Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

MEP Kongresi’nde yeni çözümler

Mekanik, elektrik ve sıhhi tesisat çözümlerinin yeni projelerde nasıl uygulandığını göstermek ve yeni iş birlikleri gerçekleştirmek adına güçlü bir platform oluşturmak amacıyla düzenlenen MEP Türkiye 2012 Kongresi, yerli ve yabancı çözüm ortaklarını biraraya getirdi. Ana sponsorluğunu AE Arma-Elektropanç’ın yaptığı, İnşaat Dünyası dergisinin de basın sponsorları arasında bulunduğu kongre, 21- 22 Şubat tarihleri arasında Sheraton Maslak İstanbul Hotel’de düzenlendi.

İngiltere, İtalya, Almanya ve Amerika gibi ülkelerden konuşmacıların yer aldığı iki günlük kongrede kojenerasyon, enerji paylaşımı ve donanım iyileştirmesi kavramlarının MEP altyapısı oluşturmada nasıl uygulandığı ve MEP teknolojilerinin binaların enerji tüketiminde nasıl fark yarattığı gibi konular tartışıldı.

DÜZENLEMELER İNSAN MERKEZLİ OLMALI

Konferansın ilk günü geliştiriciler, ana yükleniciler, mimarlar ve MEP yüklenicileri arsasındaki koordinasyonun nasıl optimize edileceği tartışılırken ikinci gününde sektör profesyonelleri MEP altyapı maliyetlerini ve karmaşıklığını arttırmadan binalarda uygulanan teknolojilerin optimize enerji kullanımına destek olmasını değerlendirdi.

Kongrenin ilk gününde bir konuşma yapan AE Elektropanç CEO’su Murat Karakartal, Moskova’da yapımı süren ve Avrupa’nın en uzun binaları olarak öne çıkan gökdelen projelerinde yer aldıklarını belirterek kentlerdeki dikey yapılanma trendinin süreceğini söyledi. Dikey yapılanmanın artması oranında bu binalardaki güvenlik çözümlerinin de arttığını kaydeden Karakartal, burada yapılan tüm düzenlemelerin insan merkezli düşünülerek tasarlanması gerektiğinin altını çizdi.

ÖZGÜN ÇÖZÜMLERE YÖNELMEK GEREK

“Mimari önceliklerle gerçekçi MEP altyapı projelerinin birleştirilmesi” konusunda kapsamlı bir sunum yapan Okutan Mühendislik CEO’su Mehmet Okutan MEP tasarım ve planlaması sırasında dikkate alınması gereken potansiyel enerji koruma önlemlerini aktardı. Okutan, sunulan çözümlerde mevcut projelerin özelliklerinin buluşup buluşmadığının öncelikli dikkat edilmesi gereken hususlardan olduğunu söyledi.

Sektörde elektrik, mekanik ve tesisat işleriyle ilgili problemler hakkında bir sunum gerçekleştiren Kipaş Klima CEO’su İrfan Çelimli de geri kazanılan enerjinin önemli olduğunu vurguladı. Enerji bilincinin eğitim süreçlerinde de yerleştirilmesi gerektiğini ifade eden Çelimli, sektör profesyonelleri olarak özgün çözümlerin üretilmesine de önem verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

BİNALAR AB ÖLÇÜLERİNDEN UZAK

Halk GYO A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Bilge Kağan Ceylan da MEP tasarım ve ekonomisinin LEED ve BREEAM yeşil bina standartları gerekleri ile ilişkisini anlattı. Halk GYO’nun yakın zamanda hayata geçirdiği Levent Şehir Otel Projesi ve hedeflenen LEED sertifikası hakkında bilgi veren Ceylan, iki yıl içinde tamamlanacak projede Silver veya Gold LEED sertifika seviyesinin yakalanacağını aktardı.

