Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Dumankaya İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Halit Dumankaya: İnşaat, Türkiye’nin Lokomotifi

2011 Dumankaya için nasıl geçti? Belirlediğiniz hedeflere ulaşabildiniz mi?

Dumankaya İnşaat olarak her sene başında belirlediğimiz ve hep bir önceki seneye göre büyüttüğümüz bir bütçemiz ve hedeflerimiz var. 2011 yılında Dumankaya, inşaat sektöründe inşaat kredilerinin artması gibi bazı sıkıntılar olmasına rağmen hedeflerinin üzerine çıktı. Ancak biz prensipleri ve 48 yıllık deneyimi olan bir firmayız. Önceden tedbirlerimizi alıyoruz ve bu tedbirler ışığında yolumuza devam ediyoruz. 2011’in sonlarına doğru üç dört projenin temellerini attık ve 2012 için hazırlıklarımızı bitirdik.

İnşaat sektöründe sizin önemli gördüğünüz sıkıntılardan bahseder misiniz?

İnşaat sektöründe birçok sorun var. Bunun yansımalarını 2011’de birçok ilave vergi olarak gördük. KDV’yi biz peşin ödüyoruz, geri almak için üç senenin sonunda müracaat ediyoruz. Bir sene de KDV’yi geri almak için uğraşıyoruz. Ancak KDV iadesi kanunu çıktığında o zamanki konutlar barınma yeriydi ve geç de olsa tamamını geri alabiliyorduk. Fakat günümüzde konutlar barınma alanı değil; sosyal tesisiyle, havuzuyla, fitnessiyle, yürüme yollarıyla, yeşilliğiyle bir yaşam alanı. Dolayısıyla saydığım sosyal alanların KDV’sini devlet iade etmiyor ve % 18 yatırdığımız KDV’yi hem geç, hem de bazen % 10, bazen % 12 olarak alıyoruz. Bu inşaat sektörü için büyük bir sorun. Devlet, teşviki kendisi hiçbir şey kaybetmeden, bizim paramızı kullanarak yapıyor. Bu da sektörde büyük zorluklar yaratıyor.

İNŞAATA ŞAŞI GÖZLE BAKILIYOR

Her büyük firmanın devletten 100 milyara yakın bir KDV alacağı var. Bu büyük bir sermaye. Bu durum elbetteki inşaat sektörünü etkiliyor. Eskiden kazanç yüksekti; fakat şu anda karların çok düşük olduğunu, yani içerideki KDV kadar kazanç elde edilmediğini görüyoruz. Yani kazancımız sürekli olarak devlete ipotekli. Bu durum inşaat sektörünün kamburudur. Çeşitli harçlar, vergiler var inşaatta. İnşaat sektörü dolaylı bir şekilde devlete çok büyük vergi ödeyen, harç ödeyen bir kurum haline geldi. İmar durum harcı, istikamet harcı, kot durum harcı, alan proje harcı, yol katılım bedelleri gibi yaklaşık 30-35 kalem harç var. Bunları inşaat firmaları hep peşin olarak ödüyor.

Her hükümet inşaata şaşı gözle bakar ve bu hükümet de inşaatı zorluyor. Ama tabii her şeyin de bir derdi, bir sıkıntısı vardır. Türkiye’de sanayi yatırımımız inşaat üzerine kurulmuştur. Sadece inşaatın kullandığı malzeme değil, perdeciden beyaz eşyacıya, kombiciden aklına gelen herşey inşaat sektörü canlı olduğu müddetçe çalışıyor. İnşaat sektörü durduğunda bu fabrikaların da durma tehlikesi vardır. İnşaat sektörü vasıfsız işçileri çalıştırarak istihdama büyük katkılarda bulunuyor. Devlet bir kişiye iş verebilmek için bir milyon dolarlık yatırım yapacak ki bunu sağlayabilsin. Ancak inşaat sektörü bu vasıfsız işçileri çalıştırarak işsizliğe büyük katkı sunuyor. Türkiye’nin lokomotifi inşaattır ve inşaat durduğu zaman diğer sektörler de duracaktır.

