Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Özyeğin Üniversitesi ve Leed ‘Gold’ Sertifikası

Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü projesi ne zaman başladı?

İhsan BİRİNCİ: Özyeğin Üniversitesi projesi inşaat aktiviteleri 2010 yılı Ağustos ayında başladı. Proje yönetim grubumuz benimle birlikte, Elektrik Mühendisi Serdar Tosun, Mekanik Mühendisi Demir Savaş ve mimar arkadaşlarımızdan oluşuyor.

A. Demir Savaş: Projenin başlangıç aşamasında mühendislik fakültesiyle, öğrenci merkezi binalarının yapımı başladığı için enerji merkezinin mühendislik fakültesi altında yer alması düşünülmüştü. Kampüs genişleyince tüm alanlara hitap edecek enerji merkezinin kurularak tek merkezden dağıtım yapılması kararlaştırıldı. İleride yapılacak ilave binalar da düşünülerek enerji merkezi yeri seçilerek kurulumu gerçekleştirildi. Şimdi enerji merkezi kampüsün en hakim noktasında yer alıyor. Tüm enerji dağılımı, elektrik ve mekanik tüm güçler oradan dağıtılıyor. Primer enerji ısı merkezinden dağıtılarak her binanın altında kurulan sekonder devre sistemleri ile enerjiyi kendi içerisinde kullanmaktadır. Kurduğumuz tüm bu sistemler de, kendi içerisinde ısı geri kazanımla ve frekans kontrollü cihazlar kullanılarak ekonomik çalıştırılıyor.

Bina otomasyonu konusunda neler yapıldı?

A. Demir Savaş: Kampüsümüzde yangından aydınlatmaya kadar her türlü otomasyon sistemleri mevcuttur ve kullanılmaktadır.

Tüm bu sistemlerin hepsi tek bir merkezden yönetilebiliyor mu?

A. Demir Savaş: Tabii, tabii… Hepsi tek bir merkezden izleniyor ve kontrol ediliyor. Yurtlar da dahil olmak üzere tüm kampüsü, kumanda etme yetkisi olan kişiler oturduğu yerden, hatta evlerinden bile izleyip müdahale edebiliyor.

Serdar Tosun: Tüm sistemlerimiz hem merkezi bir noktadan yönetiliyor hem de kampüsü işleten işletme grubundaki arkadaşlarımız herhangi bir yerden, örneğin evlerinden de izleme, kontrol ve kumanda gerçekleştirebiliyor.

Projede kullanılan ürün ve sistemler, geleceğin teknolojilerine entegre olabilecek nitelikte mi?

Serdar Tosun: Evet, kurgumuz ona göre. Sonuçta burası bir üniversite yaşayıp büyüyor ve gelişiyor, sistemler de zamanla eskiyor. Kurduğumuz sistemler eskidiğinde yerine daha düşük maliyetlerle yenilerinin getirileceğini göz önüne alarak çalıştık.

LEED Sertifikası alma süreci hakkında bilgi alabilir miyiz?

İhsan Birinci: LEED Sertifikasına üst yönetimin kararı sonucu başvurduk. Yaklaşık 3 yıllık süreç sonucunda sertifikayı geçtiğimiz ay (Şubat) almaya hak kazandık. Aslında bir sertifika alınsın ya da alınmasın, proje için yola çıkıldığında zaten yeşil kriterlere tamamen uygun bir bina olmasının kararı verilmişti. Projenin planlanmasından hayata geçtiği güne kadar tüm adımlar yeşil kriterlere uygun atıldı. Bugün de bu konudaki hassasiyetimiz devam ediyor. Devam etmesi de gerekiyor çünkü LEED Sertifikası sahibi olmanın getirdiği yükümlülüklerimiz devam ediyor.