Kongrenin ikinci gününde İtalyan firma D’Appolonia’nın İnovasyon Müdürü Stefano Carosio, Avrupa’daki çok önemli oranda binanın AB Enerji Verimliliği ölçülerinden uzak olduğunu söyledi. Carosio, bu konuda ilerleme sağlamak için sistematik bir yaklaşımın şart olduğunu vurgularken bu konuda farklı sektörlerle ittifakların da ihtiyaç olduğunu ifade etti. Avrupa Birliği’nin bu alanda 200 milyon dolarlık bir fon ayırdığını söyleyen Carosio, Türkiye’nin de bu fonda aktif bir rol oynadığını sözlerine ekledi.

ENERJİ VERİMLİLİÐİ AJANSI ŞART

Kongrede sunum yapan isimlerden olan İnşaat Malzemeleri Sanayicileri Derneği (İMSAD) İş Geliştirme Koordinatorü Aygen Erkal da Avrupa Birliği’nin 2050 Enerji Yol Haritası’nın öneminden söz etti. Düşük karbonlu ekonomiye geçiş 10 önemli şartın olduğunu aktaran Erkal, bunlar arasında tüketimde enerji verimliliği, yenilenebilir enerjiye yönelim, yasal ve yapısal eksiklerin giderilmesi, Ar-Ge ve teknoloji inovasyonları, uluslararası işbirlikleri, enerji güvenliğinde hassasiyet ve enerji fiyatlandırmalarında reel maliyetlerin yansıması gibi hususların öne çıktığını anlattı.

Enerji verimliliği alanında AB ülkelerinde uygulamalarda hemen her bakanlığın etkin rol alabildiğini söyleyen Erkal, Türkiye’de bu ölçüde bir katılımın söz konusu olmadığını ifade etti. AB’de sivil toplum örgütlerinin de Türkiye’dekinden daha önemli görüldüğünü anlatan Erkal “Avrupa’da bize STK’lar Türkiye’de neden gereken önemi görmüyor diye soruyorlar, yanıt veremiyoruz” diye konuştu.

Enerji verimliliğinin İMSAD üyelerinin önümüzdeki dönemde en çok ilgileneceği alan olacağını söyleyen Erkal, Türkiye’de bir enerji verimliliği ajansının mutlaka kurulması gerektiğini vurguladı.

İtalya merkezli Modena Enerji Ajansı direktörü Marcello Antinucci de Avrupa Birliği ülkeleri genelinde 350 yerel enerji verimliliği ajansının olduğunu aktardı. Antinucci, Türkiye’de bir eğitim partnerinin de dahil olduğu, 6 bin okulda bir araştırma-geliştirme projesini sürdürdükleri bilgisini verdi.

TÜKETİCİNİN EÐİTİLMESİ ŞART

Urban Design Build Ltd. Genel Müdürü Edward WINSOR

Kongredeki konuşmanızda tüketicinin yeşil binalarla ilgili eğitilmesi gerektiğinden bahsettiniz. Buna neden ihtiyaç var?

İnsanlar çevreci çözümlere gitmek gerektiğini biliyorlar ancak alışkanlıklarını değiştirmekte çok isteksizler. Ya da bazen basitçe bilgileri olmuyor veya temel bilgilere sahip oluyorlar. Biz de bundan hareketle yapılara dair değerlendirmeler yaparak tüketiciyi bu konuda bilgilendirmeye çalışıyoruz. İlk önce temel bazı değişiklikler yapıyoruz. Ancak yaptığımız düzenlemenin onlara ne kadar enerji tasarrufu sağladığını görecekleri bir sistem de sağlıyoruz ki süreci kendileri takip edebilsinler. Bu sürecin ardından da insanların gelip “evet, binamızda şunları yapmak istyoruz” demelerine şahit oluyoruz. Yani bir kere insanları eğittiniz zaman bu yöndeki alışkanlıklarını da değiştirmeye başladıklarını görüyorsunuz.

Bu konuda İngiltere’deki bilinç düzeyine dair neler söyleyebilirsiniz?

Örneğin benim çocuklarımın bu konuda çok iyi eğitimli olduklarını söyleyebilirim. Çünkü son on yıldır okullarda bu yönde yoğun bir eğitim veriliyor. Dolayısıyla bizden sonraki kuşakların çok daha eğitimli olacaklarını söyleyebilirim.