TALEP AZALIYOR ARZ YÜKSELİYOR

Türkiye’de inşaat sektörünün gelişimi de söz konusu aynı zamanda. Bu ilerlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnşaat sektöründe Türkiye dünyada ilk üç sırada yer alıyor. Epeyce ilerleme kaydetmiş haldeyiz ve bütün modern teknolojileri kullanıyoruz.

Ama bizde bir koyun ekonomisi de vardır. İnşaatçılar çok para kazanıyor diye kuyumcular, konfeksiyoncular inşaata başlıyor. Fakat bu girişimciler, işin içine girdiği zaman dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anlıyor. Büyük bir kriz zamanında da inşaattan kaçıyorlar. Dolayısıyla yine esas mesleği inşaat olanlar kalıyor sektörde. Tabii bu arz-talep meselesi… Şu anda talep gittikçe azalıyor, arz fazlalaşıyor. Bu da inşaatın kazançlarının düşük seviyesinden kaynaklanıyor. Mesela bir fırıncı % 1 karla çalışır ama hergün iki-üç devirle ayda doksan devir yapar ve o % 1’ler yüksek rakamlara ulaşır. Ama inşaatçı böyle değildir. İnşaatçı bir inşaatı, bir siteyi üç senede bitirir, parasını da beş senede alır. Yani öyle dışarıdan göründüğü gibi büyük karların olduğu bir iş değildir. Ama dışarıdan çok cazip görünür, içine yeni giren arkadaşlar da durumun ancak o zaman farkına varırlar.

Bu açıdan sektöre yeni girmek isteyenlere ne tavsiye etmek istersiniz?

Serbest ekonomi var, herkes istediği işi yapabilir. Fakat bu sektöre girmek sorumluluk gerektirir. Sorumluluğun da bilgiye ve tecrübeye dayanması gerekir. Nasıl ki bir berber, berber olabilmek için kalfalık belgesi alacaktır; şoför şoför olmak için ehliyet alacaktır, inşaatçının da muhakkak ki bir diploması, karnesinin olması lazım. Özellikle tüketicinin güvenini sarsacak uygulamalardan kaçınmak lazım. KURUMSALLAŞMA SAYESİNDE 48. YILDAYIZ

Dumankaya’nın kurumsal yapısı hakkında neler söylersiniz?

Bizim şirketimiz bir aile şirketidir. Ancak aile şirketi olmasına rağmen biz işi profesyonellerle birlikte yürütürüz. Çocuklarımızın iyi eğitim almasına ve işin içinde sıfırdan başlamasına özen gösterdik. Bu eğitim sayesinde işleri çocuklarımız yürütüyor. Biz iki kardeşiz; oğlum Uğur Dumankaya ve ağabeyimin oğlu Ali Dumankaya inşaat sektöründe, otomotiv sektörünün başında da küçük oğlum ve kızım bulunuyor. Yeni nesil, yeniliklere çok hızlı adapte oluyor. Bizim şirketimiz çok demokrat bir şirket. Yönetimde çocuklarımız bizi hiç çekinmeden, kıyasıya eleştirirler. Ama biz aynı zamanda ataerkil bir aileyiz; toplantı bittiği zaman hemen devreye baba, amca saygısı girer. Yine de profesyonellikte “bizim dediğimiz dediktir” olmaz. Onların da çok katkısı olur. Aynı şekilde çalışanlarımızı da birer ortak olarak görürüz. Bu şirket dört-beş kişinin değil bin beşyüz çalışanındır.

Şimdi aile şirketlerinin ömrü çok uzun olmuyor ancak biz 48. seneye girdik, bizim şirketimiz devam ediyor. Devam etmesinin nedeni ise kurumsallaşmaya verdiğimiz önemdir.

Sizin ve yeni nesil yönetim kadrosunun işe, ticarete bakışı arasında kuşak farkları görüyor musunuz?

O her zaman vardır. En az bizde vardır ama yine de vardır. Bunun önüne geçmek de zordur. Biz biraz daha tutucu bakıyoruz sanırım. Örneğin; biz reklamlara öyle çok para vermeyi düşünmeyiz ama onlar ciddi rakamlar akıtabilir. Öyle ufak tefek farklar var ama en az fark bizimkidir. Biz artık tecrübelerimizden üstten bakıyoruz, hep gazla olmayacağını düşünerek bazen frene basılması gerektiğini de söylüyoruz.

