Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Mesa Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Boysanoğlu: “Okul Gibi Çalışıyoruz”

Ankara merkezli bir şirketten şimdi İstanbul merkezli olmaya doğru kaydınız. İstanbul’da iş yapmanın Ankara’ya göre farkları, zorlukları neler?

Ankara’nın olanakları kısıtlıdır. Bizim geliştiricilik dediğimiz konu taahhüt işi gibi değil. Taahhüt işi yapan insanlar Ankara’da olmayı tercih ederler. Çünkü bakanlıklar orada ve onlarla o ilişkiyi sürdürmek isterler. Biz taahhüt işi de yapıyoruz ara ara ama esas işimiz geliştiricilik. Bu yönden de Ankara’da ciddi bir zayıflama gördük. İstanbul’dan Ankara’ya giden biri oradaki projeleri kıyasladığında onların çok mütevazi kaldığını görecektir. Bir kentin finans merkezi olması, yanında başka şeyleri de getiriyor. Başından itibaren İstanbul’da yaptığımız konut sayısına bakarsanız buradaki çok az firma o kadar konut yapmıştır ama biz Ankara’da olmayı da sürdürdük. Şu an İstanbul ayağa kalktı her anlamda. Hükümetin yaklaşımı da burayı dünyanın sayılı merkezlerinden biri yapmak yönünde. O potansiyel de şehirde mevcut. İstanbul’da öne çıkan bir farklılık, herkesin kendine ait bir bölgesinin olması. Örneğin Levent’te yaşayan birine Çengelköy’den veya Üsküdar’dan bir yer satamazsınız. Bu çok net. Ankara’da ise böyle bir şey yoktur, orada insanları taşıyabilirsiniz.

Şimdiye kadar Türkiye ve yurt dışında 70 binin üzerinde konut inşa ettiniz. İstanbul ve Ankara’da mahalleler, yerleşim bölgeleri kurdunuz. Bu yönüyle baktığınızda sizin gibi yatırımcılar kentlere karşı nasıl bir sorumluluk hissetmeliler?

Yatırımcı sorumluluğu anlamında kendimizi farklı bir yere koyacağım. 1975-76 yıllarında şu an hala kullanılan tünel kalıplara başladık. Sırf deprem için bu teknolojiyi Fransızlarla beraber geliştirdik. Şu anda sanıyorum Mesa İmalat olarak dünyanın en büyük tünel kalıp üreticisiyiz. Türkiye’de de ciddi sayıda firmave Fransa, Belçika, Amerika gibi ülkelere satıyoruz. Tünel kalıp İstanbul’da ilk olarak 1984’te Göztepe’deki İş Bankası konutlarında kullanıldı. Ardından Ataköy’de, Halkalı’da aynı teknolojiyi kullandık. Sonra diğer müteahhitler de bu teknolojiyle iş yapmaya başladı. Depreme dönük sisteme inandığı için sayın Erdoğan Bayraktar da hep bu tüneli öne çıkarmıştır. Şimdi ise “bir adım daha atmamız lazım” diyerek değiştiriyor. Doğru da yapıyor açıkçası.

Bizim için önemli olan bir husus da bir okul gibi çalışıyor olmamız. Şu an sektördeki çok ciddi bir çalışan yüzdesi, bilhassa teknik ve idari elemanlar hep bizden çıkmadır. Şimdiye kadar sektöre yüzlerce teknik adam yetiştirdik. Teknolojiyle beraber birtakım değişimleri gerçekleştirmek zorundasınız. O değişimleri bizim eski çalışanlarımız öbür taraflara da aktardılar. Şu anda izolasyon en büyük sorunlardan biri. Ama biz 23 yıldır dıştan izolasyon yaparız. Sektöre bakarsanız dışarıdan izolasyonun 7-8 yıldır başladığını görürsünüz. Bunlar hep bizim önceden gördüğümüz, sıkıntısını yaşadığımız ve başkalarına ilettiğimiz durumlar.

Kriz dönemlerinde nasıl bir strateji izliyorsunuz?

İnşaat yatırımı yapan firmaların kriz döneminin bitmesini beklemek gibi bir lüksü yoktur. Yatırımlar üç-dört yıllık sürelere yayılır. Krizlerse her iki yılda bir kendini gösterir. Dolayısıyla krize yakalanmamak sözkonusu değil. Önemli olan krize nasıl yakalandığınızdır. Eğer arsa sahibiyseniz arsa fiyatıyla oynayarak yeni bir cazibe yaratmaya çalışmak gibi bir şansınız olabiliyor. Diğerinde öyle bir şansınız yok. Başkalarının arsası üzerinde proje geliştiren firmalarda zaman bellidir. Onun da belli bir zaman diliminde bitirmesi gerekir. Ama biz arsa sahibi olduğumuz için öyle bir sıkıntı yaşamıyoruz. Mesela bunun bir uç örneği olarak, Ankara’da Parkoran diye 1900 konutluk bir proje yaptık. Projenin yapımı sırasında arsa TOKİ’nindi. Biz 8. ayda TOKİ’yi ikna ederek arsayı satın almaya yöneldik. Bunu yaparak projenin ilerideki aşamalarını kontrol edebiliyorsunuz. Arsa sahibi olmadığınızda böyle bir imkanınız olmuyor. Sektör ne zaman aşağı gidecek, ne zaman yukarı çıkacak bilemezsiniz.