LEED SERTİFİKASINDA İYİ NOKTADAYIZ

Halk GYO Genel Müdür Yardımcısı Bilge Kağan CEYLAN

LEED sertifikası alanında Türkiye ne durumda?

Yeşil binalarda Türkiye oldukça iyi bir noktada. Bundan yaklaşık bir sene önce LEED’in database’inde bir araştırma yaptım. Avrupa’da çeşitli ülkelerdeki LEED sertifikalı binaların sayısına baktım ve Türkiye ile mukayese ettim. Şu anda Türkiye’de 20 civarında LEED sertifikalı yeşil bina var. Bu rakam Rusya’da 1, İtalya’da 15-20 civarında, Finlandiya’da 5. Amerika ve Çin gibi birkaç spesifik ülkeyi saymazsak Türkiye’deki rakam aslında iyi bir rakam. Amerika’da ise tabii bu rakam binlerle ifade ediliyor. Federal hükümetlerin LEED serfitikasyonunu mecbur kılması bunu itekleyen bir neden. Amerika’da LEED sertifikası aldığınızda vergi indirimi ve teşviklerden faydalanabiliyorsunuz. Bu mekanizmalar Türkiye ve benzeri ülkelerde henüz yok.

Genellikle LEED serfitikasyonunu yatırımcılarla konuştuğumuz zaman ilk karşılaştığımız şey “bu bana kaça mal olacak, ilave maliyet ne olacak” diyorlar. Bu konuda bir önyargı var. Yeşil bina sertifikasının genel olarak yüzde 10 gibi bir ek maliyeti olacağı düşünülüyor. Dolayısıyla “değmez” diyor pek çok yatırımcı. Amerika’da yapılan bir araştırmada Kaliforniya eyaletinde LEED sertifikası alan ve almayan birçok projenin maliyeti karşılaştırıldı. Ve aslında bu sertifikanın genel maliyete ciddi bir etkisinin olmadığı ortaya çıktı. Önemli olan tasarımın kaliteli yapılması, mantıklı çözümlerin seçilmesi ve bu çözümlerin kaliteli yükleniciyle hayata geçmesi.

Siz Halk GYO olarak bundan sonra yeşil bina projeleri mi yapacaksınız?

Bu bizim bir hedefimiz. Bu hedefe ulaşmak için de Levent projemiz pilot bir proje.

PLANLAMAYA DAHA ÇOK ÖNEM VERİLMELİ

Okutan Mühendislik CEO’su Mehmet OKUTAN

Havalandırma-soğutma sistemlerinde uluslararası standartlar değerlendirildiğinde Türkiye’deki yapılar ne durumda?

Bence gayet iyi durumda. Teknolojik olarak hiçbir geriliğimizin olduğunu düşünmüyorum. Zaten yurt dışındaki operatörler ve müteahhitlerimizin tecrübesiyle orada ne yapılıyorsa burada da onlar yapılıyor. Ancak yapış şeklinde bazı verimsizliklerimiz ve eksiklerimiz var. Genel olarak projelerin planlama safhasında hem teknik planlamasına hem yönetimsel planlamasına yeterince önem verilmediğini düşünüyorum. Bu da nihayette elde ettiğiniz yapının ilk başta yatırımcının hayal ettiğinden belli düzeyde farklı olması gibi bir durum yaratıyor. Hedefi tam bulamamış oluyorsunuz.

İkinci olarak da nihayette elde edilen ürünün tüm özelliklerinden yatırımcının kendisinin haberi pek olmayabiliyor. Üçüncüsü de çeşitli proplemleri yolda çözmek zorunda kalıyorlar. Bu da hem para hem de zaman olarak kendilerine belli kayıplar getiriyor. Bu da daha çok alışık olamamakla ilgili. Çünkü teknik olarak bir eksiğimiz yok aslında. Planlama ve tasarımda batılı örneklerdeki gibi projenin başında yer alması için bu anlamda belli deneyimlerin oluşması gerekiyor.

DOÐRU ENERJİ KAYNAÐI SEÇİMİNİN ÖNEMİ

Arçelik CAC Satış Bölge Müdürü Tevfik Hakan HARMAN

Doğru enerji kaynak seçimi bir yapıda nasıl yapılır?