OTOMOTİVDE LİDER OLMAYI PLANLIYORUZ

Yakın gelecek için öngörüleriniz neler?

İstanbul Türkiye gibidir, İstanbul’da ne arsa biter ne inşaat, ne de ihtiyaç biter. Dolayısıyla 2012’de de inşaat sektörü aynı şekilde devam edecektir. Belki birinci çeyrekte biraz durgunluk olabilir ancak ikinci çeyrekte ümit ediyorum ki sektör yine açılacak. Daha ziyade marka olmuş firmalar rahat satış yapacaktır; çünkü herkesin yaptığı, yapacaklarının teminatı oluyor. Dolayısıyla olası bir olumsuz durumda da marka olmuş firmalar daha az etkilenecektir.

Dumankaya olarak İstanbul dışında veya yurt dışında girişimleriniz olacak mı?

Yurt dışında bize çok teklif verenler oluyor ama hedeflerimizde henüz yurt dışını olgunlaştırmadık. Ama önümüzdeki yıllarda bu hedeflere doğru yol alacağız. Sadece inşaatta değil, otomotiv sektöründe de yeri olan bir firmayız. 2010’un başında bir karar aldık ve inşaat sektöründe istediğimiz yere geldik dedik, hatta geçtik. Bu nedenle otomotiv sektöründe büyümeye karar verdik. Otomotivin Gebze plazasını açtık. Aynı sene Hyundai’nin Maltepe’de bir bayiliğini devraldık. Tuzla’da ikinci bayiliği kurduk. Şu anda da Peugeot’nun bayiliğini açtık. Üç büyük firmanın bayiliği ve beş plazayla otomotiv işine devam ediyoruz. Otomotivde ilk üç arasındayız. Gelecek sene başlarında da bir iki firmanın daha bayiliğini alacağız. Otomotiv sektöründe de lider olmak için planlarımız var.

İNŞAATTAN KAZANDIÐIMIZI İNŞAATA YATIRIYORUZ

Yıllarca inşaatta çalışmış bir firma olarak farklı sektörlere giriyor olmak bir avantaj mı yoksa riskleri de var mı?

Biz 20 sene sadece Toyota bayiliğiyle yetindik. “İnşaatta bir hedefimiz var, bu hedefe ulaşmadan hiçbir iş yapmayacağız. Otomotivde sadece bir bayilikle yetineceğiz” dedik. “İnşaattan kazandığımızı inşaata koyacağız” dedik. Diğer firmalar gibi kırk yere atlamadık ve böyle de devam ettik. Ama öyle bir yere geldik ki “artık otomotivde de büyümemiz lazım” dedik. Dolayısıyla inşaatta istenen yere geldikten sonra şimdi otomotivde büyüyoruz. Bunun dışında yine inşaat malzemeleri mağazalarımız, inşaatla ilgili olarak profil fabrikamız var. Otomotivin dışındaki diğer uğraşılarımız da yine inşaatla ilgili. İnşaatın maliyetini düşürebilmek için bu tesisleri kurduk. Böylece hem kalitemizi yükseltiyoruz hem de maliyeti düşürüyoruz. Çünkü günümüzde acımasız bir rekabet var. Arsayı alırken veya imal ederken kaliteden ödün vermeden en iyisini en ucuz şekilde yapmalıyız.

Kentsel Dönüşüm ile ilgili düşünceleriniz neler?

Türkiye dönüşüm sürecinde çok geç kaldı. Hükümetin çok başarılı işleri var ama depremdeki dönüşüm işinde geç kalındı. Şu anda Van depremiyle tekrar gündeme geldi, dönüşüm projeleri yapılıyor. Ancak Şehircilik Bakanlığının kurulması doğru bir adım. İstanbul’daki bir yıkım Türkiye’ye de çok büyük felaket olur. İstanbul Türkiye’yi kaldırır ama Türkiye İstanbul’u kaldıramaz. O nedenle süratli bir şekilde depreme dayanıksız binaların muhakkak yenilenmesi lazım. İstanbul için doğru bir uygulama yapılırsa arsaların imar durumları yükseltilerek müeahhitlere kat karşılığı verildiğinde hükümetin de büyük bir yükü olmayacaktır.