Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

İnanlar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Serdar İnan: “2012 zirve yılı olacak”

İnşaat sektörünün yükselişi, ivmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

1999’a kadar inşaatçılar genelde çok reklam yapmayan, tanıtımla, broşürle, müşteriyle çok işi olmayan kişilerdi. Eskiden kapının önüne konteynırı koyarlardı; patronu da, ustası da, mühendisi de, taşeronu da orada otururdu. Projeyi orada yapar, orada satarlardı. 99’daysa İstanbul’u da çok etkileyen büyük bir deprem oldu ve bununla birlikte sektörde bilinç arttı, değişim başladı. Sektör 2004’e kadar bir hazırlık dönemi geçirdi. 2004’ten itibaren banka faizlerinin düşmesi, ekonominin canlanmasıyla yıllardır bekleyen talep birden patlama yaşadı ve bir anda İnşaat sektörü bir numaraya yükseldi.

Özetle; 99’a kadar sabit, 2004’e kadar krizle yoğrulan, talepleri ertelenen ama alt yapısı da güçlenen, büyümeye hazırlanan, sonrasındaysa birdenbire fırlayışa geçen bir sektör bu.

Aynı zamanda yükselen bir talep söz konusu. Bu talebi siz nasıl görüyor ve yorumluyorsunuz?

Biz tapuya aşık bir milletiz. İlla ki bir yapımız olsun istiyoruz. Özgüveni arttırıcı bir etkisi var Türk insanı için konut satın almanın. Bu nedenle emlak işi oldukça önemli bir noktada duruyor. Sektörde son dönemde hem müşteri hem de inşaatçıların meseleye bakışları ve dolayısıyla kaliteleri çok değişti. 99’dan önce kooperatifler vardı. Hasbelkader bir ev bakılır, senetler ödenir ve tapu alınırdı ya da bir araya gelinir apartman yapılırdı.

2004’ten sonraki değişim sürecinde; müşteriler bilinçlenmeye başladı, bankalar devreye girdi ve böylece ekspertiz olmaya başladı. Bunun sonucunda belediyedeki ruhsat, resmi proje, zemindeki durum ve farklılıklar önemli hale geldi. Müteahhitler de kendilerine bir çeki düzen vermeye başladılar ve piyasa daha yasal bir hale geldi. Müşterilerin talepleri değişmeye, büyük şehirlerde rezidans kültürü oluşmaya, mahalle kültürü ortadan kalkmaya başladı. -İleride bunların sosyolojik etkilerini konuşacağız- Yaşam şekilleri değiştiği için inşaat sektörünün buna göre davranışları ve müdahaleleri de değişti. Müteahhitlerden bazıları müşterilerine yol açan olurken bazıları da müşterilerini izleyerek, onların ihtiyaçlarına göre projeler üretmeye başladı.

Siz hangisini temsil ediyorsunuz? Müşteriyi takip eden mi yoksa algılarını şekillendiren mi?

Biz daha çok gündemi belirleyen bir firmayız. “İnşaatçı olmak” aslında üçüncü, dördüncü yönümüz. Daha çok formül, fikir üretmek, estetik anlamda İstanbul’daki mimariye örnek çözümler üretmek, bunlarla ilgili makale ve kitaplar sunmak gibi faaliyetlerimiz var. Bu faaliyetlerimiz de bizi klasik anlamda bir inşaatçıdan ziyade sosyal, toplumsal bir firma haline getiriyor.

2012’de inşaat sektörü için öngörüleriniz neler?

2012 inşaat sektörü için zirve yılı olacak. Yabancıya satışlar başlayacak bu yıl. İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır yeniden yapılacak. Yeni şehirler yapılacak Türkiye’de ve tüm ülkede bir deprem dönüşümü olacak.

YABANCIYA SATIŞ ŞART

Gayrimenkullerin yabancılara satılması konusunda özel bir vurgunuz var. Bu konuda şu anda yasal olarak ne tür engeller var?

2004’ten bu yana yaptığım açıklamalarda hep aynı çizgide şeyler söylüyorum; Türkiye’nin inşaat sektöründe yabancı sermayeye ihtiyacı var. Eski ve depreme dayanıksız şehirlerimizin dönüşümü için yabancı sermayeye de ihtiyaç var. Türkiye’nin büyük petrol yatakları yok, çok büyük iş gücü kaynakları yok. Ülkenin kalkınabilmesi, borçlarını ödeyebilmesi için gayrimenkulünden başka bir şeyi yok. Bunu da doğru şekilde üretmek ve doğru şekilde yabancı sermayeye açmak şart… Nasıl ki turizmde bir dönem patlama yaşandı, gayrimenkul sektöründe de daha büyük bir patlamanın yaşanması lazım. Bugün senede 3 – 3.5 milyar dolarlık yabancı sermaye satışı oluyor Türkiye’de. Bunların 40- 50 milyarlara çıkması mümkün.

Şu anda bunun için temel engel ne?

Bugüne kadar biraz kaybolmaya başladı ama eskiden Türkiye’nin toprağı satılmaz diye yanlış bir anlayış vardı. Burada bir toprak satışı söz konusu değil aslında. Daha çok Türkiye’yi uluslararası güç haline getiren bir projedir bu. Sizin fabrikanızı almıyor bu insanlar; geliyor buradan daire alıyorlar. Bu da yaz kış gelmeleri demek, ekonominin diğer alanlarının da bundan faydalanması demek. Şu anda Mütekabiliyet Yasası buna engel teşkil ediyor ama şimdi düzeltiliyor.

İSTANBUL EN BÜYÜK AŞKIMIZ

İstanbul merkezli bir firmasınız. İstanbul dışına çıkmayı, başka kentlerde de çalışmayı düşünüyor musunuz?

İstanbul bütün Türkiye’ye yettiği gibi bize de yetiyor. Şu anda elimizdeki projeler, yapmak istediklerimiz henüz İstanbul’un dışına çıkamadı. İstanbul’da yapmak istediklerimizi bitirdiğimiz de başka yerlerde de çalışırız. İstanbul bizim en büyük aşkımız, o yüzden buranın dışına şu anda gitmiyoruz.

Kanal İstanbul’un açıklanmasından sonra da bir hayli gündeme geldiniz. Sizin de bu projeye dahil olmanız anlamında bir gelişme var mı?

Proje açıklandığında destek oldum. Zaten 2008’de bir benzerini, Haliç’in Karadeniz’e bağlanması projesini geliştirmiştim. 2008’de bir gazetede de yayınlanmıştı o. Tabii bu daha değişik bir proje. Bir üstün tarafı var onun, İstanbul’un aynı zamanda bir lojistik projesi. Boğaz’ı da by-pass’layan bir proje. Benimki Haliç’ten çıkan daha çok görsel, estetik bir projeydi. Kanal İstanbul bu anlamda daha doğru bir çalışma. Belki ikisi de yapılabilir. Ben onun hesabını yaptım, yaklaşık 11 milyar dolar gibi bir maliyeti var. Bu maliyetin de yıllık 1 milyar dolar gibi geliri var. Yani kendi kendini çevirebilen bir sistemi var.

Sizin dahil olmanız nasıl olacak?

Tabii daha projenin analiz çalışmaları yapılacak, bu da en az iki yıl alacak. Daha sonra da bir ihale süreci olur, biz de bu sürecin içinde oluruz.