Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Mustafa Koç

Günümüzde artan enerji talebi, enerji arzı ile ilgili sorunlar, enerji güvenliği ve bunların paralelinde artan enerji maliyetleri enerji verimliliği kavramını önemli kılmaktadır. Enerji verimliliği sürdürülebilir bir yaşamın ve kalkınmanın en önemli ayağını teşkil etmektedir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki hedeflenen düzeyde verimlilik artışının sağlanması durumunda bile 2030 yılında enerji ihtiyacı 2 katına çıkmış olacaktır. Bu enerji ihtiyacı artışının doğuracağı olumsuz sonuçları (iklim değişikliği, küresel ısınma, sosyal sorunlar) engelleyebilmek için üretim, arz ve kullanım şekillerimizi ciddi şekilde değiştirmek durumundayız.

Türkiye enerji verimli ve sürdürülebilir binalar (yeşil binalar) konusunda gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında oldukça geç kalmış gözükmekle birlikte içinde bulunduğumuz kentsel dönüşüm ve şehirleşme süreci içerisinde bir daha kolay elde edemeyeceği bir şansa sahip konumdadır. Bu süreç doğru kullanılabilir ise kaçırdığımız zamanı kolaylıkla geri kazanabilir ve yeşil şehircilik konusunda ciddi bir atılım gerçekleştirebiliriz.

Türkiye yeşil binalar konusunda bir gelişim ve bilinçlenme süreci yaşamaktadır. Bu gelişim sürecinin ilk filizlerinin İstanbul’ da yeşermeye başladığını söylemek yadsınamaz bir gerçek. Yeşil bina tasarlama ve inşa etme isteğinin artık birçok büyük kentimizde talep edilmeye başladığına şahit olmaktayız. Türkiye olarak önümüzde iki seçenek olduğu açıkça gözükmektedir. İlki, yeşil bina ve şehircilik kavramlarını özümsemek, ilgili sektörleri buna göre şekillendirmek, gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmek ve bütün bu yapılan işlerin sürdürülmekte olan kentsel dönüşüm çalışmaları ile entegre olmasını sağlamak.

Ya da konuya popülist yaklaşarak, bir moda akımı gibi görmek, şehirleşme süreçlerinde yer vermemek ile birlikte sonucunda oluşacak ve geri dönüşü çok zor olabilecek bir şehircilik anlayışına bürünmek yaklaşımı ile hareket edebiliriz. Burada gelecek için kritik soru şudur; “biz nerede olmak istiyoruz?”. Cevap ise çok yönlü, kamunun yaklaşımı, sektörlerin talepleri, yatırım çalışmaları, toplumun arzusu ve rant etkisi gelecekteki durumumuzu belirleyecektir.

Bu konuda yatırımcı ve son kullanıcıları ikiye ayırmak gerekmektedir. Azınlık olarak ifade edebileceğimiz LEED ve BREEAM gibi sertifikalar konusunda yeterli donanıma sahip, bilinçli ve sertifika alma gereklilikleri konusunda gelişime açık olan bir grup bulunmakta. Bu profil içerisinde yer alan kişi ve kuruluşlar Türkiye’ de örnek olacak projeler geliştirmekte ve yatırımlarını bu yönde yapmaktadırlar.

Ülkemizde gerek kamu, gerek özel sektör gerekse sivil toplum kuruluşları; verimliliğin artırılması için yeni teknolojilerin ve yöntemlerin yaygınlaştırılmasında öncü rol oynamalı, işbirliği halinde hareket etmelidir.

Benzer bir sertifikasyon sisteminin Türkiye’de sağlanabilmesi için öncelikli olarak biz uzmanların, yatırımcıların, uygulayıcıların ve son kullanıcıların bu sertifikasyon sistemlerinin birer etiket ve reklam aracı olmaktan çok sürdürülebilir bir gelecek ve sektör için gerekli olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir. Yeşil binalar ve yeşil şehirler; yapıların yerinin belirlenmesi, arazi kullanımı, tasarım, inşaat ve işletme süreçlerinde çok yönlü ve birbirlerini tamamlayıcı çalışmaların yapılması gerekliliğini ortaya çıkartırlar. Kamu yatırımlarının yeşil bina sertifikasyon sisteminin içine dahil edilmesi çok büyük önem taşımaktadır.