Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Mimar Zümrüt Çağlayan Arslan

İlk BREEAM ve LEED sertifikalı binalar 2008-2009 yıllarında yapıldı. Şu anda 50’den fazla sertifikalı bina ve 100 den fazla da sertifikalanmak üzere başvuru yapmış bina bulunuyor. Bu açıdan Türkiye’nin hızlı uyum sağladığını düşünüyorum. Özellikle geçtiğimiz yıl bu sayılarda önemli artış oldu. ABD’de yeşil bina hareketi kısa zamanda başlı başına bir akım haline geldi. Benzer şekilde Türkiye’de de yeni yapılacak binalarda sertifikalı yeşil binaların oranının her yıl ivmelenerek artacağına inanıyorum. Mevcut binalar ile ilgili yapılan çalışmalar henüz başlangıç aşamasında fakat enerji ve su tasarrufu ile ilgili fırsatlar çok, bu nedenle bu alanda da kısa sürede ilerleme olacaktır. Tüm bu gelişmelere paralel olarak, mimarlık/mühendislik hizmeti veren ofisler, malzeme ve ekipman tedarikçileri de bu akıma uyum sağlamaya başladı. Bu değişimler devlet desteğiyle daha da hızlanacaktır.

Yatırımcılar inşaat aşamasında meydana gelen çevresel etkileri, tasarım ve inşaat aşamasındaki kararların işletme dönemini nasıl etkilediğini artık daha detaylı değerlendiriyor. Doğal kaynakların korunması konusunda da daha duyarlı bir bakış açısı oluştu. LEED ve BREEAM gibi sertifika başvuruları çoğunlukla potansiyel son kullanıcı talepleri, yatırımcının sosyal sorumluluk politikaları ve aynı nitelikteki binalar karşısında rekabet gücünü artırma isteği nedeniyle gerçekleşiyor. Kullanıcı için ise bir binanın sertifikaya sahip olması belirli enerji verimliliği ve kalite koşullarını karşıladığı anlamına geliyor. Bu nedenle bu tür sertifikalara olan talep her geçen gün artıyor.

Düyadaki gelişime bakılırsa, Yeşil binalar konusunda öne çıkan ülkelerin başında ABD geliyor. Mc Graw Hill 2013 raporuna göre ABD’nde 2016 yılında yapılan ticari ve kurumsal binaların %55’ini yeşil binaların oluşturması bekleniyor. Bu gelişmelerde teşviklerin önemli payı var.

Bu konuda öne çıkan şehirler ise sürdürülebilir ulaşım alternatifleri, atık yönetimi ve geri dönüşüm, yeşil alanların artırılması, akıllı aydınlatma sistemleri, yeşil enerji kullanımının arttırılması, yeni yapılacak binalarda bazı yeşil stratejilerin zorunlu hale getirilmesi gibi uygulamalarla karbon salınımlarının azaltılmasına yönelik hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. San Fransisco, Vancouver, Oslo, Kopenhag ve daha birçok şehir bu konuda yüksek hedefler belirlemiş durumda. Çevresel etki kategorilerinin bölgesel önceliklere göre ağırlıklandırılması, bunun için eldeki verilere göre mevcut durumun değerlendirilmesi gerekecektir. Aynı zamanda mevcut yerel standartlar incelenmeli ve sertifikasyon sisteminin referans alacağı standartlar belirlenmeli. Belirli bir kategoride değerlendirme yapılması için gerekli yerel standartların olmadığı durumlarda, uluslararası standartlar kullanım yaygınlığına göre dahil edilebilir. Özellikle değerlendirilme sisteminin ileride yaygınlaşacağı düşünülürse, belirlenecek kriterlerin sektörde bir dönüşümü sağlayabileceği dikkate alınmalıdır. Sistemin hızla kabul görmesi için hazırlık çalışmalarında sektörden ve akademik çevrelerden yeterli katılım sağlanmalıdır.

Enerji verimliliği, iç ortam kalitesi ve su tüketimi konularının ağırlıklarının yüksek olması, özellikle ticari binalarda commissioning’in önkoşul olarak yer alması gerektiğine inanıyorum. CASBEE sisteminde olduğu gibi, deprem dayanımı değerlendirme kriterleri arasına alınabilir. Bunlara ek olarak, erişilebilirlik konusunda iyi uygulamaları değerlendiren kriterler bulunabilir.