Doğru enerji kaynak seçimi öncelikle yapacağınız projenin çevresini iyi algılamakla ilgili. Sonuçta enerji kaynağı dediğimiz şey, enerjiyi tüketecek olan birimin kaynağı. Dolayısıyla proje su kenarındaysa su koşulları, hava koşulları, elektrik birim fiyatlarının değişkenliği ne durumda, elektriği gece kullanıp gündüz depolamak mı mantıklı yoksa gündüz mü kullanmak mantıklı, toprak kullanımı mümkün mü gibi konuların iyi analiz edilip en verimlisinin en optimize şekilde kullanılmasıdır doğru kaynak seçimi.

Türkiye’de ne ölçüde yapılan bir uygulama bu?

Çok yaygın değil. Bizde daha çok şabloncu, ezberci sistemler var. Daha ötesinde marka şablonları var. Ürünün teknik özelliklerinden ziyade ürünün isminin öne çıktığı, sizin projenizden ziyade aldığınız ürüne odaklandığınız bir sistem var. Yani ürüne odaklanılırken projenin kendisi unutulabiliyor. Önce ihtiyaçlarımızı iyi belirlememiz gerekiyor. Sonra ürünün teknik özelliklerine iyi odaklanmamız gerekiyor. Bu ikisi arasındaki koordinasyonu kurmamız gerekiyor. Bu da ürün, ihtiyaç ve kaynak üçlemesinden geçiyor. Bu üç yere ne kadar dengeli basarsa o kadar başarılı sonuç elde edilir.

Siz firma olarak bu konuda danışmanlık servisi sunuyor musunuz?

Evet, sunuyoruz. Bizim için ürünün satılmasından önce önemli olan enerji verimliliği anlamında analiz önemli. Müşteriyle anlaşalım, anlaşmayalım, hiç önemli değil. Müşteriye gereken teknik desteği veriyoruz. Gerekli dataları sağlıyoruz. Bizden ürünü almasa dahi sonrasında da gerekli desteği sağlıyoruz.

Bu konuda alışkanlıklardan kaynaklı zorluklarla karşılaşıyor musunuz?

Bu konu her ne kadar teknik bir konu olsa da insanların teknik olmayan ön yargıları var. Şu ülkenin malı olsun, bu marka olsun gibi önyargılar. Ürünün teknik özelliklerine odaklanmayıp daha ziyade şabloncu yaklaşımlar var. Bu ön yargıları kırmak oldukça büyük bir problem.

SERTİFİKALAR YAPIYA KİMLİK KAZANDIRIYOR

Servotel Kıdemli Danışmanı Tuncay KALFA

LEEDS ve BREEAM sertifikaların temel avantajları nedir size göre?

Herşeyden önce LEEDS ve BREEAM’in bir hedef alınarak projelendirme yapılması o binada bir disiplini getiriyor. Hangi sektörde ne kadar enerji harcanabileceği çok net olarak görüldüğü için gerek izolasyon gerek kullanılacak ekipmanların verimliliği anlamında kötü malzeme kullanma riski azalıyor. Bu sertifikalar sadece yatırımcıya enerji maliyetlerini azaltmasını getirmez. Bunlar aynı zamanda ilgili yatırıma bir kimlik de kazandırıyor. Gerek satışta, gerek kiralamada gerekse ortak bulmada, kredi bulmada önemli avantajlar sağlıyor. Ciddi bir proje işletmede, yatırımın geri dönüşünde sorun yaratmayacak bir enerji politikası var olduğunu gösterdiği için çok ciddiye alınan bir konu bu.

Türkiye’de bu sertifikalara ne ölçüde bir ilgi var sizce?

Şehir projelerinde, uygulamalarda bazı zorluklarla karşılaşılabiliyor. Ancak buna rağmen Aşre’nin koyduğu yüzde 15-20 oranındaki daha az enerji harcayacak bir konut tasarımının zorunlu hale gelmiş olması herşeyden önce daha verimli ekipmanlar kullanılmasını zorunlu hale getiriyor. Bu açıdan baktığımız zaman sadece isminin getirmiş olduğu avantaj bence o projeler için yetiyor.