Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Aydınlatma Tasarımcısı Zeki Kadirbeyoğlu

Cephe aydınlatmasının önemini nasıl tarif edersiniz?

Cephe aydınlatmasının kent ölçeğinde; ilgili binanın konumuna, mimarisine, kente ve kentte yaşayan insanlara vermek istediği mesajı ileten bir karakteri vardır. Bu karakter, kentin gece siluetini oluşturan en önemli faktördür.

Cephe aydınlatma tasarımında çeşitli yöntemler ele alınabilir. Binanın mimari özelliğini vurgulayan bir detay çalışması yapmak ya da marka algısını güçlendiren bir konsept oluşturmak bunlardan birkaçıdır.Binanın tarihi ve sosyal kimliği de aydınlatmada önemli bir etkendir.

Mesela, Sabancı Kuleleri gibi ticari bir binada, Akbank’ın rengi olan kırmızı ve Sabancı Holding’in rengi olan mavi kullanılmak suretiyle binanın hem reklam özelliği taşıması sağlanmış hem de kurum kimliği ortaya konmuştur. İş Bankası Kuleleri*nde, büyüklük ve güven duygusunu hissettirmek için detay yerine kütlesel büyüklüğü ön plana çıkaran homojen bir ışık tasarlanmıştır.

Tabanlıoğlu Mimarlık ile çalıştığım Kan-yon’un kulesinin aydınlatmasında, mimari yapının size getirdiği bir detay silsilesi vardı örneğin. Bu projede de algılanma kolaylığı ön planda idi. Ancak yapının cephesinin cam giydirme olmasından dolayı bir sağır yüzey yoktu. Dolayısıyla katların belli bir kotunda, bir mimari detay yapılarak ışık içeriye alındı. Sizin dışarıdan gördüğünüz ışık aslında binanın içinde, camın arkasında. Siz onu bir dış aydınlatma efekti olarak görüyorsunuz. Dolayısıyla bir binayı illa dıştan aydınlatmak zorunda değilsiniz. Şeffaf veya ışık geçirgen bir cama sahip bir binayı camın hemen önünde veya içinde olacak bir detayla geceleri aydınlatabilir ve bütün o şeffaflığı dışa verebilirsiniz. Bu da bir mesajdır; ben şeffafım diyorsunuz.

Yapıların aydınlatma tasarımları içinprojenin hangi aşamasında dahil oluyorsunuz?

Bu çok güzel bir soru. Bugünkü teknoloji içinde eğer siz binanın en son noktasında; sistemine karar verdikten, cephe anlaşmanızı yaptıktan sonra yani taşeronlar işlerini bitirip, anlaşmalarını yapıp, detaylarını çözüp üretime geçtikten sonra aydınlatma tasarımı yapmaya başlıyorsanız yaratıcılığı kısıtlamış oluyorsunuz. O zaman mecburen o çerçevenin içinde bir şey yapacaksınız; yamayacaksınız. İş bu kadar zorlaşıyor. Bugün artık LED teknolojisinin de gelişmesiyle sonsuz opsiyon ve tasarım imkanı var. Bu çalışma şekliyle bütün imkanları yok etmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla aydınlatma tasarımını mutlaka projenin gelişimi aşamalarında yapmanız lazım. Örneğin; biz şu anda İzmir’deki Folkart Towers’ın aydınlatmasını yapıyoruz. Bir senedir çalışıyoruz üzerinde. Bir sene evvel daha arazide kazı başlamamıştı. Bugün kazılar başladı ve biz projemizi bitirdik. Şu anda da cephe danışmanıyla cephenin içindeki detaylar çözülüyor.

Bir cephe aydınlatma projesi aşağı yukarı bir yıl mı sürer?

Sürer elbette. Çünkü proje sürekli gelişiyor. Sadece aydınlatma gelişmiyor, projenin detayları da mimari açıdan gelişiyor. Pazarlama açısından fonksiyonlar değişiyor ve her fonksiyon değiştiğinde ben de ayak uyduruyorum. Onun için o ekibin birbiriyle aynı dili konuşması aylarca sürer. Aydınlatma tasarımcısının işi mimara projeyi tevdi ettiğiniz andan başlıyor. Çünkü mimar projesinin kavramsal çerçevesini yaparken yanında aydınlatma tasarımcısının da kavramsal projesini yapmasını istiyor.

Türkiye’deki mevcut pratik böyle mi?

Hayır, Türkiye’de böyle bir pratik yok; çünkü bu tarz bürolar çok yeni, sayısı beşi altıyı geçmez. Bu şekilde proje yapmakla, şu andaki çalışma metodolojisi içinde proje yapmanın alakası yok. Çünkü hiçbir satış firması bu kadar detaylı bir projeyi bir bedel almadan üretemez.

Aydınlatma tasarımcısı olarak cepheler için özel tasarımlar yapıyor musunuz?

Mimar ile birlikte nasıl işliyor süreç?

