı kentleri.
Örneğin Muğla ve Antalya çok önemli turizm potansiyeli olan kıyı kentleri. Bu kentlere başka yaklaşmak gerekiyor. Üçüncüsü bölge kentler… Mersin, İzmir ve Samsun… Akdeniz, Karadeniz ve Ege’ye kıyısı olan, uluslararası ölçekte lojistik bakımından kentsel bölge oluşturan kentler. Kültür kentleri kategorimiz var. Bu akımları kamuoyunun gündemine getirip tartıştırmak istiyoruz. Amacımız her bir akımın içerisinde Avrupa’da örtüşen kentleri gündeme getirmek. Örneğin; Samsun’un karşısında Kiev, İzmir’in karşısında Barselona, Mersin’in karşısında İskenderiye. Bunların her biri liman kenti ve her birinin ticari ilişkilerini geliştirmesi gerekiyor. Birbirleriyle de benzerlik taşıyorlar. Bir deneyim paylaşımı programı başlatmak istiyoruz. Bu çalışmamıza Deneyimi Paylaşan Kentler adını verdik. Bunu uluslararası bir ağa dönüştürmek istiyoruz. Her yıl 10 ile 15 tane kişi bu program kapsamında karşılıklı gidip gelecek. O kentlere ilişkin deneyimlerini aktararak vizyon planlarını daha somut bir hale büründürecek. Vizyonu önemsiyoruz. Vizyonu uluslararası akımlar ve kendi özümüzle birleştirerek kentleri yeniden yapısal olarak harmanlayalım ve bunun içerisine kent stratejistlerini, sosyal plancıları sokalım istiyoruz. Tasarım kısmı da TAK’da devam ediyor.

“AMACIMIZ YAŞAYARAK TASARLAMAK”

S.A.: TAK gönüllülük esaslı çalışma ve işbirlikleri kurgulama temalarına dayanıyor. Burası kamu-özel-sivil işbirliği merkezi. Her ne kadar Kadıköy Belediyesi ile çok yakın algılansa da buradaki sürecin yönetimi ve alınan kararlar tasarımcılarla birlikte ve bağımsız bir şekilde alınıyor. Çünkü buradaki kararların sahipleri tasarımcılar. Kendi fikirleriyle geldikleri için Kadıköy kapsamında kalmak dahilinde fikirlerini uygulayabiliyorlar. Kamu tarafında Kadıköy Belediyesi, sivil tarafında ÇEKÜL Vakfı, özel tarafında ise Kentsel Strateji bulunuyor. Normalde yerel yönetim bir proje yapacaksa, çalışılacak alan ihale edilir, ihaleyi alan tasarımcı da projeyi gerçekleştirir. İhaleler genellikle en düşük maliyetli tasarımcıya verilir. Burada amaç öncelikli olarak proje alanlarını Kadıköy’de yaşayanların belirlemesi ve o alanların bütün tasarımcıların fikirlerine açılması. Sadece en düşük maliyetli fiyat teklifini veren tasarımcı değil, en iyi fikri veren tasarımcı fikrini gerçekleştirsin istiyoruz. Projeler gelsin, bunlar paylaşılsın. Yerel yönetim ya da dışarıdan gelen bir kurum bunu benimseyip uygulamaya koysun.
Burada TAK’ın maddi bir konumu yok. Tamamen destekçi ve tasarımcı arasında köprü kuran ve kar amacı gütmeyen bir organizasyon. Programlarımızı tasarım, araştırma ve katılım olmak üzere üç başlık altında kurguladık. Tasarım programları Kadıköy’deki mekânsal kaliteyi artırmayı amaçlıyor. Araştırma; Kadıköy’ün belleğini ve değerlerini arşivlemeyi amaçlıyor. Katılım ise mahalle kültürünü korumayı amaçlıyor. Örneğin; 3×3 bizim çok önemsediğimiz bir tasarım programı. Kadıköy’deki kentsel dönüşüm dinamiklerini tasarımcıların fikirlerini alarak belirlemeyi amaçlıyor. Önümüzde Fikirtepe gibi bir örnek var.
2.07 olan emsal, hesap olmadan 4.14’e çıkarılıyor ve burada dönüşüm bu şekilde yapılsın gibi bir mantık uygulanıyor. Oysa öncelikle oradaki yaşam ve yapı tipolojisini anlamak, tasarımcıların fikirleri almak ve en uygun tasarım kriterlerini imar planına dönüştürmek önemlidir. Yani önce plan sonra proje değil, önce proje sonra plan. Kıyı Köşe bizim önem verdiğimiz diğer bir tasarım programımız. Kadıköy’ün atıl kalmış yerlerini çok basit müdahalelerle geliştiren ve çok uygulanabilir projeler üreten bir program… Biz TAK’ı bir model olarak görüyoruz ve diğer alanlara da yayılmasını istiyoruz.
F.G: Amacımız yaşayarak tasarlamak. Tüm bunların yanı sıra bu sene sosyal etkiyi gündeme getiriyoruz. Kentsel dönüşüm bu zamana kadar hep mekâna ilişkin oldu. Yeni programımızda İstanbul’da 10 tane dönüşüm alanı seçildi. Burada amacımız sosyal plancı yetiştirmek ve sosyal etki planı hazırlatmak. Bundan sonra yerel yönetimler bir proje hazırlarken nasıl Çevre Etki Değerlendirme Raporu isteniyorsa, biz de Sosyal Etki Değerlendirme Raporu’nun hazırlanmasını isteyeceğiz. Türkiye’nin gündemine dönüşüm sürecinin toplumsal boyutunu taşımak istiyoruz.
“YIK-YAP ARTIK TÜRKİYE’DE BİR ÇÖZÜM OLAMAZ”

Kentsel dönüşüm uygulamaların niteliğine ilişkin tartışmalar gündemde. Çok fazla tatmin edici sonuç da yok elimizde. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
F.G.:
Bu işin felsefesine girmek gerekiyor. 50’lerden bu yana hep yık-yap yaklaşımıyla, imar hakları artışıyla finansmanın sağlandığı dönüşümler yaptık. Artık bu genlerimize işlemiş durumda. Dönüşümün hep mekânsal ayağını düşündüğümüz için inşaat firmaları ön plana çıkıyor. Bu konuda yabancı bir yazarın çok bir açıklaması var: Kentsel dönüşüm gayrimenkul geliştirme değildir, gayrimenkul geliştirme piyasa güçleri ile olur. Kentsel dönüşüm ise kamu desteğine gereksinim duyulan toplumsal ve ekonomik boyutları içeren uzun vadeli eylemler bütünüdür. Burada bir mesaj veriliyor; ilk olarak acele etmeyeceksin. Müdahale ettiğin alan insanların yaşadığı bir alan çünkü. Batı’daki dönüşüm projelerinin ilkelerine baktığınız zaman şunu görüyoruz; vizyonu olmazsa olmaz kabul ediyorlar. İşbirliği de çok önemli bu noktada yani süreç sadece özel sektöre bırakılmamalı. Kamunun da desteği olacak, orada yaşayanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla da işbirliği sağlanacak. Tasarımı ise bina tasarımı olarak değil, yaşam tasarımı olarak düşünmek gerekiyor. Kimse başkasının adına tasarım yaptığına kafa yormuyor. Şimdi bizim öyle bir örnek göstermemiz lazım ki; yoğun dokulu bir mahalleyi yıkmadan sağlıklaştırarak insanlarla konuşarak ve oradaki ekonomi ve kapasiteyi artırarak farklı bir dönüşüm modeli kurgulayabilelim. Yık-yap artık Türkiye’de bir çözüm olamaz.