A. Demir Savaş: Hem sistemlerimiz hem de binalarımız ekonomik çalışıyor. Binalarımız kurulan sistemler ve ürünler açısından yeşil olmanın yanı sıra kelimenin tam karşılığını verecek şekilde de yeşil… Her binanın çatısında yeşillendirilmiş alanlar yer alıyor. Bazı binalarımızın çatılarında ise güneş panelleri bulunuyor. Bunlar sayesinde elektrikenerjisi üretimi yapılıyor.

Serdar Tosun: LEED’in en önemli özelliği tabii ki çevreci olması… Doğayı bir şekilde bozuyoruz ve bazen kalıcı bazen geçici etkiler bırakıyoruz. Binalarımızı da mümkün olduğu kadar yaptığımız alanların doğal yapısını bozmadan hatta destekleyecek şekilde hayata geçirmemiz gerekiyor. Bu nedenle binaların çatılarını yeşillendirdik. Ayrıca, yağmur sularını da mümkün olduğu kadar kullanmaya çalıştık. Projenin yapım sürecinin her aşamasında çevredeki bitki örtüsüne minimum oranda zarar vererek, doğadaki bitki yapısını değiştirmeden çalıştık. Temel anlamda düşündüğünüz zaman LEED Sertifikası almaya aday bir yapının hayata geçirilme sürecinde ana unsurları, bulunduğunuz bölgenin doğasını bozmadan, içerideki teknolojilerde mümkün olduğu kadar minimum enerji kullanarak bir sistem oluşturmak, projeleri ona göre geliştirmek ve uygulamasını ona göre yapmak olarak sıralayabiliriz. Ayrıca, uygulamayı yaptıktan sonra tüm bu unsurların takibini yapmak da sürece dahil olarak düşünülmeli. Çünkü projeyi sadece yapana kadar doğadan sorumlu değilsiniz. Proje yaşadığı sürece doğaya ve yeşil kriterlere uygun olmalı. Proje hayata geçtikten sonra yaptığımız takiplerde projede öngörerek uyguladığımız, mekanik otomasyon, aydınlatma otomasyonu, enerji otomasyonu gibi konuların yansıması nasıl olmuş bunları ölçmek gerekiyor.

Ölçümler sonucu nedir peki? Proje planlandığı şekilde hayata geçirilebildi mi?

İhsan Birinci: Burada öncelikle, Serdar Bey’in bahsettiği tüm bu sistemlerin hepsini ölçebildiğimizin de altını çizmek gerekiyor. Kullanılan enerjiyi nerede, nasıl harcadık gibi tüm detaylar hakkında detaylı bilgi alabileceğimiz bir sisteme sahibiz. Bu sayede istatistikler çıkarabiliyor ve geliştirmeler yapabiliyoruz.Kampüsün ekolojik özellikleri neler?

İhsan Birinci: Mesela hibrit araçlar için özel park yerlerimiz var. Ayrıca, yağmur suyu ve atık suyu toplayarak bahçe sulama gibi durumlar için kullanıyoruz. Çatılarımız yeşillendrirlmiş durumda. Bazı çatılarda enerji ihtiyacını karşılamak üzere güneş panelleri bulunuyor. Aydınlatmada büyük oranda gün ışığından yararlanıyoruz. LEED’in aslında 4 aşaması var diyebiliriz. Önce karar verip, başvurmak ve ardından LEED’e uygun tasarım yapmak geliyor. Üçüncü aşamada inşa süreci başlıyor. Bu işlemler de sürece uygun yapıldıktan sonraki aşamada ise test ve devreye alma ve sertifika onay süreci yer alıyor. Sertifika alındıktan sonra da test ve ölçümler belirli aralıklarla devam ediyor tabii.

Projenin mimari tasarımı kime ait?