Evet, geliştiriyoruz. Sürecin içinde sadece ışıksal değerler yok; renksel değerler, çevresel değerler var. Dolayısıyla bu süreç birlikte gelişiyor. Biz kendi mesleğimizde öne çıkan gerektiğini söylüyoruz. Mimar da projeyi uygulayacak cephe uygulama firması da bütün bunları dikkate alarak detaylarını oluşturuyor. Dolayısıyla biz aydınlatma tasarımcısı olarak hayalimizi öne koyarken, onun bütün disiplinlerle birlikte erimesini de sağlamaya çalışıyoruz. Bunun montajı, bakımı var. Bütün bunların düşünülmesi lazım. “Kim çıkacak bakımını yapacak veya kim bozulursa ilgilenecek?” gibi soruların cevaplarını düşünmeniz lazım.

Genel olarak baktığınızda Türkiye’deki cephe aydınlatma sistemlerini nasıl buluyorsunuz? Bu anlamda başarılı bulduğunuz yapılar neler?

Türkiye’de tabii bu konuda çok büyük bir gelişme var. Burada ben işi tarihi ve modern binalar olarak ikiye ayırıyorum ama sonunda kent ölçeği açısından da topluyorum. Her proje kendi içinde özerk. Diyelim ki özel bir proje bir firma tarafından yapılıyor. Firma da bunu tasarımcı ve mimarlarını dahil ederek tamamlıyor. Kentin, kent yönetiminin buna müdahale etmesi gerekiyor; çünkü o kentin gündüz görünümü kadar gece görünümü de var. Dolayısıyla burada bir master plana uyması lazım o binanın. Şu anda öyle bir uygulama yok.

Tarihi binalar konusuna gelirsek… 2010’da Kültür Başkenti çerçevesinde bir takım kararlar alındı. Bu kararların daha genişletilerek ve detaylandırılarak uygulamaya sokulması gerekiyor. Dünyanın göz bebeği İstanbul’da yayınlanmış, uygulama onayı almış bir aydınlatma master plan çalışması henüz uygulamaya konulmadı. Tarihi kimliği olan binaların aydınlatma projelerinin ticari firmalar tarafından değil, aydınlatma tasarımcıları tarafından yapılmasını arzu ediyorum. Bunu da herkese , her zeminde söylüyorum. Bunların bir yarışması olacaksa, bunun çok şeffaf bir şekilde yapılması gerekiyor ve çıkan sonucun da kentliyle paylaşılması gerekiyor. Ayasofya, Kuleli Askeri Lisesi, Galata Kulesi gibi kent ölçeğinde bir tarihi binayla ilgili değişimleri kentlinin de bilmesi gerekir. Siz tünel yaptığınızda, yol açtığınızda bunu web sitenizden duyuruyorsunuz. Aynı şekilde “bu binayı böyle aydınlatıyorum” diye yayınlamak zorundasınız. Bu bir saygıdır. Ben bir sabah uyanıp Galata Kulesi’nin mavi, yeşil, kırmızıya döndüğünü görmek istemiyorum. Belki aksine oy kullanacağım. Bizde ise kim ne yapıyor belli değil ve kimse de açıklamak taraftarı değil. Halbuki şeffaf olmalı. Çünkü İstanbul’da yaşayan biri olarak beni de ilgilendiriyor bu çalışmalar. Sen belki yönetici olarak görmüyorsun bile, belki başka bir yerde yaşıyorsun. Fakat o bölgede yaşayan insanları da dikkate alman gerekiyor. Yani tasarım kendi başına özerk değil. İçinde olduğu ölçeğin sınırları var. Sen mesajını ver ama insanları rahatsız etme. Sadece insanları değil, ekolojiyi de hayvanları da rahatsız etmemelisin. Ayrıca Türkiye’de bu konuda kimin ne yaptığını da kimse sormuyor. Biz Zorlu Center gibi bir yapının aydınlatmasını yapıyoruz. Bize bu kentin hiçbir sorumlusu gelip, siz ne yapıyorsunuz, cephenizde ışık var mı, yok mu diye sormadı.

Aydınlatması açısından beğendiğiniz yapılara örnek verebilir misiniz?

Kule aydınlatması açısından Garanti Bankası’nı beğeniyorum. Hem kurum kimliğiyle, hem dozuyla güzel bir aydınlatma. Pera Palas’ı beğeniyorum. Bizim yaptığımız Pera Müzesi güzeldir. Çok detaylı çalışılmıştır. Tarihi yarımadanın genel ışık etkisini seviyorum. Evimden her gece bakıyorum ve yeniden yapılırsa da bu etkinin bozulmamasını, üzerinde çok oynanmamasını istiyorum. Burada ışık hafızası da çok önemli. Siz bir kentin görsel hafızasını çok fazla bozamazsınız. Onun dışında Kanyon’u beğeniyorum. Eddition Otel’in de parıltısı güzel. Hem yol ölçeğinde hem yüksek ölçekte iyi bir tasarım. Bazıları çok süslü bulabilir ama ben verdiği efekte de bakıyorum; mutluluk efekti veriyor. Mutsuz bir bina değil, mutlu bir bina.

Çatıların aydınlatması konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Eğer mimari yapının içinde çatı, görsel olarak da görülebiliyorsa ve konturları itibariyle bir bütünün parçasıysa mutlaka bunu bir kriter olarak değerlendirmeniz lazım. Kent ölçeğinde bu konuda Prag iyi bir örnektir. Prag’da yukarıdaki kaleye çıkıp aşağı baktığınızda bütün şehrin çatılarını ayaklarınızın altında görüyorsunuz. Dünyanın en güzel çatıları var orada. Çünkü o çatılar da kent mimarisinin bir parçası.