Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Bünyamin Derman

İnanma ihtiyacı, insanoğlunun varoluşu kadar eski bir olgu. İbadethaneler de… Tarih boyunca her devirde ve kültürde, inanılan ilaha, her şeyi yaratan tanrıya adanmış yapılar görürüz. Topluca ibadetin mekanı olan bu yapılar, o çatı altında toplanan insanlar için bir aidiyet ve kimlik tanımı yaparken, aynı zamanda tarihe ışık tutan değerli eserlerdir.

Bir mimar olarak, inancı ne olursa olsun her tasarımcının bir ibadethaneyi tasarlamaya başlamadan önce, o inancın felsefesini anlaması, ritüellerini öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mimar, hem kullanıcısına iç işleyişi doğru bir mekan sunmalı, hem de bunu taze bir mimari dille kurgulamalıdır ki alışılmadık, uhrevi bir ruhsal deneyim yaşatabilsin.

İbadethanelerin mimari başarısında bir diğer önemli husus, master plan içinde doğru konumlandırılıp konumlandırılamadığıdır. Yer seçimi, ulaşılabilirlik, yapının ölçek olarak doğru algılanabilmesi, çevresindeki boşluk, büyüklüğü (kullanıcı kapasitesi)… gibi birçok planlama kararı bu tür yapıların algısı ve mimari başarısında önemli kriterlerdir. Bu tür yapılar tarih boyunca hep bir merkez tanımlamışlardır kentte, köyde. Bir boşluğun (meydanın, parkın) kenarını tutmuşlardır. Etraflarında ondan daha yüksek bir yapı olmadan, oranın “landmarkı” olmuşlardır; çevrelerinde çarşı, okul, dükkan, iskele ya da istasyon vardır.

Her yapı çağının çocuğudur. İbadethaneler de inşa edildiği dönemi yansıtmalıdır. Zaten örneğin, bugün Mimar Sinan’ın camilerine bir hayranlık duyuyorsak, bu, kendi döneminin moderni olduğu içindir.

O dönemin mühendislik imkanları, malzemeleri içinde, var olan geleneği, taze ve her defasında farklı bir mekan diliyle inşa ettiği içindir.

“Değişmeyen, olmazsa olmaz kuralların, örneğin, kıble yönünün, ibadet şeklinin vs. dışında, malzeme ve inşa teknolojisinin sağladığı imkanlarla var olan geleneğin türlü yorumu yapılabilir.”

Her tasarımdaki gibi mimar, kendisine verilmiş bir program ve çevre (arsa) sınırları içinde, başka bir ifade ile belli kısıtlar içinde, farklı, anlamlı ve doğru tasarımı yapma sorumluluğunu taşımalıdır.