İhsan Birinci: Tasarım Amerika kökenli RMJM’e ait. Kampüs gittikçe büyüyerek yıllık öğrenci hacmine bağlı olarak genişliyor. Bu genişleme daha da devam edecek. Şu aşamada 130 bin metrekare kapalı alandayız. Konsept ve tasarım büyük bir değişikliğe uğramadan ilk binadan itibaren devam ediyor. Farklı mimarlarla farklı gruplarla veya farklı projecilerle değil başladığımız şekilde devam ediyoruz ki bu sayede tasarım kesintiye uğramıyor. Ayrıca bu güne kadar tesis etiğimiz tüm sistemlerin odalarında gelecekte yapılacak yatırımlar için yerler şimdiden ayrılmış durumda. Bugün mevcut olan binalara yenileri eklendiğinde yeni cihazları da sisteme dahil edebilecek şekilde hazırız. Rezervlerimiz var. Arazinin ana karinesi yani ana aksından giden kuzey güney doğrultusunda Şile’ye doğru giden bir tünel yapımız var. İçinde bütün mekanik ve elektrik sistemlerini taşıyabiliyoruz.

Serdar Tosun: O.G dağıtım ve bir kısım A.G dağıtım hatları tünel dediğimiz kısımdan kampüs binalarına bağlantı sağlamaktadır

A. Demir Savaş: Şu anda, 130 bin metrekarelik bir inşaat alanına hizmet veriyoruz. Gelecekte yapılacak yatırımlarla beraber 220 bin metrekarelik bir alan için altyapımız hazır.

Tesisin yeşil olması için başka neler yapıldı?

Serdar Tosun: Cephede, LEED sertifikası için istenen konulardan ilki gölgelendirme, ikincisi ise cam seçimiydi. Hem ışığın, radyasyonun içeriye girmesine ne kadar engel olacağımız hem de içerideki ısının dışarıya kaçmasını ne kadar önleyeceğimiz önemliydi. Tüm bu konularda optimum nokta neyse onu yakalamaya çalıştık.

Sertifika alan binalarda sağlanan enerji verimliliği ne kadar?

İhsan Birinci: Örneğin mühendislik fakültesinin enerji tüketimi verimliliği yüzde 35. bunun anlamı ne? Bunun anlamı yüz birim enerji tüketen bir bina baz alındığında biz aynı binaya göre yüzde 35 tasarrufluyuz anlamına geliyor. Bunu sağlayan koşullar ise kullandığımız izolasyon malzemesi iyi olması, yeşil çatı sayesinde binanın yukarıdan bir radyasyon almaması, aksine suyu toplaması gibi özellikler yer alıyor. Ayrıca yeşil çatı ile kampüsteki yeşil oranı artarken orada yetiştirdiğimiz bir bitki var. Bu bitki sayesinde karbondioksit salınımı düşüyor, oksijen salınımı artıyor. Kullandığımız cam, güneş kesici gölgelik sayesinde cephelerden içeri radyasyon az alıyoruz. Kışın da aynı şekilde camların ısı geçirgenliği az olduğu için az enerji kaybediyoruz. Böylece ısıtma ve soğutma daha avantajlı hale geliyor.

Bu sayede aydınlatmada da tasarruf sağlanıyor sanırım.

İhsan Birinci: Aydınlatmada doğru dizayn ile gün ışığından daha fazla yararlanılıyor. Gündüzleri ışık zaten gerekmiyor. Bir de aydınlatma otomasyonu sayesinde akşamları bütün mekanların aydınlatılmasını set edebiliyoruz. Yani akşam 6’da mesela bütün kullanılmayan mekanların ışığı otomatik olarak kapatılıyor. O mekanlara insan girdiğinde sensörler tarafından algılanıyor ve aydınlatma sağlanıyor.

Tüm tesiste kaç kontrol noktası var?

A. Demir Savaş: Mekanik otomasyon için her binada yaklaşık 3000 nokta var. 3000 noktadan bilgi alıp kumanda verme olanağına sahibiz.

Serdar Tosun: Elektrikte ise gün ışığı ve hareket sensörü sayımız yaklaşık 884 adet.

İhsan Birinci: Ayrıca, dimleme şansımız da var. Her mekan dimlenebiliyor, lüksü ve ışık şiddeti ayarlanabiliyor.