Bir anlamda kontrolü elinizde bulundurmuş oluyorsunuz.

Evet, o çok önemli bir unsur. MESA’nın projeleri niye böyle bir düzende ilerliyor denince, 2008 kriz döneminde Türkiye’de de iş yapıyorduk ama ağırlıkla yurtdışındaydık. Kazakistan, Letonya, Azerbaycan gibi ülkelerdeydik. O sırada bu ülkelerin hepsi baş aşağı gidiverdi. Bir tek Polonya sıkıntıya girmedi, büyümeyi sürdürdü. Biz de oradaki işimizi yürütebildik. Ama diğerlerinde sıkıntı olunca durmak zorunda kaldık.

Yurt dışındaki arsaları da satın alıyor musunuz?

Yurtdışında da ağırlıkla geliştirici olarak çalışıyoruz. Letonya’daki proje konut artı çarşı şeklindeydi. Kazakistan’dakinde taahhüt işi de vardı ama çarşıydı esas olarak. Libya’da 400 milyonluk iki üniversite işi aldık ama ardından siyasi kriz geldi. Sektörde bunlar oluyor, biz alışığız. Zaten riskli olan ülkelere gidiyoruz. Yabancı ülkelere gidişimizin arkasındaki ana sebep riskli olmaları, Avrupalıların da bu nedenle buralara gitmiyor olmaları. Fakat artık sıkıntıya giren Avrupalı firmaların da rakibimiz olmaya başladıklarını görüyoruz. Örneğin Misurata’da yapılacak milyarlarca dolarlık iş var ama bir bakıyorsunuz Fransız şirketleri iş almışlar bile. TÜRKİYE’DE CANLILIK SÜRECEK

İnşaat sektörünün özellikle bu yıl bir bekle-gör dönemine girdiği yönünde yorumlar var. Katılıyor musunuz? Sizin beklentiniz nedir?

Hayır bu görüşe katılmıyorum. Bu sene projeye başlayacak olanlar bir nazlanma sürecine girebilir ama projeye zaten başlamış olanın böyle bir lüksü yoktur, bitirmek zorundadır. Bin konutluk bir yerde yüz konut satmışsanız onu ne yapıp edip bitirmek durumundasınız. Türkiye’de Kasım ayının sonu gibi bir sıkıntı başladı, Aralık ve Ocak’ta da sürdü. Ama Şubat ve Mart’ta yeniden canlanma oldu. Bu canlanmanın Haziran ortalarına kadar süreceğini tahmin ediyorum.

Bir söyleşinizde “40 yıldır 8’in üzerinde kriz gördük, artık alıştık” diyorsunuz. Yakın dönem için bu anlamda öngörünüz nedir?

Şu an eskiye göre iyi durumdayız. 10 yıldır süren istikrarlı bir hükümet var, onun yanında getirdiği artılar inanılır gibi değil. Kişi başına düşen gelirde 2500 dolardan bugün 10 bin dolarlara geldik. Ama “kötü” dediğimiz Avrupa’da bu oran 40 bin dolar civarında. Onların yüzde 25 geriye düşmesi dahi bizim iki katımız oluyor. Dolayısıyla biz hala oraya bağlıyız. Bankalarımız oraya bağlı. Onlardaki bir kriz de bizi etkiler. Ancak bizdeki mevcut canlılık daha sürer. Dediğim gibi şu anda kişi başına düşen gelirde 10 binlerdeyiz, daha Avrupalılara yetişmemiz gerekiyor. Bu nedenle de canlılık sürecek. Dönüşüm projeleriyle çok büyük değerler elde edilebilir ama çok da sahip çıkmak gerekiyor.

Ortadoğu’da yaşanan siyasi krizden şimdiye kadar ne ölçüde etkilendiniz? Bir iyileşme dönemi yaşıyor musunuz?

Suriye’de çalışmak gibi bir durumumuz vardı ama başlamadan çekildik. Libya’da ise en ciddi etkilenen firmalardan birisiyiz. Parasal etkilenme var ama bizi sıkıntıya sokacak ölçeklerde değil. Ana sorunumuz insanımızla ilgili. Orada iki taraflı yaklaşık 800 kişi çalışıyordu. Bunlardan en azından 80’i üst düzey kişilerdi. Bunların tümü için iş bulmamız lazımdı. O yüzden Cezayir’deki tüm ihalelere giriyoruz. Cezayir gaz ve petrol dolayısıyla parasal olarak çok güçlü bir ülke. Orada da sıkıntılar olur diyorduk ama çıkmadı pek. Libya’da ana mesele seçimlerin olması. Ondan sonra herkes önünü görebilecek.

Türkiye’de yeni pazarlar anlamında da ciddi arayışlar sürüyor. Sizce önümüzdeki dönemde nereler yeni pazarlar olabilir?

