Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Mimar Barış Çokcan

YEŞİL BİNA KAVRAMI BİR PRESTİJ UNSURU

Konuya dünya penceresinden bakacak olursak sürdürülebilirlik kavramı her ülkede farklı şekilde algılanmakta ve gelişim göstermekte. Özellikle Avrupa’nın sürdürülebilirlilik, yeşil bina üretimi konusunda lokomotif konumunda olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın geriye kalan ülkeleri ile Türkiye’deki gelişim arasında uçurum yok. Yeşil bina, ülkemizde ve dünyanın geniş bir alanında bir prestij unsuru olarak görülmekte ve reklam amaçlı kullanılmakta.

Yeşil binaların gelişimi Türkiye’de inşaat sektörünün gelişimine tabii ki paralellik göstermiyor. Günümüzde inşa edilen yapıların belki binde biri yeşil bina kavramını kazanmayı hak ediyor veya bu amaçla tasarlanıyor. Konu, ülkemizde çok yeni olduğu için zamana ihtiyacımız var.

“GÖSTERİŞ” DE OLSA GELİŞMELER OLUMLUDUR

İnşaat sektörü bu kavramı kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmakta ve bu kavramı pazarlamanın bir parçası gibi görmekte… Ayrıca sürdürülebilirlik, günümüzün bir moda akımı… Medya da ilgisiyle bu pazarlama stratejisinin bir aktörü konumundadır. Ancak tabir yerindeyse bu “gösteriş” için yapılan çalışmaları olumsuz görmüyorum. Çünkü geleceğimiz için önemli olan bir konunun tanıtılması ve toplum tarafından benimsenmesi için dile getirilip anlatılması ve tanıtılması gerekmekte… İnsanlar sadece çevresinde gördüğü ve denenmiş çözümleri kendi yapıları için talep ediyorlar. Yeşil yapıların da ilk etapta reklam amaçlı yapılması ve örneklerin çoğaltılması geleceğe yardımcı olacaktır.

ÖNEMLİ OLAN SERTİFİKASYON DEÐİL

LEED ve benzeri sertifikasyon programları bu pazarlama stratejileri için kullanılan programlar. Bu noktada tasarımcı, işveren ve yüklenicinin yaklaşımı ön planda olmalı. Az enerji tüketen, sağlıklı ve uzun ömürlü malzemelerle üretilmiş yapılar inşa etmeyi hedeflemeliler. Sadece rant için bu işi yapan kişi ve kurumlardan da bu yaklaşımı beklemek de sanırım bir hayalcilik. Bu işi yapanların sürdürülebilir yapılar inşa etmeleri için biraz da idealist olmaları gerekiyor.

2004 senesinde Avusturya’da ilk planladığımız müstakil villanın sahipleri bize geldiklerinde az enerji tüketen ve sağlıklı malzemelerden oluşan bir yapı tasarlamamızı kendileri talep ettiler ve bir sertifikasyon programına bağlı kalmadan bu arzularını gerçekleştirdik. Yani talebin müşteriden gelmesi çok önemli…

Şu anda “Düzce Teknopark” projemiz için LEED veya benzeri bir sertifikasyon programından yararlanmayı düşünmekteyiz. Ancak binayı tasarlarken bu sertifikasyon programlarının kriterlerini hiçbir zaman ön planda tutmadık. Bizim için önemli olan Türkiye’nin ilk (+) enerji binasını oluşturmaktı ve bu talep işveren tarafından geldi. Yapıyı bu konuda bugüne kadar elde ettiğimiz deneyimlere dayanarak ve proje ekibimizin görüşleri doğrultusunda tasarladık. Tasarımın bir parçası olan malzeme seçimleri konusunda da son derece hassas davranmaktayız. Yerel üreticiler tarafından sağlanacak malzemelerin hem yerel ekonomiye olan katkısı hem de nakliye yollarının kısaltılması ve karbondioksit salınımına olumlu etki yapacağını bilmekteyiz. Bizim en önemli hedefimiz sürdürülebilirlik ve yeşil bina konusunda ülkemizde örnek gösterilecek deneysel bir yapı oluşturmaktır. Herhangi bir sertifikasyon alacağımız puanlar bizim için önem teşkil etmemektedir.

LEED VE KRİTERLERİ

Her ne kadar bu sertifikasyon programlarının fazla önemsendiğine inanıyor olsam da 1998 senesinden günümüze başarı ile uygulanan bu programını içeriğinde yer alan konuların çevre dostu bir bina yapılmasında son derece etkin rol oynayan kriterler olduğu kesin. İnşaat kirliliğinin önlenmesi ve inşaatın temiz olması, su kullanımında etkinlik, malzeme ve kaynaklar, enerji ve atmosfer, iç hava kalitesi kriterlerinin de puanlamalarını oransal olarak doğru bulmaktayım.

Bu değerlendirme içersinde sadece inovasyon ve tasarım kriterinin de çok düşük tutulduğu söyleyebilirim. Bence tasarım yeşil binanın oluşumunun başlangıcıdır. Tasarım her zaman yapının temelini oluşturur. Bu temel ne kadar sağlam olursa sürdürülebilir yapı hedefinize ulaşmanız kolaylaşır. Tarih boyunca oluşturulmuş olan yapıların günümüzden daha fazla enerji etkin ve çevreye saygı duyan yapılar olduğunu söylemek mümkün ve bu yapılar kısıtlı malzemeler ile iklim ve çevre şartlarını ön planda tutan tasarımlarla mümkün hale gelmekteydiler.

DEVLET POLİTİKALARI GEREKİYOR

Yeşil bina konusun sadece inşaat sektörü tarafından değil toplumun tüm kesimleri tarafından kabullenilmesi ve talep edilir hale gelmesini sağlamak gerekir. Bunu sağlamak eğitim, tanıtım ve benimseme ile gerçekleşecektir. Bu tarz oluşumlarda sağlıklı zemine oturtulmuş devlet politikalarını gerektirmektedir.