Suudi Arabistan müthiş bir açılım içinde ama bir türlü hareketlenemedi. Çünkü evvelden oraya giden Türk firmaları çok para kaybettiler. Oradan para kazanarak dönen çok az firma vardır. Suudi Arabistanlılar da bunu biliyor, bunu toparlamaya çalışıyorlar. Libya’nın güneyindeki ülkelerde, örneğin Nijerya ve Gana gibi ülkelerde de müthiş bir potansiyel var ama şöyle bir şey hatırlatayım. Biz Sovyetler Birliği’ne ilk iş yapan gruplardan biriyiz. ENKA’yla biz başlattık. Ama o zamanlar ENKA patronuyla birlikte orada yıllarca kaldı ve şu anda oranın en büyüklerinden birisi oldu. Şunu söylemek istiyorum, o ülkelerde ancak uzun vadeli kalırsanız başarılı olabilirsiniz. Şu anda Venezuela deniyor. Aynısı orası için de geçerli. Oraya da gidecek firmaların yerleşmesi, uzun süre kalması gerekiyor.

HAYATIMIN EN ÖNEMLİ PROJESİ

Tema Park hacmi itibariyle MESA’nın şimdiye kadar yaptığı en büyük projelerden biri. Nasıl bir önemi var sizin için?

Benim sektördeki 42. yılım ve bu, hayatımın en önemli projesi. Türkiye’de bugüne kadar böyle bir proje yapılmadı.

Maliyeti itibariyle de şimdiye kadarki en büyük projeniz mi?

Bahçeşehir’deki konut projesinden sonra en büyüğü bu. 1.3 milyar Euro’luk bir maliyet bekliyoruz bu projeden.

Projenin fuar alanına dair beklentiler yüksek. Siz ne öngörüyorsunuz?

220 bin m² lik bir kapalı alanla yeni bir merkez oluşturuyoruz. Evvelden bu bölgeye ‘uyuma bölgesi’ deniyordu. Sayın Bayraktar’ın da en büyük hedefi bu uyuma bölgesini hareketlendirmekti. Bu proje de burayı hareketlendirecek.

Biz çalışmaya başlarken Almanya’yı inceledik, orada 2 milyon 700 bin m² lik fuar alanı var. Leipzig kenti bu anlamda çok ilginç. Daha önce Doğu Almanya tarafında olan bir kentti. O dönemde nüfusu 800 binmiş. Birleşmeden sonra da göç nedeniyle nüfus 300 bine kadar düşmüş. Almanların yaptıkları ilk iş, Leipzig’e büyük bir fuar alanı yapmak olmuş. Şu anda kentin nüfusu 650 binin üzerine çıkmaya başladı. Almanya’nın fuardan elde ettiği yıllık gelir 26 milyar Euro. Orada fuarlar tahminen 250 bin kişiye iş veriyor. Fuar ziyaretçi sayıları da 4.5 milyon kişi civarında. Bunun yüzde 25’i Almanya dışından geliyor. Dolayısıyla bunları görünce, bu ilginin İstanbul’a da çok ciddi bir ivmesi olabilir.

Projede Eğlence Parkı da aynı ölçüde öne çıkan bir yatırım…

Evet, zaten Türkiye’de bu büyüklükte eğlence parkı yok. Ticaret merkezlerine bağlı yerler veya belediyenin yaptığı su parkları var ama bunlar genellikle 15-20 bin m² civarında. Bu ise 400 bin m² ve yatırımı da çok büyük. Ziyaretçi sayısının 2 buçuk- 3 milyondan başlayıp yükselmesini bekliyoruz.

Fuar ve Eğlence Park’ının yönetimini de siz mi üstleneceksiniz?

Evet, tümünün idaresi bizde olacak. Eğlence Parkı’nda ortaklar olacak büyük ihtimalle. Çünkü o çok farklı bir sektör. Bir takım gruplarla görüşmelerimizde sona doğru gelmekteyiz.

Tema Park’ın firmanızın büyümesine nasıl bir katkısı olacağını öngörüyorsunuz?

Projedeki en büyük finansman ayaklarından birisi konutlar. Konutları kısa zamanda satacağız. Ana hedef ise fuarı işletmek. Almanya’dan fuarın işletmesini yapmak isteyen gruplarla görüşmelerimiz var.

Alman fuar firmalarının ilgisinin sebebi ne?

Şu anda Shengen vizesi nedeniyle Almanya’ya giriş ve çıkışlar yabancılar için çok zor. Bazen fuarlara katılımcı olan gidecek olanlar mallarını gönderiyor ama kendileri gidemiyorlar. Almanya bu nedenle katılımcı sayısında ciddi düşüşler yaşıyor. Bunu da fuarcılar görüyor ve yeni yerler arıyorlar. Örneğin Çin’e gittiler ve Şangay’da 350 bin m² lik bir fuar alanı yaptılar Çinlilerle beraber. Orada da şöyle bir sıkıntı gördüler, fuara katılanlar bir haftalık sürenin ardından mallarının kopye edildiğini gördüler. Bu belki oradaki fuar işlerinin sürmesini engellemeyecek ama Türkiye gibi bir ülkede bu büyüklükte bir fuar alanının açılıyor olması onlar için önemli.